Berlin sahnesinin öncü ismi Aziza A., Hip Hop tınılarını oryantal dokunuşlarla birleştiren gerçek bir “First Lady”. “Kendi Dünyam” albümüyle 90’lı yıllarda Türkçe Rap’e kadın sesini ve derinliğini katan sanatçı, göçmenlikten kimlik arayışına kadar pek çok hikâyeyi Caz ve Funk estetiğiyle anlatıyor. Sadece bir müzisyen değil, bir kültür köprüsü olan Aziza A., bugün bile Hip Hop sahnemizin en sofistike ve cesur figürlerinden biri.
2000’lerin başında, yaldır yaldır saçlı, İzmir’in Hard Rock / Metal tayfasından biri olarak birileri çıkıp bana, “İleride Stüdyoİmge’de ilk yazını oturup Hip Hop üzerine yazacaksın” deseydi, büyük ihtimalle hafifçe gülümser, saçlarımı yana doğru savurur, motoruma atlar ve gün batımına doğru gereksiz bir karizma eşliğinde uzaklaşırdım. Muhtemelen arkamdan Slash bir gitar solosu dökerek beni uğurluyor olurdu…

O zamanlar bizim başımızın headbang yapmaktan döndüğü, memleketin geri kalanının ise televizyon ekranlarında sallanan HipPopolarla ve bambaşka dertlerle döndürüldüğü zamanlardı. Bense son sürat giden bir arabanın arka koltuğunda oturmuş, alnımı cama dayamış, olup biteni seyrediyordum; bir yanda Cartel’in “cehennemden gelen çılgın Türkleri” çoktan arka sokakları tutmuş cirit atıyor, Tarkan’lar, popçular bir yanda, Alamancı çocukların getirdiği Arabesk Hip Hop ağzı bir yanda. Hızlı hızlı başka başka görüntüler geçiyor yarı kapalı gözlerimin önünden; her şeyi bir şeylere benzetiyor ama tam da anlamıyordum.
Ta ki o âna kadar.
Bir anda hüzünlü, buruk bir kanun sesi dökülüveriyor arabanın camından içeri. Hani gözün ileride parlayan bir şeye takılır da kitlenir kalırsın ya, tam da ne olduğunu seçemezsin parıltının; bu sefer kaşlarını çata çata daha da dikkatli bakmaya zorlar seni… İşte o his. Kanunun sesine kapılmışken vokal eğilip kulağına kendinden emin bir şekilde şöyle diyor: “Söyleyeceklerimi ister dinle ister boş ver.” Diğerlerine hiç benzemiyor. Alttan gelen groove-jazz karışımı beat’ler, kanun ve diğerleri… Müzik harika; bir de sözler var, söyledikleri doğrudan kulaklarımdan içeri sızıp akla, oradan kalbe akıyor…
“Lan…”
Sonra netleşiyor o parıldayan şey… İçimdeki ses bağırıyor:
“Durdurun arabayı.”
“Hayat” ile karşılaşma hikâyem tam olarak bu hissiyatta cereyan etti.
Uzun zaman boyunca bu şarkıyı kimin söylediğini dönüp araştırmadım bile. Şarkı vardı; yetiyordu. Hatta ilk zamanlar Aziza Mustafa Zadeh ile karıştırıp Google’ın “Bunu mu demek istediniz?” çelmesine benim de takıldığım olmuş olabilir. O sırada şarkıyı yapan isimden çok, parçanın bende bıraktığı hissiyat önemliydi. Hatta Levent abim ile bu yazıyı yazmak ile ilgili konuşurken söylemese, farklı bir 1997 versiyonunun olduğunu bilmiyordum.
Her kız arkadaşıma dinletip çaktırmadan anlayıp anlamadıklarını göz ucuyla kontrol ediyordum.
Çok uzun yıllar sonra araştırdım: Kimmiş bu kadın?
Aziza A. ya da gerçek adıyla Alev Yıldırım… “Azize” tam da bu yüzden dönemin içinden çıkmış sıradan bir isim gibi durmuyor. “Azize” kelimesi, Arapça “A-Z-Z” kökünden türetilmiş. Bu kök, temel olarak “güçlü olmak, üstün gelmek, nadir ve değerli olmak” anlamlarını taşır. Tıpkı Alev gibi.
Onun hikâyesi sadece bir müzik kariyeri değil; iki kültür arasında büyüyen bir kuşağın sesini, ritmini ve kafa karışıklığını taşıyor.
Berlin doğumlu olması sadece biyografik bir detay değil burada; meselenin omurgası biraz da orada başlıyor. 70’lerde işçi olarak Almanya’ya gitmiş ailelerin çocukları için Berlin sadece bir şehir değildi; kimlik denen şeyin her gün yeniden sınandığı, insanın hem içeride hem dışarıda kaldığını hissettiği tuhaf bir laboratuvardı. Evde başka dil, sokakta başka refleks, okulda başka bakış… İnsan ister istemez kendi cümlesini kurmak zorunda kalıyor.
Aziza A.
Aziza A.’nın müziğinde duyulan o netlik biraz da buradan geliyor. Çünkü söylediği şeyler sadece beat üstüne dizilmiş kelimeler gibi durmuyor; arkasında gerçekten yaşanmış bir gerilim taşıyor. O dönem Almanya’daki göçmen çocuklarının içinde biriken öfke, dışarıda bırakılmışlık hissi, ait olma çabası ve kendine yer açma inadı, onun sesinde başka bir forma bürünüyor.

90’ların ortasıyla birlikte Cartel çoktan yolu açmıştı; memlekette herkes “bir numara en büyük” kısmına takılmıştı ama işin arka planında çok daha büyük bir sosyoloji kaynıyordu. Rap, Almanya’daki Türk gençliği için sadece müzik değil, görünür olmanın yolu hâline gelmişti. Fakat o sahnenin dili büyük ölçüde erkekti: Sert, köşeli, yer yer bağıran bir dünya.

Aziza A. işte tam bu erkek kalabalığının ortasında başka türlü bir ton kuruyor. Bağırmadan sert olabilen, lafı uzatmadan meselesini anlatan, kadın kimliğini de bir vitrin malzemesi yapmadan taşıyan bir çizgi. Bu önemliydi; çünkü o yıllarda kadınsan ya fazla süslenmen bekleniyordu ya da kendini fazladan göstermen. O ise ikisini de yapmadan yürüdü.
1997’de çıkan “Es ist Zeit” zaten bunun ilk ciddi işaretiydi. Daha ilk andan itibaren klasik Rap kalıbının dışına taşan bir şey duyuluyordu: Elektronik altyapılar, doğudan gelen ezgiler, caz kırıntıları, hatta yer yer insanın kulağına çarpıp geçen melankolik bir şehir hissi… Yani sadece ritim değil; atmosfer de vardı.
Albümün en önemli yanı da “Hayat” şarkısının ilk versiyonunu bu albümde görüyoruz. Müzikal olarak kıyaslamazsam da sözler geliyorum diyor.

2001 yılına gelindiğinde Aziza A. için “Zamanı Geldi” (Es ist Zeit) aşaması geride kalmış, artık o zamanın içinde kendi krallığını kurma vakti gelmişti. “Kendi Dünyam” albümü, tam da bu olgunluk döneminin ve sanatçının iç dünyasına açılan kapının adı oldu. Bu albümü sadece bir devam projesi olarak görmek büyük haksızlık olur; çünkü bu çalışma, 90’ların sonunda filizlenen o hırçın Hip Hop ruhunun daha sofistike, daha eklektik ve daha kentli bir tınıya evrildiği noktayı temsil eder.
“Kendi Dünyam” isminin kendisi bile bir manifestoydu. Dış dünyanın dayatmalarına, gurbetçi olmanın getirdiği kimlik karmaşasına ve kadın olmanın getirdiği toplumsal yükümlülüklere karşı örülmüş görünmez bir duvardı bu. Albüm boyunca Aziza, dinleyiciyi kendi zihinsel odalarında gezdirirken “Başkaları ne der?” prangasından kurtulmanın hafifliğini fısıldıyordu. Liriklerinde artık sadece öfke değil, derin bir farkındalık ve özgüven vardı. Şarkılarında kadın kimliğini savunurken bunu bağırmadan ama tavizsiz bir duruşla yapması, onu dönemin diğer müzikal üretimlerinden keskin bir şekilde ayırıyordu.
“Hayat”a geldik sonunda…
“Hayat”, Aziza A.’nın diskografisinde sadece bir hit parçası değil; adeta modern bir varoluş manifestosu, sokağın diliyle yazılmış bir hayat rehberi.

Şarkının ilk saniyelerinden itibaren duyulan o kararlı beat ve Aziza’nın tavizsiz vokali, dinleyiciyi sıradan bir eğlenceye değil, sert bir yüzleşmeye davet eder. Parçanın felsefi omurgası, hayatı oluşturan temel kavramları birer birer masaya yatırıp onları kutsallaştırmadan, en çıplak ve ham hâliyle tanımlama cesaretinden beslenir.
Hiçbirimiz bu dünyaya bir kullanım kılavuzuyla gelmiyoruz. Doğduğumuz andan itibaren körleme bir dalışın içindeyiz; yaşadıkça öğreniyor, düştükçe not alıyor, bazen de aynı yere baka baka geç kalmış şeyleri sonradan fark ediyoruz. Belki de bu yüzden “Hayat”, o dönem sadece iyi bir parça gibi değil; eksik bırakılmış bir kullanım kılavuzunun buruşturulmuş ama doğru sayfası gibi geliyor bana.
Bir Rockçının radarına takılan şey de yalnızca ritim değildi zaten; o ritmin taşıdığı dürüstlüktü. Çünkü bazı parçalar dönemi anlatır, bazıları dönemin içinden çıkıp gelip insanın kalbine oturur.
Savaş Savaş İçinde: İçimizdeki Oscar’lık Kavga
Şimdilerde Oscar alan o meşhur filmdeki gibi, “Savaş savaş içinde çevrenle ve kendinle” diyordu Aziza. Bu sadece bir protesto değil; insanın kendi kişiliğini fethetme, o yaratma cesaretini toplama sürecinin sancılı bir özetiydi. Bir metalcinin aradığı o ham dürüstlük tam buradaydı; çünkü asıl kavga dışarıdaki düşmanla değil, aynadaki suretimizleydi.
Tasavvufi Bir Terazi: “Aç Gözler” ve “Yolun Sonu”

Aziza A., paranın “aç gözlere” görünmesini ve aynı zamanda “yolun sonu” olmasını anlatırken, aslında materyalist dünyanın içinde ruhunu korumaya çalışan modern insanın o ezelî ikilemini yüzümüze çarpıyordu. Toplumun “Meryem Ana” maskesi ardına sakladığı ikiyüzlülüğü deşifre etmesi, kadim bir bilgeliğin Hip Hop estetiğiyle yeniden yorumlanması gibiydi. Hiçbirimiz dünyaya bir kullanma kılavuzuyla gelmedik ama o, “Hayat kısa, yaşa sonuna kadar” diyerek ölümün mutlaklığı karşısında her saniyeyi bir bilinçle doldurma çağrısı yapıyordu.
Dikkatli Kulaklarda Kalan Tortu
Görüp öğrendiklerimiz bize bu satırları yazdırıyor. Bazılarımız bu sesleri sadece duyar geçer, bazılarımız ise o dikkatli kulaklarda kalan tortuyla hayatına yön verir. Bugün dönüp baktığımda, o dönem popun ışıltılı sahnelerinden değil de Berlin’in gri sokaklarından gelen bu sesin neden hâlâ taze kaldığını anlıyorum.
Hayat Hayat İçinde
Aradan 25 yıl geçmiş; ben hâlâ sanki o arabanın arka koltuğunda oturuyormuşum gibi hissediyorum bazen: Başım camda, alnım hafif kızarmış, dışarıda akıp giden şehre bakıyorum. Yol değişmiş, şehir değişmiş, biz değişmişiz belki ama bazı parçalar değişmiyor. Hayat yine aynı yerden sızıyor içeri.
Savaşlar hâlâ var. Para hâlâ herkesin cebinde başka türlü ağırlık yapıyor. Ölüm, hâlâ bir yerlerde cümlelerin arasına habersizce giriyor. İnsan yine aynı hayatın içinde, aynı soruların etrafında dönüp duruyor. Belki de bu yüzden bu parça eskimiyor; çünkü anlattığı şey dönem değil, doğrudan insanın dönüp duran sonsuz macerası.

Aziza A., bugün hâlâ köklerinin olduğu Berlin’de, sanatın pek çok dalını birbirine bağlayan çok yönlü bir figür olarak üretmeye ve ilham vermeye devam ediyor. O, sadece 90’ların hafızalara kazınan Rapçisi değil; bugün aynı zamanda bir sunucu, oyuncu, DJ ve yaratıcı yönetmen olarak Berlin’in kültürel dokusuna yön veren disiplinlerarası bir sanatçı.
Gurbetçi bir ailenin kızı olarak başladığı yolculuğunda bugün Berlin sahnesinin prestijli mekânlarında kendi şovlarını yazıp yönetiyor. 2023’ten bu yana sanat yönetmenliğini ve ev sahipliğini üstlendiği “Gazino Night Show”, onun kültürel mirasla modern performansı nasıl ustalıkla harmanladığının en güncel kanıtı. Ayrıca Aralık 2025’te Turgay Ayaydınlı ile başlattığı “Karaoke Meyhane” serisiyle Berlin gece hayatına samimi ve kolektif bir eğlence anlayışı kazandırmayı sürdürüyor.
Yıllar sonra Aziza’ya ulaşma ve ona birkaç soru sorma fırsatı bulduk. Mart 2026 itibarıyla sorduklarımızı, sağ olsun, yanıtladı. Şimdi lafı fazla uzatmadan sözü ona bırakalım
ÖZEL RÖPORTAJ. AZİZA A.
• 1997’nin gri ve hırçın Berlin sokaklarında yazılan “Hayat” ile bugün, Maxim Gorki tiyatro sahnesinde “Kassandra”ya hazırlanan Aziza’nın “Hayat”ı arasında nasıl bir tempo farkı var?
Aziza A.: 1997’de yayımladığım “Hayat” parçasından bugüne yaşam ritmimde elbette bir bilinç dönüşümü yaşandı. Zaman içinde edindiğim deneyimler ve bu deneyimlerle kurduğum ilişkiler, bakış açılarımı değiştirdi. Buna rağmen ritim hâlâ gayet groovy; tıpkı Hip Hop müziğinin kendisi gibi insana uyan ve farklı sanat kültürlerinden beslenen bir ritim. Müziğin çeşitliliğini sınırlandırmak istemiyorum. Müzik sınırsızdır; Hip Hop’u da her zaman böyle gördüm. Bu yüzden eğlence ile ya da Gorki’de sahnelenen “Kassandra” gibi bir yapımla aramdaki mesafe hiçbir zaman uzak olmadı. Sonuçta mesele ritim, müzik ve insan olmaktır.
• “Kassandra” mitolojiden gelen bir figür. Bugünün dünyasıyla nasıl bir bağ kuruyor?
Aziza A.: Kassandra bugün de benim yazdığım “Hayat” parçası gibi, son derece güncel. O şarkının onlarca yıl sonra bile hâlâ bu dünyaya uyacağını o zaman düşünmemiştim. Dünyamızda pek çok Kassandra var: Gerçek anlamda geleceği gören ve gözünü kaçırmayan insanlar. Bir de görmek istemeyenler; ya dayanamadıkları için ya da pembe bir balonun içinde yaşamak istedikleri için. Görmezden gelmeye devam edersek bu bizim için çok tehlikeli olur. “Sokağın sert sesi” olmaktan ziyade, ben kendimi daha çok insani düşünceye, dünyaya bir kadın olarak bakışımı da sözlerime yazdım. Benim için merkezde her zaman insan vardı ve hâlâ insan var.
• “Gazino Night Show” ve sanatçılara açtığınız alan hakkında ne söylersiniz?
Aziza A.: Gazinolar Türk kültüründe yer edinmiş, kökeni Fransız “variété”sine uzanan bir buluşma alanı. Berlin’de bir gazino geleneğinin bulunması ve bizim Yeşilçam filmleriyle büyümüş olmamız, bu konsepte sıcak ve nostaljik bir duygu katıyor. Önemli olan sanatçılara kendilerini tanıtabilecekleri bir platform sunmaktı; yeni sanatçıların ortaya çıkmasına alan açmak, onlara görünürlük sağlamak. Bu benim hayat groove’um 🙂
Biz de bu ilham verici kadını ve bitmek bilmeyen enerjisini en kısa zamanda canlı dinlemeye gitmeye can atıyoruz.
Şimdilik bu kadar ama bitti sanmayın; motoru gün batımına sürüyoruz.
Sırada, içinden geçeceğimiz başka hayatlar ve yeni şarkılar var.
Görüşürüz.
Not: Tüm güncel programına ve etkinlik detaylarına kendi web sitesi üzerinden ulaşmak mümkün: https://www.aziza-a.de/









