Black Tooth’la başlayıp Orbit Culture’la iyice yükselen gece, Lamb of God’ın sahneye çıkmasıyla tam anlamıyla bir Metal fırtınasına dönüştü. İstanbul kedilerine de selamını eksik etmeyen grup, Parkorman’ı toza, circle pit’lere ve pogolara boğdu. Konseri, Zeynep Poyrazoğlu anlatıyor.
Geçtiğimiz ayın sonunda; Lamb of God Türkiye’de bir Heavy Metal fırtınası estirdi. Black Tooth ve Orbit Culture gruplarının açılışını yaptığı Lamb of God, on beş şarkılık bir performans ile Parkorman’ı salladı desek yerinde olur. Black Tooth ile başlayan ve sadece sahne aralarında, yeni grup çıkmaya hazırlanırken nefes almak için duraklayan pitler zaten anlatılmaz, yaşanır (bu sefer giremedim ama arkadaşlarımın Lamb of God’ın resmi Instagram sayfasındaki pit fotoğraflarında olmalarının gururu bana yeter herhalde; yetmez ama olsun).
Kapılarını 18.00’de dinleyicilere açan Parkorman, Black Tooth’un sahneye çıkmasıyla birlikte dolmaya başladı. Hâlihazırda canlı izleyecekleri gruplarla ilgili heyecanlı olan seyirciler, Black Tooth’un sahnedeki enerjisiyle (iyi ki erken gitmişiz dememi sağlayacak bir performanstı gerçekten) iyice canlandı ve hareketlendi. 2010 yılında Türkiye’ye geldiğinde açılışını yaptığı grupla on altı yıl sonra turneye çıkmak ve ilk konseri İstanbul’da yapmak heyecan verici olsa gerek çünkü Tuna Vural konser boyunca yerinde duramıyordu. Setin ortalarına doğru sahneden inip seyircilerin arasında dolaşarak şarkı söylemeye devam etti.
“Ben şimdi sahneye nasıl döneceğim?” şakasını da yaptıktan sonra sahneye geri dönen şarkıcının sahne hâkimiyeti ayrı, enerjisi ve heyecanı ayrı muhteşemdi. Böyle bir line-up için çok yerinde bir açılış grubu olmuş diyebiliriz.
Ufak bir aradan sonra Orbit Culture’ın sahneye çıkmasıyla enerjiler ikiye katlandı ve pitler moladan hızlıca geri döndü. “Dönün” pankartlı abiye selamlar (konser boyunca kafamı çevirdiğim her yerdeydi, enerjisine hayran kaldık desem yalan olmaz). Orbit Culture konserde ilk defa Türkiye’ye geldiklerini belirtti ve şahane bir ilk izlenim yarattıklarını dürüst bir şekilde söyleyebilirim. Black Tooth’un yarattığı enerjiyi koruyarak ve kalabalık arttıkça çoğaltarak çok sesli (iyi anlamda) ve çok hareketli bir performans sergilediler. Kendilerini yakın zamanda tekrar Türkiye’de görmekten çok zevk alacağımızdan eminim. Dur durak bilmeyen circle pitler, pogolar ve kürek çekmelerin ardından Orbit Culture da sahneye veda etti ve sıra Lamb of God’a geldi.
21.30’da sahneye çıkan Lamb of God (beklerken arkamızdakilerle çok ciddi bir parmak güreşi turnuvası yaptık) Ruin şarkısıyla setlerini ve sahneden inmelerine kadar nefes almak için bile durmayan pitleri başlattı. Setlerinin ikinci şarkısı olarak en popüler şarkılarını, Laid to Rest’i çalan grup Parkorman’ı bir toz bulutuna boğdu resmen (böyle bir konser için çok doğru koşullar yoktu sanki ama konumuz bu değil). Pitlerin enerjisi ve grubun sahne performanslarının canlılığıyla festival havasında bir konser geçirdik.
16 yıl sonra tekrar Türkiye’de olmaktan ne kadar mutlu olduğunu dile getiren Blythe, İstanbul’un en sevdiği yanının sokak kedileri olduğunu da söyleyerek sahneye üzerinde kendi kedisi Dracula’nın bir fotoğrafı olan tişörtüyle çıktı ve Now You’ve Got Something to Die For şarkısını İstanbul kedileri için çaldı. Yeni albümleri Into Oblivion’dan iki şarkı çaldıkları seti albümün üçüncü şarkısı olan Sepsis ile bitirdikten sonra kısa bir encore için sahneye geri çıkan grup Redneck şarkısı ile efsanevi bir kapanış yaptı.
“Görüp görebileceğiniz en büyük piti açmanızı istiyorum, alanın her yeri pit olsun,” diyen Blythe neredeyse hayal ettiği görüntüyü elde ediyordu. Genel alanın ortalarında hem sağda hem de solda neredeyse bütün alanı kaplayan pitler açıldı ancak ortada kalan on beş-yirmi kişilik bir çizgi (bu çizgide olmak pitte olmaktan daha gerici ama bir o kadar da eğlenceliydi diyebilirim) bunu engelledi (maalesef mi desem iyi ki mi karar veremedim ama zaten hiçbir zaman bilemeyeceğiz). Neyse, sonuç olarak muhteşem bir konserdi. Yeni albümü de dinleyin.




