1999’da yayımlanan The Man Who, İskoçyalı Travis’in kaderini değiştirmekle kalmadı, Britanya Rock müziğinin melankolik yüzüne de yeni bir soluk getirdi. Kırılgan melodileri, içten sözleri ve unutulmaz şarkılarıyla bir dönemin ruhuna yerleşen albüm, aradan geçen yıllara rağmen etkisini koruyor.
rock yazıları:
1969’da kaydedilen, ancak gün yüzüne çıkması 57 yıl süren Evaluations, Southern Rock’ın henüz şekillenmediği yılların unutulmuş seslerini bugüne taşıyor. The 2nd Coming’in kayıp albümü, yalnızca geçmişten gelen bir kayıt değil, müzik tarihinin eksik kalmış sayfalarından biri.
Otuz yıllık serüven için otuz dakika otuz saniyelik bir ses yolculuğu: BaBa ZuLa, XXX’te zeytin ağaçlarına, kıyılara ve direnenlere kulak veriyor. Bu albümde dansa da itiraza da yer var!
Biraz üniversite çimi, biraz ilk aşk, biraz öfke… Tuzla Buz, gençliğin kırık parçalarını bir araya getirip hâlâ sesini duyuran bir Grizu patlaması.
Bir şarkı bazen yalnızca suçluyu göstermez; parmağı döndürüp dinleyene de uzatır. Objektif’in Yuh’u parmağı bize çeviriyor: denize, ormana, şehre ve en sonunda aynadaki insana bakıp aynı şeyi söylüyor: Sana da yuh! Bana da yuh!
Lennon’dan Harrison’a, Bonham’dan Dylan’a: Babalarının gölgesinde büyüyüp sahneye kendi enstrümanlarıyla çıkan rock efsanelerinin oğulları.
Fransız Rock grubu Noir Désir’in 2001 tarihli Le Vent Nous Portera (Rüzgâr Bizi Götürecek) şarkısı, hipnotik melodisiyle dünyada üne kavuştu.…
Pembe püsküllerle başlayıp Eleanor Rigby’yi Proto-Metal karanlığına sürüklediler. The Zoot’u hatırlayanlar zaten gülümsedi; ilk kez duyanlar içinse hikâye şimdi başlıyor.
Bazen bir albümü değil, albümün içinde yaşayan o günkü halimizi dinleriz. Placebo’nun Sleeping With Ghosts’u, gençliğin geride bıraktığını sandığımız hayaletlerinin yirmi yıl sonra bile aynı yerde olduğunu hatırlatıyor.
“Benden mutlu şeyler beklemeyin!” Steven Wilson sözünü tutuyor ve yas, yalnızlık ve pişmanlığı öyle bir ses mimarisine dönüştürüyor ki insan üzülürken bir yandan da “ne güzel üzülüyorum” diye düşünüyor.
