Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Röportaj
      3. Dosyalar
      4. Konser & Etkinlik
      5. Albümler
      6. Portre
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026

      RAINBOW45 RECORDS SALİH: Plaklara Fısıldayan Adam

      05.08.2026

      Bir ACİL SERVİS Hikâyesi: SAMİ ERTAN KIZILTAN

      24.07.2026

      TAMIKREST: Çölün, Şiirin ve Yolculuğun Sesi

      26.06.2026

      BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

      29.10.2026

      BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

      05.10.2026

      Rock Dünyasının YARIDA KALAN Konserleri

      24.09.2026

      ROCK VE BİLİMKURGU. Fantastik Frekanslar

      04.08.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Kıyametten Sonraki Sabah: MORNİNG DEW

      20.10.2026

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      WILLIAM SHATNER – Kaptanın Metal Defteri. Işınla Beni…

      30.10.2026

      BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

      29.10.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026

      Gri Yılların Renkli Fırtınası: ERSEN VE DADAŞLAR. Bir Arayışın Portresi

      28.09.2026

      FLÖRT ve Müzikal Yolculuğu. Üç İsim, Dört Mevsim

      08.05.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Kıyametten Sonraki Sabah: MORNİNG DEW

      20.10.2026

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      WILLIAM SHATNER – Kaptanın Metal Defteri. Işınla Beni…

      30.10.2026

      BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

      29.10.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    • Dükkan
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Röportaj»TurkodiRoma: Bilinçaltını Popüler Kıl
    Röportaj

    TurkodiRoma: Bilinçaltını Popüler Kıl

    TurkodiRoma, müzikten fazlasını öneren bir oluşum: Kolektif üretim, disiplinler arası düşünce ve “bilinçaltı popu” adını verdikleri özgün bir yaklaşım. Anonim başlangıçtan uluslararası görünürlüğe uzanan bu söyleşide ekip, aidiyet, yaratıcılık ve birlikte üretmenin anlamını anlatıyor.
    Mine GürevinMine Gürevin10.03.20268 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    İtalya’da başlayan ve farklı disiplinleri bir araya getiren TurkodiRoma, ses, görüntü ve fikirlerin iç içe geçtiği özgün bir yaratım alanı kuruyor. Anonim üretimden sahneye, yerelden uluslararası ilgiye uzanan bu hikâyede ekip; özgürlük, ortak karar alma ve sanatın dönüştürücü gücü üzerine konuşuyor. Mine Gürevin’in gerçekleştirdiği söyleşi, İtalya’dan dünyaya uzanan bu sanat kolektifinde bir üretim modelinin arka planını açığa çıkarıyor.

    TurkodiRoma’yı ilk dinlediğimde bir müzik türünden ziyade, bir duruma denk geldim. Sanki hareket hâlindeki bir sesle karşılaştım. Ne tam burada ne de bütünüyle başka bir yerde. Elektronik altyapı var ama klinik değil. Pop formu var ama popun rahat koltuğuna yaslanmıyor. Şarkılar kök salmaya çalışmıyor, geçiciliği kabulleniyor. Belki de tam bu yüzden kalıcı bir iz bırakıyorlar.

    TurkodiRoma kendini bir grup değil, bir sanat kolektifi olarak tanımlıyor. Esasen bu ayrım küçük görünse de önemli. Çünkü burada mesele kararları birlikte almak, görsel dili birlikte kurmak, yönü birlikte belirlemek. İtalya’da üç kişiyle başlayan yolculuk — Doğa, Bubu ve Gabriel — zamanla genişleyerek Crytorama ve Can’ın da katıldığı çok katmanlı bir yapıya dönüşüyor. Yönetilen bir proje değil bu, kendi kendini yöneten bir oluşum. Müziğin görselinden, sahne estetiğinden, kariyer stratejisine kadar her şey içeriden şekilleniyor.

    “Bilinçaltı popu” diyorlar yaptıkları işe. Bilinçaltını karanlık değil, kaotik ve yaratıcı bir alan olarak görüyorlar. İlk dönem anonim kalmayı seçmeleri, odağı görünüme değil anlatıya kaydırma tercihlerinin bir parçasıydı. Görünmeden üretmek, sesin öne çıkmasına izin vermek istediler. Ardından sahneye çıktılar. Bir BBC dizisinde jenerik oldular. İngiltere’den plak talepleri geldi. Ama bütün bu görünürlük, üretim biçimlerini değiştirmedi.

    TurkodiRoma (Fotoğraf: Salih Yavaş)

    TurkodiRoma’yı konuşurken müzikten fazlasını konuşuyorsunuz. Bir duruşu, bir üretim biçimini, bir yolda olma hâlini. Ve belki de en önemlisi, ait olmadan var olabilme cesaretini.
    Söz onların!…

    • TurkodiRoma’yı bir “grup”tan ziyade bir kolektif olarak tanımlıyorsunuz. Bu kolektif fikri ilk ne zaman ve nasıl netleşti?

    • Bir sanat kolektifi kendi kendini yöneten ve ortak bir amaç doğrultusunda bir araya gelen sanatçılar topluluğu olarak tanımlanıyor. Bu tanım da bizi tarif ediyor. Dışarıdan tabii ki işin müzik ile ilgili kısmı ön planda gözüküyor fakat biz bu projenin ilerlemesi için multidisipliner yeteneklere sahip küçük bir ekip olarak hareket ediyoruz. Bir sanat kariyeri, içinde alınması gereken pek çok kararı barındırıyor ve biz bu kararları her zaman grup içinde vermiş oluyoruz. Sırf müzik yapıyoruz diye işin görsel kısmını birine devretmiyor ya da bizi yönetmesi için birini yetkilendirmiyoruz.

    • İsminiz başlı başına bir hikâye anlatıyor. “TurkodiRoma” sizin için bugün neyi temsil ediyor? İlk çıktığı hâliyle aynı yerde mi duruyor?

    • Evet, mikro öyküler vardır ya hani sadece bir iki cümle ile çok şey anlatmayı amaçlayan, TurkodiRoma ismi de böyle bir etki yaratıyor insanların zihninde. Yorumlamaya çok açık. Artık bizim için aynı yerde durmuyor çünkü etki alanı arttıkça ulaştığı insanlar da ona yeni bir anlam yükledi. Ucu açık bir hikâyeye olan açlığın tahmin ettiğimizden büyük olduğunu gördük.

    Doğa (vokal), Can Serezli (davul), Gabriel (vokal, gitar)

    • Manifestonuzda “buraya ait değiliz ama buradan geçiyoruz” hissi çok baskın. Bu aidiyetsizlik, müziğinize daha çok özgürlük mü getirdi yoksa yalnızlık mı?

    • Kesinlikle yalnızlık getirmedi. Bu sayede çok fazla insan tanıdık ve arkadaş edindik. Biz yolda olmayı seven insanlarız ve hayat amacımız keşfetmek, öğrenmek, tanımak, karşılaştırmak ve sonuçlar çıkarmak. İnsan tabii ki bir yere ait hissetmek ister ve bizim de ait hissettiğimiz, evim dediğimiz yerler var, sadece o yer burası değil.

    • “Bilinçaltı popu” diyorsunuz… Pop gibi çok görünür bir kelimeyle, bilinçaltı gibi karanlık bir alanı yan yana getirmek cesur bir tercih. Bu tanımı biraz sizden dinlemek isterim.

    • Bilinçaltı bence akıllarda canlandığı gibi karanlık bir alan değil sadece kaotik.

    Zaman ve mekân yok. Yaşanmış olanlar ve yaşanabilir olanlar beraber yüzüyor. Bu kaos bir evren kadar geniş ve rastgele parçalardan nasıl bir anlam çıkaracağınız size kalmış. Bu çıkan anlamlar ile birlikte kendimize bir hikâye anlatıyor ve buna gerçeklik diyoruz. Biz bilinçaltımız ile dost olmayı başaramazsak bu gerçeklik kontrolden çıkabiliyor ve fırsatçılar da bilinçaltımızda yatan korkulara hitap edip bizi yönetebiliyorlar. Bu yüzden bilinçaltını popüler kılmak gerekiyor. Bilinçaltımız dostumuz, bilinçaltı kurtuluşumuz!

    Crytorama (saksafon, klavye), Doğa (vokal)

    • Şarkılarınızda sık sık gündelik ama bir o kadar da kırılgan cümleler duyuyoruz. Sözler sizin için daha çok itiraf mı, gözlem mi?

    • Daha sıklıkla bir keşif. Çıkan sonuç her zaman bizim için de bir sürpriz oluyor.

    • Müziğinizde elektronik altyapı çok belirgin ama mekanik bir soğukluk yok. Bu dengeyi kurarken özellikle kaçındığınız şeyler var mı?

    • Kaçındığımız bir şey yok tam tersine her şeye açığız. Belki bu yüzden bir soğukluk hissetmemişsinizdir. Elektronik ya da akustik ayrımı yapmıyoruz müziği yaparken, bizim işimiz ses dalgalarını olabildiğince uyumlu bir biçimde katmanlamak.

    • İtalya’da başlayan bir hikâye, Türkçe sözler, farklı coğrafyalar… Bu çok kültürlü yapı müziğinizi zenginleştirirken sizi hiç bölüyor mu?

    • Bizi bölmüyor, biz de zenginleşiyoruz. Sonuçta kompleks bir yapıya ulaşmak epey emek ve çalışma istiyor. Bunlarda karakteri güçlendiren şeyler.

    • İlk dönem anonim kalma tercihiniz çok ilginçti. Neden görünmemeyi seçtiniz? Bugünden bakınca doğru bir karar mıydı?

    • Şarkılarımızın içerisinde her zaman epey anlam ve hikâye oldu. İnsanların nasıl göründüğümüzden çok neler anlattığımızı konuşmasını istedik. Şimdi geriye dönüp bakınca bunun en doğru yaklaşım olduğunu hissediyoruz. Böylece kendimizle olan bağımızı güçlendirirken, dinleyicimizle de doğal bir akışta gelişen ilişkiler kurduk.

    • 2024’te sahneye çıkmaya başladınız. Sahne, TurkodiRoma için müziği tamamlayan bir alan mı yoksa onu dönüştüren bir yer mi?

    • Sahne, onu nasıl yaşamayı seçtiğinize bağlı olarak amaç değiştirebiliyor. Biz, içinde daha çok bulundukça sahneyi müziğin ötesinde bir yer olarak tanımlamaya başladık. Konser vermeye başlamadan önce bir sahnede neyin olması gerektiğine dair bir fikrimiz yoktu. Gözlerin üzerimize dikilmesine alıştıktan sonra, bu enerjiyi nereye yönlendirmemiz gerektiği üzerine düşünmeye başladık.

    Doğa (vokal)

    • “Bir Şeyler”in bir BBC dizisinin jeneriğine girmesi ve İngiltere’de Shazam listelerine yükselmesi size ne hissettirdi? Bu başarı beklentilerinizi değiştirdi mi?

    • Özellikle dizi yayınlandıktan sonra bize İngiltere’den gelen geri dönüşler yaptığımız işin sınırlandırılamayacağını gösterdi. Birçok İngiltere vatandaşı ülkelerinde bir turne planımız var mı diye soruyor, basılı plağımız varsa satın almak istiyorlardı. Bu da tabii ki hedefleri koyarken çekingen davranmamamız gerektiğini gösterdi.

    • Uluslararası bir görünürlük kazanmak, yerel kalma hâliyle çelişiyor mu sizce?

    • Son döneme damgasını vuran isimlerden biri de Bad Bunny oldu. Faşizme doğru yönelen bir Amerika’nın en büyük şovlarından biri olan Super Bowl devre arasında sadece İspanyolca performans sergiledi ve bunu ülkesi Porto Riko’nun sömürüsünü proteste ettiği bir albümden sonra başardı. Uluslarası görünürlüğünüzü nasıl kullanmak istediğinize bağlı her şey.

    • Şarkılarınızda zaman zaman mizah, zaman zaman çok çıplak bir melankoli var. Bu iki hâl sizin hayatınızda da yan yana mı duruyor?

    • Hayatımız tabii ki bu duygulardan daha karmaşık. Belki de dinleyici ile daha hızlı iletişim kurmak için bu ikiliye başvuruyoruzdur. Sonuçta ikisi de halkımızın alışık olduğu duygular.

    Can Serezli (davul), Gabriel (vokal, gitar)

    • Kolektif bir yapıda üretmek her zaman romantik anlatılır ama pratikte zorlayıcıdır. En çok nerede çatışıyorsunuz?

    • Ekibe her yeni eklenen sanatçı ile beraber bir çatışma süreci başlıyor. Sonuçta her karşılaşmada taraflar denge noktasına ulaşana kadar bir kimyasal tepkime oluşması kaçınılmazdır. Denge noktasına ulaşıldıktan sonra artık o romantik evreye geçiş yavaş yavaş başlıyor. Bu yüzden en çok çatıştığımız yer başlangıç evresi.

    • Birlikte üretirken “bu artık TurkodiRoma değil” dediğiniz anlar oluyor mu?

    • Tabii ki oluyor. Fakat bir kişi bile “bu TurkodiRoma” diye yeterince diretirse, o zaman TurkodiRoma’nın evrilmesine izin veriyoruz.

    • Bugünün müzik dünyasında her şey çok hızlı tüketiliyor. Siz bu hızla nasıl ilişki kuruyorsunuz? Bilinçli bir yavaşlama hâli var mı?

    • Günlük hayatını yavaş yaşamayı seven insanlarız. Bu hızla da bir ilişki kurmuyoruz. Her şey çok hızlı tüketilmiyor, bence bu bir yanılgı. Evet, hızlı tüketim ön planda ve popüler ama bir şeyleri yavaşça sindiren insanlar da varolmayı sürdürüyorlar, sayıları da hiç olmadığı kadar fazla.

    • Dinleyiciyle kurduğunuz ilişki çok samimi. Şarkılarınızın dinleyicide bir “güvenli alan” yaratmasını özellikle mi önemsiyorsunuz?

    • Sıcak, güvenli bir ortamın içinde bulunmayı kim istemez. Biz istiyoruz. En çok da biz istediğimiz için önemsiyoruz.

    Gabriel (vokal, gitar) ve Bubu (bas)

    • İlham aldığınız disiplinler müzikle sınırlı değil gibi duruyor. Hangi filmler, kitaplar ya da sanatçılar son dönemde zihninizi meşgul ediyor?

    • Son dönemlerde hayatımızda Roberto Bolaño, Tolstoy, Frank Herbert gibi isimler var. Günümüzün sanatçıları arasından kendimize en yakın bulduklarımızsa Ca7riel & Paco Amoroso. Bahsetmeyi tercih ettikleri konular, bu konuları anlatma şekilleri, ve ortaya çıkan son eseri yorumlamak yaratıcı süreçlerimizi desteklerken aynı zamanda motivasyon kaynaklarımızı çeşitlendirmemize yardımcı oluyor.

    • Şarkılarınızı dinlerken bir hikâye izliyor gibiyiz. Albüm fikri sizin için hâlâ önemli mi yoksa parça parça anlatmak mı daha gerçek geliyor?

    • Yakın zamanda bir albüm planlıyoruz, parça parça anlatmaktansa bir bütün olarak ortaya koyma fikri bizi heyecanlandırıyor.

    • Bugün geldiği yer, hayal ettiğiniz yerle örtüşüyor mu?

    • TurkodiRoma ile kurduğumuz hayaller; bizi beslemesi, gezdirmesi ve kendi kendine yetebilmesiydi. Bunları başarmaya yaklaştık diyebilirim. Bunlar dışında kalan her şeyi akışta keşfetme taraftarı olduk çünkü gerçeklik çoğu zaman hayallerimizden daha fantastik çıkıyor.

    • Hiç “daha anlaşılır olalım” diye kendinizi sansürlediğiniz oldu mu?

    • Olmadı, bir insanın diğerini yüzde yüz anlamasının zaten imkânsız olduğuna inanıyoruz. Bu sebeple karşı tarafın nasıl anlayacağındansa kendimizi anlatma dürtümüzün üzerinde daha çok duruyoruz.

    TurkodiRoma bir konseri daha bitirirken (Fotoğraf: Begüm Ars)

    • Bugünden geriye baktığınızda, “iyi ki böyle yapmışız” dediğiniz bir kırılma anı var mı?

    • Halinizden memnunsanız bütün kararlar bir “iyi ki” oluyor. Pişman olduklarımıza bile iyi ki diyebiliyoruz. Hayat devam ettiği sürece umut da vardır, ders almadığınız zaman da hep aynı sınıfı tekrar etmek zorunda kalırız.

    • Ve son olarak… TurkodiRoma beş yıl sonra hâlâ bir kolektif mi olur yoksa bambaşka bir şeye mi evrilir?

    • Gelecek şimdilik kıyamet senaryoları ile dolu karanlık bir yer olarak gözüküyor gözümüze. TurkodiRoma’da kolektif bir sanat oluşumundan kolektif bir yardım kuruluşuna evrilebilir. Sonuçta felakete doğru kararlılıkla ilerleyen bir sistemin içindeyiz.

    Yazar

    • Mine Gürevin
      Mine Gürevin

      Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

    indie turkodiroma yerli
    Paylaş. Facebook Twitter WhatsApp Email
    Önceki yazıMert Göçay (Nemrud) ile Kozmik/Progresif Anlatı
    Sonraki yazı Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

    İlgili Yazılar

    OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

    28.10.2026Yazan: Zeynep Poyrazoğlu

    GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

    26.10.2026Yazan: Arda Aykan

    ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

    19.10.2026Yazan: İzzet Eti

    BABA ZULA: BaBa’lar ve Çocuk’Lar

    13.10.2026Yazan: Merih Akoğul

    BaBa ZuLa’nın XXX Güncesi

    09.10.2026Yazan: Sabahattin Bilgiç

    GRİZU – TUZLA BUZ: Patlama Noktasından Kırık Parçalar

    08.10.2026Yazan: Aydasu Bekçi
    En son yazılar
    Dosyalar

    BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

    Yazan: Cengiz Varlık29.10.2026

    1985’te Falco, Rock Me Amadeus ile Mozart’ı Punk ilan etmişti. Peki, bu durumda Beethoven’a Rockçı diyebilir miyiz? Bach, Emerson, Lord ve Wakeman’ı da çağırıp meseleyi bir konuşalım!

    OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

    28.10.2026

    Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

    27.10.2026

    GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

    26.10.2026
    Öne çıkanlar

    PlexiPlay’den Sonrası: Emre Kula Yeni Albümün Kapısını Aralıyor

    12.06.2026

    HAKAN ÇAĞLAR: Timsah’ın Gözyaşları’ndan Bugüne Bireysel Bir Yolculuk

    11.06.2026

    BÜYÜK EV ABLUKADA Bizim İçin Bir Vaha

    22.04.2026

    DISTANCIA: Daha Yolun Başı

    08.06.2026
    Etiketler
    alternative rock anadolu pop art rock blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca country deep purple derleme dünya müziği elektronik eric clapton flört folk rock frank zappa george harrison hakan türkoğlu hard rock heavy metal kargo kesmeşeker kronik led zeppelin mekan Michael Shrieve müzik basını objektif pentagram pink floyd pop progressive rock psychedelic rock punk rap rock saykedelik anadolu serisi sinema stüdyoimge tarih teoman the rolling stones thrash metal yabancı yerli
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    WILLIAM SHATNER – Kaptanın Metal Defteri. Işınla Beni…

    30.10.2026

    BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

    29.10.2026

    OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

    28.10.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    • Dükkan
    • Çerez Politikası
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.

    Sepetiniz (öğe: 0)

    Sepetteki ürünler

    Ürün Ayrıntılar Toplam
    Ara Toplam ₺0,00
    Gönderim ücreti, vergiler ve indirimler ödeme sırasında hesaplanır.
    Sepetim
    Ödemeye git

    Alışveriş sepetiniz boş

    Mağazaya geri dön

    Bildirimler