Heavy Metal tanrıları takvimler 4 Kasım 1988’i gösterdiğinde yer küre üzerinden Kadıköy’deki Moda Sineması’na kulak verdiler. Sonra Pentagram, Metalium ve Metafor’u kutsamak adına dört yüz küsur sinema koltuğunu kurban olarak kabul ettiler.
yerli yazıları:
Lamb of God, on altı yıl sonra döndüğü İstanbul’da Black Tooth ve Orbit Culture ile birlikte Parkorman’ı dev bir pit alanına çevirdi.
Bağlama geleneğinin içinden gelip kendi sesini arayan genç müzisyen Arda Umurhan, Arda Umurhan’ın sesine kulak verirken sabretme ve zamanı geldiğinde sessiz kalma becerileri üzerine kurduğu müziğiyle dinleyiciyi kendisine bir kez kulak daha vermeye çağırıyor.
Plaklara yalnızca ses değil, emek ve hafıza da basan Salih Karagöz, Rainbow45 Records’un hikâyesini ve analog tutkusunu anlatıyor.
Plaktan kasete, CD’den dijital platformlara uzanan yolculukta değişen müzik değil, dünya değişti. Algoritmaların hızlandırdığı bir çağda hepimiz aynı şeyi soruyoruz: hergün daha fazlasına ulaşırken müziğin ruhunu mu kaybediyoruyuz?
Sami Ertan Kızıltan grup adının kura çekiminden Bebek’in yaz aşkına, Yusuf Yusuf’un küçük kahramanından Eller Yalan’ın kendine özgü hikâyesine, Acil Servis’in müzikle geçen otuz yılı aşkın hikâyesini anlatıyor.
Rami’de Siyah Gölgeler’le başlayan yolculuk, Yeraltı Dörtlüsü ve 25. Saat üzerinden Hardal’a uzandı. Üç albümlük kısa ama etkili serüveniyle grup, Türk Rock tarihine melankolik, kentli, özgün ve zamanın ötesinde bir ses, silinmez bir iz bıraktı.
İskender Paydaş, sahnenin önünde görünmekten çok müziğin içinde duyulan isimlerden biri. Düzenlemeleri, prodüksiyonları ve canlı performanslarıyla Türkiye’nin modern ses mimarisini kuran görünmez ustaları arasında.
Türk Hard Rock sahnesinin efsane grubu Whisky, ülkenin ilk Heavy Metal kaseti olan kült albümleri Babaanne’yi yıllar sonra plak formatında arşivlere armağan ediyor. Kâmil Özaydın’ın anısını yaşatan bu özel basım, Hard Rock ruhunu kuşaklar arasında yeniden canlandırıyor.
Erkin Koray Yeraltı Dörtlüsü ile başladığımız mini serinin bu bölümü; 60’ların Saykedelik ve Underground damarından beslenen Grup Bunalım’ın kısa ama etkili hikâyesini, bu kez Aydın Çakus ile Ahmet Güvenç cephesinden anlatıyor.
