Levent Varlık, kısacık ömrüne sığdırdığı üç albümle müzik dünyasında derin, mistik ve kırılgan bir iz bırakan Nicholas Rodney Drake’in trajik yaşam öyküsünü inceliyor. Çıktığı dönemde alıcı bulamayan ancak yıllar sonra bir reklam filmiyle hak ettiği üne kavuşan akustik şaheserlerin ardındaki yaratıcı potansiyel mercek altına alınıyor. Edebiyat esintili, sakin ama bir o kadar da karanlık bu şarkıların zamana meydan okuyan tılsımı gözler önüne seriliyor.
Gece mavi ve siyah. Dört genç Cabrio modeli bir araçla partiye gidiyorlar. Araba ay ışığının aydınlattığı yolda yağ gibi akıyor. Kızlar yıldızları tutmak istercesine ellerini kaldırırken birden dolunay görülüyor. Fonda kırılgan bir ses “Pink Moon” isimli bir şarkı söylüyor… Bu bir Volkswagen reklamı ve bu şarkının duyulmasından sonra Nick Drake efsanesi başlıyor, plak satışları yüzbinlere ulaşıyor.
Nicholas Rodney Drake 1948’de Burma’da doğdu, 1974’de Londra’da öldü. Üç albüm yaptı. Her albümü daha şaşırtıcı oldu. Tarzı Folk-Caz-Blues olarak tanımlandı. Bazen pastoral, çokluk karanlık şarkılar yazdı. Yumuşak bir sesi, değişik bir gitar stili vardı. Yaşarken ilgi görmedi. İçine kapanık bir gençti. Plakları satmadı. Bunalımdaydı. Bol miktarda antidepresan kullanıyordu. 26 yaşında aşırı dozdan -intihar diyenler de oldu- öldü.
Nick Drake’in bugün yeniden ilgi görmeye başlamasını, onun Janis Joplin, Jim Morrison, Hendrix gibi, ölmüş bir Rock şarkıcısı olmasına bağlayanlar var. Oysa gerçek, tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, Nick’in de büyük bir yaratıcı potansiyele sahip olmasında gizli. Çünkü kısacık müzik kariyerinde yazdığı şarkılar bugün de aynı tatla dinlenebiliyor.

Plakları yeniden yayınlanıyor. Demoları, daha önce yayınlanmayan kayıtları toplanıp piyasaya sürülüyor. Dream Academy, REM, Maria McKee, 10.000 Maniacs, Brad Mehldau, Charlie Hunter Quartet & Norah Jones, Simin Tander, Lizz Wright, Lee Ritenaur ve daha birçok Pop, Folk ve Caz müzisyeni onun şarkılarını yorumluyor. The Cure grubu isimlerini onun “Time Has Told Me” şarkısındaki bir dizeden, “a troubled cure for a troubled mind”dan aldıklarını söylüyor. Elton John, The Dream Academy (ki Nick’e ithafen “Life In A Northern Town” isimli bir şarkı da yapmışlardır), Kate Bush, Radiohead, REM ve daha birçok müzisyen Nick Drake’den etkilendiklerini söylüyor.
Büyük hayranlarından Brad Pitt, BBC’de Nick için program yapıyor. Birçok Hollywood prodüksiyonu film müziklerinde ona yer veriyor. Hakkında biyografi kitapları yayınlanıyor. Anma konserleri ve plakları yapılıyor. Island plak şirketi Nick için “Heaven In A Wild Flower” isimli bir toplama albümü çıkarıyor.
Birkaç yıl sonra onun için Way to Blue başlıklı bir anma konseri düzenleniyor. Çıkarıldığı günlerde çok az satan plakları bugün 4 CD’lik box-set’ler olarak yayınlanıyor. Plaklarında yer almayan demolar, kayıtlar “Family Tree“de toplanıyor. Ve efsane sürüyor.
Nicholas Rodney Drake Warwickshire’da müziksever bir ailede büyüdü. 16 yaşındayken prestijli Marlborough Koleji’ndeyken ilk kez gitarı eline aldı. 1967’de İngiliz Dili ve Edebiyatı okumak için Cambridge Üniversitesi’ne gittiğinde zaten müzik kariyerine başlamıştı. Kendine özgü tarzı olan yetenekli bir gitarist olarak, hüzünlü, narin, rüya gibi şarkılar yazdı. Küçük konserler vermeye başladı.
1968’de Cambridge’deki konserinde dinleyiciler arasında Fairport Convention’ın bascısı Ashley Hutchings de vardı. Şarkıları Ashley’nin ilgisini çekti. Ashley konserden sonra prodüktörü Joe Boyd’u arayarak, “bir müzik dehası keşfettim, mutlaka görüş” deyince Nick ve Joe Boyd birlikte çalışmalara başladı.
Boyd o zamanlar 22 yaşında Amerikalı bir müzik araştırmacısıydı ve İngiliz Folk-Rock’ına Fairport Convention, Incredible String Band ve John Martyn’i kazandırmış, Pink Floyd’un ilk 45’liği “Arnold Layne“in prodüktörlüğünü de yapmıştı. Nick Drake’in Boyd’un yapımcılığında hazırladığı ilk albümü “Five Leaves Left“, üniversiteden ayrılmasından birkaç ay önce, 4 Temmuz 1969’da yayınlandı.
Five Leaves Left
Albüm, ismini Nick’in tütün sarma kutusundan alıyordu. Tütün sarılırken tabakadaki son beşinci kâğıdın üzerinde kullanıcıyı uyarmak için “beş yaprak kaldı” yazardı. Nick de bundan esinlenerek albüme “Five Leaves Left” ismini verdi.
Şarkılar mistik, melankolik, pastoral bir atmosfer taşıyordu. Şarkılarda gözyaşlarının anlattıklarından, leylakların açma zamanından, bir çellonun çağrıştırdığı hüzünden, bir başkasına anlatılamayan düşlerden söz ediyor, şiir okur gibi şarkı söylüyordu. Albümde akustik gitar çalan Nick’e Pentangle’ın bascısı Danny Thompson ve elektrik gitarda Richard Thompson da eşlik ediyordu.
Albüm, çıktığı günlerde çok da iyi yorumlar almamıştı. Ayrıca, müzik basını, 3 Temmuz’da Brian Jones‘un ölümü ve iki gün sonra Hyde Park’taki Rolling Stones konseri haberleriyle meşguldü. “Five Leaves Left” albümünde hiçbir single yayınlanmadı ve John Peel‘in bir gece BBC Radio 2’deki programında Nick’den sunduğu bir kayıt dışında, neredeyse hiçbir tanıtım yapılmadı. Albüm az ilgi gördü, çok az sattı.
Bryter Layter
Nick ertesi yıl “Bryter Layter“ı çıkardı. Bu albüm, ilkinden farklı olarak daha melankolik, daha melodikti. Fairport Convention’ın üç üyesi ve Robert Kirby’nin yaylılar grubu da Nick’le birlikteydi. Ayrıca, Velvet Underground’dan John Cale albümün temel şarkısı “Northern Sky“da celeste, piyano ve org çalıyordu.
Pink Moon
Ancak Nick’in düşsel dünyasını yansıtan “Bryter Layter” de fazla satmadı. Nick daha fazla içine kapandı, psikiyatrik tedaviye başladı. İki yıl sonra yeniden stüdyoya girdi, iki gece boyunca, sadece akustik gitarıyla on şarkı kaydetti, kayıtları paketleyip Island plak şirketine götürdü, danışmaya bıraktı. Şirketteki ilgililer paketi birkaç gün sonra fark edip dinlediler, ama yetersiz buldular. Nick’i çağırıp, albümün çok kısa (sadece yirmi beş dakika) ve sade olduğunu, başka şarkılar eklenmesi ve düzenlenmesi gerektiğini söylediler. Ama Nick kestirip attı, albümde başka şarkı duymak istemediğini, başka enstrümana da gerek olmadığını, beğenmedilerse basmamalarını söyledi.
Island ikna olmadı ama başka çareleri de kalmamıştı. Bu çalışma 1972’de “Pink Moon” başlığıyla Nick’in istediği biçimde çıktı ve o da diğerleri gibi çok az sattı. Buna karşılık “Pink Moon“u birçok eleştirmen Nick’in en başarılı çalışması, aynı zamanda Rock müzik tarihinin en karanlık, en yalın, en çıplak albümlerinden biri olarak görüyor.
Nick, albüm çıktıktan sonra dört şarkı daha yapmıştı, ama artık anlaşılamamaktan bıkmış, kapılarını tüm dünyaya kapatmış, bunalımını aşmak için antidepresan kullanmaya başlamıştı. Son aylarında ise bir çıkış aramaya yönelmişti, hatta artık şarkı söylemeyeceğini, sadece başka şarkıcılar için yazacağını açıklamış, sonra da Paris’e gidip arkadaşlarıyla Seine nehrinde bir botta yaşamaya başlamıştı.
Ama bu değişim kısa sürdü, tekrar Londra’ya döndü. Bir sonbahar sabahı annesi kahvaltıya çağırmak için odasına girdiğinde, onu yatağında sessizce yatarken buldu. Aşırı dozda antidepresan almıştı. Pikabında Bach’ın “Brandenburg Konçertosu” duruyordu.
Joe Boyd, Nick’in ölümünden çok sonra, yayınlanmayan şarkılarını toplayıp “Time of No Reply“ı (1986) çıkardı. 1967-74 arasındaki kayıtlardan oluşan bu albümde Nick’in bazı eski şarkılarının demolarının yanında, diğer üç albümde yer almayan bazı şarkılarına yer verildi. Gene bir melankolik atmosfer oluşturan albümün açılış şarkısında Nick Drake “Dönüşü olmayan zaman beni çağırıyor/ Merhaba yok, hoşça kal yok/ Terk etmek için hiçbir yol yok” diyordu.
Bugün Nick Drake’in müziğini değerlendiren bazı eleştirmenler, onun Jacques Brel geleneğini izlediğini söylüyorlar. Bazıları ise onu Donovan’la, Van Morrison’la, Joni Mitchell’la karşılaştırıyorlar. Ama hepsinin ötesinde, Nick Drake bugün yeniden keşfediliyor. Ne yazık ki, zamanında anlaşılamayan birçok sanatçı gibi, bugünkü ününün özlemiyle yaşamıştı. Ama sanki bunu görmüştü. İlk şarkılarından birinde, “Time Has Told Me“de şöyle diyordu: “Ve zaman bana daha fazlasını istememeyi öğretti, okyanuslar bir gün kıyıya ulaşacak”.






