Bir zamanlar hippileri Avrupa’dan Nepal’e taşıyan yollar, 2008’de bu kez iki Hollandalı müzisyeni Butan’a götürüyor. Linde Nijland ve Bert Ridderbos; Türkiye’den İran’a, Pakistan’dan Hindistan’a uzanan yolculuklarında yerel müzisyenlerle buluşuyor, beklenmedik mekânlarda kayıtlar yapıyor ve sonunda Himalayalar’ın eteklerinde müzikle örülmüş benzersiz bir seyahat albümüne ulaşıyor. Levent Varlık bize bu renkli çiftin hikayesini aktarıyor.
Yıllar önce Sirkeci tren istasyonundan inip İETT otobüsleriyle İstanbul Üniversitesi’ne giderken Sultanahmet civarında kızlı erkekli, rengârenk giysili, uzun saçlı, neşeli hippileri görürdüm. Sultanahmet o yıllarda Avrupa’dan yola çıkıp Nepal ve Hindistan’a gidecek olan hippilerin mola, haberleşme ve buluşma merkezlerinden biriydi. Çoğunlukla Lale Restoran Pudding Shop’ta üslenirler, vakit gelince o eski, efsanevi Volkswagen karavanlarla, kaportası saykedelik desenlerle bezeli otobüslerle yollarına devam ederlerdi.
Özenirdim, ama okul vardı, para yoktu; olmazdı. Ha, gerçi çok yıllar sonra artık okul yoktu, para vardı ve ben Katmandu yollarına düşmüştüm, ama o zaman da Freak Street, artık okuduğum o eski Freak Street değildi!
Zaman çok acımasız!
Ama olsundu, Batı dünyası bu hâldeyken o yolculukların cazibesi hiç bitmeyecekti.
Uzun zamandır dinlediğim Hollandalı bir şarkıcı var: Linde Nijland. O da benim gibi bir Sandy Denny hayranı olduğu için belki yirmi yıldır ismen tanıyorum. Bir gün Coşkun Aral’ın o eski İZ TV’sini seyrederken Wilco van Herpen’in Wilco’nun Karavanı programına rastladım. Wilco, Sultanahmet’te dolaşırken hippi kılıklı Hollandalı bir müzisyen grupla karşılaşmış. Hollandalılar arabalarla doğuya doğru yola çıkmışlar. Uğradıkları ülkelerde imkân buldukları zaman yerel müzisyenlerle müzik yapıyorlarmış.
Wilco onlara takılıp İstanbul’dan Kapadokya’ya doğru yola çıkıyor. Grup, Kapadokya’daki kayalıklara oyulmuş antik kiliselerden birinde kayıt yapmak istiyor. Gruptakilerin kim olduklarını bilmiyorum, hiçbirinin ismi geçmiyor. Ama ben kızın sesinden, galiba anlıyorum kim olduğunu. Linde Nijland olmalı bu, antik kiliselerden birinde şarkı söylüyor. Daha önce İskoçyalı Dick Gaughan’dan dinlediğim bir İngiliz Folk şarkısı, The Snows They Melt the Soonest.
Linde’ye Facebook üzerinden yazarak programı anlatıyorum; o da Wilco’yla nasıl karşılaştıklarını ve doğuya doğru seyahatlerini uzun uzun anlatıyor.
Hikâye, Linde Nijland ve Bert Ridderbos’un Groningen’de verdikleri konserden sonra bir izleyiciyle tanışmalarıyla başlıyor. Bu kişi, arkadaşlarıyla Butan’a, ülkenin yeni kralının taç giyme kutlamalarına katılmak için yola çıkacaklarını; isterlerse kendilerine eşlik etmelerinden memnun olacağını söylüyor. Linde ve Bert ummadıkları bu teklifi seve seve kabul ediyorlar ve hazırlıklara başlıyorlar.
Yolculuk Hollanda’dan Almanya, Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan, Türkiye, İran, Pakistan ve Hindistan üzerinden Butan’a kadar planlanıyor; uğranılan ülkelerde, mümkün olursa, yerel müzisyenlerle ses ve görüntü kayıtları yapmak da amaçlanıyor. Ancak kayıtlar ve ses düzenekleri için bir ekip de gerektiği için araç ihtiyacı duyuluyor ve bir iş insanından ödünç olarak dört çeker bir araç temin ediliyor. Görüşmeler sonunda, seyahati esas organize eden ekiple birlikte, biri spor otomobil olmak üzere sekiz araçla yola çıkılması planlanıyor.
Yol hazırlıklarının en önemli simgesi bir cittern. Bert bir multi-enstrümantalist ve en çok kullandığı çalgılardan biri cittern. Cittern, geç Orta Çağ ve Rönesans resimlerinde de sıkça görülen, on telli tarihî bir çalgı. Gezi için İngiltere’den getirttikleri özel bir cittern’i Hollanda’lı ressam Henk Helmantel’e bir natürmortta resmettirip, tur sonunda diğer enstrümanlarla birlikte Butan’daki Kilu Müzik Okulu’na bağışlamaya karar veriyorlar.
Grup 28 Eylül 2008’de iki ay sürecek yolculuğuna başlıyor. İlk durak Sırbistan’da 12 yaşındaki Danica Krstić’le bir Ortodoks kilisesinde iki Balkan şarkısı, Zaspo Janko ve Ajda Kato’yu kaydediyorlar.
Linde ve Bert Sırbistan’dan sonra iki gün için İstanbul’a geliyor, burada Wilco’yla birlikte Göreme’ye hareket ediyorlar. Linde Kapadokya’yı masalsı bir yer diye tanımlıyor. Dokuzuncu yüzyıldan kalma, kayalara oyulmuş bir kilisede The Snows They Melt the Soonest’ı kaydediyorlar. Birkaç günlük kamptan sonra grup doğuya, İran’a doğru yola devam ediyor.
İran’daki ilk durakları, kökleri 7. yüzyıla uzanan ve Qara Kelisa, yani Kara Kilise adıyla bilinen Aziz Tadeus Manastırı. Etrafı tepelerle çevrili ıssız bir arazide konumlanmış, çevresi gibi toprak renkli bir yapı. Kilise bahçesine kamp kuruyorlar. Linde, burada başörtüsü takması gerekmediğinden yanında getirdiği eşarpları kullanmak zorunda kalmıyor ve Bert’in cittern’i eşliğinde şarkı söyleyebiliyor. Sesi duyup gelen İranlılar da konseri ilgiyle izliyorlar.

Daha sonra ekip Kazvin’e geçiyor ve burada zither, arp benzeri bir çalgı olan chang ve değişik flütler gibi binlerce yıllık Pers enstrümanlarını yeniden üreten Seyfollah Shokri ve arkadaşı Seyed Kamal Rezayi ile buluşup müzik yapmaya başlıyorlar. Bu iki İranlı müzisyene Bert de katılıyor. Ama İranlılar bununla yetinmiyor, yasal olarak bir kadının şarkı söylemesinin yasak olmasına rağmen, Linde’den şarkı söylemesini rica ediyorlar. Linde önce şaşırıyor ve o çok sevdiği, The Snows They Melt the Soonest’ı söylemeye başlıyor. Arkasından Seyf Ollah Shoukri Mevlânâ’dan bir rubai geçiyor. Tümüyle doğaçlama bir çalışma. Bu konser aslında bir yeraltı konseri. Kadınların şarkı söylemesi yasak olduğu için toplanma alanı şüphe üzerine iki kez değiştiriliyor ve katılacak kişiler mekâna şifreyle geliyor.
Ertesi gün ise stres yok. Kazvin’den ayrılan grup Hollanda Büyükelçiliği’nde konser vermek üzere Tahran’a gidiyor. Burada Lindeİranlı ve Hollandalı izleyicilere üstelik başörtüsüz olarak konser veriyor. Ama tabii yer Hollanda mülkü olunca sorun olmuyor! Bununla da kalmıyor, Linde, özel bir izinle Tahran’da MAHAK Hastanesi’nde çocuklara da şarkı söylüyor.
Tahran’a kadar gelerek İran’ın büyük kısmını geçmiş olan grup Pakistan sınırına doğru ilerlerken çölde, kerpiç yapılardan oluşan küçük bir köyde eski bir kervansaraya yerleşiyor ve yıldızlılarla dolu gökyüzünün altında Richard Thompson’ın Waltzing’s for Dreamers yorumunu kaydediyorlar.
Linde ve arkadaşları Pakistan sınırından içeri girince bambaşka bir dünyayla karşılaştıklarını; her tarafta makineli tüfekli askerlerin nöbet tuttuğunu, özellikle yabancılar için çok sayıda kontrol noktası bulunduğunu ve ülkeyi terk edinceye kadar silahlı polislerin kendilerine eskortluk ettiğini söylüyorlar.
Pakistan’dan ayrılıp Hindistan’a geçince yine farklı ama daha güvenli bir dünyayla karşılaşıyorlar. Müzisyenlere aracını ödünç veren sponsorları aracılığıyla Delhi’de, gençlerin eğitimi için düzenlenen bir yardım konserine katılıyorlar. Ertesi gün Delhi’nin büyük televizyon istasyonlarından birinde canlı programa alınıyorlar ve amaçlarının farklı coğrafyalardaki insanlarla müzik yoluyla iletişim kurmak olduğunu anlatıp birkaç şarkı söylüyorlar.
Sabah kalktıklarında sitar, tabla ve harmonyum ustası üç müzisyenle buluşup önce akşamki konser için prova yapıyorlar. Akşam da 40’ar dakikalık iki set hâlinde, Hintli müzisyenler eşliğinde sahneye çıkıyorlar. Konser çok sayıda televizyon kanalı tarafından canlı olarak yayınlanıyor.
Oradan, önce Agra, arkasından Varanasi’ye giderken Linde ve Bert bir benzin istasyonunda duruyorlar. O sırada yakınlardaki bir ahırdan gelen müziği duyuyorlar, ahıra doğru yaklaşınca, onları gören Hintliler yanlarına geliyor, bir doğum günü kutlaması yaptıklarını söyleyip Linde’yle Bert’i içeriye, 24 saat sürecek Hare Krishna ibadetinin yapıldığı ahıra davet ediyorlar. Burada da birkaç saatlik eğlence ve sohbetten sonra Varanasi’ye doğru yola çıkıyorlar. Burada Ganj Nehri kıyısında Richard Thompson’ın Dimming of the Day parçasının bir yorumunu kaydediyorlar.
Ertesi gün Darjeeling ve Indus vadisinden geçiyorlar. Hindistan’da, geçtikleri birçok yerde kalabalık yüzünden istedikleri gibi kayıt yapamayan müzisyenler, DVD çekimleri için Himalayalar’ın eteklerindeki sessiz, sakin küçük bir yerleşim yeri olan Kalimpong’a gidiyorlar. Burada Himalayalar’ın karlı tepelerinin önünde Sandy Denny’nin Rising for the Moon isimli şarkısını kaydediyorlar.
Hindistan turu da bitince artık nihai hedefe varılıyor: Butan.
Butan’ı nasıl anlatsam… Himalayalar’ın eteğinde 700.000 nüfuslu Budist bir ülke. Kralından köylüsüne kadar herkes, giyim dahil, geleneksel yaşamlarını sürdürüyor. Zenginliklerini “Gayri Safi Milli Gelir”le değil, “Gayri Safi Milli Mutluluk” kriterleriyle ölçüyor. Ülkede asık yüzlü kimse yok, yolsuzluk yok. Eğitim, barınma, sağlık sorunu yok. Ülke çapında organik üretim yapılan tek memleket. Rengarenk Budist tapınaklar tertemiz. Tepeler arasında Budist dua bayrakları rüzgârda rengarenk uçuşuyorlar. Havası temiz, suyu temiz, doğası temiz… Linde ve Bert başkent Thimpu’daki Kilu Müzik Okulu’nda ilk konserlerini veriyorlar, Butanlı müzisyenlerle, tanışıyorlar ve ertesi gün ülkenin beşinci kralı Jigme Khesar Namgyel Wangchuck’un (resmî ismi Dragon King – Ejderha Kral) taç giyme töreninde sahneye çıkmak için hazırlanıyorlar.
Kutlama konserleri Thimpu’da nehir kenarında büyük bir meydanda yapılıyor. Linde ve Bert Kraliyet müzisyenleri Lhamo Dukpa, Namhka Lhamo ve Jigme Drukpa’yla sahneye çıkıyorlar hem kendi şarkılarını hem de Butan ezgilerini seslendiriyorlar. Müzikleri ülkenin televizyon kanallarında yayınlanıyor ve halktan gördükleri ilgiyle, Linde ve Bert amaçlarına ulaşmış olarak ülkelerine dönüyorlar.
Son bir not: Linde ve Bert birkaç yıl önce İranlı sanat yönetmenleri Sam Chegini ile (Sam’in, Linde’nin Traveller şarkısı için yaptığı klip Kanada’da ödül almıştı. Daha sonra Jethro Tull, Jakko Jakszyk, Chris de Burgh ve daha birçok müzisyenin resmî video kliplerini de Chegini hazırlamıştır.) buluşmak üzere İstanbul’a da gelmişler, Moda’da Gitar Kafe’de bir mini konser vermiş, Açık Radyo’da Koyu Mavi programına konuk olarak katılmışlardı.






