Beş genç kadın, bolca Rock ve bulaşıcı bir kız neşesi! OD Band, enstrümanlarla başlayan tatlı karmaşayı sahnede ateşe dönüştürüyor. Dinlemeyenler için küçük uyarı: Çok geç kalmayın!
Portre yazıları:
Nükleer savaş bitmiş, dünya sessizliğe gömülmüş. Yanınızda sevdiğiniz insandan başka kimse kalmamış. Ne konuşurdunuz? Bonnie Dobson’ın Morning Dew’u, dünyanın sonunu bir aşk şarkısı kadar usulca anlatıyor.
Pentagram’ın gitaristi Ümit Yılbar, henüz 27 yaşındayken hayata veda etti. Ardında yalnızca kayıtlar ve anılar değil, yetiştirdiği müzisyenler, dokunduğu hayatlar ve yarım kalan bir müzikal yolculuk bıraktı. Yıllar içinde Ümit’in adıyla bütünleşen Fly Forever, müziğin bazen bir insanın yaşamından çok daha uzun sürebildiğinin kanıtıdır.
Milano’da gidilen bir konser, keşfedilmeyi bekleyen müthiş bir gitariste dönüşüyor. Çocuk yaşta sahneye çıkan, Blues köklerini zamanla Hard Rock ve Metal’in sertliğiyle buluşturan Eric Steckel, güçlü gitar soloları ve kendine özgü Bluesmetal anlayışıyla dinleyeni şaşırtıyor.
Bir şarkı bazen yalnızca suçluyu göstermez; parmağı döndürüp dinleyene de uzatır. Objektif’in Yuh’u parmağı bize çeviriyor: denize, ormana, şehre ve en sonunda aynadaki insana bakıp aynı şeyi söylüyor: Sana da yuh! Bana da yuh!
Pembe püsküllerle başlayıp Eleanor Rigby’yi Proto-Metal karanlığına sürüklediler. The Zoot’u hatırlayanlar zaten gülümsedi; ilk kez duyanlar içinse hikâye şimdi başlıyor.
“Benden mutlu şeyler beklemeyin!” Steven Wilson sözünü tutuyor ve yas, yalnızlık ve pişmanlığı öyle bir ses mimarisine dönüştürüyor ki insan üzülürken bir yandan da “ne güzel üzülüyorum” diye düşünüyor.
The Rolling Stones daha efsane olmadan önce parasız, üşümüş ve biraz da baş belasıydı. Bir gün 102Edith Grove’un kapısında elinde bavuluyla James Phelge belirdi ve işler hiç düzelmedi ama en azından Nanker Phelge diye bir efsane doğdu.
Bağlama geleneğinin içinden gelip kendi sesini arayan genç müzisyen Arda Umurhan, Arda Umurhan’ın sesine kulak verirken sabretme ve zamanı geldiğinde sessiz kalma becerileri üzerine kurduğu müziğiyle dinleyiciyi kendisine bir kez kulak daha vermeye çağırıyor.
Pink Floyd’un müziğine felsefi bir yaklaşım: Birbirinin tezi ve antitezi gibi duran karakterlerin çatışmasından doğan benzersiz bir sentezin hikâyesi.
