Jazz Fusion, Progressive Rock ve Akdeniz ezgilerini aynı gitarda buluşturan Okan Ersan, 14 Kasım’da EFG London Jazz Festivali’nde sahne alıyor. Meral Akman, müziğinde Sümer mitolojisinden uzayın derinliklerine uzanan gitaristin hikâyesine ve Londra’da yeni müzisyen dostlarıyla çıkacağı yolculuğa kulak veriyor.
Kıbrıs’ın sıcak melodileri, Progressive Rock’ın karmaşık ritimleri, cazın özgürlüğü ve biraz da uzayın bilinmezliği… Okan Ersan’ın gitarında bütün bunların bir araya gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü Lefkoşa doğumlu gitarist ve besteci, müziğini yalnızca farklı türler arasında değil, farklı dünyalar arasında da dolaştırmayı seviyor. Şimdi bu yolculuğun yeni durağı Londra. Ersan, 14 Kasım 2026’da EFG London Jazz Festivali kapsamında, Highams Park Jazz Club’da sahne almaya hazırlanıyor. Üstelik bu kez yanında yeni müzisyen dostları var.
1972’de Lefkoşa’da doğan Okan Ersan’ın müzikle ilişkisi piyano ve bas gitarla başladı. On beş yaşında gitara yöneldiğinde, hayatının geri kalanında ona eşlik edecek enstrümanı da seçmiş oldu. Marmara Üniversitesi’nde klasik gitar eğitimi aldıktan sonra Rock, Blues ve Caz dünyasına açıldı. Zamanla modern Caz armonisi ve kompozisyona yoğunlaşarak kendi müzikal dilini geliştirdi. Bu yolculuğun önemli dönemeçlerinden biri 2003 yılında İngiltere’de yaşandı. Guitarist dergisinin düzenlediği yılın gitaristi yarışmasında finale kalan beş isimden biri oldu. Böylece uluslararası müzik dünyasının dikkatini çekti.
İlk albümü To Whom It May Concern (2004), Ersan’ın melodik anlatımını ve Jazz Fusion anlayışının ilk işaretlerini veriyordu. Ardından gelen A Reborn Journey, Doğu ile Batı arasında dolaşan müzikal arayışını derinleştirdi. Saksofon ustası Ernie Watts’ın da katkıda bulunduğu bu çalışmayı, sanatçının belki de en ilginç projelerinden biri olan Nibiru izledi. Sümer mitolojisi, kuantum fiziği, uzay-zaman ve evrenin bilinmezliklerinden ilham alan albüm, gitar müziğini âdeta kozmik bir yolculuğa dönüştürüyordu. Çalışma, Avusturya’da UNESCO bağlantılı etkinliklerde, Dünya Uzay Haftası kapsamında da yer buldu. Anlaşılan Ersan için müziğin sınırları Dünya atmosferinde bitmiyor!
Uluslararası kariyerinde Al Di Meola, Robben Ford, Chick Corea, John McLaughlin ve Dave Weckl gibi dev isimlerle sahne paylaşan gitarist, Avrupa’dan Asya’ya pek çok önemli caz festivalinde dinleyiciyle buluştu. 2024’te yayımladığı Dillirga-Ma ise bir başka güzel örnek: Kıbrıs’ın geleneksel ezgilerinden birini modern Jazz Fusion anlayışıyla yeniden yorumladı. Yapımcılığını Dave Weckl’in üstlendiği bu kayıt, Ersan’ın nerelere giderse gitsin müzikal köklerinden kopmadığını da hatırlatıyor.
Londra’da yeni bir müzikal buluşma
Ersan’ın uzun yıllardır birlikte çalıştığı Eylem Pelit, Volkan Öktem ve Serkan Özyılmaz, bu kez sahnede onun yanında olamayacak. Ancak gitarist, Londra konserini yeni bir müzikal karşılaşmaya dönüştürüyor. Okan Ersan Electric Band adıyla sahneye çıkacak toplulukta piyanoda ve synthesizer’da Jack Williams, saksofonda Joe Browne, bas gitarda Giovanni Crescenzi ve davulda Eric Ford yer alacak.
Bu kadro da hayli merak uyandırıcı. Jack Williams, Allan Holdsworth’un müziğinden izler taşıyan çalışmalarıyla dikkat çeken bir isim. Joe Browne, caz doğaçlamalarını farklı kültürlerin müziğiyle buluşturuyor. Giovanni Crescenzi’nin müzikal geçmişinde Deep Purple davulcusu Ian Paice ile çalışmalar var. Eric Ford ise Jason Rebello ve Clare Teal gibi isimlerle çalmış, onlarca albümde yer almış deneyimli bir davulcu. Kısacası sahnede yalnızca beş müzisyen değil, beş ayrı müzikal birikim buluşacak. İşin en güzel yanı da bu: Jazz Fusion dünyasında bazen en heyecan verici müzik, önceden planlanmayan karşılaşmalardan doğar.
Londra’da on günlük caz şöleni
13-22 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek EFG London Jazz Festivali, bu yıl da farklı kuşaklardan ve müzik anlayışlarından sanatçıları bir araya getiriyor. Robert Glasper, Morcheeba, GoGo Penguin, Branford Marsalis, Melody Gardot, Dianne Reeves ve daha niceleri festival programında. Böylesine zengin bir etkinlikte Okan Ersan’ın kendi müziğiyle yer alması da ayrıca sevindirici.
14 Kasım Cumartesi akşamı saat 20.00’de Highams Park Jazz Club’da başlayacak konser, yalnızca gitar tutkunlarına değil, Progressive Rock’ın karmaşık ritimlerini, cazın özgürlüğünü ve Akdeniz’in melodik sıcaklığını seven herkese sesleniyor.
Londra’da olanlara küçük bir önerimiz var: O akşam yolunuzu Highams Park’a düşürün. Bir gitarın sizi Kıbrıs’tan Londra’ya, oradan belki de başka galaksilere götürmesine izin verin. Pasaport gerekmiyor, bilet yeterli!



