Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      PodsyLive: Mobilden Sahneye Uzanan Köprü

      06.04.2026

      Günahların Müziği SINNERS ya da BLUES’UN KARANLIK HAFIZASI

      26.03.2026

      MERHABA! Stüdyoİmge’den Bilmemkaçıncı Defa…

      23.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      BIG BIG TRAIN ile Southampton İstasyonu’nda

      27.03.2026

      BaBa ZuLa: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Kramp: Sokaktan sahneye, hafızadan bugüne

      20.02.2026

      Budgie (1971)

      03.04.2026

      EPITAPH: Mezar Taşındaki Kehanet ve İNSANLIĞIN KENDİ ELİYLE ÇİZDİĞİ KADER

      25.03.2026

      Fırtına Sonrası: RAINBOW RISING

      13.03.2026

      Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

      11.03.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

      09.04.2026

      CEM KARACA: Posterdeki Gözyaşları

      05.04.2026

      Yolun Sesi CHRIS REA

      30.03.2026

      Phil Campbell: MOTÖR Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #2: Cadı Meclisi

      15.04.2026

      Krizz: Masada Değil, Sahnede Türkçe Heavy Metal

      14.04.2026

      Leyan Senay: Senin Süper Gücün Ne?

      13.04.2026

      MELİSA KARAKURT ve “ASU”: İnsan, Ruhunun Aynasıdır

      10.04.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Dosyalar»Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #2: Cadı Meclisi
    Dosyalar

    Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #2: Cadı Meclisi

    Yazı, Rock ve Saykedelik Folk’un gölgesinde okültizmin ve cadı meclislerinin izini sürüyor. Black Sabbath’tan Coven’a, "Şeytan Boynuzu"ndan “Sol El Yolu”na uzanan bu ezoterik yolculuk, müziğin karanlık ve gizemli köklerini gün yüzüne çıkarıyor.
    Burak KumpasoğluBurak Kumpasoğlu15.04.202623 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    Jinx Dawson’ın 1969’da temelini attığı “Sol El Yolu”, ana akım tarihin tozlu raflarından süzülüp estetik bir başkaldırı olarak yeniden şekilleniyor. Pagan kökenlerden dinsel histeriye, proto-kapitalist dönüşümlerden müzik endüstrisinin provokatif pazarlama stratejilerine uzanan bu kapsamlı analiz, “Mano Cornuta” işaretinin gerçek sahiplerini ve “Satanic Mass”in sarsıcı mirasını hatırlatıyor. Burak Kumpasoğlu, cinsiyet rolleri ve ataerkil hiyerarşilerle mücadele eden kadın figürlerin, Metal dünyasının karanlık imajını nasıl inşa ettiğini belgeliyor. Büyü ve melodinin kesiştiği bu dehlizlerde, geçmişin susturulan sesleri bugünün bağımsız sahnelerine ilham vermeye devam ediyor.

    “Cadıların varlığına inanmamak, sapkınlıkların en büyüğüdür.” -Malleus Maleficarum (Cadı Çekici)

    Cadının Şafağı

    Albrecht Dürer – Keçiye Ters Binen Cadı

    Albrecht Dürer’in 1500 yılında yaptığı düşünülen Keçiye Ters Binen Cadı isimli gravürü, cadı kültünün aykırılığına dair pek çok simgeyi barındırıyor. Gravürdeki cadının, Orta Çağ ikonografisinde şehvetin simgesi olan keçiye ters binmesi, o dönem zinaya verilen cezalardan birini, bir hayvana ters bindirilerek teşhir edilmeyi çağrıştırsa da gravürün asıl irkilten kısmı, cadının saçlarının hareket yönü ile keçinin ilerleme yönü arasındaki karşıtlıktır. 

    Doğal düzenin bozulmasını işaret eden bu tersinmeyi aynı zamanda kutsal sayılanın tersine çevrilmesi olarak okumak da mümkün. Geçkin bedeninin çıplaklığı ve dağınık saçlarıyla boynuz, süpürge ve kimilerince örekeye (yün eğirme), kimilerince böcek kamışına benzetilen fallik ögeleri kavramış bu güçlü ve ürkütücü figürün karşısındaki eril zihnin dehşete düşmesi kaçınılmaz görünüyor. Dürer’in monogramındaki ters “D” bunun bir ifadesi belki de.

    Eski Almancada çit yahut sınır anlamına gelen hag ve çoğunlukla demonik bir kadınla ilişkilendirilen, oturan / ilişen / varlık anlamlarına gelen zussa yahut tesse kelimelerinin birleşimiyle oluşan Hagazussa ve Hagtesse kelimeleri, etimolojik olarak cadılığın zeminini oluşturuyor. Köyün yerleşik düzeniyle doğanın tekinsizliğinin sınırında duran bir kadın imgesi var karşımızda. Ana Tanrıça’nın soluk bir sureti belki de.

    Eski Germen inancında doğaüstü güçlere sahip olarak tasvir edilen bu figürün cadılığa dönüştürülmesi çok zaman almamış. Kilise tarafından erken Orta Çağ’da, halkın paganlık zamanlarından kalma batıl inançlarından biri olarak görülen cadılık, kilisenin iktidarına karşı tehdit oluşturan Bogomiller yahut Katharlar gibi “sapkın” akımlarla mücadele aşamasında şeytani bir figüre dönüşmüş. Özellikle 16. yüzyıldan 17. yüzyılın sonuna kadar çoğunluğunu kadınların oluşturduğu on binlerce insanın cadılık suçlamasıyla işkenceden geçirilerek idam edilmesi, bugün her türlü iktidara karşı gelmenin “cadı avı” tabiriyle tanımlanmasının da temelini oluşturuyor.

    Kutsal Kitap’ın “büyücüleri yaşatmayacaksın” emrine uymak adına yaşanan bir dinsel histeri miydi bu yalnızca? Yoksa proto-kapitalizmin metafizik zeminde bir inşası mı? Üretim biçiminin değişime uğradığı dönemlerde şeytan inancının yaygınlaştığını tespit eden Michael Taussig’e göre ikincisi. Bu dönemlerde “doğal” olanın ne olduğu, toplumsal düzene aykırı davranışların neler olduğu yeniden tanımlanmaktadır, Taussig’e göre. Bu bağlamda, geleneksel köylü yaşam biçimlerini ve haklarını ihlal eden kırsal kapitalizmin giderek genişlemesiyle cadı avını paralel okumak mümkün görünüyor. 

    16. yüzyıl İngiltere’sinde tüm arazilerin artık çitlenerek taksim edilmeye başlandığı, komünal anlayışın sona erdirildiği Essex’te cadı avlarının ve idamlarının yoğunluğuna karşı, özel arazi mülkiyetinin olmadığı Britanya adalarında neredeyse hiçbir cadı kaydına rastlanmaması bu okumaya uygun bir olgu gibi görünüyor.

    Kadın bedenini günah yuvası olarak gören Hıristiyan tutuculuğunun oluşturduğu dinsel zeminde yeşermeye başlayan yeni toplumsal düzende, kolektif ilişkilerin kaybolmasıyla muhtaç duruma düşen çoğu yoksul, dul yahut yaşlı kadının cadılıkla suçlanması da sanırım bu açıdan daha anlaşılır görünüyor. Kadının emeğine, mal varlığına ve bedenine uygulanan denetimle eş zamanda hem doğayı hem de başka ülkeleri ve halkları sömürgeleştiren ataerkil iktidarın toplumu yönlendirmesi için yarattığı bir dehşettir bu. 

    Pagan zamanlardan kalma bereket kültlerini kasıtlı olarak şeytan tapıncıyla özdeşleştiren Kilise’nin, “Tanrı vergisi” olan hastalığı dinsel disiplin dışında kalarak iyileştiren şifacı kadınları hatta ebeleri bile cadı ilan ettiği bu karanlık zamanlarda, toplumda üç hiyerarşinin hüküm sürdüğünü yazar Fatmagül Berktay: Halk üzerinde Kilise, kadın üzerinde erkek ve köylü/serf üzerinde toprak sahibi. Anlaşılıyor ki zaman ve kültür farklılıklarına rağmen bu hiyerarşik yapılar her zaman varlıklarını korumuş. Paris Komünü’nde kundakçılıkla suçlanan Pétroleuseların gazete tasvirlerinden günümüz modern feminist akımlara kadar, bize “doğal” diye dayatılanları, tüm ezberlerimizi yok etmeye devam eden cadılar da öyle. Ne de olsa bu onların doğaları çünkü “Cadılık Zihinleri Çökertir ve Ruhları Hasat Eder.”

    Birmingham’ın Karanlığı

    Gençlik yıllarında kara büyüye merak salan Geezer Butler, huzursuz geçirdiği bir gece yarısı, uyku ile uyanıklık arasında, belki de rüyasında onu çok korkutan karanlık bir silüetten yola çıkarak grubunun da ismini oluşturacak şarkıyı yazdığında, ortaya çıkanın tüm müzik tarihini nasıl değiştireceğini bilemezdi elbette. Boris Karloff’un başrolünü oynadığı bir filmin isminden esinlenerek belirler şarkısının adını. En azından anlatılan öykü böyledir. 

    Daha önce Earth ismiyle bir Blues grubu olarak barlarda sahne alan grup elemanları, isim ve tarz değiştirmeye karar verdiklerinde, Butler’ın yazdığı bu şarkıyı kendilerine grup ismi olarak seçerler: Black Sabbath. Butler, şarkıyı ilk çaldıkları geceyi şöyle anlatır:

    “Bir gece, ‘hadi bugün yazdığımız şarkıyı çalalım,’ deyip “Black Sabbath” şarkısını çaldık ve herkes ne yapıyorsa bırakıp şaşkınlıkla bizi izlemeye başladı. Şarkının sonunda kalabalık çılgına döndü. Bir şeyler başardığımızı fark ettik. Bu da bize kendi müziğimizi yapma konusunda güven verdi.”

    Geezer Butler

    Dennis Wheatley, Lovecraft gibi yazarların kitaplarının da etkisiyle gençlik yıllarında okültizme merak salan Butler, daha sonraki yıllarda verdiği demeçlerde, “Black Sabbath” şarkısını aslında tam da bu konularla uğraşan kişileri uyarmak için yazdığını söylemişse de grup artık okültizmin en popüler isimlerinden biri olmuştur. Tıpkı Butler gibi okültizme merakı olan Tony Iommi’nin, bir önceki yazıda bahsettiğim, “şeytan aralığı” adı da verilen tritonu kullanması, grubun yarattığı etkiyi daha da arttırır. Konserleri sanki bir ayinmişçesine ilgi çekmektedir. O kadar ki Ozzy Osbourne otobiyografisinde, konser sonrasında etraflarını çeviren, siyah cübbeli tuhaf tiplerin kendilerini Londra’daki Highgate Mezarlığı’nda düzenlenen kara ayinlere davet ettiklerinden bahseder. 

    Yine 1970’te verdiği bir söyleşide Ozzy, grubun gidiş-dönüş uçak biletlerini karşılayan bir Alman organizatörün, eğer konserlerinde insan kurban edeceklerse kurban edilecek kişinin uçak biletini de -tek yön olarak tabii- karşılayabileceğini söylediğini anlatır.  Tüm bu söylenenler, yazılanlar ve anlatılanlara rağmen grup üyeleri kendilerine çizilen bir imajın içinde hapsolsalar da aslında inançlı kişilerdir. 

    Black Sabbath

    The Weeklings’de yapılan bir söyleşide, şarkılarının aslında Hıristiyan bir bakış açısına sahip olduğunu ileri süren Jamie Blaine’e şöyle cevap verir Butler: “İnsanlar her şeyde olumsuzluk bulmayı sever. Dünyadaki ‘güzel’ şeyler hakkında şarkılar yazmakla ilgilenmiyorduk; herkes bunlar hakkında yazıyordu zaten. Müziğe biraz gerçeklik katmak istedik. Sanırım ismimiz White Sunday olsaydı, tepkiler tamamen farklı olurdu!”. Sabbath için “bir tür gizli Gospel grubu mu?” diye soran Blaine’e kıkırdayarak cevap verir Butler: “Evet. Ozzy, Tony, Bill ve Geezer’a göre İncil”.

    Black Sabbath – Black Sabbath (1970)

    Boyunlarına yahut kıyafetlerine astıkları kocaman haçlara ve tüm dini söylemlerine rağmen okültizmi müzikte popüler hale getiren grubun, 1970 yılının Şubat ayının 13. Cuma’sında çıkardıkları ve kendi isimlerini taşıyan albümleri, müzik dünyasını alt üst etse de kimi külyutmaz müzik eleştirmenlerinin de dikkatinden kaçmamıştır.

    17 Eylül 1970 tarihinde Rolling Stone dergisinde bir eleştiri yazısı kaleme alan Lester Bangs bu isimlerden biri. Cream, Gun ve Black Sabbath’ı ele alan yazısının bir kısmını, biraz uzun olmakla birlikte konuya açıklık getirmesi nedeniyle alıntılamak istiyorum:

    “Cream diyarının sanayi bölgesinde, rayların ötesinde, Black Sabbath gibi vasıfsız elemanlar bulunur. Bu grup, şeytani ayinlerin Rock’n Roll versiyonu ya da benzeri bir zırva olarak lanse edilmişti -adeta İngiltere’nin Coven’a cevabı gibi. Tamam, o kadar da kötü değiller ama onlara yapılacak en büyük övgü de bu kadar. Albüm baştan sona bir aldatmaca -karanlık şarkı isimleri ve Aleister Crowley’i manasız kafiyelerle öven Vanilla Fudge’ı andıran saçma sözlere rağmen, albümün spiritüalizm, okültizm ya da herhangi başka anlamlı bir konuyla ilgisi yok; sadece Cream klişelerinin kararlı ama ruhsuz tekrarından ibaret.”

    Bangs’in, grubun spiritüalizm yahut okültizmle ilgisine dair eleştirisinin haklılığı Iommi’nin 31 Mayıs 1971 tarihli Rolling Stone dergisine verdiği demeçte kendini gösterir:

    “Kara büyü meselesi başlangıçta bizim için epeyce yararlı oldu. Doğaüstüyle, hayalet öyküleriyle ve benzeri şeylerle ilgilenen pek çok kimse vardı. Bunlardan vazgeçmemiz altı ayı aldı. Şimdi geriye kalan sadece sahnede taktığımız çelikten yapılma tersyüz edilmiş haçlar. Black Sabbath adını kullandığımız için bizden yakınan satanistlerden korunmamız için Ozzy’nin babası yaptı.”

    Müzik endüstrisinde okült temaların ilgi çekmek için kullanılması gayet anlaşılır bir satış stratejisi elbette. Hayranlarının bir kısmını hayal kırıklığına uğratsa da Black Sabbath da bunu başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş. Ancak Bangs’in yazısından da anlaşılıyor ki grubun üstüne düşen bir gölge var. Bu gölgenin ismi, altmışların sonunda Chicago’da kurulan, Saykedelik’ten Underground’a kadar pek çok tarza dahil edilse de sonraki yıllarda Okült Rock’ın öncüsü olarak hak ettiği yeri bulan Coven’dan başkası değil. Peki Black Sabbath üyelerinin bu gruptan haberi var mıydı?

    MTV’de program yapan Martha Quinn merak edilen bu soruyu, 1986 yılında misafir ettiği Tony Iommi’ye “Black Sabbath’ın ilk dönemlerinden bahsetmişken, yemin ederim çok çılgın bir şey buldum” diyerek, Iommi’nin endişeli bakışları arasında, sandalyesinin arkasından Coven’ın ilk albümünü çıkararak sorar:

    “Daha önce gördün mü bunu? Coven.”

    “Hayır.”

    “Chicagolu bir grup. Daha önce hiç görmedin mi? 1969’da çıkan bir albüm.”

    Quinn, albümü çevirerek grup üyelerinden birinin isminin “Oz” Osbourne olduğunu, albümün açılış şarkısının ismininse Black Sabbath olduğunu söyler ve gösterir. Iommi, biraz da rahatsız bir yüz ifadesiyle grubu tanımadığını söyler. Sonra da ekler: “1969 mu? Orada ilk biz vardık.” 

    Çocuğun Büyülü Dünyası

    Esther Jinx Dawson

    Coven’ın vokalisti ve kurucu üyelerinden olan Esther ‘Jinx’ Dawson 2017 yılında Decibel dergisine verdiği bir söyleşide şunları söylüyor:

    “70’ler ve 80’lerde bizden sonra çıkan gruplar bizi hiç tanımadı. İşin doğası böyleydi. Nereden esinlendiğini asla söyleyemezdin. Müzik tam olarak aynı olmayabilirdi ama okült durumlar, fotoğraflar ve şarkı sözleri oradaydı. Sanırım kimden bahsettiğimi anlıyorsunuzdur. Muhtemelen sahneye çıktıktan sekiz dokuz ay sonra kopyalandık.”

    Dawson’un ailesinin soyu, 1620’de Mayflower gemisi ile Amerika’ya gelen ve ülkenin çekirdeğini oluşturan İngiliz püritenlerine kadar dayanıyor. “Benim dünyam Viktorya sonrası dönem ile Country ortamının bir karışımıydı” diyen Dawson, çocukluğundan itibaren piyano, bale, resim ve operanın yanı sıra avcılık eğitimi de alarak büyümüş. Esas aldığı eğitim ise okült öğretilere dair olmuş. 1950 yılının Ocak ayının 13. Cuma gününde doğan Dawson, Viktorya dönemi sonrası spiritüalist hareketin ve Sol El Yolu’nun takipçisi olan halaları tarafından sıkı bir eğitimden geçirilmiş.  Çocukluğuna dair ilk anılarını şöyle anlatıyor:

    “İki büyük halam evlenmemişti. Indianapolis’te gerçekten çok büyük ve güzel, İtalyan tarzı bir konakta büyük büyükbabamla birlikte yaşıyorlardı. Konağın etrafında bir çiftlik vardı ve arazide çalışan işçiler bulunuyordu. Büyükbabam da yaklaşık bir blok ötede bir ev inşa etmişti. Orası adeta bir masal dünyası gibiydi ve yok olana kadar bunun normal olduğunu sanıyordum.

    Babam, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra müteahhit olmuştu ve kendisiyle annem için konaktan yaklaşık bir blok ötede bir ev inşa etmişti; ama her yer tarlaydı. Pencereden dışarı baktığımda konağı görebiliyordum… Kendi berbat küçük evimden çok konakta vakit geçirir, büyük halalarımla takılırdım.

    Büyük bir kütüphane vardı ve içinde tonlarca büyü kitabı bulunurdu. Onlara ulaşmak için basamakları tırmanmak gerekirdi. Büyükbabamın, ‘Yukarı çıkmana izin yok’ dediğini hatırlıyorum. Tabii ki çıktım. Akrabalarım bu konakta toplantılar ve törenler yaparlardı. Diğer evden izler, kocaman, tombul 50’ler arabalarının birer birer içeri girdiğini görür ve ‘Orada neler oluyor?’ diye düşünürdüm. Çünkü günün belli bir saatinden sonra oraya gitmeme izin verilmezdi.

    Bebekken bana eğlencesine ‘boynuz işareti’ yaptırırlardı. ‘Parmaklarını şöyle tut’ derlerdi ama bunun ne anlama geldiğini gerçekten bilmiyordum.

    Sonunda bir gece gizlice oraya gittim. Yedi ya da sekiz yaşlarında olmalıyım. Kapı açıktı; hortum olduğunda evin altına sığınmak için kullanılan, ‘fırtına kapısı’ dedikleri kapı. Çalılıkların arasında saklanıyordum ve arabaların içinden insanların birer birer çıktığını görüyordum. Boynuz işareti yapıyorlardı; karşılarındaki kişi de aynı işareti onlara yapıyordu.” 

    Şeytanın Boynuzu

    Rock müziğin simgesel el hareketi olan Boynuz İşareti çoğunlukla Ronnie James Dio’ya atfedilir. Dio, İtalyan folklorunda ismi Mano Cornuta olan bu hareket hakkında “Büyükannem kötü gözden korunmak için bunu yapardı. İnsanlar hakkında kötü bir şey söylediğinizde ya da kötü enerjiyi uzaklaştırmak istediğinizde bu işareti kullanırdı” diye anlatır bir belgeselde. 

    Ronnie James Dio

    1979’da katıldığı Black Sabbath’ın konserlerinde sahnede kullanmaya başlamasının nedenini ise: “Ozzy hep barış işareti yapardı. Ben onu kopyalamak istemedim, bu yüzden büyükannemden öğrendiğim boynuz işaretini kullanmaya başladım” diye açıklar. 2003 yılında verdiği bir röportajda “Bu işareti ben icat etmedim. Bu çok eski bir jest. Sadece Rock sahnesinde kullanan kişi oldum” dese de Coven’ın tarihine bakıldığında bunun doğru olmadığı görülüyor. Hem 1969 tarihli ilk albümlerinin kapak fotoğraflarında hem de verdikleri konserlerin görüntülerinde, hareketi Rock sahnesine ilk taşıyan kişinin Dawson olduğu açıkça belli oluyor.  

    Coven grubunun bir konseri

    Şöyle söylemiş bir söyleşisinde Dawson:

    “İnsanlar hep Ronnie James Dio’dan bahseder; oysa biz onu çok iyi tanıyorduk. Rainbow döneminden beri biliyorduk. Bizi boynuz işaretini yaparken görürdü. Bu, onun sahnede boynuz işaretini kullanmasından çok önceydi. Bunun İtalyanca Mano Cornuta’ya benzediğini düşündüğünü biliyordum; ama bu aslında farklı bir işaret… Sonuçta insanlar benim yaptığım bazı şeyleri alıp kullanmaya başladı ve bunu ilk yapanın kendileri olduğunu söylediler. Ama böyle şeylere karşı ne yapabilirsiniz ki?”

    Gene Simmons

    Dawson, Dio ile ilgili bir şey yapmasa da 2017 yılında ABD Patent ve Marka Ofisi’ne başvurarak, işareti sahne performanlarında kullanmak üzere ticari marka olarak kaydettirmek isteyen Kiss’in basçısı Gene Simmons’ı sosyal medya üzerinden protesto eder.  Simmons, işareti konserlerde seyirciyi selamlamak için kullandığını ve bunu ilk kullanan kişi olduğunu öne sürüyordu. Dawson ise Simmons’ın ilk kişi olmadığını, işaretin köken olarak çok eski olup bir kişi tarafından sahiplenilemeyeceğini üstelik Simmons’ın hareketi yanlış yaparak aslında Amerikan İşaret Dili’nde “seni seviyorum” anlamına gelen bir hareketi yaptığını söylüyordu. Alevlenen tartışma sonrasında Simmons geri adım atarak bu talebinden vazgeçmek zorunda kaldı. Boynuz herkesindi.

    Sol El Yolu

    Vamachara – Sol El Yolu

    İlk kez Hindistan’da Tantra öğretisi içinde ortaya çıkan; sol, ters, tabu gibi anlamlara sahip olan Vama kelimesinden türetilerek kullanılan Vamachara yahut Vama Marga, ritüellerde tabu sayılan et, alkol, cinsellik gibi unsurların bilinçli ve kontrollü şekilde kullanılmasıyla ruhsal dönüşümün sağlanacağına dair bir inanışa sahip. 

    Bu kökenden gelerek kültürel korkuları aşmayı, toplumsal normların ötesine geçmeyi hedefleyen “Sol El Yolu”, tarihsel süreç boyunca Gnostik öğretilerde ve Batı Ezoterizmi’nde, dışsal bir iradeden bağımsız olarak içsel aydınlanmanın peşinde olmuş. Maddi dünyanın sınırlayıcı yapısını aşmayı, her insanın içinde bulunan ilahi öze ulaşmayı amaçlayan “Sol El Yolu”; Madam Blavatsky’nin Teosofi’si, Aleister Crowley’nin Thelema’sı, Anton LaVey’in Satanizm’i gibi modern okültist ekollerin de ana damarını oluşturuyor. 

    Jung ekolüne göreyse kişiyi, “Gölge” arketipiyle yüzleşmeye ve bireyleşmeye götüren bir yol. Popüler kültürde çoğunlukla lanetli olarak görünen Sol El Yolu’nun, Rock müziğin karşı-kültür ve provokasyon estetiği içinde vazgeçilmez olmasıysa gayet doğal. Nitekim Dawson da kendisini Sol El Yolu’nun çok az sayıda kalan Magus Yüksek Rahibeleri’nden biri olarak tanımlıyor. Grubun ilk albümü olan “Witchcraft Destroys Minds & Reaps Souls” ve sahne şovları da bu provokatif estetiğin belki de ilk örneklerinden biri. Bir Rock grubuyla değil yalnızca, tekinsizliğin sınırında dolaşan bir kadının lideri olduğu kült bir toplulukla karşı karşıyayız.

    Coven

    Coven 

    Okült geleneklerde kullanılan bir terim olan ve bir ritüel topluluğu anlamına gelen Coven’ı kısaca, Cadı Meclisi olarak çevirmek mümkün. Grubun ortak ilgi alanının yalnızca müzik olmadığı anlaşılıyor. Nitekim klavyeci Rick Durret, grubun isim seçimine dair şöyle söylüyor:

    “Bu isim gruba çok uygundu çünkü bir gruptan fazlasıydık. Farklı sebeplerden dolayı zaman zaman birlikte yaşıyor ve ritüeller gerçekleştiriyorduk.”

    Grubun merkezinde yer alan Dawson, daha önce belirttiğim gibi güçlü bir müzikal altyapıya sahip. Küçük yaşlarda aldığı piyano ve opera eğitimi, vokalindeki geniş ve dramatik vibratonun, güçlü diyafram kullanımının ve sahnede sergilediği teatral performansın temelini oluşturuyor. Him, Her and Them isimli bir grupta beraber çalıştığı Greg ‘Oz’ Osbourne ile aralarına kattıkları Steve Ross’un kurucu üyeleri olduğu Coven’ın kuruluş tarihi 1967. 

    Coven

    Üniversite kampüslerinde yahut dönemin yeraltı Rock barlarında sahneye çıkan grup, mumlar ve sembollerle hazırlanan sahne düzeni, okudukları okült metinler ve sahneledikleri ritüellerle ismini kısa sürede duyurmayı başarmış. Page’in Yardbirds’ü, Alice Cooper ve Vanilla Fudge gibi gruplarla sahne almaya başlaması da bunun bir göstergesi. “Şarkı söylemeyi okült bilgilerle birleştirmek istiyordum çünkü bu tür şeyler pek ortada yoktu. Ticari bir şey olacağını düşünmüyordum. Ailemin parası vardı, bu yüzden bunu para için falan yapmıyordum” diyor bir söyleşisinde Dawson. “Kasvetli, Gotik bir Rock Operası” olarak tanımladığı performanslarının sonunda, sahneye diktikleri bir haçı tersine çevirmek gibi teatral unsurlar bir yana, ilk albümlerine de aldıkları Kara Ayin seslendirmeleriyle çektikleri ilgi kadar tepki de topluyorlardı. 

    O yıllarda yarattıkları şokla ilgili şunları söylüyor:

    “İşte tüm bu olayı yapmanın amacı da buydu, şok etkisi yaratmak. Kimse yapmıyordu. Hemen alkış gelmezdi ve biz de ‘buradan kaçsak iyi olacak yoksa bizi öldürecekler’ diye düşünürdük çünkü o günler tam olarak hippi günleriydi. Ama sonra birdenbire tüm mekânı bir alkış tufanı kaplardı. Mesajın ne olduğunu ve ne yaptığımızı anlamaları uzun sürerdi ki bu da heyecan vericiydi. Alice Cooper bile henüz ortada yoktu. Onunla çok sık çalardık ve o zamanlar halâ bir Glam Rock grubuydu. Yani izleyiciler daha önce hiç böyle bir şey görmemişlerdi ve bunu yapmak eğlenceliydi…”

    Her grubun hayali olan albüm yapma fikri, Dawson’ın birkaç radyo reklamını seslendirdiği zamandan tanıdığı yapımcı Bill Traut’ın çabasıyla gerçekleşir. “Onun yardımı olmasaydı böyle bir albüm yapmamıza muhtemelen asla izin verilmezdi” diye konuşmuş Dawson bir söyleşisinde. Grubun şarkı sözlerindeki temalardan dolayı yarıda bırakılan anlaşmalar bunu doğruluyor. Dawson bu dönemi şöyle anlatıyor:

    “Grubun müzikal olarak harika olduğunu her zaman söyleseler de bu kadar iğrenç ve istenmeyen konuları işleyen şarkılar çalarak müzik kariyerimizi mahvettiğimizden yakınıyorlardı. Tüm şirketler ve hatta müzisyen arkadaşlarımız, büyücülüğü bırakmazsak asla bir plak şirketiyle anlaşma imzalayamayacağımızı söylediler. Ama ben reddettim.”

    Bu tavrın en belirgin olduğu şarkı aynı zamanda grubun ilk çıkış şarkısı olan “Wicked Woman”. Ortaya çıkışını birkaç cümleyle şöyle özetlemiş Dawson:

    “1966’da gruba Coven adını vermeye karar verdikten sonra gerçekleştirilen bir ritüel ve tezahür sırasında yazıldı. Müzik yoluyla belirli ezoterik bilgileri açığa çıkarmak için ettiğimiz bir kan yemininin tamamlanması gerekiyordu. Bu şarkı Wicked Woman‘dı.”

    Witchcraft Destroys Minds & Reaps Souls 
    Coven’ın kanlarıyla sözleşme imzalama haberi

    Traut aracılığıyla Mercury Records ile anlaşma yapılır. Anlaşma metnini imzalamaları için kendilerine verilen kalemleri reddeden grup elemanları, kestikleri bileklerinden akan kanla atarlar imzalarını. En azından Rock tarihinde sıklıkla anlatılan ve bir efsaneye dönüşen öykü böyle.

    Ancak herkes grubun bu tutkulu inançlarını paylaşmaz. Traut’un, “Witchcraft Destroys Minds & Reaps Souls”üzerinde çalışmaya başlamadan kısa bir süre önce kadroya eklediği gitarist Jim Donlinger bu isimlerden biri. Albümün en karanlık bestelerinden bazılarını getirmiş olmasına rağmen bu tutkulu tavırların bir parçası olmaktan çekinmeye başlar ve albüm daha basılmadan gruptan ayrılır.

    Coven – Witchcraft Destroys Minds & Reaps Souls (1969)

    Dawson şöyle anlatıyor:

    “Fotoğrafının Witchcraft albüm kapağından kaldırılmasını istedi ve albüm baskıya girmeden hemen önce gruptan ayrıldı. Biz de isteğini yerine getirdik; ancak kapak içindeki açılır bölümde hâlâ fotoğrafı yer alıyor. Albümün içeriğinden çekiniyordu ve bizim üçümüz gibi Sol El Yolu’nu uygulayan biri değildi; bu yüzden kapakta yalnızca üç kişi kaldık.”

    Buna benzer yaşanan kimi zorluklara rağmen, grup stüdyoya girmeyi başarır. Henüz 18 yaşında olan Dawson ile kayıt ekibi arasında sık sık tartışmalar yaşanmaktadır. Dawson’ın istediği sounda ve ses seviyesine yapılan itirazlar hem süreci hem bütçeyi giderek zorlar.

    Coven – Witchcraft arka kapağı

    “Ses mühendisleri göstergelerin kırmızıya vurmasına asla izin vermiyordu; bu da sürekli bir mücadeleye dönüşüyordu,” diye anlatıyor Dawson. “Hatta bant kesip birleştirme işini bazen kendim yapmak zorunda kaldım. Henüz Rock’n’Roll için uygun değillerdi. Grubun lideriydim; ama genç bir kadın lider olarak, miks konusunda istediğim sonucu elde edemedim. Canlı konserlerimiz çok daha yüksek sesli ve daha vahşi bir atmosfere sahipti. Ayrıca kayıt bütçesinin çok üzerine çıkmıştık; bu yüzden ‘White Witch Of Rose Hall’ parçasına gitar solosu koymamıza hiçbir zaman izin verilmedi.”

    Coven – Witchcraft iç kapağı

    1969 Ağustos’unda piyasaya sürülen albümün iç kapağında, çıplak şekilde bir sunağa uzanmış Dawson’ın etrafında elleriyle “Şeytan Boynuzu” hareketini yapan cüppeli figürlerle, albüm kısa sürede ilgi çekmeyi başarır.  

    Albümü Rock müzik tarihine geçirense Bill Traut’un yazdığı kapanış parçası olan, 13 dakika süren ve 13 kişinin seslendirmesinden oluşan “Satanic Mass”dır. “Ave Satanas” gibi deyimlerin ilk defa kullanıldığı albüm, bu yönüyle pek çok Black Metal grubuna da ilham verir. Albüm, karşı-kültürün uç noktalarını merak edenler için adeta bir hazine gibidir.

    Coven – Witchcraft A yüzü
    B yüzü

    Açılış parçası olan “Black Sabbath”, orta tempolu yapısına eşlik eden ağır gitar riffleri ve dramatik vokal yapısıyla albümün atmosferini kurar. “White Witch of Rose Hall”, Jamaika’daki ünlü “Rose Hall’un Beyaz Cadısı” efsanesinden esinlenir. Hammond org ağırlıklı bir düzenlemeye sahiptir. Cadı topluluklarına dair gizli ritüelleri sembolik bir metin içinde anlatan “Coven in Charing Cross”, org ve gitar diyaloglarıyla hızlı bir tempoya sahiptir. 

    Blues temelli bir düzenlemeye ve ritmik bir vokal anlatımına sahip olan “For Unlawful Carnal Knowledge”şarkısı, isminin baş harflerinden oluşan FUCK kelimesiyle Rock kültüründeki provokatif dil kullanımının bir örneğidir. “Pact with Lucifer”, teatral ve sembolik bir anlatımla şeytanla yapılan anlaşma motifini işler. Yavaş temposu, org ve gitarın birlikte yarattığı dramatik yapı ve teatral vokal performansıyla albümün en belirgin okült temalı parçasıdır. 

    “Choke, Thirst, Die” ise sert gitar riffleri ve güçlü davul vurgusuyla cadılık suçlamaları sırasında uygulanan işkencelere göndermeler içerir. Daha evvel bahsettiğim “Wicked Woman”, Proto-Metal riffleriyle dikkat çekicidir. Demonoloji metinlerinden esinlenen “Dignitaries of Hell”, ritüel atmosferi yaratan org sesleriyle cehennemin hiyerarşisinden ve demonik varlıklardan söz eder. 

    Saykedelik-Folk etkileri belirgin olan “Portrait”, albümün en sakin ve melodik şarkısıdır. Yine daha önce bahsettiğim ve albümün kapanış parçası olan “Black Mass”, müzik değil bir ritüel kaydıdır. 13 dakika boyunca 13 kişi tarafından seslendirilen parça, ters okunan dualardan, çağrılardan ve sembolik metinlerden oluşur. 

    Albüme dair eleştiriler büyük oranda muhafazakâr çevrelerden gelen sapkınlık suçlamalarından oluşmaktadır. Müzik eleştirmenleriyse okült temaların reklam amacıyla kullanılması, yaratılan şok etkisinin müziği yutması, şarkı sözlerindeki dağınıklık ve tutarsızlık, ses seviyesinin düşüklüğü -ki Dawson’ın da şikâyetidir bu- gibi konularda yaparlar eleştirilerini. Bunlara geç verilen bir cevap mıdır bilinmez ancak sonraki yıllarda yaptığı pek çok söyleşide bu albümle aslında akademik bir çalışma yapmak istediğini anlatır Dawson. Albümün “Cadılık ve okültizm üzerine kayıtlı müzik formunda yapılmış ciddi ve araştırmaya dayalı bir çalışma” olduğundan bahseder.

    Tüm bu tartışmalar hiç tanımadıkları bir ismin yarattığı dehşetle daha da alevlenir.

    Charles Manson

    Charles Manson

    Albümün yayımlandığı dönemde Charles Manson’un takipçileri tarafından gerçekleştirilen Tate–LaBianca cinayetleri büyük bir toplumsal şok yaratır. Cinayetlerin ardından basında okültizm, satanizm ve gençlik kültürü üzerine yoğun tartışmalar başlar. Bu atmosfer içinde albümün ismi giderek daha çok anılmaktadır.

    1970 yılının Mart ayındaki Esquire dergisinde yayımlanan ve Manson ile okült temaları ele alan bir yazı bu tartışmaları daha da büyütür. Coven’ın albümünden de söz edilen yazıda okült törenlere benzer görsellerin yayımlanması, grubun adının bu olaylarla ilişkilendirilmesine yol açar. Hatta bir süre sonra Manson’un Los Angeles’taki Tower Records önünde, albümü elinde tutarken fotoğraflandığına dair söylentiler bile ortaya çıkar. Tüm bu gelişmelerin ardından Mercury Records, albümü piyasadan çekme kararı alır. Albüm mağazalardan toplatılır ve planlanan konserlerin bir bölümü iptal edilir. Cadı avı başlamıştır. 

    Dawson o günleri şöyle anlatıyor:

    “Plak şirketi hükümetin, kiliselerin ve basının gücüne boyun eğdi. Bu yüzden ayrıldık. Varoluşumuzun asıl amacının bu kurumlara karşı durmak olduğunu anladıklarını düşünmüştük oysa. Projenin başında iddialıydılar ama albüm yayınlanır yayınlanmaz ortaya çıkan baskılara dayanamadılar. Manson ile hiç tanışmadım. Gereksiz kan partisi misyonumuza çok zarar verdi.”

    Anlaşmayı grubun mu yoksa plak şirketinin mi sona erdirdiğine dair farklı yorumlar olsa da gerçek olan şu ki Coven ile Mercury Records yollarını ayırır. Dawson’ın daha sonra anlattığına göre, grup, sözleşmeleri stüdyo ofisinde yakmış ve ortaya çıkan külleri, eğlenceli bir ritüel gibi, ofisteki insanların alınlarına sürmüştür. Gerçekten böyle mi olmuştur bilinmez ancak belki de bu, cadılık suçlamalarıyla on binlerce masumun yakıldığı günlerden kalan kara lekenin gecikmiş ama ironik bir yankısıdır.

    Zappa Dokunuşu

    Bu yalpalama sürecinde grubun yardımına koşan isimse Frank Zappa olur. Dawson bunu şöyle anlatıyor:

    “1970’te Indianapolis’te Frank Zappa ile sahneye çıktık. O zamanlar muzip bir performans sergiliyordu. O gece de izleyicilerle biraz dalga geçti fakat ıslıklı protestolarla karşılaşınca sinirlendi ve ikinci gece ana sahneyi bize verdi. Bizden önce de açılışı kendisi yaptı. California’ya döndükten sonra bize ulaştı, çünkü tüm grup üyeleri, ‘Coven gibi bir grup olmalıyız’ demişlerdi. İşte bizi California’ya getiren oydu.”

    Frank Zappa & The Mothers

    Los Angeles’da Zappa’nın menajeriyle çalışmaya başlayan Dawson, Billy Jack isimli bir film için yaptığı “One Tin Soldier” ile şarkı listelerine geri döner. Menajer, Dawson’dan kendi ismini kullanmasını istese de Dawson bunu reddederek Coven ismi ile şarkıyı yayınlamıştır. “Muhtemelen bunu yapmamalıydım. İnsanlar, ‘Neden böyle bir müzik yapıyorsunuz?’ diye sormaya başladılar. Aslında böyle bir müzik yapmıyorduk. Biz yazmamıştık ve şarkının üç yıl üst üste büyük hit olması tamamen bir tesadüftü.” 

    Yakın takipçilerinde bir hayal kırıklığı yarattığının farkındadır Dawson, ancak grubuna karşı sorumluluğu olduğunu, para kazanmaları gerektiğini de düşünmektedir: “Her ne kadar zengin ebeveynlerim olsa da onlardan borç almadan, her şeyi kendi başıma başarmak istiyordum” diye anlatır o günleri. 

    Coven – Coven (1972)
    Coven – Blood on the Snow (1974)

    Şarkının yarattığı etkiyle grup, 1972 yılında kendi isimlerini taşıyan ikinci albümlerini çıkarır. Daha melodik ve Rock odaklı olan albüm, konsept olarak da ilkinden oldukça farklıdır. İlk albümün dramatik ve provokatif tarzının yanında kimilerine göre olgun kimilerine göreyse ticari bir tavra sahiptir. 1974’te çıkan üçüncü albüm olan “Blood On The Snow”, okült ve mistik temaları barındırsa da ilki ile kıyaslanacak bir atmosfere sahip değildir. Dawson’ın dramatik vokalleri daha ön plandadır. Sahip olduğu deneysel yapıya rağmen kontrollü bir sound ile olgunlaşmanın izlerini taşır.

    Cadının Şarkısı  

    Esther Jinx Dawson

    60’lı ve 70’li yıllarda çoğunlukla erkeklerden oluşan Rock dünyasında Grace Slick (Jefferson Airplane), Janis Joplin, June ve Jean Millington (Fanny), Mariska Vres (Schockin Blue), Ann ve Nancy Wilson (Heart) gibi kadın vokallerden farklı bir konumdadır Dawson. Ağırlıklı olarak Blues ve Saykedelik vokallere karşı Opera temelli bir vokali öne çıkarır. Dramatik sahne performansının yanı sıra grubun tam anlamıyla lideri ve yaratıcı gücüdür. Okült sahnesi, kostümleri ve sahne ritüelleriyle cinsiyet rolü beklentilerini olabildiğince zorlar.

    Belki de tüm bunlardan dolayı ismi uzun yıllar boyunca anılmaz. Oysa Iommi’nin sözlerinin tam aksine Black Sabbath’tan önce Dawson ve Coven oradadır. Dio’dan önce de. 1968’de sahneledikleri Witchcraft gösterilerinde canlı performanlarıyla insanları şok ederlerken, kimi zaman beraber sahne aldıkları Alice Cooper henüz korku unsuru içermeyen, Drag Rock tarzı gösteriler yapmaktadır. Sınırda durmamıştır Dawson; sınırı aşmıştır belli ki.

    Aradan geçen zaman boyunca grubu tekrar bir araya getirmeyi istese de babasının karaciğer kanserine yakalanması ve ona bakacak tek kişinin kendisi olması nedeniyle Chicago’ya geri döner. Babasının ölümünden sonra yaşadığı kimi aile meseleleri nedeniyle -okült bilgileri bir müzik albümünde paylaştığı için halaları kendisini mirastan mahrum etmek istemişlerdir-yaşadığı gecikmelerden sonra, 2006’da grup üyelerini tekrar bir araya toplar ancak bir şey yapamaz.

    2008’de geçirdiği ve ölümden döndüğü bir kalp krizinden sonra, sessizliğini bozarak yeniden müziğe ve sahneye geri döner Dawson. Bu süreci şöyle anlatır:

    “Hastanede resmen ölü ilan edildim. Hepimizin merak ettiği, ama doğrudan deneyimleme şansı bulamadığı şeyi ilk elden yaşama fırsatım oldu ve bunu anlatabiliyorum. Yaklaşık 20 dakika boyunca ölüydüm, bir doktoru beklerken soğuk depoda bekletildim ve sonra hayata döndürüldüm. Bu yüzden ben gerçek anlamıyla yürüyen ölüyüm. Şimdi, yeryüzünde geçirdiğim bu zaman benim için fazladan bir süre. Artık tamamlanmamış işleri bitirme şansım var. Bu deneyimden sonra daha güçlü ve daha sağlıklıyım.”

    Coven – Metal God Queen Out of the Vault (2008)

    Aynı sene çıkan “Goth Queen: Out Of The Vault 1976-2007”isimli albüm, Coven’ın farklı dönemlerinde yapılan ama yayınlanmayan şarkılarından oluşur. 2013 yılında “Jinx” ismiyle bir albüm daha çıkartan Dawson, 2017 yılında Roadburn Festivali’nde, 2025’te Magickal Chaos Tour gibi konser zincirlerinde grubu Coven ile sahne alır.

    Verdiği söyleşilerin birinde hiçbir pişmanlığının olmadığını ve yolunu hiçbir zaman değiştirmeyeceğini söylemiş Dawson. Kendisini üç kelimeyle tanımlamış: Seks, büyü ve müzik.  Zamanında kendisinden sarışın bir Cher yaratmak isteyen ve Janis Joplin’le kıyaslayan müzik yapımcılarına teslim olmayan Dawson, bugün The Devil’s Blood, Jex Thoth, Sabbath Assembly ve Blood Ceremony gibi kadın vokalistli Okült Rock gruplarının ilham kaynağı. Son zamanlardaki konser videolarından anlaşılıyor ki halâ keçisinin üstünde tersine uçuşan saçlarıyla şarkısını söyleyerek büyülemeye devam ediyor. Rock tarihinin alacakaranlığında yol alabilmek için belki de cadılara inanmak lazım. 

    Esther Jinx Dawson

    Kaynakça

    • Fatmagül Berktay, Avrupa’da Cadılık ve Cadı Avı: Çok Katmanlı Bir Karanlık Tarihsel Olgu, Doğu Batı Dergisi Sayı 84, Şubat-Nisan 2018
    • Baykar Demir, Batı Sanatında Ötekiliğin Temsili Olarak Cadı İmgesi, Yüksek Lisans Tezi, 2017
    • https://atomicredhead.com/2021/08/18/the-forgotten-mother-of-metal-music-and-birth-of-the-devils-horns/
    • https://www.kerrang.com/covens-jinx-dawson-on-50-years-of-witchcraft-destroys-minds-reaps-souls
    • https://www.npr.org/2017/10/25/559501959/shocking-omissions-coven-s-witchcraft-destroy-minds-reaps-souls
    • https://www.decibelmagazine.com/2017/04/17/q-a-jinx-dawson-on-the-return-of-coven-and-spirituality-in-a-dogmatic-age/
    • https://www.psychedelicbabymag.com/2013/01/coven-interview-with-rick-durre.html
    • https://www.ironfistzine.com/2016/10/05/coven-interview-life-is-all-about-sexuality/
    • https://rockcellarmagazine.com/geezer-butler-interview-black-sabbath-memoir-into-the-void/
    • https://chicagoreader.com/music/jinx-dawson-coven-witchcraft-hysteria-occult/
    • https://www.psychedelicbabymag.com/2013/01/coven-interview-with-rick-durre.html
    • https://www.loudersound.com/bands-artists/coven-occult-metal-band-history

    Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm serisinin tüm yazıları:

    • Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #2: Cadı Meclisi

      Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #2: Cadı Meclisi

    • Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #1: Canavar’ın Gölgesi

      Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #1: Canavar’ın Gölgesi

    black sabbath coven esther jinx dawson heavy metal yabancı
    Önceki yazıKrizz: Masada Değil, Sahnede Türkçe Heavy Metal
    Burak Kumpasoğlu

    Ankara doğumlu. Gazetecilik mezunu. 1998'den beri sahaflık yapıyor. Rock müziğin romantik dönemleri en ilgisini çeken konu.

    İlgili Yazılar

    Krizz: Masada Değil, Sahnede Türkçe Heavy Metal

    14.04.2026Yazan: Adnan Alper Demirci

    Leyan Senay: Senin Süper Gücün Ne?

    13.04.2026Yazan: Stüdyoİmge

    PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

    09.04.2026Yazan: Bülent Seyitdanlıoğlu

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    08.04.2026Yazan: Sevgi Yeşilyaprak

    Budgie (1971)

    03.04.2026Yazan: Sabahattin Bilgiç

    Hakan Türkoğlu: Müzik Yapmak Hâlâ Para Kazandırıyor mu?

    02.04.2026Yazan: Hakan Türkoğlu
    En son yazılar
    Dosyalar

    Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #2: Cadı Meclisi

    Yazan: Burak Kumpasoğlu15.04.2026

    Yazı, Rock ve Saykedelik Folk’un gölgesinde okültizmin ve cadı meclislerinin izini sürüyor. Black Sabbath’tan Coven’a, “Şeytan Boynuzu”ndan “Sol El Yolu”na uzanan bu ezoterik yolculuk, müziğin karanlık ve gizemli köklerini gün yüzüne çıkarıyor.

    Krizz: Masada Değil, Sahnede Türkçe Heavy Metal

    14.04.2026

    Leyan Senay: Senin Süper Gücün Ne?

    13.04.2026

    MELİSA KARAKURT ve “ASU”: İnsan, Ruhunun Aynasıdır

    10.04.2026
    Öne çıkanlar

    Salih Nazım Peker: Tel Gerilir, Hayat Konuşur

    26.02.2026

    Siyah Tavşan: Yeraltının Rehber Tavşanının Yolculuğu

    18.12.2025

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    08.04.2026

    Can Tutuğ: Gündüz Psikiyatrist, Gece Vibrafoncu

    24.02.2026
    Etiketler
    alternative rock anadolu pop art rock big big train blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca derleme edebiyat elektronik folk rock graham bond grunge hakan türkoğlu hard rock haruki murakami hayko cepkin heavy metal ilhan irem indie iron maiden kargo led zeppelin leyan senay maiden turkey mavi sakal mekan müzik basını pearl jam pop progressive rock psychedelic rock punk rock siyah tavşan skip spence strah stüdyoimge tarih teoman tiyatro vecdi yücalan yabancı yerli
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #2: Cadı Meclisi

    15.04.2026

    Krizz: Masada Değil, Sahnede Türkçe Heavy Metal

    14.04.2026

    Leyan Senay: Senin Süper Gücün Ne?

    13.04.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.