80’li yıllarda, Ankara Akün Sineması’nda mücevher değerinde bir gecede Southern Pacific’in az bilinen ama Amerikan müziğinin farklı türlerini aynı sahnede buluşturan hikâyesini, Bülent Seyitdanlıoğlu anlatıyor.
Birden Southern Pacific aklıma düştü bu akşam…
Sonra yıllar öncesine gittim.
80’li yılların sonlarında bir akşam Akün Sineması’ndayım. Sahnedeki grup Southern Pacific. Kadroya dönüp baktığımda bugün bile insanı heyecanlandıran isimler var: Creedence Clearwater Revival’ın basçısı Stu Cook, Doobie Brothers’ın önemli isimlerinden gitarist John McFee ve baterist Keith Knudsen…

Konserden aklımda kalan ayrıntılardan biri de Keith Knudsen’in bir ara bagetini düşürmesi. O an kısa süreli bir şaşkınlık yaşamış, hatta kendi kendime “Oldu mu hiç?” diye düşünmüştüm. Knudsen ise bageti ustalıkla yerden alıp hiç duraksamadan çalmaya devam etmişti.
Ne yazık ki onu 2005 yılında vakitsiz kaybettik. Aradan geçen yıllara rağmen o akşamdan aklımda kalan ilk görüntülerden biri, Akün Sineması’nda bagetini düşürüp hiç duraksamadan çalmaya devam ettiği o andır.
Üstelik geceyi, Türkiye’de radyo yayıncılığının o dönem en önemli figürlerinden biri olan Yavuz Aydar sunuyordu. Biliyorsunuz, Stüdyo FM; onun yapımcılığı, Şebnem Savaşçı’nın iş birliği ve sunumuyla 80’leri bir başka güzel kılıyordu.
O gün bunların ne kadar özel olduğunu biliyorduk elbette. Ama yıllar sonra dönüp baktığımda asıl fark ettiğim şey şu: Aslında sahnede duran grup, Amerikan müziğinin farklı hikâyelerini aynı noktada buluşturuyor.
Creedence’ın mirası, California Country Rock geleneği, Doobie Brothers yılları ve daha fazlası…
Aradan uzun yıllar geçti. Akün Sineması artık yok. O konser ise çoktan geride kaldı.
Southern Pacific’in hikâyesi de aslında biraz buna benziyor.
1980’lerin ortasında kurulan topluluk, Rock’n’Roll tarihinin yönünü değiştiren gruplardan biri olmadı, yeni bir tür yaratmadı, müzik endüstrisinin dengelerini sarsmadı. Buna rağmen Southern Pacific’e dönüp bakıldığında, Amerikan müziğinin farklı geleneklerini aynı noktada buluşturan ilginç bir kesişim alanı görülür.
Topluluğun çekirdeğinde Doobie Brothers’ın önemli isimlerinden John McFee ve Keith Knudsen bulunuyor. Kadroya daha sonra Creedence Clearwater Revival’ın basçısı Stu Cook’un katılması ise gruba ayrı bir ağırlık kazandırmıştı. Elvis Presley’nin efsanevi TCB Band’inde yıllarca görev yapan bas gitarist Jerry Scheff’in bu hikâyenin bir parçası olması ise bir diğer ayrıntı olarak dikkate değer.
Bu nedenle Southern Pacific’i değerlendirirken yayımladığı albümlerin ötesine bakmak gerekiyor. Çünkü bu toplulukta bir araya gelen isimler, Amerikan müziğinin farklı dönemlerini, farklı coğrafyalarını ve farklı akımlarını temsil ediyor. Dolayısıyla Creedence Clearwater Revival’ın güney esintili Rock’n’Roll anlayışı, California Country Rock geleneği ve Nashville’in güçlü şarkı yazarlığı kültürü aynı çatı altında buluşuyor.
Southern Pacific’in ortaya çıktığı dönem de dikkat çekici. Eagles dağılmış, Country Rock’ın altın çağı geride kalmış, Poco eski etkisinden uzaklaşmış. Buna rağmen Southern Pacific, bu geleneğin hâlâ üretken ve yaratıcı olabileceğini gösteren topluluklardan biri oldu.
Grubun müziğinde büyük iddialardan çok sağlam şarkılar öne çıkıyor. Güçlü melodiler, yerli yerinde vokaller ve Country ile Rock arasındaki doğal geçişler Southern Pacific kayıtlarının temel karakterini oluşturur. Özellikle New Shade of Blue, Reno Bound ve Any Way the Wind Blows bugün de dönüp dinlenmeyi hak eden kayıtlar arasında yer alıyor.
Belki Southern Pacific hiçbir zaman Eagles kadar büyük olmadı ve adı Rock tarihinin en parlak sayfalarına yazılmadı.
Ancak geride bıraktığı kayıtlar, Amerikan müziğinin farklı türleri bir araya geldiğinde nasıl doğal ve uyumlu bir bütün oluşabileceğini göstermesi bakımından önem taşıyor.
Geriye dönüp baktığımda, uzun ömürlü olmamış, birkaç albümün ardından sessizce dağılmış ve Rock’n’Roll tarihinin büyük başlıkları arasında yer almamış olsa da Southern Pacific’in mücevher değerinde bir hikâye bıraktığını düşünüyorum.
Ancak, an itibarıyla kafamda başka bir soru beliriyor.
Acaba o gece Akün Sineması’nda yolum kimlerle kesişmişti?


