Sabahattin Bilgiç, “Hayatımı Değiştiren Albümler” dizisinde bu kez Suede’in 1993 tarihli ilk albümüne dönüyor; Britpop’un yolunu açan bu karanlık, tutkulu ve gösterişli çalışmayı, Brett Anderson – Bernard Butler ortaklığından albüm kapağının hikâyesine kadar bütün ayrıntılarıyla anlatıyor.
Hepinize selamlar, Stüdyo İmge okurları. Bu yazıda konuğumuz geçtiğimiz günlerde dergimizde yer verdiğimiz The Offspring gibi bu yaz İstanbul’da yeniden konser vermeye hazırlanan İngiliz Alternatif Rock grubu Suede. Britpop akımının resmi başlangıç fişeği kabul edilen ve Oasis, Pulp ve Blur gibi grupların da önünü açan Suede’in zafer günlerini hatırlayarak bu özel konsere hazırlanalım.
Gümbür gümbür yaklaşmakta olan Grunge ve dönemin daha gevşek tarzlarına ters düşen 29 Mart 1993 tarihli kendi isimlerini taşıyan ilk stüdyo albümleriyle başarıyı yakalayan grup, Morrissey’in melankolik ve duygusal şarkı sözü anlayışını David Bowie’nin pozları ve Glam dekorlarıyla birleştirmiş, yakaladığı gitar ağırlıklı sound’la, Britpop için etkili bir şablon yaratmıştı.
Suede’in müzik yolculuğu 1989 yılında Londra’da başladı. Grubun erken dönemine göz attığımızda Justine Frischmann ismine de rastlıyoruz. Brett Anderson, Mat Osman ve Anderson’ın o dönemdeki sevgilisi Frischmann tarafından kurulan Suede, “gitarist aranıyor” ilanına cevap veren Bernard Butler’ın katılımıyla şekillendi.

Davulda The Smiths’in eski davulcusu Mike Joyce’un kısa süreli desteğinin ardından Simon Gilbert’ın kadroya katılmasıyla ekip tamamlandı. Gilbert’ın Suede’e dâhil olmasında en büyük katkıyı ise o günlerde müzik sektöründe şansını denemekte olan ve grubun menajerliğine soyunan komedyen Ricky Gervais sağladı.
Justine Frischmann’ın kısa süren Suede macerası, Anderson’la gönül birlikteliğinin sona ermesinin ardından noktalandı. Frischmann 1992 yılında Elastica’yı kurarken Suede yoluna dört kişi devam etti. Yeni müzikal yollar arayan ekipte vokalist Brett Anderson ile gitarist Bernard Butler yakın arkadaş oldular ve birlikte şarkı yazmaya başladılar. Rock müzik tarihinde sıklıkla gördüğümüz gitar–vokal, söz–müzik ortaklıklarından biri daha doğmuş, böylece grubun yolu da açılmıştı.
1992 yılını Londra’da verdikleri konserler ve yayımladıkları iki single’la kapatan Suede, 90’lı yıllara yakışan yeni bir idol bulmak için yanıp tutuşan yüksek tirajlı İngiliz müzik basını tarafından kısa sürede manşetlere ve dergi kapaklarına taşındı. Q Magazine, henüz albümü bile çıkmamış, neredeyse hiç tanınmayan grubu özel bir imtiyazla kapağına taşıyarak grubun şöhretine büyük katkıda bulundu. Albüm öncesinde istim üzerinde olan Suede, büyük bir ilginin ve sevginin tam ortasında, adeta başarıyı kucaklamayı bekliyordu.

Ve nihayet beklenen albüm, Suede, 29 Mart 1993 tarihinde Nude Records tarafından piyasaya sürüldü. Ed Buller yapımcılığında Londra’da bulunan Master Rock, Protocol ve Angel stüdyolarında kaydedilen ve kayıt süreci yaklaşık beş ay süren albüm gruba 105.000 Sterlin gibi yüksek meblağa mal oldu. Albümde Anderson – Butler imzalı on bir şarkı vardı.
Grubun albümde çalan kadrosu, gitar ve piyanoda Bernard Butler, vokalde Brett Anderson, bas gitarda Mat Osman ve davulda Simon Gilbert şeklindeydi. Ed Buller kayıtlar sırasında tüm grupla kolektif çalışmak yerine Anderson – Butler ikilisiyle çok daha yakın bir bağ kurarak albümü şekillendirdi. Ortaya çıkan sonuç hem grubu hem medyayı hem de dinleyiciyi fazlasıyla memnun etti.
Şarkı Listesi
A1 : So Young – 03:38
A2 : Animal Nitrate – 03:27
A3 : She’s Not Dead – 04:23
A4 : Moving – 02:50
A5 : Pantomime Horse – 05:49
B1 : The Drowners – 04:10
B2 : Sleeping Pills – 03:51
B3 : Breakdown – 06:02
B4 : Metal Mickey – 03:27
B5 : Animal Lover – 04:17
B6 : The Next Life – 03:32

Açılış şarkısı Glam Rock temelli So Young ve akabinde gelen Animal Nitrate, dinleyenleri kasvetli ve depresif bir Londra yolculuğuna çıkarır. Şehir yaşamının daha köhne ve daha bozuk taraflarına odaklanmış tonlamaları, bir yandan da yaygara koparabilmeleri için geniş bir zemin teşkil eder. İntihar hakkında yazılan en güzel şarkılardan biri olan ve acı veren She’s Not Dead’in ardından gaza sonuna kadar bastıkları Moving etkileyici bir şarkıdır. Butler’ın gitarının sürüklediği Pantomime Horse albümün ilk bölümünü huşu içerisinde nihayete erdirir.
B yüzünün açılış parçası The Drowners, 11 Mayıs 1992’de single olarak yayımlandı ve video klibiyle de oldukça ilgi çekti. Sleeping Pills ve ardından gelen Breakdown, yalnızlık, ilaç bağımlılığı, depresyon, yabancılaşma ve duygusal çöküş etrafında dolaşan, Brett Anderson’ın kariyerindeki en rahatsız edici şarkı sözlerini içerir. 14 Eylül 1992’de single olarak yayımlanan Metal Mickey hüsranla dolu bir atmosferde geçmesine rağmen oldukça enerjik bir şarkıdır.
Brett Anderson’ın, ilişkileri sona ermesine rağmen aynı evi paylaşmaya devam ettiği Justine Frischmann’ın Blur’den Damon Albarn’la geçirdiği tutkulu bir öğleden sonra sırtındaki çiziklerle eve dönmesi üzerine yazdığı Animal Lover, kıskançlık, ihanet duygusu ve duygusal yıkımla beslenen sarsıcı bir eserdir. Gözyaşları içerisinde daha iyi bir yarını düşleyen dramatik piyano baladı The Next Life albüme tam da olması gerektiği gibi mükemmel bir şekilde son noktayı koyar.
Suede albümü çıktığının ertesi günü altın plak ödülünü almaya hak kazandı. Çıktığı hafta yüz binden fazla satarak İngiltere tarihinde en hızlı satan ilk albüm unvanını aldı. Hâl böyleyken 1993 Mercury Prize’ı kazanmaları da sürpriz olmadı. Brett Anderson’ın yazdığı şarkı sözleri eşcinsel bir erotizmi yansıtmaktadır. Bu unsur albüm kapağında da gözler önündedir. Fotoğrafçı Tee Corinne’in 1979 yılında çektiği fotoğrafta, tekerlekli sandalyedeki bir kadın, sağlıklı kadın sevgilisiyle öpüşmektedir. Bu fotoğraf cinsel kimliklerin gizlenmesi amacıyla kesilerek albüm kapağına taşınmıştır.


1994’te yayımlanan Dog Man Star adlı ikinci albüm öncesinde Anderson–Butler arasında giderek artan gerilim, gitarist Bernard Butler’ın gruptan ayrılmasıyla sonuçlandı. Brett Anderson’ın şöhret sarhoşluğunun aksine Suede’in bir magazin figürüne dönüşmesinden rahatsızlık duyan Butler, babasının ölümüyle duygusal olarak zor günler geçirirken Anderson’ın desteğini de yanında hissedememişti. Albüm kayıtları sırasında mevcut prodüktör Ed Buller’ın çalışmalarından memnun olmayan Butler’ın, Buller’ın yerine prodüksiyonu kendisinin üstlenmesini istemesiyle ipler tamamen koptu.
İngiliz basınının sürekli kızıştırdığı Oasis – Blur rekabetinin yoğun olarak hissedildiği ortamda üretimlerine devam eden grup sonraki albümlerinde olumlu eleştiriler almaya devam etse de ilk albümlerini bir türlü aşamamıştı. 90’ları dört albümle, 2000’leri tek albümle kapatan grup 2003’te faaliyetlerini sonlandırdı. 2004’te beklenmedik bir anda iki müzisyen kırgınlıkları bir kenara bırakarak The Tears adlı kısa ömürlü bir süper grup kurarak tek bir albüm yayımladılar.
Sürpriz bir şekilde 2010’da yeniden yaşam belirtileri gösteren Suede, 2010’ları üç albümle kapattıktan sonra 2020’lerde yayımladıkları iki albümle varlığını sürdürüyor. İstanbul seyircisiyle 2002, 2003 ve 2011 yıllarında buluşan Suede, 17 Temmuz 2026’da gerçekleşecek dördüncü buluşma için İstanbul’un “sadece kendileri için değil, birçok müzisyen için konser vermesi en güzel şehirlerden biri” olduğunu söylüyor.
Benim grubun müziğine kulak kabartmam, yanılmıyorsam 2000’li yıllara doğru olmuştu. Öpüşen meleklere benzettiğim albüm kapağı ilgimi çekmiş ve sahaflarda bulduğum yerli baskı kaseti arşivime atmıştım. Albümün kaseti beyaz kasa üzerine kırmızı renkli Suede tasarımıyla eş zamanlı bir şekilde Uzelli tarafından basılmıştı ülkemizde. O gün bugündür sakladığım bu güzel albümü geçmiş güzel günlerin hatırına döndürmek hâlâ keyif veriyor bana. Albüm, 2011 yılında demo şarkılar, B-side’lar, ekstralar ve konser DVD’siyle desteklenen genişletilmiş versiyonuyla yeniden yayımlandı.
Suede’in ilk albümü zaman içerisinde gücünden ve büyüleyiciliğinden bir şey kaybetmedi. Hâlâ kulağa taptaze gelen ve müthiş tınlamaya devam eden albüm yeni kuşaklar tarafından keşfedilmeyi bekliyor.


