Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Röportaj
      3. Dosyalar
      4. Konser & Etkinlik
      5. Albümler
      6. Portre
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      RAINBOW45 RECORDS SALİH: Plaklara Fısıldayan Adam

      05.08.2026

      Bir ACİL SERVİS Hikâyesi: SAMİ ERTAN KIZILTAN

      24.07.2026

      TAMIKREST: Çölün, Şiirin ve Yolculuğun Sesi

      26.06.2026

      KESMEŞEKER: Çünkü Sonunda Şarkılar Kalıyor

      25.06.2026

      BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

      05.10.2026

      Rock Dünyasının YARIDA KALAN Konserleri

      24.09.2026

      ROCK VE BİLİMKURGU. Fantastik Frekanslar

      04.08.2026

      Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #3: Hasır Adamın Ateşi

      10.07.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Placebo – Sleeping With Ghosts (2003)

      01.10.2026

      CEM ARIK: Yıllar Sonra Gelen Acı Tatlı Paranoyak Bir 45’lik

      29.09.2026

      JESUS CHRIST SUPERSTAR: Gürültüyle Başlayan, Sessizlikle Biten Bir Hikâye

      25.09.2026

      YENİ RAPORU: Rock Aleminin Ağustos ve Eylül Albümleri

      20.09.2026

      OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

      06.10.2026

      Eleanor Rigby’nin Başına Gelenler: THE ZOOT Vakası

      02.10.2026

      STEVEN WILSON: Yaşanmamış Sefaletlerin Sözcüsü

      30.09.2026

      Kimin (Neyin) Nesi Bu NANKER PHELGE?

      23.09.2026

      OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

      06.10.2026

      BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

      05.10.2026

      CHRISTOPHER LEE – Rhapsody of Fire: Kılıç ve Haç

      04.10.2026

      NOIR DÉSIR: Le Vent Nous Portera’dan Cinayete

      03.10.2026
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Placebo – Sleeping With Ghosts (2003)

      01.10.2026

      CEM ARIK: Yıllar Sonra Gelen Acı Tatlı Paranoyak Bir 45’lik

      29.09.2026

      JESUS CHRIST SUPERSTAR: Gürültüyle Başlayan, Sessizlikle Biten Bir Hikâye

      25.09.2026

      YENİ RAPORU: Rock Aleminin Ağustos ve Eylül Albümleri

      20.09.2026

      Gri Yılların Renkli Fırtınası: ERSEN VE DADAŞLAR. Bir Arayışın Portresi

      28.09.2026

      FLÖRT ve Müzikal Yolculuğu. Üç İsim, Dört Mevsim

      08.05.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

      06.10.2026

      Eleanor Rigby’nin Başına Gelenler: THE ZOOT Vakası

      02.10.2026

      STEVEN WILSON: Yaşanmamış Sefaletlerin Sözcüsü

      30.09.2026

      Kimin (Neyin) Nesi Bu NANKER PHELGE?

      23.09.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

      06.10.2026

      BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

      05.10.2026

      CHRISTOPHER LEE – Rhapsody of Fire: Kılıç ve Haç

      04.10.2026

      NOIR DÉSIR: Le Vent Nous Portera’dan Cinayete

      03.10.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    • Dükkan
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Röportaj»Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku
    Röportaj

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    Amerikalı Birth, 70’lerin Progresif ve Saykedelik mirasını "Born" albümüyle bugüne taşıyor. Astra’dan evrilen grubun karanlık, melankolik ve kozmik müzikal yolculuğuna dair Conor Riley ile yapılan özel bir söyleşi.
    Sevgi YeşilyaprakSevgi Yeşilyaprak08.04.202612 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    San Diego kökenli topluluk, “Born” isimli ilk uzunçalarlarıyla dinleyiciyi analog synthesizer tınılarının ve katmanlı armonilerin hâkim olduğu puslu bir evrene davet ediyor. Astra’dan gelen müzikal mirası daha rafine ve karanlık bir estetikle yeniden yorumlayan ekip, türün altın çağına duyulan özlemi modern bir ses işçiliğiyle buluşturuyor. Conor Riley’nin vizyonuyla şekillenen bu altı şarkılık serüven, Krautrock etkileşimlerinden uzay boşluğunu andıran melankolik pasajlara kadar geniş bir yelpazede nefes alıyor. Sevgi Yeşilyaprak tarafından yapılan bu derinlemesine röportajda; grubun kuruluş sancılarından türün Türkiye’deki yansımalarına kadar pek çok durakta konaklıyoruz.

    Amerikalı Birth grubuyla 2022 yılında tanıştı müzikseverler. “Bad Omens Records” etiketiyle çıkan debut albümleri “Born” yılın en iyi Progresif/Saykedelik albümlerinden biri olarak kabul gördü. Vokal ve klavyede Conor Riley, gitarda Brian Ellis, bas gitarda Trevor Mast ve davulda Paul Marrone’den oluşan grubun müziğinin köklerinin 70’lerin ilk yıllarından beslendiğini söyleyebiliriz. 

    70’lerin Progresif Rock’ını, Saykedelik tarzını ve zaman zaman Krautrock etkilerini duyabilmek mümkün grubun şarkılarında; ancak eskiye olan bu sevgi, kendilerine has, çağdaş ve benzersiz bir sound ile hayat bulan, toplam kırk bir dakikalık bir albümle karşımıza çıkıyor. 

    Altı şarkıdan oluşan bu karanlık ve puslu evrende, Saykedelik öğelerle, müziğin olağanüstü armonik, çok katmanlı ve melankoli dolu akışına kendimizi bir kez bıraktık mı, içinden çıkmak istemediğimiz, her dinleyişimizde farklı keşifler yapabileceğimiz, bir çeşit “kosmik” yolculuk daveti bizi bekliyor.

    Birth’ün, Astra grubundan evrildiğini söyleyebiliriz. Grup üyeleri farklı zamanlarda birçok ortak projede yer almışlar; Psicomagia, Radio Moscow gibi. Özet olarak, her ikisi de multi- enstrümantalist olan Conor Riley ve Brian Ellis’in uzun yol arkadaşlıklarının taşıyıcı yapıyı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Birth grubuyla tabii ki Astra sayesinde tanıştım ben de.

    Progresif müzik sahnesinde kalıcı izler bırakmış olan Astra grubunun müziği Saykedelik/Space Rock olarak tanımlanıyor genelde. Astra’yla henüz tanışmamış olanlar için, grubun “The Weirding” (2009) ve “The Black Chord” (2012) albümlerine mutlaka bir kulak verin derim. Her iki albüm de saykedelik ruhu taşıyan, tam birer Progresif Rock müzik şöleni, büyülü dünyasına mıknatıs gibi çekiyor dinleyiciyi; çok sağlam deneysel bir altyapı üzerinde yükselen etkileyici bir space sound. “Silent Sleep”, “The Rising of the Black Sun”, “The Weirding”, “Cocoon” ve “The Black Chord” mıknatıs etkili, unutulmaz şarkılarına birer örnek olabilir. Özgün imzasını başarıyla yaratabilmiş, çok sevdiğim Progresif Rock gruplarından bir tanesi.

    Daha fazla ayrıntıya girmeden asıl konumuza gelelim. Birth grubunun kurucu üyesi Conor Riley ile bir e-mail röportajı gerçekleştirdim. Umarım keyif alırsınız.

    • Öncelikle söyleşiye zaman ayırdığın için teşekkür ederim Conor. 2020’de çıkardığınız “Born” albümünden bu yana nasılsınız? Albümden memnun musunuz?

    Conor: Harika geçti. Albüme gelen tepkiler gerçekten olumluydu ve insanlardan harika geri dönüşler aldık. Ne yazık ki, yayımlandıktan kısa bir süre sonra bir ara vermek zorunda kaldık ama sanırım artık yeniden başlamaya hazırız. Albümü pandemi sırasında kaydettik ve herkesi bir araya getirmek gerçekten zordu o dönemde. Bu yüzden albümü, daha önce kaydettiğimiz bazı eski demo kayıtlarını yeni kayıtlarla birleştirerek yaptık. Şartlar göz önüne alındığında, bence sonuç iyi oldu.

    • Birth’ün Astra’dan evrildiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Seni ilk olarak Astra ile tanıdık. Astra’nın, prog sahnesinde kalıcı izler bıraktığı ve büyük beğeni toplayan “Weirding” (2019) ve “Black Chord” (2012) albümlerinin yayımlanmasından tam on yıl sonra müzikseverler “Born” (2022) ile tanıştı. Bu süreçte Birth’ün kuruluşuna yol açan gelişmeleri ve grubun nasıl bir araya geldiğini bizimle paylaşabilir misin?

    Conor: Astra hiçbir zaman resmi olarak dağılmadı, ancak grubu bir arada tutan o tutkunun artık olmadığı aşikârdı. Bu yüzden oldukça uzun bir ara verdik. Ben yine de her zaman şarkılar yazmaya devam ediyordum ve birkaç yıl sonra yayımlamam gereken bir sürü şarkı birikmişti bende. Başka insanlarla birlikte bu şarkılar üzerinde doğaçlamalar yapmaya başladım ve sonunda bu süreç de Birth’e dönüştü.

    Conor Riley, Brian Ellis, Paul Marrone, Trevor Mast

    • Bir röportajda albüm yapım sürecinin pandemiye denk geldiğini ve grubun yaklaşık dört yıl boyunca üzerinde çalıştığını belirtmişsin. Bu karantina dönemi, süreci hem olumlu hem de olumsuz anlamda nasıl etkiledi? Astra’nın ilk albümünü, bir stüdyoya dönüştürdüğün garajında kaydettiğini okumuştum. Zaman kısıtlaması olmadan çalmak olağanüstü bir şeydi herhalde, öyle değil mi? “Born” albümü nerede kaydedildi? Analog kayıt yapmayı da düşündünüz mü? Bildiğim kadarıyla vintage gitarlar çalıyorsunuz.

    Conor: Evet, “Born” albümü pandemi sırasında kaydedildi, ancak şarkıların çoğu ondan önce yazılmıştı. Herkesi bir araya getirip kayıt yapmak gerçekten çok zordu, bu yüzden eski demoları alıp, temizleyip, üzerine bir sürü ek kayıt yaptık (overdub). Bu durum, izolasyonun en yoğun olduğu dönemde oturma odamda yazdığım ve demosunu kaydettiğim “For Yesterday” şarkısı hariç, tüm şarkılar için geçerliydi. Birçok açıdan bu deneyim olumluydu çünkü gerçekten gidilecek hiçbir yer ve yapılacak hiçbir şey yoktu, bu yüzden tamamen izole edilmiş bu yaratıcı balonun içinde kalıp sadece yazdım. Öte yandan herkesi bir araya getirip gerçek bir canlı stüdyo deneyimi yaşama fırsatını da kesinlikle kaçırdık. Ama bir yandan, bize haftalarca eve kapanıp, gece geç saatlere kadar çalışabilme şansını da verdi bu süreç. “Born” albümünün kaydı ve üzerine yapılan kayıtlar (overdub) gerçekten çok eğlenceli bir deneyimdi. Kayıtları Brian’ın Escondi’daki stüdyosunda yaptık. Brian ve ben birkaç hafta boyunca neredeyse birlikte yaşadık ve yüzlerce overdub ve canlı demo kaydını gözden geçirdik. Kayıt tamamen dijitaldi, ancak kullandığımız enstrümanlar ve efektlerin çoğu analogdu, çoğunlukla 70’lerden kalmaydı.

    Birth – Born (2022)

    • “Born”albümü bence kendi özgün evrenini yaratmayı başardı; puslu, karanlık ve türlü ses maceralarıyla dolu bu evrene, senin sıcak ve duygusal sesinle kolayca giriş yapabiliyor ve müziğin olağanüstü armonik ve melankoli dolu akışında kendi yolculuğumuzun tadını çıkarabiliyoruz. Grubunuzun adını nasıl buldunuz? Şarkılarınız neler anlatıyor? 

    Conor: Projeye iyi bir isim bulmak için gerçekten çok kafa yordum. Hatta bir gece yarısı uyanıp projeye “Birth” adını vermem gerektiğini düşündüm. Sonunda bu isimde karar kıldım çünkü bazıları nefret etti, bazıları çok sevdi ama kayıtsız kalmadılar. Albüm yaklaşık beş yılı aşan bir zamanda yazıldı ve bu süreçte çok şey yaşandı. Benim için bir yüzleşme süreciydi ve yaşamımın oldukça çalkantılı bir döneminden sonra nihayet huzura kavuştum. Şarkı sözleri biraz soyut, ancak çoğunlukla toplumsal çürüme, kopukluk ve ölüm gibi daha karanlık konuları ele alıyor.

    • Bize biraz da yaratım, şarkı yazma sürecinden bahsedebilir misin? Tüm şarkı sözlerini sen mi yazıyorsun? Peki ya besteleriniz nasıl ortaya çıkıyor? Şarkılarınızın, müziğe tutkuyla bağlı ve deneysel çalışmalar yapmaya kararlı müzisyenlerin ortak çabasının bir sonucu olduğunu söyleyebilir miyiz?

    Conor: Her şarkı farklı, ama bazen küçük ev stüdyomda bir şarkının bir bölümünü ya da tamamını demo olarak kaydedip sonra provaya getiriyorum. Birlikte çalıyoruz, kaydediyoruz, dinliyoruz ve doğru hissettirene kadar tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Her gün bir şeyler yazmaya çalışıyorum, iyi olmasa bile. “Born” albümündeki tüm şarkı sözlerini ben yazdım ama gelecekte her Birth şarkısının sözlerini illaki ben yazacağım diye bir şey yok. Kesinlikle bir grup çalışması süreci ve herkesin yazıp denemeler yaptığı zaman en iyi sonucu veriyor. Gruptakilerin garip ve alışılmadık şeyler çalmasını, sonunda albüme girmeseler bile, dinlemeyi seviyorum.

    • Sen bir bilim insanısın, bunun müziğine ve müzisyenliğinin üzerinde etkileri olduğunu düşünüyor musun? Bilim kurguya ilgi duyduğunu biliyoruz; Brian Aldiss’in kıyamet sonrası bir dünyayı anlatan romanına bir gönderme yapan “Barefoot in the Head” (“Astra’nın The Black Chord” albümündeki) şarkınız buna bir örnek olabilir belki. Bilim kurgu dünyasını senin için özellikle ilginç kılan nedir?

    Conor: Aslında “Barefoot in the Head” şarkısını bahsettiğin kitaptan yola çıkarak Richard yazdı. O dönem her ikimiz de bilim kurgu kitapları ve filmlerine oldukça meraklıydık ve bu ilgi, Astra’nın iki albümünü kesinlikle etkiledi diyebilirim. Bilim eğitimi aldım çünkü bana manevi olarak anlamlı geldi. Bilimsel araştırmalarımın müziğimi ya da müzisyenliğimi doğrudan etkileyip etkilemediğinden emin değilim, ancak bilimde yaptığım gibi müzikle de deneyler yapmayı seviyorum. Her ikisi de hayatımda anlamlı bir yol gösterici güç gibi hissettiriyor.

    Trevor Mast ve Brian Ellis

    • Brian ve sen, her ikiniz de multi-enstrümantalistsiniz. İlk olarak hangi enstrümanı çalmaya başladın, gitar ve klavye çalmaya başladığında kaç yaşındaydın? Vokal eğitimi aldın mı yoksa iyi şarkı söyleyebilme yeteneğin doğal bir şekilde mi gelişti? Kendi müziğinizi yapmaya başlamak için sana ilham olan müzisyen ya da gruplar kimlerdi?

    Conor: Çocukken biraz piyano çaldım, ama müzik konusunda asıl heyecanı gençlik yıllarımda gitar çalmaya başladığımda hissettim. O zamanlar daha çok Thrash Metal dinliyordum, fakat kısa sürede 60’lar ve 70’lerin Rock ve Cazına da ilgi duymaya başladım. Başta şarkıcı olmak gibi bir isteğim yoktu, ama Richard ile birlikte ilk kayda değer grubum “Silver Sunshin”a katıldığımda geri vokal yapmaya başladım ve zamanla birkaç şarkıda ana vokali de söylemeye başladım. Her şey bir şekilde kendiliğinden gelişti. Yıllar içinde ihtiyaçtan dolayı bazı vokal dersleri aldım ama sanırım biraz daha almalıyım.

    • Birth’ün müziğinde 70’lerin Progresif Rock’ını, Saykedelik tarzını ve biraz da Krautrock etkilerini duyuyoruz; fakat bunu kendinize has, çağdaş ve benzersiz bir sound ile sunuyorsunuz. King Crimson, ELP, PFM, Osanna, erken dönem Pink Floyd, Deep Purple ve 70’lerin diğer muhteşem grupları geliyor aklıma şarkılarınızı dinlediğimde. 70’lerden en sevdiğiniz gruplar hangileri ve son zamanlarda dinlediğin güncel gruplar hangileri? Başka müzik türleriyle de ilgili misin?

    Conor: Birçoğunu söyledin zaten az önce. Ben de Aphrodite’s Child, Eloy, Yes, Area, Magma ve Mahavishnu Orchestra’yı eklerdim. Güncel Progresif gruplar olarak ise Needlepoint, Wobbler ve Crown Lands’i gerçekten seviyorum. Tür fark etmeksizin kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim. Son zamanlarda çokça Fusion dinliyorum ama aynı zamanda Pop, Klasik müzik, Metal ve eski Folk ile Country de dinliyorum.

    • Neredeyse her şeyin dijitalleştiği bir dünyada, albümünüzü plak olarak da yayımlayabilmiş olmanız harika gerçekten. Albümün kapağı David Vincent D’Andre tarafından tasarlanmış ve bence gerçekten çok hoş bir çalışma olmuş, albümün ruhunu dinleyiciye doğrudan yansıtabiliyor. Kendisiyle çalışmaya nasıl karar verdiniz?  

    Conor: David, Astra’nın konseri için bir poster hazırlamıştı ve ben de onu o kadar beğendim ki bir tanesini satın almıştım. Poster hâlâ duvarımda asılı duruyor. Albüm için bir kapak tasarımına karar verme zamanı geldiğinde aslında Astra’nın tüm kapak tasarımlarını yapan Arik Roper ile David arasında kararsız kalmıştım. Bu albümün Astra’nın üçüncü albümü gibi görünmesini istemedim, bu yüzden kapak için David Vincent D’Andre‘yi tercih ettim, ancak Arik de bizim için bir t-shirt tasarladı ve gerçekten harika bir şey çıktı ortaya.

    • Bir Astra hayranı olarak şunu da sormak istiyorum: Grubun dağıldığını hiçbir zaman resmi olarak açıklamadınız. Grup üyelerinin devam eden solo projeleri olduğunu biliyoruz. Eğer zaman ve koşullar uygun olursa, yakın gelecekte üçüncü bir albüm ihtimali olabilir mi?

    Conor: Bilmiyorum, umarım olur, harika olurdu!

    Conor Riley, Trevor Mast, Brian Ellis, Paul Marrone

    • Bir klavyeci olarak, vintage klavyelere ve ekipmanlara özel bir ilgin var mı? Mükemmeliyetçi misindir, kafandaki o spesifik sesi bulana kadar, yorulmadan denemeye devam eder misin çoğu zaman?

    Conor: Evet ilgim var, kesinlikle çok fazla klavyem var, ama o spesifik sese ne zaman ihtiyaç duyacağını asla bilemezsin. Modern enstrümanlara karşı değilim, özellikle canlı performanslarda ihtiyaç var. Son zamanlarda, canlı performanslarda daha fazla yeni sesler yaratabilmek ve yeniden yaratabilmek için kendi kontrol cihazlarımı ve synthesizerlarımı yapıyorum.

    • Seni etkileyen klavyecilerden bazıları, gitar ve vokaldeki kahramanlarını bizimle paylaşabilir misin? İlk dinleyişte âşık olduğun o ilk Progresif Rock albümünü hatırlıyor musun?

    Conor: Klavyeci olarak Vangelis, Jan Hammer, Herbie Hancock, Chick Corea, Rick Wakeman ve Patrick Moraz benim için büyük ilham kaynaklarıydı. Gitar için David Gilmour, Marty Friedman, Randy Rhoads, Allan Holdsworth ve John McLaughlin’i sayabilirim. Vokal olarak ise her zaman Demis Roussos ve Colin Blunstone’ı çok sevmişimdir. Gerçekten âşık olduğum ilk Progresif Rock albümü “Close to the Edge” oldu. Bu albüm, Progresif Rock’ın karmaşıklığını ve teknik ustalığını bir şekilde yansıtıyor ve aynı zamanda baştan sona tamamen, keyifle dinlenebiliyor.

    • Astra’da Richard Vaughan ile birlikte çift armonili vokaller yaptınız. Bu şekilde şarkı söylemek nasıl bir deneyimdi? Bu tarz kendiliğinden mi gelişti yoksa bilinçli bir tercih miydi? 

    Conor: Astra’dan önce, ‘Silver Sunshine’ adında, biraz Beatles tarzına yakın bir pop grubumuz vardı. Birisinin geri vokal yapması gerekiyordu, ben de denemeye karar verdim. Tamamen doğal mıydı bilmiyorum ama doğru hissettirmişti. Başka biri isteseydi muhtemelen yapmazdım.

    • Sence Astra ve Birth’ün yaptığı müzik arasındaki temel fark nedir? Bana göre Astra daha uzun süreli şarkılarıyla daha Progresif odaklı gibi görünüyor. Birth’de ise daha puslu bir atmosferde Saykedelik ve Progresif bir sound hakim. Sen ne söylemek istersin bu farklarla ilgili?

    Conor: Astra ile haftada iki kez, yaklaşık dört saat boyunca bir araya gelip, farklı fikirler üzerinde yıllarca sürekli çalıştık. Sanırım bunun sonucu olarak da daha karmaşık Progresif şarkılar ortaya çıktı çünkü zaman ilerledikçe parçaların üzerine yeni şeyler ekleme eğilimindeydik. Birth’le ise artık biraz daha yaş aldığımız için herkesi düzenli olarak bir araya getirmek zorlaştı, bu yüzden müzik o kadar karmaşık değil. Bence daha çok şarkı yazımına odaklı, en azından Birth albümünde. Umarım bir sonraki albümde yeni fikirler üzerinde çalışmak için daha çok zamanımız olur.

    • Daha önce çaldığın gruplardan bahsedebilir misin bize? Brian Ellis gibi, solo projelerde de yer alıyor musun yoksa sadece grup müziğine mi odaklanıyorsun?

    Conor: “Daphne and the Hearts” adında bir grupta çaldım ve orada sırtımızda kalpler olan mor kot yelekler giyinmeye zorlanmıştık. Bundan pek bir şey çıkmadı ama Richard ve Stuart’ın da çaldığı yerel bir glam Rock grubu olan “Teacher’s Pet” ile birkaç konser verdik. Bu iki grup dağıldıktan sonra “Silver Sunshine”ı kurduk; daha sonra Brian ve Dave’in katılmasıyla bu grup Astra’ya dönüştü. Şu anda “Mondo Drag” adlı bir grupta da ve ayrıca arkadaşım Andres Migues Cervantes’in Country müzik grubunda piyano çalıyorum.

    Birth’ün 2026 yılındaki yeni kadrosu: Andrew Riven (davul), Conor Riley (klavye, vokal), Graham Norwood (bas), Tom Draper (gitar)

    • Yeni bir Birth albümü yolda olabilir mi? Eğer öyleyse, aklınızda tahmini bir çıkış tarihi var mı? Grupla ABD veya Avrupa’da yeni konser planlarınız var mı? Türkiye’de de konser vermek ister misiniz?

    Conor: Evet, şu anda ikinci albüm üzerinde çalışıyoruz. Albüm neredeyse hazır, ancak kadro değişikliği ve genel yaşam koşulları nedeniyle bir süre ara vermek zorunda kaldık. 2027’nin başlarında albümü yayımlayabileceğimizi umuyorum. Ayrıca Nisan ayında ABD’de yeni kadromuzla ilk konserimizi vereceğiz!

    • Zaman yolculuğu yapma şansın olsaydı, hangi grupla birlikte sahneye çıkmak isterdin?

    Conor: Bu zor bir soru. Muhtemelen Yes ya da Mahavishnu Orchestra derim ama seçilecek o kadar çok grup var ki …

    • San Diego’lu bir grupsunuz. Şehirdeki Progresif/Saykedelik Rock sahnesi son yıllarda ne durumda? Yanılmıyorsam yine San Diego’lu bir grup olan Earthless ile birlikte çalmıştınız.

    Conor: Aslında taşındık, yani artık “Bay Area” (Körfez Bölgesi) tarafındayız. Ama dediğin gibi Earthless var, Sacri Monti var, harika gruplar var şehirde.

    • Son söz sende, Türkiye’ deki dinleyicilerinize, hayranlarına ne söylemek istersin?

    Conor: Merhaba Türkiye! Bir gün oraya gelip konser vermeyi çok isteriz. Ülkenizden çıkan o kadar çok muhteşem müzikler var ki. Selda Bağcan, Erkin Koray ve 3 Hürel’in büyük hayranlarıyız. Umarım bir gün ülkenize gelme şansımız olur!

    Yazar

    • Sevgi Yeşilyaprak
      Sevgi Yeşilyaprak

      Turist rehberi,çeviri yapar. Müzik tutkunu, özellikle Prog, Krautrock, Heavy Metal, Blues gözdeleri. Doğayı, kitapları ve gezmeyi sever.

    birth progressive rock rock yabancı
    Paylaş. Facebook Twitter WhatsApp Email
    Önceki yazıRagıp Paşa Köşkü: Bostancı Sahili’nde Bir Çalma Listesi
    Sonraki yazı PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

    İlgili Yazılar

    OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

    06.10.2026Yazan: Tunç Küçükaslan

    BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

    05.10.2026Yazan: Sinan San

    NOIR DÉSIR: Le Vent Nous Portera’dan Cinayete

    03.10.2026Yazan: Stüdyoİmge

    Eleanor Rigby’nin Başına Gelenler: THE ZOOT Vakası

    02.10.2026Yazan: Meral Akman

    Placebo – Sleeping With Ghosts (2003)

    01.10.2026Yazan: Sabahattin Bilgiç

    STEVEN WILSON: Yaşanmamış Sefaletlerin Sözcüsü

    30.09.2026Yazan: Hacer Erişkin
    En son yazılar
    Portre

    OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

    Yazan: Tunç Küçükaslan06.10.2026

    Bir şarkı bazen yalnızca suçluyu göstermez; parmağı döndürüp dinleyene de uzatır. Objektif’in Yuh’u parmağı bize çeviriyor: denize, ormana, şehre ve en sonunda aynadaki insana bakıp aynı şeyi söylüyor: Sana da yuh! Bana da yuh!

    BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

    05.10.2026

    Eleanor Rigby’nin Başına Gelenler: THE ZOOT Vakası

    02.10.2026

    Placebo – Sleeping With Ghosts (2003)

    01.10.2026
    Öne çıkanlar

    BÎDAR ve İçsel Yolculuğu. Kendine Yaklaşmak

    05.06.2026

    Salih Nazım Peker: Tel Gerilir, Hayat Konuşur

    26.02.2026

    Krizz: Masada Değil, Sahnede Türkçe Heavy Metal

    14.04.2026

    SUMRU AĞIRYÜRÜYEN ile ses, doğaçlama ve bitmeyen arayış üzerine

    19.06.2026
    Etiketler
    alternative rock anadolu pop art rock blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca country deep purple derleme dünya müziği elektronik eric clapton folk rock frank zappa george harrison hard rock heavy metal kargo kesmeşeker kronik led zeppelin leyan senay metallica müzikal müzik basını objektif pentagram pink floyd pop progressive rock psychedelic rock punk rap rock saykedelik anadolu serisi sektör sinema stüdyoimge tarih teoman the rolling stones thrash metal yabancı yerli
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

    06.10.2026

    BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

    05.10.2026

    CHRISTOPHER LEE – Rhapsody of Fire: Kılıç ve Haç

    04.10.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    • Dükkan
    • Çerez Politikası
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.

    Sepetiniz (öğe: 0)

    Sepetteki ürünler

    Ürün Ayrıntılar Toplam
    Ara Toplam ₺0,00
    Gönderim ücreti, vergiler ve indirimler ödeme sırasında hesaplanır.
    Sepetimi görüntüle
    Ödemeye git

    Sepetiniz şu anda boş!

    Alışverişe başla

    Bildirimler