Sabahattin Bilgiç, Hayatımı Değiştiren Albümler serisinde Placebo’nun Sleeping With Ghosts albümünden yola çıkarak gençliğin karanlık odalarına, korsan CD tezgâhlarına ve yıllar geçse de susmayan o tuhaf hayaletlere dönüyor.
Hepinize selamlar Stüdyoİmge okurları. “Hayatımı Değiştiren Albümler” yazı dizisinde bu ay yakın geçmişten pek çoğumuzun bildiği, ülkemizde oldukça popüler bir grubu seçtim sizler için. İngiliz Alternatif Rock grubu Placebo, 2003 tarihli dördüncü stüdyo albümü Sleeping With Ghosts ile konuğum olacak.
Rocksever 2000’ler kuşağının gözde ekiplerinden biri olan üçlü, ülkemizde muhtelif mekânlarda defalarca konser vererek memleketteki hayranlarıyla buluşmuştu. Hâlâ pek çoğumuz için özel bir grup Placebo. Onlar otuz seneyi aşkın bir süredir üretmeye ve çalmaya devam ediyorlar. Kendilerini ve müziklerini yeniledikleri için her daim kulaklarda modern bir rock grubu olarak tınlıyorlar. Grup 1996 yılında kendileriyle aynı ismi taşıyan debut albümleri Placebo’yu, 1998’de ikinci albümleri Without You I’m Nothing’i, 2000 yılında Black Market Music isimli üçüncü albümlerini çıkarmışlardı. Çalışkanlığıyla dikkat çeken üçlü, istikrarlı üretimleriyle ve hit şarkılarıyla isimlerini tüm dünyada geniş kitlelere duyurmayı başarmıştı.



American International School of Luxemburg’da eğitim gördükleri yıllarda tanışan Brian Molko ve Stefan Olsdal yıllar sonra Londra’da bulunan South Kensington metrosunda karşılaşmış ve karşı konulamaz bir şekilde birbirlerinin çekim alanına girmişlerdi. Müziği çok seven ikili birkaç denemeden sonra Ashtray Heart ismini almış, sonradan Placebo’ya dönüşecek ilk kıvılcımı çakmışlardı. Stefan’ın daha önce beraber müzik yaptığı ve o sıralar Breed isimli grupta baget sallayan Robert Schultzberg’in katılımıyla taşlar artık iyice yerine oturmuş ve nihayet grup hüviyetine bürünmüşlerdi. Başlangıçtaki Art Rock çizgisinden Glam/Punk/Grunge temelli bir müziğe doğru evrilmişlerdi.
İngiltere’yi o dönemler kasıp kavuran Britpop furyasının karşı kutbuna kendini konumlandıran Placebo depresif ve içe dönük tavırlarını androjen ve provokatif bir imajla tamamlamıştı. Çıkış albümünde yer alan Nancy Boyteklisiyle ilk patlamasını yapan aykırı üçlü, devam albümünde İngiltere tekli listesinin ilk onuna üç tane tekli- Pure Morning, You Don’t Care About Us ve Every You Every Me– sokmayı başarınca global arenada da hayranlar kazanmaya başlamıştı. Tam da bu esnada albümle aynı ismi taşıyan şarkı Without You I’m Nothing’i çok beğenen David Bowie’nin dikkatini çeken Placebo, 1998 yazında bu şarkıyı idolüyle birlikte yeniden kaydederek tekli olarak yeniden yayınlamıştı. David Bowie tarafından kendi kuşağının devamı olarak görülen ve onaylanan Placebo’nun başarı grafiği bir sonraki albümle hız kesmeden devam etmişti.
2002 yılına geldiklerinde neredeyse 10 yılı devirmiş olan Placebo artık üzerine yapışan Glam/Punk etiketinden sıyrılmak istercesine yeni yollar aramaktaydı. Başlangıçtan beri Brian Molko’nun kafasında kabaca Sonic Youth ile Depeche Mode’u bir araya getirmek gibi bir fikir vardı. Grup, Post Punk/Elektronik Müzik temelli yeni bir sound için kolları sıvamış, 2002’nin Eylül-Aralık aylarını kapsayan dört ay boyunca Londra’da bulunan The Town House ve Sarm West stüdyolarına kapanmıştı. Prodüktör Jim Abbiss’in katkılarıyla kendini serbest bırakan grup elemanları enstrümanlar arasında yer değiştirip albümün ses paletini genişletmişti. Yer yer hipnotik bir atmosfer oluşturma anlayışının tercih edildiği grubun dördüncü bebeği Sleeping With Ghosts, takvimler 24 Mart 2003 tarihini gösterirken raflardaydı.
İlk albümlerinde agresif ve çiğ bir soundu tercih eden Placebo, otoriteler tarafından olgunlaşma albümü olarak nitelendirilen Sleeping With Ghosts albümünde piyano ve elektronik sesler arasında harika bir denge yakalamıştı. İşte tam da bu yüzden net bir şekilde bu kayıt, benim en sevdiğim Placebo albümü. Brian Molko provokatif olmayı bir kenara bırakıp karanlık imajını bu albümle yırtarken aykırı olmayı daha rafine bir müzikal kimliğe dönüştürmüştü. Kısaca geçmişe bakıp hatalardan ders alıp hayatı temize çekme çabalarının yansıması olarak nitelendirebileceğim albüm kanımca Placebo’nun kariyerinin en şahane işi.
Vokal, gitar ve tuşlularda Brian Molko, davul ve perküsyonda Steve Hewitt, bas gitar, tuşlular, piyano ve geri vokalde Stefan Olsdal’dan oluşan klasik Placebo kadrosunun kotardığı albüm kırk altı dakika otuz iki saniye uzunluğunda. On iki şarkıdan oluşan albümün şarkı sözlerinin çoğu Brian Molko tarafından kaleme alınmıştı.
Şarkı Listesi:
A1: Bulletproof Cupid – 02:22
A2: English Summer Rain – 04:01
A3: This Picture – 03:34
A4: Sleeping With Ghosts – 04:38
A5: The Bitter End – 03:10
A6: Something Rotten – 05:28
B1: Plasticine – 03:26
B2: Special Needs – 05:15
B3: I’ll Be Yours – 03:32
B4: Second Sight – 02:49
B5: Protect Me From What I Want – 03:15
B6: Centrefolds – 05:02

Albümü sert ve mekânik bir şekilde açan enstrümantal marş niteliğindeki Bulletproof Cupid, o dönem tüm konserlerin açılış şarkısı olmuştu. Albümün üçüncü teklisi olarak piyasaya sürülen English Summer Rain, melankolik bir yapıda ve az önce bahsettiğim albümün hipnotik atmosferini hemen kuran bir şarkı. Albümdeki hayalet temasıyla direkt bağlantı kuran This Picture, nefis video klibiyle hâlâ hafızalarda. Başlangıçta R.E.M. tarzında bir piyano baladı olarak kurgulanan şarkı, yıkıcı bir ilişkinin ardından Brian Molko tarafından kaleme alınmış. Albüme adını veren şarkı Sleeping With Ghosts’ta kastedilen, biten bir ilişkinin insanın içinde bıraktığı izler. Geçmişten gelen duyguların ve anların zihinde yaşamaya devam etmesi hayalet metaforuyla anlatılıyor. The Bitter End, Placebo’nun sound olarak eski ve yeni hali arasında köprü kurduğu için albümden çıkan ilk tekli olarak seçilen hoş bir şarkı. A yüzünü kapatan, Brian Molko’nun çaldığı saksofonla güzelleşen ve Trip Hop etkileri taşıyan Something Rotten, albümdeki en deneysel şarkı. Apayrı bir güzellik.
B yüzünü açan şarkı Plasticine, dilimizde “oyun hamuru” anlamına geliyor. Brian Molko parçada, “Beni kim şekillendirdi?” sorusuna takılıp kalırken en sonunda “Kendin olmayı unutma.” öğüdünü salık veriyor. Sleeping With Ghosts albümünün en kırılgan anını temsil eden Special Needs, geçmişe özlem duyan bir başka mutlu-hüzünlü şarkı. İngiltere tekli listesinde ilk yirmiyi zorlayan bu şarkının ardından masum olmayan teslimiyet hissi I’ll Be Yours’ta hayat buluyor. Second Sight’ta bir başka flashback hissi bu kez daha dinamik ve tempolu bir şarkının doğuşuna vesile oluyor. Bağımlılık temasının psikolojik yönünün işlendiği Protect Me From What I Want, Fransa’da Protège-Moi ismiyle Fransızca sözlerle albümün bonus şarkısı olarak yayınlanmıştı. Yönetmen Gaspar Noé’nin çektiği video klip müstehcen olduğu gerekçesiyle yayınlanamamıştı. Albümden sonra çıktıkları turnede filme alınan Soulmates Never Die (Live in Paris) konser DVD’sinde Placebo’nun şarkıyı seslendirdiği sırada sahne arkasına yansıtılan görüntülerde videonun izlerine rastlamanız mümkün. Giriş cümlesiyle 1966 tarihli dram Au Hasard Balthazar filmine gönderme yapan yürek paralayıcı Centrefoldsşarkısında Placebo kitabın ortasından konuşup melankolinin zirvesinde albümü huşu içerisinde nihayete erdiriyor.

Sleeping With Ghosts albümü yayınlandıktan hemen sonra neredeyse eş zamanlı olarak, on sekizinci yaş günümün ertesinde ummadığım bir anda kucağıma düşüverdi. Beyoğlu’ndaki Hayal Kahvesi’nin arkasında bulunan Afrika Han’ın içinde izbe bir binanın giriş katında yer alan korsan CD tezgâhında bu albümü görmüş ve iki milyon lira karşılığında hemen satın almıştım. Korsancılar, kapakta görülen bir insanla yekvücut olan hayaletin popo kısmına imzalarını atmışlardı: MARNUS. CD kopyalamayı engelleyen Copy Controlled teknolojisiyle üretilen albümü kırmayı bir şekilde başarıp, memleketin parasız ama hevesli rocker gençliğine adeta amme hizmeti sunmuşlardı.
Derken yıllar sonra orijinal arşiv yapabilecek ekonomik koşullara ulaştığımda ilk aldığım albümlerden biri Sleeping With Ghosts olmuştu. Hatta sonra bir de kıpkırmızı zemin üzerine kabartma PLACEBO yazılı card sleeve kapak promo CD albümü elime geçince keyfim nasıl katlanmıştı, anlatamam. Yirmi küsür senedir bıkmadan dinlediğim on sekizinci yaşımın fon müziği, bana her seferinde ilk gençliğimin mutlu-hüzünlü günlerini hatırlatmaya devam ediyor.



