Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      DICK PARRY: Pink Floyd’un “Muazzam Güzellik İmzası”

      28.05.2026

      BEAT İSTANBUL’da: Bir Konser, Sayısız Artçı Sarsıntı ve Üç Yazar

      17.07.2026

      ROBERT PLANT: Meğer Cennete Giden Merdiven Harbiye’den Geçiyormuş

      08.07.2026

      THE GATHERING ve THE PINEAPPLE THIEF: İstanbul’da, Aynı Gecede Mucize Gibi Bir Konser! 

      02.07.2026

      CHRIS ISAAK İzmir’deydi

      29.06.2026

      Aurora. YES mi? EVET!

      20.07.2026

      NICK DRAKE – PINK MOON: Pembe Ayın Altında Yirmi Sekiz Dakika

      16.07.2026

      THE SPIRIT OF RORY: Bonamassa’dan Ustaya Selam. 

      15.07.2026

      SUEDE – Suede (1993)

      14.07.2026

      FLÖRT ve Müzikal Yolculuğu. Üç İsim, Dört Mevsim

      08.05.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      SOUTHERN PACIFIC ve 80’ler

      13.07.2026

      GENESIS: Maskeli PETER GABRIEL’den PHIL COLLINS’e

      09.07.2026

      CREAM ve Rock’ın Ontolojik Kırılması: Gürültünün Estetiği

      06.07.2026

      GRUP BUNALIM: Bilinç ile Bilinçaltı Arasındaki Çizgi

      01.07.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      Aurora. YES mi? EVET!

      20.07.2026

      BEAT İSTANBUL’da: Bir Konser, Sayısız Artçı Sarsıntı ve Üç Yazar

      17.07.2026

      NICK DRAKE – PINK MOON: Pembe Ayın Altında Yirmi Sekiz Dakika

      16.07.2026

      THE SPIRIT OF RORY: Bonamassa’dan Ustaya Selam. 

      15.07.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • N’olmuş?
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Albümler»Aurora. YES mi? EVET!
    Albümler

    Aurora. YES mi? EVET!

    Bütün üyeleri aynı kalmasa da bir grup hâlâ aynı grup mudur? Cevap: Evet… Yes’in altmış yıla yaklaşan müzik hayatının (şimdilik) son stüdyo albümü bu soruya tereddüde yer bırakmadan yanıt veriyor.
    Cengiz VarlıkCengiz Varlık20.07.202613 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    Bir grubu o grup yapan nedir: üyeleri mi, ürettiği müzik mi? Yes’in neredeyse altmış yıla yayılan hikâyesinin merkezindeki bu soruya, Cengiz Varlık grubun yirmi dördüncü stüdyo albümü Aurora üzerinden yanıt arıyor. Steve Howe’un liderliğinden yeni kadronun kurduğu dengeye, orkestral düzenlemelerden Roger ve Freja Dean’in kapakta yarattığı dünyalara uzanan yazı, geçmişi taklit etmeyen ama Yes ruhunu geleceğe taşıyan farklı bir albümün izini sürüyor. Sonuç: Evet, bu hâlâ Yes.

    Yes’in 12 Haziran 2026’da yayımlanan yeni albümünün ön siparişini veriyorum. Günbegün Royal Mail’in internet adresinden, paketimin nerede olduğunu takip ediyorum. Günler geçiyor, ses seda yok. Nihayet haftalar sonra paketin gümrükte olduğunu, ödeme yapılmasını beklediği mesajını alıyorum. Kara kara düşünmekteyim; gümrükte takıldı ise kim bilir kaç lira daha ödemem gerekecek? Artık haber beklemekteyim. 

    Salı sabahı (“Salı” olmasının çok da önemi yok; bir sabah işte). Sevgili Levent Erseven arıyor, sohbete başlıyoruz. Daha yeni tanışıyoruz ve ilk görüşmemiz. “Cengiz, Yes’in yeni albümü hakkında dergiye yazar mısın bir şeyler?” diyor. Sohbeti koyulaştırıyoruz. Kapı çalınıyor. Koyulaşmış Yes sohbetimiz bölünüveriyor. Kapıya bakacağım mecburen! Levent’ten izin istiyorum. Karşımda kimi göreyim? Levent değil elbette. Kapıdaki kurye. Elinde kocaman bir paket: Yes Aurora. Klişe sözdür ama hayat garip tesadüflerle dolu değil mi? (80 lira ile kurtarıyorum bu arada). 

    Neredeyse elli yıldır süren bir tartışmadır hangisi Yes’tir diye. Jon Anderson’un olmadığı Yes bir Yes midir? Ya da Yes, Jon Anderson mıdır? Yıllar önce, sanırım 2000’lerin hemen başı idi, Sevgili Yavuz Sarıyıldız ile birlikte hazırladığımız dokuz bölümlük Yes radyo belgeselinde, canlı yayında sık sık tartıştığımız da bu idi. Anlaşamazdık bir türlü. 

    1998 yılından bir Yes: Billy Sherwood, Steve Howe, Jon Anderson, Chris Squire, Alan White ve Igor Khoroshev

    Bir taraf, “Jon Anderson’ın olmadığı Yes, Yes değildir” der; benim de içinde olduğum bir taraf da grubu kişilerle sınırlamaz. Rick Wakeman’ın sözlerini benimsiyorum ben. Şöyle bir şeydi: “Yes, Yes müziği yapan bireylerin oluşturduğu gruptur.” Yani grupta kimin olduğu değildir önemli olan; önemli olan, yapılanın Yes müziği olup olmadığıdır. Her kim onu yapıyorsa, o Yes’tir. Yine bir başka söyleşide Chris Squire da aynı yönde sözleri sarf etmiş, Yes’in sürekli bir değişim içinde olduğunu ve Yes müziğinin kuşaklar boyunca devam edebileceğini söylemişti. 

    Şimdi, buraya kadar yazılanların elbette bir amacı var. Çünkü bugün adı Yes olan Progressive Rock grubunun hiçbir üyesi, grubun kurulduğu zamanki üyeler değil. Sadece gitarist Steve Howe, klasik Yes kadrosu olarak tanımlanan kadrodan. O da gruba 1970’de katılmıştı. Peki, bugün yapılan müzik Yes müziği mi? Şimdi aşama aşama oraya geleceğiz. 

    Bill Bruford’un kayıtlarına göre 3 Ağustos 1968 günü topluluk önünde ilk konserini veren Yes, 2026 yılına kadar hiçbir zaman aynı kadro ile art arda üç stüdyo albümü yayımlamadı. Neredeyse altmış yıl boyunca dört ayrı vokalisti oldu; kimi kısa süreli yedi klavyeci, üç gitarist, iki bas gitarist ve dört davulcu grupta yer aldı. Bunların kimisi bir albüm kaydında bile bulunmadı. Ama yapılan hep Yes müziği oldu. İyisi ile kötüsü ile. Jon Anderson olmadığı için Drama albümüne Yes müziği değil demek mümkün mü? Grubun bir diğer yaratıcı dehası Steve Howe’un yer almadığı Time and a Word için Yes değil bu diyebilir miyiz? Ya da Rick Wakeman’sız Relayer için?

    Grubun yirmi dördüncü stüdyo albümü Aurora işte bu tartışmaların gölgesinde yayımlandı. 

    Yes’in 2026’dan bir fotoğrafı: Steve Howe, Geoff Downes, Jon Davison, Billy Sherwood ve Jay Schellen

    O zaman klasik girişle devam edelim: Aurora albümünün kadrosunda gitar ve vokalde Steve Howe; vokal, akustik gitar, piyano ve tuşlu çalgılarda Jon Davison; tuşlu çalgılar ve geri vokallerde Geoffrey Downes; elektrik gitar, bas gitar ve geri vokallerde Billy Sherwood ve davulda Jay Schellen yer alıyor. Ayrıca albümdeki iki çalışmaya Şef Vladimir Martinka yönetiminde altmış dört kişilik Çek Ulusal Senfoni Orkestrası eşlik ediyor.  

    Aurora, önceki iki albüm, The Quest ve Mirror to the Sky ile bir üçleme oluşturuyor denilebilir. Ama bunların bir devamı değil. Önceki iki albümün eksikliklerinin burada kapatıldığını görüyoruz. Örneğin, The Quest gibi dağınık değil. Mirror to the Sky için getirilen eleştiriler arasında, Geoff Downes’ın tuşlu çalgılarının hem müzikal açıdan hem de miksajda oldukça geride kaldığı öne çıkıyordu. Aurora bu açığı çok verimli biçimde kapatmış. Mellotronlar, piyanolar, hammond orglar tüm canlılıkları ile kulaklarımıza geliyor. Önceki iki albümde karşılaştığımız, Yes standartlarına göre nispeten düşük tempolu müzik, Aurora’da zaman zaman oldukça sert, yüksek tempolu bir yapıya dönüşmüş. Önceki iki albümden daha progresif. Grup, nasıl The Quest’ten Mirror to the Sky’a tırmanmış ise, Mirror to the Sky’dan da Aurora’ya tırmanıyor. 

    Her üç albümde de Steve Howe’u bir lider olarak görüyoruz. Bununla birlikte Aurora, önceki iki albüme göre daha fazla grup çalışması havasını veriyor. Grup üyelerinin önceki iki albüme kıyasla stüdyoda daha fazla birlikte çalışması yaratıcı sürece ve tabii ardından gelen miksaja önemli katkı sağlamış; güçlü bir sinerji yakalanmış. Jay Schellen da ilk kredisini almış. 

    Steve Howe ve Geoff Downes

    Prodüksiyonu yine Steve Howe üstlenmiş. Albümde her enstrümanı tertemiz, tüm detayları ile net olarak duyabiliyorsunuz.

    Albüm yeniliklere açılırken zaman zaman geçmişe de selam çakıyor. 70’lerin hemen başındaki Time and a Word ya da 2000’lerin başındaki Magnification gibi, üçlemenin ruhuna uygun olarak, bu albümde de iki eserde orkestra kullanılmış. Orkestra, arka planda eşlikçi görevi görmüyor; doğrudan doğruya grubun bir elemanı gibi çalıyor. Adeta bir enstrüman. Ayrıca ileride değineceğimiz gibi 90125 albümünün Leave It şarkısını anımsatan anlar var. 

    Yes müziğinin genellikle, uzun süreli, destansı yapıtlar olması beklenir. Üçlemede bundan kısmen uzaklaşılmış olmakla birlikte, Mirror to the Sky albümüne adını veren eser ile Aurora’daki Countermovement, iki epik çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Burada hemen bir not yazmakta yarar var. Uzun süreli epik çalışmalar, klasik Yes kadrosunda, Jon Anderson ve Steve Howe’un eğilimi iken, Chris Squire çoğunlukla kısa süreli eserleri tercih ediyordu. 

    Gelelim albümdeki eserlere…

    1. Aurora
    2. Turnaround Situation
    3. Love Lies Dreaming
    4. Countermovement
      • Taro
      • Anytime Soon
      • Blink of an Eye
      • Freedom’s Edge
    5. Ariadne
    6. All Hands on Deck
    7. Outside the Box
      • Light
      • Outbox
    8. Emotional Intelligence
    9. Jambustin
    10. Watching the River Roll

    Aurora

    Mirror to the Sky’daki Cut from the Stars ve The Quest’teki The Ice Bridge’in üçüz kardeşi. Çarpıcı piyano motifi ve orkestral tema girişi bir aurayı gözlerinizin önüne getiriyor. Bu satırların yazarında sanki bir Disney film müziği olabilirmiş gibi bir etkiye sebep oldu. Tempo değişiklikleri, Steve Howe’un caz dokunuşlarıyla bezediği muhteşem gitarı ile bir Progressive Rock eseri. Jon Davison’un sözleri “astral ve içsel yolculuklara” parmak basıyor. Tam da Yes müziğine yakışır konular. 

    Jon Davison: “Yoğun bir şekilde meditasyon yapıyor, doğu felsefesi üzerine çalışıyor ve içsel aydınlanma hakkında bilgiler ediniyordum. Bu durum pek çok dinleyiciye kulağa biraz havalı veya gerçeklikten kopuk gelebilir ama kişisel olarak bulunduğum nokta tam da bu… Böylesi konuları dile getirmek için Yes müziğinden daha iyi bir mecra olabilir mi?” 1

    Eserin sözlerinde Jon Davison, Paramahansa Yogananda‘nın 1946 yılında yayımlanan “Autobiography of a Yogi” isimli kitabından esinlenmiş. Bu isim Yes dinleyicilerine tanıdık gelebilir, Tales from Topographic Oceans albümü de Jon Anderson ve Steve Howe tarafından, bu kitaptaki bir dipnottan esinlenilerek yapılmıştı. Bu eser, albüm için yazılan ilk çalışma olmuş. Steve Howe Aurora’nın taslaklarını dinleyince, o kadar etkilenmiş ve beğenmiş ki albüm adının da Aurora olması gerektiğini söylemiş. Sonra da hemen albüm adını görselleştirmek için Roger Dean’e başvurulmuş.  

    Turnaround Situation

    Turnaround Situation, Mirror to the Sky albümünün hazırlık sürecinin sonlarına doğru gündeme gelmiş; Jon Davison eserin pek çok bölümünü yazmış ama düzenlemeleri ve tamamlanması Aurora’ya kalmış. Eser Yes müziğinin ayırt edici özelliklerinden olan harmonilerle ve geniş yelpazede gitar soundları ile bezenmiş; Billy Sherwood bas gitarı ile parlıyor. Kısacık bir bölüm ama eserin sonundaki akapella hem eserin hem de tüm albümün ruhunu mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Oldukça etkileyici. Keşke biraz daha uzun olsaydı. 

    Jon Davison: “Turnaround Situation, vicdanımı her görmezden geldiğimde, hayatımın bir şekilde dağılıp gittiğini fark etmemle ortaya çıktı. Ben de daha önce yanlış yollara saptım… Ama sonunda yaptıklarınızın bedelini ödüyorsunuz… İşin tuhaf yanı, doğru yol genellikle daha zor olandır. Sizden daha fazlasını talep eder. Ama sonunda size bir şeyler de geri verir: berraklık, kendine saygı ve bir tür içsel özgürlük”. 2

    Love Lies Dreaming

    Jon Davison’un orgu ile başlayıp pek çok tempo değişiklikleri ile devam eden, karşımıza sürekli sürprizler çıkaran çalışmalarından. Steve Howe’un görkemli akustik gitar solosunu belirtmeden geçmemek lazım. Billy Sherwood’un geri vokali Chris Squire’ı anımsatıyor. Jay Schellen’ın davulu esere enerji katıyor. Bir sorun var ama: Progressive Rock gruplarının, bir eseri fade out yaparak sonlandırmalarını beğenmiyorum. Acaba şarkı daha nereye kadar gidiyordu?

    Countermovement

    Albümün en uzun çalışması. Mirror to the Sky’a ismini veren esere bir yanıt. Ama format daha farklı. Mirror to the Skykendi içinde bir bütünlük sağlarken, grup üyelerinin her birinin kendi fikirlerini ortaya koyduğu Countermovement dört ayrı bölümden oluşuyor ve her bölümün müzikal yapısı oldukça farklı. Ama Steve Howe, bu dört bölümü harmanlayarak bir bütünlük oluşturacak şekilde güçlü bir eser olarak ortaya çıkarmayı başarmış. Yine de bazı bölümler arasındaki geçişler kendini belli etmiyor da değil. 

    Açılış ve kapanış bölümleri, Steve Howe soloları ile kitap tutacağı gibi konumlanmış. Aradaki bölümler özellikle Steve Howe ve Downes’ın karşılıklı atışmaları ile coşarken, bir Rick Wakeman kadar olmasa da Geoffrey Downes’ın parlak soloları harikalar yaratıyor. Son bölümdeki Steve Howe elektrik gitar sololarında sanki kopukluklar var gibi. Biraz daha yüksek tempolu ve biraz daha akıcı olabilirdi. Eser bir akapellayla sonlanıyor: Dört bölümü bütünleştiren harika bir final, tam bir prodüksiyon harikası.  

    Steve Howe

    Ariadne

    Beklenmedik anlarda karşınıza çıkan tatlı sürprizler. Biraz Rick Wakeman’ın 70’li yıllardaki albümlerinin açılışlarına benzeyen bir giriş ve orkestranın eserin tümündeki baskın işlevi. Girişteki ve eserin tamamına yayılan orkestral melodi Geoffrey Downes’ın oluşturduğu bir tema. Orkestra ve vokallerin ardından tüm grup sahneye çıkıyor. Sherwood’un bas gitarı çoğu zaman olduğu gibi burada da Chris Squire’ı anımsatıyor. Steve Howe’un akustik gitarı, orkestranın önünde, bir konçerto lezzeti bırakıyor. Labirent bölümünü Billy Sherwood’un vokalleri süslüyor. Sözler Yunan mitolojisindeki Ariadne ve labirent öyküsünden yola çıkarak yazılmış. 

    Yes Music Podcast’de Jon Davison ile yapılan söyleşide, Davison eserin aslında ilk olarak The Quest için yazıldığını, eserin Geoffrey Downes’ın bir fikri olduğunu, Aurora albümünde yayımlanandan daha uzun süreli olduğunu ve hatta arada Gates of Delirium’dakine benzer bir savaş sahnesi bulunduğunu ama bunun zaman içinde rafa kaldırıldığını söylüyor 3. O savaş sahnesini duymak isterdim doğrusu.

    Albümün en komplike çalışmalarından biri. Kısa ama epik bir eser. 

    All Hands on Deck

    Rock! Steve Howe’un, albümdeki en sert gitar rifflerinden biri. Arkada Geoffrey Downes hammond orgda kendisini aşıyor. Steve Howe’un sevdiği riffler. Parça başladığı gibi aniden bitiveriyor. Muhtemelen evinin bahçesinde otururken kaydedivermiştir. İnsan meraklanmadan edemiyor: Gemi batmaktan kurtuldu mu acaba?

    Outside the Box

    Jon Davison

    Yine dört dakikalık kısa bir eser ve bu kadarcık zamana iki bölüm sığdırmışlar. Hiç söz yok. Yanıltmasın, Jon Anderson’ın Relayer albümündeki “cha cha cha”ları anımsatan “la la la”lar, “darat dat dat darat dat dat”lar. İlk bölümde Steve Howe’un 70’lerin Yes’ini anımsatan bir akustik gitarı ve Jon Davison’un ruhumuzu okşayan ninni masumiyetindeki vokalleri. İkinci bölüm kirli, sert gitar tonlamaları, ağır, gürleyen baslar, Downes’ın kendinden beklenmeyecek soloları, hırçın davul. 90125’deki Leave It’i de anımsatmıyor da değil. 

    Jon Davison: “Steve‘in elinde gerçekten ilginç bir şey vardı… Sanırım gitar synthesizer’ı ile yapılmıştı… Steve bir gün stüdyoda çalışırlarken Billy‘ye, ‘Bak Billy, şöyle bir fikrim var. İşte bu. Eve git ve… ne bileyim, üzerinde biraz eğlen.’ dedi. Billy birkaç gün sonra, tek kelimeyle harika ve çok eğlenceli, son derece özenli bir düzenlemeyle geri geldi. Biz de o vokalleri seslendirmekten büyük keyif aldık…” 4

    Acaba dört dakikada Progressive Rock yapılır mı? Evet. Sert ve eğlenceli. Harika. 

    Emotional Intelligence

    Jon Davison pastoral bir melodi ile piyanonun tuşlarına dokunuyor. Vokal ve ardından Steve Howe’un gitarının ılık esintisi. Nispeten düşük tempolu, duyguları coşturan yumuşak, klasik bir Jon Davison bestesi. Steve Howe’un albümdeki en güzel sololarından biri. Jay Schellen’ın bence iddiasız ama bir o kadar da komplike davulu.  

    Jumbustin’

    Kelime oyunu yapalım: Loli-pop! 

    Billy Sherwood

    Watching the River Roll

    Tam bir Conspiracy eseri. Billy Sherwood sanki yanı başındaki Chris Squire ile birlikte yazmış. Pastoral bir yolculuk hikayesi. Karavandasınız. Gün batmak üzere. Sevdiğiniz yanı başınızda. Derin bir vadide yol alıyorsunuz. Arkanızda gölgeler. Önünüzde batmakta olan güneşin parlattığı pembeye boyanmış gökyüzü ve bulutlar.  İki tarafınız alabildiğine her tondan yeşil. Hemen sağınızda kıvrılarak akan durgun bir nehir. Sevdiğiniz ve nehir ile birlikte denize doğru yol alıyorsunuz. Roundabout’u mu anımsattı? Tabii, beste Billy Sherwood’a ait olunca bas gitarını konuşturuyor. Arkada Steve Howe’un gitarı yolculuğa eşlik ediyor. Downes’ın klavye solosu zirveye çıkarıyor. Harika bir kapanış eseri. Bir de fade out ile sonlanmasa idi, ne iyi olacaktı. 

    Billy Sherwood: “Şarkı yazma sürecini noktalamak üzereydik […] ve aklıma bir fikir geldi […] Akustik gitarımı kaptım ve bir yolculuk hayal ederek akorları çalmaya başladım […], sanki Styx nehrinde ilerliyormuşsunuz gibi… Tekne hayat yolculuğunda süzülüp gidiyor; geride bıraktığımız ilişkiler, kaybettiğimiz sevdiklerimiz ve arkadaşlarımız var […] Hüzün ile hayatın gerçekleriyle yüzleşme ve aynı zamanda neşeyi, hayatın güzelliğini bulma ve esasen bu yolculuğun tadını çıkarmaya çalışma arasındaki o denge…” 5

    Roger Dean

    Bir Yes albümünden söz ederken kapak tasarımından söz etmemek olmaz. Albüm kapağı yine bir Roger Dean eseri. Aslında eksik oldu; Roger Dean ve kızı Freja Dean’in eseri. Roger Aurora fontunu tasarlayıp, kaya formasyonlarını resmederken kızı Freja da gökyüzünü ve aurorayı resmetmiş. Haydi burada Roger Dean’den söz etmişken başka bir dala konalım. Dikkat ederseniz, Roger Dean’in sadece Aurora fontunu tasarladığını yazdım, Yes logosundan söz etmedim. Roger Dean şöyle anlatmıştı bir söyleşisinde: 

    “Bir imza gününde birisi benden Yes’in logosunu çizmemi istedi; ben de kare logoyu çizmeye başladım ama ‘Hayır, hayır, yok,’ dedi. ‘Ben o meşhur logoyu, hani şu balon logoyu istiyorum.’ Ben de ‘Onu nasıl çizeceğimi hatırlayamıyorum.’ dedim. İşin aslı, ben her şeyi sadece bir kez çizerdim. Doğru sonucu elde etmek için altı taslak hazırlamıştım ama o logoyu nihayetinde sadece bir kez çizmiştim!”

    Gerçekten de her albümdeki Yes logoları, orijinal logonun üzerinde stüdyoda ya da dijital ortamda yapılan oynamalarla albüm kapaklarına konuyor. Aurora’daki Yes logosu, Open Your Eyes albümündekine son derece çok benziyor.

    Bir de Yes hayranlarının dikkatini çekebilir; albümün iç zarfında şarkı sözlerinin fontu, Close to the Edge albümündeki şarkı sözlerinin fontuna çok benziyor. Kapak tasarımında söz sahibi olan Gottlieb kardeşlere bu sorulmuştu. Yanıt: “Tamamen tesadüf.” Güzel olmuş ama ne dersiniz? 

    Sonuç: Hiçbirimiz yeni Yes soundundan ve yeni Yes kadrosundan yeni bir Close to the Edge, Tales from Topographic Oceans ya da Relayer beklemesin. Evet, bu Yes. Ama farklı bir Yes. Geçmişin geleneksel Yes soundundan uzaklaşarak onun mirasını yemeyen, bu mirası yemeye çalışmayan, klasik dönemin Yes’i gibi olmaya öykünmeyen, “Ben yeni Yes’im” diyen, geleceğe bakan bir Yes. Kendine özgü yeni bir soundu olan bir Yes. Beş yıl içinde üç albüm yapan grubun, hızını alamayıp nerede soluklanacağı da pek belli değil. Hatta daha şimdiden yeni bir albümden bile söz ediyorlar. Aurora, The Quest ile başlayıp Mirror to the Sky ile devam eden üçlemenin pırlantası. Biraz daha sert, çok daha progresif. Daha bilinçli. Daha grup olma hali. Steve Howe ilerleyen yaşına rağmen hâlâ formunda. Chris Squire’ın, ölümünden önce “el verdiği” Billy Sherwood, Chris’in ne kadar doğru seçim yaptığını kanıtlıyor. Gerçi Geoffrey Downes bir Rick Wakeman olmasa da Yes müziğine, olması gerektiği kadar ne bir eksik ne bir fazla katkı sunmaya devam ediyor. Jay Schellen’ın davulunda Alan White’ın etkisi hissediliyor. Son olarak Jon Davison hem vokal tekniği hem şarkı sözü yazımı hem de beste konusunda artık Yes’in esas adamlarından biri. The Quest ve özellikle Mirror to the Sky ilginizi çekti ve bu albümleri beğendi iseniz, edinin ve dinleyin. Yes’in diskografisinde özel ve önemli bir yere sahip olacak olan bir albüm. 

    Ve de şöyle bitirelim: 

    Steve Howe: “Her şey her zaman iş birliğine dayandı. Her birimiz ayrı ayrı şarkı yazabiliriz; ancak yine her birimiz kendi katkısını sunana dek, o tam anlamıyla bir Yes şarkısı sayılmaz. Geçmişi tekrar etmeye çalışmıyoruz; Yes‘in ruhunu ileriye taşıyıp onu yepyeni bir şeye dönüştürüyoruz.” 

    Dipnotlar:

    1. Youtube: Jon Davison on YES, Aurora, Steve Howe and Music as “Medicine for the Soul” ↩︎
    2. Yesworld Turnaround Situation ↩︎
    3. Yes Music Podcast: In Conversation with Jon Davison About the new Yes Album, Aurora-720 ↩︎
    4. The Prog Report: Jon Davison Inteview – Aurora ↩︎
    5. BiffBamPop!: Exclusive Interview: Andy Burns Talks to Billy Sherwood of Yes About Their New Album, ‘Aurora’ ↩︎

    Yazar

    • Cengiz Varlık
      Cengiz Varlık

      Progressive rock dinliyor. 70'lerde takılıp kalmış. Yes ile ilgileniyor. Açık Radyo ve Radyo Kosmos 'da ara sıra konuk oldu. Bilim kurgu seviyor. 2001: A Space Odyssey üzerine film tanımıyor.

    progressive rock rock yabancı yes
    Paylaş. Facebook Twitter WhatsApp Email
    Önceki yazıBEAT İSTANBUL’da: Bir Konser, Sayısız Artçı Sarsıntı ve Üç Yazar

    İlgili Yazılar

    BEAT İSTANBUL’da: Bir Konser, Sayısız Artçı Sarsıntı ve Üç Yazar

    17.07.2026Yazan: Hacer Erişkin, Cengiz Varlık ve Meral Akman

    NICK DRAKE – PINK MOON: Pembe Ayın Altında Yirmi Sekiz Dakika

    16.07.2026Yazan: Güner Elif Bozkurt

    THE SPIRIT OF RORY: Bonamassa’dan Ustaya Selam. 

    15.07.2026Yazan: Aptulika, Hacer Erişkin ve Meral Akman

    SUEDE – Suede (1993)

    14.07.2026Yazan: Sabahattin Bilgiç

    SOUTHERN PACIFIC ve 80’ler

    13.07.2026Yazan: Bülent Seyitdanlıoğlu

    Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #3: Hasır Adamın Ateşi

    10.07.2026Yazan: Burak Kumpasoğlu
    En son yazılar
    Albümler

    Aurora. YES mi? EVET!

    Yazan: Cengiz Varlık20.07.2026

    Bütün üyeleri aynı kalmasa da bir grup hâlâ aynı grup mudur? Cevap: Evet… Yes’in altmış yıla yaklaşan müzik hayatının (şimdilik) son stüdyo albümü bu soruya tereddüde yer bırakmadan yanıt veriyor.

    BEAT İSTANBUL’da: Bir Konser, Sayısız Artçı Sarsıntı ve Üç Yazar

    17.07.2026

    NICK DRAKE – PINK MOON: Pembe Ayın Altında Yirmi Sekiz Dakika

    16.07.2026

    THE SPIRIT OF RORY: Bonamassa’dan Ustaya Selam. 

    15.07.2026
    Öne çıkanlar

    EMRE NALBANTOĞLU ile Blues’un İçine Ankara’yı Saklamak

    31.03.2026

    Görkem Karabudak: Oyun Alanından Derinliğe ve Müziğin Akışına Teslim Olmak

    28.01.2026

    SUMRU AĞIRYÜRÜYEN ile ses, doğaçlama ve bitmeyen arayış üzerine

    19.06.2026

    TAMIKREST: Çölün, Şiirin ve Yolculuğun Sesi

    26.06.2026
    Etiketler
    alternative rock anadolu pop art rock blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca country deep purple derleme dünya müziği eric clapton flört folk rock frank zappa george harrison hakan türkoğlu hard rock heavy metal kargo kesmeşeker king crimson kronik led zeppelin leyan senay müzik basını objektif pentagram phil collins pink floyd pop progressive rock psychedelic rock punk rap rock sinema stairway to heaven stüdyoimge tarih teoman thrash metal yabancı yerli özer sarısakal
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    Aurora. YES mi? EVET!

    20.07.2026

    BEAT İSTANBUL’da: Bir Konser, Sayısız Artçı Sarsıntı ve Üç Yazar

    17.07.2026

    NICK DRAKE – PINK MOON: Pembe Ayın Altında Yirmi Sekiz Dakika

    16.07.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.