90’lı yılların Berlin sokaklarından yükselen Aziza A., Türkçe Rap sahnesinin ilk güçlü kadın sesi olarak kültürel bir köprü kuruyor. Hip Hop’un protest ruhunu Doğu’nun melodileriyle harmanlayan sanatçının ilham verici portresi Stüdyoİmge’de.
Portre yazıları:
İnkâr, Öfke, Pazarlık, Depresyon, Kabullenme. David Bowie’nin karakterden karaktere evrilen ilham yolculuğu, yeniden kurgulanıyor. Ziggy Stardust’tan Thin White Duke’a uzanan bu kişisel methiye, sanatçının ölümsüz mirasını selamlıyor.
Phil Collins’in 80’lere damga vuran solo kariyeri, davulun ritimden duyguya evrildiği derin bir anlatıya dönüşüyor. Fiziksel sınırlarla yüzleşen bir efsanenin, oğluyla sahnede devleşen mirası ve o unutulmaz vedası Stüdyoİmge’de.
Tam 81 yıl önce bugün dünyaya gelen Cem Karaca, sadece eşsiz sesiyle değil, toplumsal hafızada bıraktığı derin izlerle de yaşamaya devam ediyor. Aptulika’nın kaleminden…
Chris Rea, kendine has “slide” gitar tınısı ve buğulu sesiyle modern hayatın yol gürültüsünü Blues’a dönüştürüyor. Aileye, eve ve yola duyulan bağlılığın samimi bir portresini çizen usta müzisyenin zamansız hikâyesi Stüdyoİmge sayfalarında.
Motörhead hiçbir zaman yalnızca bir grup olmadı; bir tavırdı, bir gürültüydü, bir hayat biçimiydi. Heavy Metal için fazla Punk, Punk için fazla Metal. Phil Campbell’ın ardından Motörhead’in gürültülü ama dürüst mirasına kısa bir selam.
Kocaman bir trenle başlayan bir hayranlık hikâyesi: Big Big Train’in, Longdon sonrası dönüşümünden “Woodcut”ın kolektif ruhuna uzanan bu yazı, Prog Rock’ın kalp, hafıza ve kabullenişle nasıl yeniden doğduğunu anlatıyor.
Anadolu Rock’ın efsane sesi Cem Karaca, aramızdan ayrılışının yıl dönümünde dostlarının tanıklıklarıyla anılıyor. Taner Öngür ve Vecdi Yücalan, usta sanatçının bilinmeyen tekne maceralarını, sahne disiplinini ve genç müzisyenlere bıraktığı mirası Stüdyoİmge için anlatıyor.
Merih Akoğul’un bu yazısı, Cem Karaca’yı bir ikon olarak değil; bir semtin, bir kuşağın ve kişisel hafızanın içinden geçen canlı bir figür olarak ele alıyor. Anılar, mekânlar ve şarkılar arasında dolaşan anlatı, müziğin hayatla nasıl iç içe geçtiğini samimi bir tanıklık üzerinden kuruyor!
Gerçekle hayalin arasında salınan; Caz’ın gölgesiyle ya da Rock’ın uğultusuyla beslenen efsanevi bar. Murakami’nin romanlarındaki melodilerle var olup, yok olan “Peter Cat” efsanesine bir yolculuk yaptırıyor Meral Akman.
