Birsel Harputlu, yerli Hard Rock sahnesinin mihenk taşlarından Whisky‘nin kronolojisini ve bağımsız yayıncılık çabalarını inceliyor. Topluluğun seksenlerin başında kaydettiği tarihi çalışmasının, çeyrek asır sonra Aptulika‘nın çizgileri ve orijinal tasarımıyla yeniden koleksiyonerlere sunulmasını ele alıyor. Geçmişin politik kısıtlamalarına ve prodüksiyon engellerine meydan okuyan bu asi tınılar, zamansız kayıpların gölgesinde nostaljik bir saygı duruşuna evriliyor.
Whisky, 1979’dan bugüne uzanan sert, asi ruhuyla, kuruluşuna tanıklık eden kemik dinleyicisinden yeni nesil Rock tutkunlarına kadar Y ve Z kuşaklarını aynı ritimde buluşturmaya devam ediyor. Türk Hard Rock sahnesinin efsane grubu, kırk yıl sonra herkesi yeniden headbang’e Babaanne plağıyla çağırıyor.

Y kuşağı olarak Whisky ile tanışmam birkaç yıl öncesine uzanıyor. Grup ismini ilk gördüğümde yabancı bir Rock grubu sanırken, nasıl büyük bir hazineden habersiz olduğumu sonradan fark ediyorum. Grubun ve Türkiye’nin ilk Heavy Metal kaseti Babaanne, Mayıs 2026’da ilk kez aslına sadık kalınarak Rainbow45 Records ve Salih Karagöz tarafından birçok özel plakta olduğu gibi arşivlerimize armağan ediliyor. Üstelik dinleyici ve koleksiyonerlerin arzuladığı gibi tam evladiyelik bir baskı olarak.
Bu özel plağın kapağında, Kâmil Özaydın’ın yüzünün görünmediği, siyah fonda gitar çalarken çekilmiş fotoğrafı yer alıyor. İç kapak tasarımı bu LP’ye özel kenar çizim olarak çizgilerini hayranlıkla takip ettiğimiz Aptulika tarafından kendi deyimiyle “çeyrek asır sonra” yeniden yapılıyor. Gruba ait fotoğraflar siyah beyaz olarak kullanılıp kapağı değerli kılıyor. İç kapakta yer alan, “Bu LP, 1993 yılında aramızdan ayrılan Kâmil Özaydın ve babaannesine ithaf edilmiştir.” yazısı ve birçok kişinin anılarının, duygularının, düşüncelerinin yer aldığı kısa cümleler plağı mini bir anı defterine dönüştürüyor.
1983 yılında otuz bir saatte kaydedilen albümde dokuz şarkı yer alıyor. Açılış şarkısı, albüme de adını veren Babaanne. Kâmil Özaydın’ın birlikte yaşadığı ve “Ne o, beni mi çekiştiriyorsunuz domuzlar?” diyen babaannesi için yazdığı bu parça, Babaanne oluyor.
“Tangolara saygımız var.
Zamandan yana kaygımız var.
Ne olur anla, babaanne,
Rock’n’Roll diye dansımız var.”
Şarkı, bu sözleriyle kuşaklar arası ironik bir atışmayı barındırırken, Ali Bey’e verilen Rüşvet ile devlet dairelerine duyulan güvensizliği, Kendine Hoş Geldin’le özgürlük arzusunu, asi ruhu, başkaldırıyı, çektiren şans talihten bıkışı, hoşgörüyü, ruhsal sıkışmışlığı, toplumsal, ekonomik baskıları ve gençlik öfkesi gibi birçok insani duyguyu sert gitar tonlarıyla dinleyicisine, dönemin gençlerine, babaannelerine, sonraki kuşaklara aktarıyor.
Albümün A yüzünün üçüncü parçası Yolculuklar ile B yüzünün dokuzuncu parçası Hoşgörü’de erken dönem Iron Maiden etkisi görülüyor. Iron Maiden’ın grupla aynı adı taşıyan ilk albümü ve Killers albümünden bazı gitar ve davul riffleri de göze çarpıyor. Yine A yüzünün dördüncü parçası Rock’n Roll’u Bir Dinle’de Motörhead esintilerine rastlanıyor. Fakat bu grubun özgün olmadığı anlamına gelmiyor. Yaptığı müziğin ne kadar güncel ve Rock sahnesine ne kadar entegre olduğunu gösteriyor.
İMÇ’nin meşhur merdivenlerinden tırmanıp köklü müzik firmalarının vitrinlerine bakarak, koridorlarından süzülüp efsane albümün plağa dönüşmüş son halini ilk görenlerden olmanın heyecanını yaşıyorum. Koleksiyoner ruhumun dürtmesi, kulağımın aralıksız çalan hard gitar tonlarına vurulmasıyla birlikte, grubun müzik tarihinde ufak bir gezintiye çıktım.

Grup, 1979 yılında Kâmil Özaydın tarafından kuruluyor ve ismini bir kovboy filmindeki attan alıyor. Grubun müzikal yolculuğunda Erhan Şakar, Nevzat Özkıranatlı, Filip Sümbülkaya, Engin Tümer, Faruk İkikat, Ümit Altın, Arif Deniztoker, Serdar Çokuslu, Alpay Şalt, Çağatay Ateş, Ahmet Dağaşan, Ogün Sanlısoy gibi birçok kıymetli isim yer alıyor.
Dönemin birçok Rock ve Heavy Metal grubunda olduğu gibi Whisky de 80 darbesinin yarattığı baskılardan etkileniyor. Şarkıları denetimden geçerken grup ismi geçemiyor. İsim değişikliği yapılıyor. Üyeler pazarda, cami önünde limonata satıyor. (Bkz: Rainbow45 Records YouTube kanalındaki Serdar Çokuslu söyleşisi). Yine de ülkenin durumu, sansürler, maddi zorluklar, sınırlı imkânlar ve denetimler, müzik tutkusunun ağır basması karşısında yenik düşüyor ve Türkiye’nin ilk Hard Rock ve Heavy Metal grubu kuruluyor, ardından kültleşiyor.

Maddi imkânsızlıklar nedeniyle stüdyoda rehin kalan kayıtlar ancak 1986 yılında geri alınabiliyor ve bandrollü olarak yayımlanıp dinleyiciyle buluşuyor. 1993’te grubun kurucusu Kâmil Özaydın’ın vefatının ardından yarım kalan ikinci albüm Ateş Suyu, onun anısına tamamlanarak yayımlanıyor. Diskografisinde yer alan Babaanne (1986), Ateş Suyu (1993), Güneşin Tahtı (1996), Dünyanın Kapısı (1998), Ateş Suyu 2.0 (LP, 2021) albümleri Serdar Çokuslu’nun grubu yaşatma çabalarıyla günümüzde de dinleyicileriyle buluşuyor.
Bu plakla kurduğum bağın benim için başka bir tarafı daha var. Camianın tanınan, sevilen isimlerinden koleksiyoner, sahaf kıymetli Erçin Galip Arkan’ın cenazesine katıldığım gün, plağın son hâlini gördüğüm güne denk geliyor. O gün Erçin Galip Arkan, Salih Karagöz, Hacı Ahmet Özcan ve benimle birlikte olsaydı, bana rehberlik yaparak grup hakkında bilgilerini anlatıp heyecanımı paylaşırdı. Hayatın bir tarafında vedaların ağırlığı yaşanırken, diğer tarafında yıllar sonra yeniden can bulan bir albüme tanıklık etmek ve bunun heyecanını yaşamak tuhaf bir histi. Babaanne benim için sadece dinlenen bir kayıt olmadı. Bir yolculuğun, bir vedanın ve kuşaklar arasında hâlâ yaşamaya devam eden bir müzik ruhunun sesi olarak kaldı.
Whisky, yıllar geçse de bir dönemin değil; Hard Rock ruhunun yaşayan hafızalarından biri olmayı sürdürüyor. Babaanneye, Kâmil Özaydın’a, Serdar Çokuslu’ya, tüm zorluklara rağmen bu gruba emek veren müzik tutkunlarına sevgilerle.
“Ben zamanın ilerisinde,
Sen zamanın gerisinde,
Bunu sana anlatmak,
İşte bütün mesele,
Babaanne hey Babaanne…”
Müziğin ve plakların yollarımızı kesiştirdiği sevgili Erçin Galip Arkan anısına.



