İzmir’den yaklaşık son dört yıldır Türkçe Heavy Metal yapan bir grup Krizz. Şimdiye dek “Canavar”, “İhanet” ve “Facia” adında üç adet single yayınladılar, konserler veriyorlar. Hatta İzmir dışındaki ilk konserlerini 22 Mayıs’ta Eskişehir’de verecekler. Vokalde Orçun Öçgüder, gitarlarda Taylan Tokmakoğlu ve Emrecan Dağaşan, basta Onur Özkara ve davulda Cenk Limni olarak beş kişiler. Adnan Alper Demirci, grubun 28 Şubat’taki konserini izledikten ve sahne üzerindeki grubu fotoğrafladıktan sonra bir türlü konser yazısı yazmayı denk getiremeyince gruptan Orçun ve Taylan ile bir araya gelip sorularını sormaya karar verdi. Karşınızda İzmir’den Krizz…
Krizz en son geçtiğimiz 28 Şubat’ta Tato Bar’da konser verdi, ben de oradaydım. Aslında bu izlediğim ikinci Krizz konseriydi, diğerine geçen sene 15 Mart’ta Albion isimli mekanda denk gelmiştim. Üç şarkıyla konser setlisti dolmadığı için doğal olarak cover şarkılara yöneliyorlar. İzlediğim iki konserde de açılışı Kramp‘tan “Tek Başına” ve “İstanbul Sokakları” şarkılarını birbirine bağlayarak yaptılar. Sonra Ünlü, Tibet Ağırtan, Whisky, Malt, Kargo, ve sürpriz bir şekilde Fatih Erdemci‘den şarkılar arka arkaya, aralarda kendi üç tane besteleri eşliğinde toplam on maddeden oluşan setlistleriyle kulaklarda güzel bir tat bıraktılar. Yorumladıkları parçaların çoğu Türkçe Rock klasmanında olsa da hepsini geleneksel Heavy Metal formuna sokmayı başarmışlardı, vokalist Orçun ise yüksek notalara pek de zorlanmadan, adeta bu işin şovunu yaparak erişti ve bu şarkılara renk kattı. Gruptan Orçun ve Taylan ile bir cuma akşamı web kameraların karşısında bir araya geldik, sorularımı yönelttim, kırk dakikada Krizz‘i masaya yatırdık.
• Krizz’in hikayesini ben tek cümlede şöyle özetliyorum: Uzun yıllar İzmir’in oldukça önemli Progresif Metal gruplarında çalıp söyleyen iki ismin güçlerini birleştirip ekibi genişletmesi… Biraz daha geniş anlatmak için söz sizde, Krizz nasıl bir araya geldi?
Taylan: Bana gecenin bir köründe bir telefon geldi, arayan Orçun, “Seninle bir grup kurmak istiyorum, ne dersin?” dedi. Ben de o telefonu açmış bulundum ve kabul ettim, dedim ki “Olur, kuralım ama nasıl ilerleyeceğiz ne yapacağız?”. O da “Sen enstrüman olarak ne istiyorsan önce onu seç, ona göre ilerleyelim” dedi. Çünkü normalde Dawnfall‘da ben bas gitar çalıyordum, Cloud Theory‘de vokaldim, burada da hadi bir elektro gitar çalayım dedim. Bu şekilde başlayıp kadroyu oluşturmakla devam ettik.
Orçun: 2021 civarıydı sanırım, İsviçreli Sin Starlett adlı Heavy Metal grubunu dinlerken o kadar gaza geldim ki, “benim de bir grup kurmam lazım” dedim, bir anda geldi bu. Alsancak’ın ortasındayım, yağmur yağıyor… Taylan’la arada konuşuyoruz “İleride bir Heavy Metal grubu kurar mıyız?” diye, yılmışız çünkü Progresif çalmaktan. Şöyle “kökten dinci” bir Heavy Metal grubu kuralım mı diye konuşuyorduk, sonunda arayıp bu defa ciddi sordum, kafamda kadro da belliydi. Sonra sırayla her bir üyeyi aradım, Emre’yi (Dağaşan, gitar) mesela, “Tamam” dedi. Cenk’i (Limni, davul) aramadım bile zaten, elimizin altında olduğu için, çünkü Kargaşa projesinde beraber çalıyorduk. Öyle başladık, Taylan da gitar çalmak istedi, pek arası olmadığı halde.
Taylan: O sıralar gitarım da yoktu benim hatta.
Orçun: Gitar aldı, hızla gitar dersleri aldı, ardından çok seri bir şekilde “Canavar” şarkısını yaptı.
• Progresif gelenekten gelip tümüyle düz mantık, yani tabiri caizse “suratının tam ortasına” diyebileceğim geleneksel bir Heavy Metal yapıyor olmak nasıl şekillenen bir tercihti?
Taylan: Yıllarca Progresif yaptık, ancak bir yerden sonra artık biraz özümüze dönelim, amiyane tabirle “Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı bırakalım” gibi bir fikir de oldu açıkçası. Öyle başladık, “Türkçe Heavy Metal yapalım” diyerek.
Orçun: Aslında biz zaten Heavy Metalci insanlarız yani. Dawnfall da Heavy Metal grubu olarak kuruldu ancak sonra tabi o dönemde dinlediğimiz şeyler çok değişti. Dream Theater filan hep dinliyorduk ama işte Beyond Twilight, Jorn Lande gibi isimlere sarınca grubun müziği de acayip değişti. Progresif Heavy Metal gibiydi aslında Dawnfall, çok da Progresif denmez de, Taylan’ın grubu, benim de o zamanlar menajeri olduğum Cloud Theory baya Symphony X gibi progresif bir müzik, o tatta bir Power Metal yapıyorlardı. Bir de hem Türkçe yapalım istedik. Türkçe Heavy Metal söylemek zor da aynı zamanda. Ben o zorluğun da üstüne gitmek, onu da başarmak istedim açıkçası. Taylan’ın söylediği şey doğru yani, insanlar söylediklerimizi anlasın. Çünkü sen de biliyorsun, yıllarca uğraşıyorsun ama orada değilsen çok bir şey olmuyor yani. Gruplar gidiyor, çalıyor filan da, tarz olarak bir Heavy Metal ya da Progresif Metal grubunun şansı çok daha düşük oluyor. Çünkü Metal tarzları arasında da daha az dinlenen tür bunlar. Bir Death Metal kadar şansı olmuyor doğal olarak. Bir de rakiplerin çok güçlü yurt dışında, Avrupa’daki herhangi bir grubu ele al, muhatabın minimum Vanden Plas ise ne yapacaksın yani? Bu kadar stratejik düşünmedik aslında fakat işte Türkçe yapalım, bizim olsun, memlekete özgü olsun biraz, müzik bu topraklara bassın gibi şeyler istedik.

• Şimdi soracağım soru da tam müziğinizin diliyle ilgiliydi zaten, iyi denk geldi. Elektrik gitarlı müziğin Türkiye’de Türkçe ya da İngilizce yapılması, abartısız kırk yıllık tartışma konusudur. Yüzde yüz Türkçe söyleyen bir grup olarak, kuruluş aşamasında bu tarz tartışmalar kendi içinizde veya paslaştığınız gruplar arasında döndü mü?
Orçun: Dönmedi, konuşulmadı aslında ya.
Taylan: İngilizce yaparken hep kafada şu var, “Sadece Türkiye için yapmıyoruz, yurtdışını baz alarak bir şeyler üretiyoruz.” düşüncesi… E yıllarca uğraşa uğraşa, geri dönüşü de pek verimli olmayınca aslında “Biz kendi topraklarımızda bildiğimiz işi yapalım” noktasına geri döndük yani. Yapılmaz mı? Geçende Poise in Orbit grubunda İngilizce şarkı yazdım söyledim, yani yapılıyor, yapılabilir. Ama biz Krizz projemizde Türkçe sözlü müzik yapmaya devam edeceğiz.
Orçun: İşin özeti, eğer özenirsen yaptığın işe, ben Türkçe Heavy Metal’in olduğunu ve Krizz‘in de bunu başardığını düşünüyorum. O tartışmaların da nereden çıktığını tahmin edebiliyorum, kulağa komik gelebiliyor ya da pek alışık olmayabiliyor insanın kulağı Heavy Metal’de Türkçe duymaya, ama bizim bunu kurtardığımızı düşünüyorum ben.
• Benim edindiğim izlenim, Krizz’in Türkçe tercihinin birtakım tartışmalar sonucunda verilen bir karardan ziyade içinizden gelen bir tercih olduğu yönünde.
Taylan: Çünkü bence artık Türkçe Metal ürünü de üretilmeli. Murder King gibi, Pentagram zaten bunun baş örneği… Ancak Türkçe çok az Metal üretimimiz var. Tabii ki geçmişte Kramp gibi, Whisky gibi büyük gruplar var. Ama yeni döneme bunları çok taşıyamadık. Gerek Metal müziğin maddi kaygıları olsun, gerek günümüz politikaları, günümüz toplum ahlakı gibi şeylerden dolayı istediğimiz kadar müzik üretemedik. Yine de bence biz bu konuda maddi kaygı gütmeden istediğimizi yapalım, öncelikli olarak hayattan bir keyif alalım, onun da yolu bildiğimiz şeyden geçiyor diye düşünüyorum.
• 2023’ten başlayarak elimizde şimdiye dek üç tane Krizz şarkısı birikti. Krizz besteleri birer birer mi ortaya çıkıyor yoksa mesela şu anda birikmiş birkaç beste olup da içlerinden daha şanslı olanlarını mı kayıt aşamasına geçiriyorsunuz?
Taylan: Şöyle ilerliyorduk aslında başlarda, Spotify gibi dijital mecralarda bütün albümü bir seferde verip aynı gün sömürülsün istemiyorduk. Tek tek paylaşarak hatırda kalmayı düşündük. Fakat bakınca öyle olmadı açıkçası. Normalde şarkıları yaparken önce ben besteyi hazırlarım, sonra hepimiz tekrardan üzerinde düşünürüz ve ortaya bir ürün çıkarırız. Ben açıkçası bu üretimin sonucunda tek tek çıkarmakta başarılı olduğumuzu düşünmüyorum, o yüzden yeni bir projemiz var. Bir EP hazırlığına giriyoruz. Şu an için bir tane beste hazır, geri kalan şarkıları da şimdilik toplamda beş taneyi tamamlayacak şekilde hazırlayacağız.
Orçun: 22 Mayıs’taki Eskişehir konserinden sonra artık Krizz oturup bu EP için çalışmaya başlayacak. Sonunda böyle çok şarkılı bir ürün çıkaracağız yani. Artık tek tek single yayınlamayacağız. Bu da sürekli fanlardan beklenen ve istenen bir şeydi, bunun eleştirisini alıyordum açıkçası.
• Aslında bu konuya da ileriki bir sorumda değinecektim, bir kısmını da cevapladınız zaten… Bu yüzden o soruyu öne alayım, aradaki soruyu sonra sorayım. Sürekli bir rotasyon içerisinde single dinleyemeyen, albüm dinleyicisi biri olarak sizin bu konuda ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Sanıyorum günümüzdeki ortalama dinleme alışkanlıkları açısından bir müzik grubu için en verimli yol, şarkılarını bir albümde toplayıp bir defada yayınlamak yerine çeşitli aralıklarla single kayıtlar halinde yayınlamak. Öncelikle bu stratejiyle ilgili ne düşündüğünüzü, sonra da albüm çıkarmanın buna rağmen sizin için bir ukte olup olmadığını soracaktım. Zaten cevapladınız! (gülüşmeler) Yeni bir şey söylemek ister misiniz?
Orçun: Şöyle bir şey oldu aslında, hepimizin işi gücü var, sabah kalkıyoruz akşam eve geliyoruz. Grubu ilk kurduğumuzda, evet Taylan beste yapmaya başladı, bunları biriktirelim bir albüm yapalım gibi bir şeye girmedik çünkü o noktada ben şöyle bir şey olacağını düşündüm… Albüm yoluna girersek bizim için o motivasyonu sağlayamayacağımızı düşünüyordum. Çünkü bir şarkı yayınlamak, bunu insanlarla paylaşmak inanılmaz mutlu eden bir şey. Bunun arkasından konser vermek de insanı motive ediyor. Hep bir konser verip ve yeni beste yayınladıkça mutlu olabiliriz gibi bir düşünce vardı. Yani arada bir mutlu olalım da öyle devam edelim… Çünkü hayatımız gerçekten çok zor, tüm insanların olduğu gibi. Ben sabah beş buçukta uyanıyorum, akşam yedide eve geliyorum, hepimiz aşağı yukarı öyleyiz. İlk önce öyle düşündük, üç tane yaptık ama işte “Single yayınlayınca çok dinlenir” gibi bir şey de yok yani, onu da anlamış olduk.
• Şimdiye dek çıkardığınız şarkıların isimleri hep tek kelime: “Canavar”, “İhanet” ve “Facia”. Üçü bir araya gelince üç kelimelik kısa öykü anlatıyor gibi sanki. Şarkıların konuları ve isimleri nasıl gelişiyor?
Taylan: Besteler ve sözler benden çıkıyor. Gündem ve yaşantımız tabii ki sözlere etki ediyor. Bunların da akılda kalıcılığını yansıtmak için tek bir kelime arıyorum her seferinde, özellikle şarkının içinden olursa, ya da bir şekilde şarkıya entegre ederek bir şekilde o kelimeyi seçiyorum özen göstererek. İlk olarak “Canavar”ı yazdığımda kendi iç dünyamı anlatmaya çalıştım. Ancak ne kadar çabalarsam çabalayayım bu ülkenin gündemi benim peşimi bırakmıyor. Her bireyin günlük yaşantısında yaşadığı o ağır stres maalesef hepimizin omuzlarında, “Canavar”da böyle bir şeyden bahsediyoruz. “İhanet”te bu defa 2023’teki Kahramanmaraş depremi beni etkiledi. O yüzden bu şarkıyı yazarken yine gündemdeyiz. “Facia”ya geçiyorum, yine aynı konular, aynı senaryolar… Sözler aslında birbirinden bağımsız olması gerekiyor ancak konuların neredeyse hepsi aynı coğrafyada geçiyor. O yüzden şarkılar birbirinden kopamıyor.
• Krizz kendi bestelerini üreten bir grup, ancak üretim süreci henüz üç şarkıyla devam ettiği için konserlerinizin büyük bölümü Türkçe Rock ve Heavy Metal klasiklerinin yorumlarıyla renkleniyor. Bu yorumları derlerken bu şarkılarla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Yani demek istediğim, yorum tercihlerinde geçmiş yıllarınıza kişisel izler bırakan şarkılar olması mı daha önemli yoksa şarkıların kollektif bir bilinirlik düzeyinde olması mı?
Taylan: Hiç bilinirlikle uğraşmıyoruz aslında. Örneğin Ünlü diye bir grup var, çok severiz, hatta en çok “Estarabim” yorumu bilinir. Fakat biz onun yerine “Bir Sana Bin Bir Bana” şarkısını çalıyoruz. Ve çok güzel bir şarkı, bilinirliği ise çok zayıf. Başka ne çalıyoruz…
Orçun: Kramp çalıyoruz, Tibet Ağırtan, Mavi Sakal, son konserde olmasa da Pentagram çalıyoruz. Genelde bizim dinlediğimiz sevdiğimiz gruplardan oluşan şarkılar çalıyoruz. Hatta sahnede bunun da esprisini yapıyorum, “Şimdi kimsenin bilmediği şarkılar çalacağız.” deyip Kramp, Whisky filan çaldık. Bir de orijinallerinden biraz daha sert çaldığımız için olsa gerek, Heavy Metal yorumunu daha kolay entegre edebildiğimiz gruplar bunlar. Zaten çok da önemli isimler… O dönemi geçtiğin zaman Türkçe sözlü Hard Rock ya da Heavy Metal pek fazla göremiyorsun. Bence yok hani, biz de o açığı gördük diye kurduk Krizz‘i falan diyormuşum hehe…
Taylan: Ekmek var diye geldik! (gülüşmeler)
Orçun: “Bu işten ekmek yeriz” dedik, “Çok para var” dediler… Şaka bir yana cover çalarken şarkıların bilinirliğini pek düşünmüyoruz, aksine sevdiğimiz şarkılar olduğu için öğrensinler de istiyorum ben. Hatta bazen vaktimiz olduğunda çaldığımız gruplardan bilgiler de veriyorum sahnede.
• Şu yüzden soruyu sormak istedim aslında, “Bir yandan kişisel olarak kendime çok dokunan şarkıları seçeyim fakat reaksiyon alabilmek için biraz da bilinir olmaları gerekebilir” ikilemi de olabilir, onu merak ettim.
Taylan: Biz bilinir şarkıları denedik aslında provalarda, fakat ne içimize sindi ne söylemekten çalmaktan zevk aldık, hemen rafa kaldırdık.
Orçun: Aralarında çok iyi şarkılar da vardı halbuki, mesela “Akrebin Gözleri” denedik, olmadı. Bize, Krizz‘e olmuyor, olmayınca da iptal ediyoruz. Aslında cover olayında zorlanıyoruz, çok zor bir konu o bizim için, bir an önce bestelerimizi artırıp sadece beste çaldığımız konserlerimizin olduğu bir döneme girmek çok istiyoruz. Çünkü cover seçmek çok zor. Bu biraz benim şan tekniğimle de ilgili. Çok basit vokalli şeyleri seçemiyoruz, onları denediğimizde bende iyi durmuyor. Ya da düzenleyemediğimiz şarkıyı çalamıyoruz. Çok zor konu yani.
Taylan: Seçtiğimiz tarz dar yani, Türkçe sözlü Heavy Metal… İçlerinden cımbızla seçtik ve hakikaten hem vokale hem tarza uydurmak çok zaman aldı.
• Yine bir sonraki soruya bir pas daha geldi, nasıl yazmışım soruları… (gülüşmeler) Daha doğrusu sorumun son cümlesine pas atıyor cevabınız. Bugüne kadar iki konserinizi izledim. İzlemediğim birkaç konseriniz daha var, onlar nasıldı bilmiyorum da, izlediğim iki konser de Kramp’tan “Tek Başına” ve “İstanbul Sokakları” ikilisiyle açılıyordu. Kramp sizin için ne ifade ediyor? Sanki bir konseri dolduracak kadar şarkınız olduğunda bile Kramp’ı listenizden çıkarmayacakmışsınız gibi hissediyorum.
Orçun: Kramp benim için çok özel bir grup. Çünkü “İstanbul Sokakları” albümünü dinlediğimde küçüktüm tabii, hayatım kaymıştı, “O nasıl vokal?” diyerek… Evde bir teybim vardı, kaseti takıp oturup Kramp şarkıları çalıştığım bir dönem var. Yıllar sonra biz Dawnfall‘da Kramp ile aynı sahneyi paylaştık. Ahmet ağbi yoktu o esnada. Sonra Facebook’ta gezerken Ahmet Karaferya‘nın Konak’a taşındığını gördüm. Hemen yazdım ona, “Ahmet ağbi seni görmem lazım, sen benim için çok önemli birisin! Ben bu şarkıları söyleyerek büyüdüm” diye mesaj attım. O da “Gel oğlum şuradayım buradayım…” filan diye cevap verdi, koştum gittim yanına ve daha sonra Dawnfall‘un bir provasına davet ettik. O da stüdyoya gelip bizimle “İstanbul Sokakları” söyledi. İnanılmaz bir andı… Tüylerimiz diken diken… Ben başladım şarkıya işte, sonra Ahmet ağbi bir girdi “Göremedi gününü…” diye inanılmaz sert bir şekilde, sanki gırtlağında çelik var. Ben “İyi akşamlar” deyip oturdum kenara. Sonra Ahmet ağbiyle baya bir keyifli vakitler geçirdik. Oğlu da benim arkadaşım. Kramp benim için çok özeldir yani. İşte, Eko TV zamanları, “Lan N’oldu” klibi mesela, müziği dinlemeye başladığımız zamanlarda ilk karşımıza çıkan şeyler. O yüzden çok önemlidir. Ayrıca güçlü şarkılardır, o yüzden konsere iyi bir başlangıç yapar “Tek Başına” ve “İstanbul Sokakları”, o yüzden ileride kendi bestelerimiz yeterli sayıda olunca bile yine çalarız.
• Benim teorim o açıkçası, o gün geldiğinde Kramp’tan vazgeçmeyeceksiniz gibime geliyor.
Taylan: Belki bir “Yak Bizi” çalarız çünkü onun bizdeki ahde vefası biraz başka. Bunu ilk defa anlatıyor olabiliriz, Whisky‘nin “Yak Bizi” şarkısının sözleri bizim gitarist Emrecan Dağaşan‘ın babasının yazdığı sözler.
• Ahmet Dağaşan’ın oğlu mu Emrecan?
Taylan: Evet. Biz mesela onu uzun süre çalamadık çünkü Ahmet baba vefat etti ve Emrecan o şarkıyı dolayısıyla uzun süre çalamadı. Son konserde çalarken de gözleri doldu. O yüzden “Yak Bizi” şarkısının en azından benim için Ahmet babaya bir selam gibi bir görevi var. Bence ona devam ederiz, bilmiyorum zaman ne gösterir.
• Grubun promo fotoğrafları hep dört kişi ancak aslında sahnede beş kişilik bir grup Krizz. Grubun bas gitar mevkiine bir açıklık getirebilir misiniz? Session basçılar mı eşlik ediyor Krizz’e? (soru henüz bitmeden gülüşmeler)
Orçun: Düpedüz tembellik!
Taylan: Birincisi tembellik. İkincisi, şöyle oldu, biz ilk promo fotoğrafı çektireceğimiz zaman basçı ayrıldı. Dedik ki biz şimdilik dört kişilik çekilelim bulunsun. Sonra sağolsun Superwatt‘tan Mehmet geldi. Onunla da çekilecektik fakat onda da hem zamanı denk gelmedi hem ailevi durumlar yaşadı, o yüzden o da olmadı. Şimdi Onur “Manda” Özkara, benim çocukluk arkadaşım, en sonunda bizimle çalmaya razı geldi hatta mecbur kaldı sürekli “Gel gel n’olur!” dediğimiz için. Onunla da artık fotoğraf çekileceğiz, ama yine tembellik olduğu için… Bir de vakit ayarlayamıyoruz, herkesin çalışma saatleri çok başka. Provalarda bile bassız, bazen gitarsız olduğumuz oluyor.
• Şimdiye kadar sahne aldığınız akşamlarda mekânı hep Mert Erdem’in grubu ile paylaşıyorsunuz. İki grubun arasında nasıl bir paslaşma söz konusu? Mert Erdem’in Progresif müziği ile Krizz üyelerinin Progresif geçmişleri müzik zevki konusunda ne kadar örtüşüyor?
Taylan: Mert Erdem‘de çalan davulcu Emre Ercan, eskiden Dawnfall‘da çalıyordu. Yani beraber çalıyorduk.
Orçun: Sekiz sene çaldık biz Emre’yle beraber. Zaten Mert’le müzikal zevklerimiz de uyuyor, bir de konser için iyi bir ikili olduğumuzu düşünüyoruz tarz olarak da. O konuda açık söyleyeyim birlikte çalacak başka grup da bulamıyoruz. “Kimle çalalım” diye düşündüğümüzde ortaklaşa düşünebileceğimiz isimler çok az oluyor. Mert Erdem‘le de hem yakın arkadaşlarız hem de müziğimizin de uyduğunu düşünüyorum. En azından clean vokalli bir grup yani. (gülüşmeler) Bir de kolay anlaşıyoruz, hiç atraksiyon olmuyor konser ayarlarken, ego savaşları yok aramızda. İyi anlaştığımız için konseri ayarlamamız üç dakika kadar sürüyor. Herkes birbirine “Tamam ağbi” diyor, iş hemen bağlanıp organize edilmiş oluyor. Mert Erdem‘in albümü de çıkacak, albümdeki besteleri ben dinleme şansına eriştim, hakikaten çok iyi besteler. Porcupine Tree, Dream Theater seven kitleyi çok hızlı bir şekilde yakalayacak bir albüm bence.
Taylan: Biz bir de kolektiviteyi seviyoruz, Mertlerle birlikte bir sistem kurma konusunda çok iyi anlaşıyoruz, o yüzden paslaşmamız kolay oluyor. Ego savaşları olmuyor gerçekten de. “Ağbi bir şeye ihtiyaç var mı?” “Var!” “Ben vereyim” ya da “Sen ver”, hemen hallediyoruz her şeyi.
Orçun: Benim son zamanlarda dikkatimi şöyle bir şey çekiyor. Gruplar gelip tek başına çalıyor şehirde, o zaman otuz kişiye çalıyorlar. E çalsanıza o şehrin gruplarının kapısını? Krizz‘in kapısını çalsınlar diye söylemiyorum da, kendi tarzınıza uygun ortaklaşa girebileceğiniz gruplarla çalışın, bari bir şehrin grubuyla daha fazla insana çalarsınız yani, böyle bir şey var! Herkes tek başına konsere giriştiğinde azıcık insana çalıyor, o kadar verdiği emeğe değmiyor, batıyorlar zaten. Bunu anlamakta ben zorlanıyorum.
• Röportaja Krizz’in hikâyesiyle başladık, yine bu hikâyenin devamıyla bitirelim. Yakın gelecekte Krizz takipçilerini yeni şarkı ve konserlerden başka neler bekliyor? Biraz bahsettik, EP dedik… Senaryoyu tümüyle kendiniz yazsaydınız, Krizz’in hikâyesi önümüzdeki iki yılda nasıl şekillenirdi?
Taylan: Önümüzdeki beş yıl içerisinde kendimi nerede görüyorum?
• Ben bunu ikiye indirdim… (gülüşmeler) Hayal kuruyoruz yani, plan yapmıyoruz.
Taylan: Daha yeni toplantısını yaptığımız planlarımızda şu var, EP çıkaracağız, klip çıkarmayı düşünüyoruz… Sosyal medyaya biraz daha materyal üretmek, bu sayede biraz daha canlanıp biraz daha seyirciye ulaşmayı hedefliyoruz.
Orçun: Ben bol bol çalalım istiyorum, gidebildiğimiz her şehre gidip çalalım. Çünkü ben biraz eski kafadayım, insana değmeden bir şey olmadığını düşünüyorum. Yani önemsizleştirmek için söylemiyorum da Instagram’a reklam vererek filan insanlara ulaşmak benim içime sinmiyor. Ben kalkıp bir Queen söylediğim videoyu koyamıyorum ya da Taylan’ın çok sevdiği bir şarkının solosunu attığı videoyu koymuyoruz, anlamlı da bulmuyoruz. O yüzden insana değmek önemli bence. Heavy Metal böyle bir şey hatta. Ben kişisel olarak çok fazla çalalım istiyorum, bu mümkün olsun. Türkiye’deki her şehre gidelim, ikinci üçüncü defa gidelim, gerçekten bunu istiyorum, benim hayalim bu Krizz ile ilgili.
Taylan: Çalmak ve derdimizi anlatmak, istediğimiz bu. Bir de hayattan keyif almak yoksa diğer türlüsü gerçekten çekilecek dert değil.









