Bülent Seyitdanlıoğlu, popüler kültürün akışını değiştiren Fab Four’un hayattaki temsilcileri Paul McCartney ve Ringo Starr’ın eş zamanlı olarak stüdyoya dönüşlerini ele alıyor. Seksenlik koca çınarların Liverpool sokaklarındaki çocukluk hatıralarına ve geleneksel Amerikan tınılarına açtıkları taze kulvarları irdeliyor. Geçmişin devasa mirasına sığınmak yerine bugünden geriye samimi birer içsel bakış sunan yeni uzunçalarlar, sönmeyen bir yaratım iştahının kanıtı niteliğinde.
Paul McCartney an itibarıyla tam 84 yaşında…
Aradan geçen onca yıla, sayısız albüme ve yaşamının bir parçasını oluşturan hikâyelere rağmen hâlâ yeni şarkılar peşinde. Seksen dördüncü yaşını çok özel bir albümle taçlandırdı. Bu albüm onun Rock’n’Roll’a duyduğu bağlılığın da en güçlü kanıtlarından biri.
The Boys of Dungeon Lane, ilk bakışta bir hatıralar albümü gibi görünebilir. Ancak biraz yakından bakıldığında, albümde McCartney’nin geçmişe dönmekten çok geçmişle konuşmayı tercih ettiği görülüyor diyebiliriz.
Albümün adı, Liverpool’un Speke bölgesindeki Dungeon Lane’e gönderme yapıyor. McCartney bizi bu kez stadyumlara, dünya turnelerine ya da Beatles yıllarının ihtişamına götürmüyor. Bunun yerine çocukluğunun geçtiği sokaklara, ilk arkadaşlıklara, Rock’n’Roll’un heyecanlarına ve henüz hiçbir şeyin kesinleşmediği günlere dönüyor.
Bu yönüyle albüm, kariyerinin son dönemlerinde geçmişini yeniden değerlendiren bir sanatçının çalışması olmaktan çok, Rock’n’Roll ile kurduğu ilişkinin köklerini arayan içten bir yolculuğu andırıyor.
Özellikle Days We Left Behind, albümün merkezindeki duyguyu güçlü biçimde yansıtıyor gibi. Şarkı, bir ömürden geride kalan insanlara, mekânlara ve anılara sakin bir bakışla yaklaşıyor. McCartney şarkıda geçmişi romantikleştirmek yerine onu olduğu gibi kabul etmeyi tercih etmiş. Bu tercihin ise büyük bir samimiyet taşıdığı görülüyor.
Albümün en dikkat çekici anlarından biri olan Home to Us ise farklı bir kapı aralıyor. Ringo Starr’ın katkısıyla şekillenen şarkı, Beatles nostaljisine yaslanmak yerine ortak bir yolculuğun hâlâ sürdüğünü hatırlatıyor. Şarkının satır aralarında uzun yıllara dayalı kader arkadaşlığının hafızası dolaşıyor.
Albümün yapım sürecinde önemli bir rol üstlenen yapımcı Andrew Watt, McCartney’nin geçmişe dönük anlatısını güncel bir ses örgüsü içinde sunmasına yardımcı olmuş. Buna rağmen kayıtların merkezinde teknoloji ya da prodüksiyon değil, şarkılar duruyor. McCartney’nin birçok enstrümanı yine kendisinin çalması da albüme ayrı bir kişisel ton katıyor.
Albüm süresince Liverpool’un sokakları, savaş sonrası İngiltere’nin gündelik hayatı, ilk müzik hayalleri ve gençlik arkadaşlıklarına tanıklık yaptığımız gibi Lennon–McCartney hikâyesinin gölgesi albümün birçok köşesinde hissediliyor.
Doğrudan anlatılmayan anılar, yarım bırakılmış cümleler, geçmişe dönük küçük göndermeler ve kaybedilmiş dostlukların izi. McCartney albüm boyunca Beatles efsanesini yeniden anlatmaya çalışmıyor. O efsaneyi mümkün kılan insanları ve zamanları hatırlatıyor. Belki de albümün asıl gücü burada yatıyor.
Dolayısıyla seksen dört yaşındaki Paul McCartney, kariyerine yeni bir zirve eklemeye çalışmıyor. Bunun yerine, kendisini kendisi yapan hikâyelerin peşine düşüyor. Bu nedenle The Boys of Dungeon Lane, yalnızca yeni bir McCartney albümü olarak değil; Liverpool’dan dünyaya uzanan olağanüstü yolculuğun başlangıç noktalarına dönüp bakan, Lennon ile paylaşılan gençlik yıllarına, dostluklara, kayıplara ve Rock’n’Roll’a duyulan sarsılmaz bağlılığa selam gönderen çizgi üstü bir kayıt.
Gösterişten uzak, sade, mütevazı ve bir o kadar da mücevher değerinde…
Tam da Paul McCartney’den beklenebilecek türden bir albüm.
Ringo Starr da aynı dönemde yeni albümüyle karşımızda. Üstelik o da artık 85 yaşında…
Beatles’ın hayattaki iki üyesinden biri olmasının ötesinde, Fab Four’un en büyüğü. Ama Long Long Road’u önemli kılan şey, bir eski Beatles üyesinin hâlâ albüm yapıyor olması değil. Asıl mesele, Ringo’nun bu albümde kendi müzikal köklerine son derece içten bir saygı duruşunda bulunması.
Long Long Road, T-Bone Burnett prodüktörlüğünde şekillenen bir Country/Americana albümü. Ancak burada parlak, cilalı ve güncel Country formüllerinden çok; yol, zaman, kayıp, kabulleniş ve sade bir hayat bilgisi var.
Albümün açılışında yer alan şarkı Returning Without Tears, daha ilk anda bu yapıyı kuruyor. Ringo, büyük vokal gösterilerine kalkışmıyor. Zaten onun gücü hiçbir zaman orada olmadı. O, şarkının içine yerleşen, hikâyeyi fazla büyütmeden anlatan, kırılganlığı saklamayan bir ses.
Baby Don’t Go ve It’s Been Too Long ise albümün daha hareketli yüzünü gösteriyor. Özellikle Molly Tuttle ve Sarah Jarosz’un katkıları, Ringo’nun sesini gölgelemiyor; aksine ona sıcak bir Americana dokusu kazandırıyor. Billy Strings’in varlığı da albümün kök müzik damarını güçlendiriyor.
Albümün en anlamlı duraklarından biri, Carl Perkins çizgisine uzanan I Don’t See Me in Your Eyes Anymore. Çünkü Ringo’nun Country sevgisi sonradan edinilmiş bir merak değil. Beatles yıllarında seslendirdiği Act Naturally’den, 1970 tarihli Beaucoups of Blues’a kadar uzanan eski bir hikâye bu. Long Long Road, o hikâyenin geç dönem ama oldukça doğal bir devamı niteliğinde.
Choose Love ise albümün Beatles hafızasına en açık selamlarından biri. Ringo şarkıda geçmişi büyük laflarla anmıyor. Küçük göndermelerle, tanıdık bir iyimserlikle ve kendisine özgü “peace and love” tavrıyla konuşuyor.
Albümün finalindeki Long Long Road ise adını taşıdığı yolu kişisel bir muhasebeye dönüştürüyor. Sheryl Crow’un katkısı şarkıya ayrı bir derinlik katarken, Ringo’nun sesi de yılların içinden gelen sakin bir kabulleniş taşıyor.
Rock’n’Roll tarihinin en şaşırtıcı yanlarından biri, bazen büyük hikâyelerin hiç beklenmedik biçimde devam etmesidir.
1960’lı yılların başında Liverpool’dan çıkan dört genç müzisyen, yalnızca popüler müziğin değil, modern kültürün de yönünü değiştirdi.
Aradan altmış yılı aşkın bir zaman geçti. Dünya değişti, müzik endüstrisi değişti. Kayıt teknolojileri, dinleme alışkanlıkları, yıldız kavramı ve hatta müziğin kendisi de değişti.
Ancak Paul McCartney ile Ringo Starr hâlâ yeni albümler yayımlamaya devam ediyor.
Üstelik bunu geçmiş başarılarının gölgesine sığınarak değil, Rock’n’Roll’a duydukları sonsuz sevgiyi koruyarak yapıyorlar.
McCartney, The Boys of Dungeon Lane’de Liverpool’un sokaklarına, Lennon ile paylaştığı gençlik yıllarına ve kendisini şekillendiren ilk hikâyelere dönüyor.
Ringo Starr ise Long Long Road’da Country, Rockabilly ve Americana geleneğinin izini sürerek yıllardır bağlı olduğu Amerikan kök müziğine selam gönderiyor.
İki farklı albüm. İki farklı rota. İki farklı müzikal coğrafya. Ama özünde aynı duygu. Kendilerini yola çıkaran seslere duyulan sadakat olduğu gibi uzun bir hayatın muhasebesi, hafızası ve teşekkür mektupları olma niteliği…
Üstelik bu mektuplar geçmişe kapanmak için değil, hâlâ üretmeye devam eden iki müzisyenin bugünden geriye bakışı olarak anlam kazanıyor.
Bugün biri seksen dört, diğeri seksen beş yaşında ve her ikisi de Rock’n’Roll’un bir gençlik hevesi olmadığının kanıtı.
Gösterişten uzak, sade, mütevazı ve bir o kadar da mücevher değerinde…




