Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Röportaj
      3. Dosyalar
      4. Konser & Etkinlik
      5. Albümler
      6. Portre
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      RAINBOW45 RECORDS SALİH: Plaklara Fısıldayan Adam

      05.08.2026

      Bir ACİL SERVİS Hikâyesi: SAMİ ERTAN KIZILTAN

      24.07.2026

      TAMIKREST: Çölün, Şiirin ve Yolculuğun Sesi

      26.06.2026

      KESMEŞEKER: Çünkü Sonunda Şarkılar Kalıyor

      25.06.2026

      BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

      05.10.2026

      Rock Dünyasının YARIDA KALAN Konserleri

      24.09.2026

      ROCK VE BİLİMKURGU. Fantastik Frekanslar

      04.08.2026

      Rock ve Saykedelik Folk’ta Okültizm #3: Hasır Adamın Ateşi

      10.07.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026

      YENİ RAPORU: Rock Aleminin Eylül ve Ekim Albümleri

      12.10.2026

      BaBa ZuLa’nın XXX Güncesi

      09.10.2026

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

      06.10.2026

      Eleanor Rigby’nin Başına Gelenler: THE ZOOT Vakası

      02.10.2026

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026

      YENİ RAPORU: Rock Aleminin Eylül ve Ekim Albümleri

      12.10.2026

      BaBa ZuLa’nın XXX Güncesi

      09.10.2026

      Gri Yılların Renkli Fırtınası: ERSEN VE DADAŞLAR. Bir Arayışın Portresi

      28.09.2026

      FLÖRT ve Müzikal Yolculuğu. Üç İsim, Dört Mevsim

      08.05.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

      06.10.2026

      Eleanor Rigby’nin Başına Gelenler: THE ZOOT Vakası

      02.10.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    • Dükkan
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Portre»ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?
    Portre

    ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

    Pentagram’ın gitaristi Ümit Yılbar, henüz 27 yaşındayken hayata veda etti. Ardında yalnızca kayıtlar ve anılar değil, yetiştirdiği müzisyenler, dokunduğu hayatlar ve yarım kalan bir müzikal yolculuk bıraktı. Yıllar içinde Ümit’in adıyla bütünleşen Fly Forever, müziğin bazen bir insanın yaşamından çok daha uzun sürebildiğinin kanıtıdır.
    İzzet Etiİzzet Eti19.10.20268 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    Türkiye’de Rock müziğin kendi yolunu açmaya çalıştığı yıllarda Pentagram’ın gitaristlerinden biri olan Ümit Yılbar, yalnızca sahnede değil, yetiştirdiği genç müzisyenlerin hayatlarında da iz bıraktı. Athena’nın kurucuları Gökhan ve Hakan Özoğuz’un gitar öğretmeniydi; grubun ilk albümü One Last Breath, onun anısına ithaf edildi. 1993 yılında, henüz 27 yaşındayken hayatını kaybeden Yılbar’ın adıysa zamanla Pentagram’ın Fly Forever şarkısıyla özdeşleşti. İzzet Eti, bu erken vedanın ardındaki yaşamı, müziği ve gerçekleşme fırsatı bulamamış ihtimalleri anlatırken Türkiye Rock tarihinin yalnızca başarıya ulaşanlardan değil, hikâyesini tamamlayamadan aramızdan ayrılanlardan da oluştuğunu hatırlatıyor.

    Tüm canlılar ölümlüdür, ancak ölümlü olduğunun ayırdında olan tek canlı —bilebildiğimiz kadarıyla— insandır.

    Ölümle ilgili Barış Manço’dan duyduğum bir betimleme beni bir zamanlar çok etkilemişti. Şöyle demişti Manço: “Giden bir kişinin adının en son anıldığı gün ölüm gerçek olur.” Buna benzer sözlerdi ama son derece doğruydu. İnsanlar hayatlarını kaybederler fakat anıldıkları sürece aramızdadırlar.

    Evet, bazılarımız yalnızca ölür. Bazılarımızsa arkalarında bir ses, bir seda bırakırlar ve bu yüzden ölümsüzler arasına karışırlar. Ümit Yılbar’ın hikâyesi de benim çerçevemden böyle görünüyor. Ya da ben ona böyle bakıyor ve böyle görüyorum.

    Onu hatırladığımda önce bir tarih geliyor aklıma:

    25 Eylül 1993.

    Ardından Siirt’in Eruh ilçesi, Bağgöze, Çırav Dağı, bir operasyon ve 27 yaşında sona eren bir yaşam…

    Sonra Pentagram geliyor. Gitarlar geliyor. Ve ardından, yıllar içinde onun adıyla özdeşleşen iki kelime:

    Fly Forever

    Ama bence Ümit Yılbar yalnızca öldüğü günün içinden hatırlanmayı hak etmiyor. Çünkü insanların hayatını anlatırken ölüm tarihinden başlamak, farkında olmadan onların yaşadığı zamanı küçültmüyor mu sizce de?

    Ümit’in yaşadığı bir hayat vardı; gitar çaldığı, müzik yaptığı, sahneye çıktığı, arkadaşlarıyla müzik konuştuğu, gençlere gitar öğrettiği, hayaller kurduğu ve önünde uzun yılların olduğunu düşündüğü, üretimin içinde geçen bir hayat…

    İşte benim için asıl hikâye burada başlıyor.

    Çünkü Ümit Yılbar’ın ardından kalan en büyük şey —adına ne derseniz deyin— ölümünden çok, yarım kalmış ihtimalleridir.

    27 yaşında ölmek, yalnızca genç yaşta ölmek midir?

    Hiç sanmıyorum.

    27 yaşında ölmek, henüz tamamlanmamış bir cümleyi ortasından kesmektir.

    Bir müzisyen için bunun anlamı daha da ağırdır. Çünkü bir sanatçının hayatı yalnızca yaşadığı yıllardan oluşmaz. Henüz yazmadığı şarkılar, çalmadığı sololar, tanışmadığı insanlar, kurmadığı gruplar ve kendi müziğini dönüştüreceği yıllar vardır.

    Ümit Yılbar’ın 28 yaşındaki hâlini bilmiyoruz. 29 yaşında nasıl bir müzisyen olacağını, 30’unda hangi müziklerin peşine düşeceğini, yıllar içinde gitarının nasıl bir sese dönüşeceğini bilmiyoruz.

    Yeni kuşaklara neler öğreteceğini, Türkiye’deki Rock müziğin değişimine nasıl bakacağını, hangi müzisyenlerle yollarının kesişeceğini de hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

    Çünkü ölüm, yalnızca yaşanmış zamanı değil, yaşanabilecek zamanı da çalıyor.

    Ümit Yılbar’ın hikâyesindeki asıl hüzün belki de burada gizli.

    1980’lerin sonu Türkiye’sinde müzisyen olmak —hele ki Rock müzisyeni olmak— bugünkü kadar kolay değildi.

    İnternet yoktu, dijital platformlar yoktu, YouTube yoktu. Dünyanın herhangi bir yerinde yayımlanan yeni bir şarkıya birkaç saniye içinde ulaşmak mümkün değildi.

    Müzik elden ele dolaşıyordu: Kasetlerle, plaklarla, dergilerle, konserlerle, arkadaşlıklarla ve en önemlisi büyük bir merakla.

    Bir grup kuruluyor, birkaç genç insan bir araya geliyor ve ellerindeki sınırlı imkânlarla dünyanın başka yerlerinde yükselen müziğin Türkiye’deki karşılığını arıyordu.

    Pentagram da böyle bir dünyanın içinden çıktı.

    Ümit Yılbar Pentagram’la sahnede, Açıkhava Tiyatrosu, 1989
    Ümit Yılbar (solda) Pentagram’la son konserinde, Açıkhava Tiyatrosu, 23 Nisan 1989

    Ümit Yılbar, grubun ilk döneminin gitaristlerinden biriydi. Ama onu yalnızca “Pentagram’ın gitaristi” diye tanımlamak, hikâyenin önemli bir bölümünü atlayarak eksik bırakmak olur. Çünkü o aynı zamanda gençlere gitar öğreten bir öğretmendi.

    Öğrencilerinden ikisinin ismi ise yıllar sonra Türkiye Rock tarihinin başka bir sayfasında yeniden karşımıza çıkacaktı:

    Gökhan ve Hakan Özoğuz.

    İnsan bazen kendi bıraktığı izlerin nereye kadar ulaşacağını bilemez.

    Bir gitar öğretirsiniz; birkaç akor, bir riff, bir teknik… Belki de müziğe bakmanın başka bir yolunu.

    Sonra hayat devam eder.

    Öğrenci büyür, kendi müziğini yapar, kendi grubunu kurar ve bir gün, sizin artık olmadığınız bir dünyada sahneye çıkar.

    Ümit Yılbar’ın Gökhan ve Hakan Özoğuz’a bıraktığı şeyin yalnızca gitar tekniği olup olmadığını bilmiyorum. Bunu kesin olarak söylemek için elimde yeterli tanıklık da yok.

    Ama bildiğim bir şey var:

    Athena - One Last Breath

    Ümit’in öğrencileri olan Gökhan ve Hakan yıllar sonra Athena’yı kurdu. Athena’nın ilk albümü One Last Breath, Ümit Yılbar’ın anısına ithaf edildi. Albümde onun adıyla ve bestesiyle yer alan bir parça da vardı:

    “The Trap (Ümit Yılbar)”

    Bir öğretmenin, öğrencilerinin ilk albümünde yeniden ortaya çıkması…

    Bundan daha sessiz ve zarif bir vefa biçimi olabilir mi?

    Belki müzik tarihinin en güzel taraflarından biri de budur:

    İnsan gider, öğrencisi kalır ve bazen öğretmenin sesi, öğrencisinin gitarından yeniden duyulur.

    Ümit Yılbar’ın adı Pentagram ile anıldığında bugün akla gelen en güçlü ifadelerden biri kuşkusuz Fly Forever.

    Fakat burada küçük görünen ama önemli bir tarihî ayrıntı var.

    Pentagram’ın Trail Blazer albümü 1992’de yayımlandı. Ümit Yılbar ise 25 Eylül 1993’te hayatını kaybetti.

    Dolayısıyla Fly Forever’ın Ümit’in ölümünün ardından yazıldığını söylemek doğru değildir.

    Ama hikâyenin daha ilgi çekici tarafı zaten burada başlıyor.

    Çünkü bir şarkının anlamı her zaman ilk yazıldığı gün tamamlanamaz. Hayat bazen bildiğini okur ve şarkının anlamını sonradan değiştirir.

    Fly Forever da Ümit’in ölümünden sonra başka türlü duyulmaya başladı. Bir şarkı, bir insanın ardından söylenmiş bir veda gibi algılandı. Pentagram’ın tarihinde Ümit’in adıyla yan yana geldi ve yıllar geçtikçe o iki kelime, bir müzisyenin hafızasına dönüştü:

    Fly Forever.

    Bazen hafıza böyle çalışır:

    Tarih müziği yeniden dinler, müzik de tarihi yeniden yazar.

    Ümit Yılbar’ın hikâyesinin bence en ağır olan bölümüne geliyorum.

    Çünkü sahne ile savaş arasında yalnızca birkaç yıl değil, iki farklı dünya vardır.

    Ümit, askerlik görevini gönüllü olarak ve komando birliğinde yaptı. 1993 yılında Siirt’in Eruh ilçesinde görev yaparken hayatını kaybetti; henüz 27 yaşındaydı.

    Burada kolay olan, hikâyeyi beylik kahramanlık cümleleriyle tamamlamaktır.

    Ama ben o kolaylığa kaçmak/sığınmak istemiyorum.

    Çünkü Ümit Yılbar’ın hikâyesi bir sloganın içine sığmayacak kadar insani.

    O önce bir insandı; sonra bir müzisyen, bir gitarist, bir öğretmen, bir arkadaş, bir evlat ve bütün bunların yanında “gönüllü” bir askerdi.

    Ümit Yılbar askerde
    Ümit Yılbar (ortada) askerde, 1992-1993

    Ölümünün üzerinden geçen yıllar, onun hayatındaki bu katmanların hiçbirini diğerinin yerine koymamalı.

    Çünkü bir insanı yalnızca nasıl öldüğünden ibaret hâle getirdiğimizde, nasıl yaşadığını unutma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.

    Türk Rock Tarihinin Yarım Kalan İhtimalleri

    Belki de Ümit Yılbar’ın hikâyesini bugün yeniden anlatmamın en önemli nedeni budur.

    Türk Rock tarihini çoğunlukla tamamlanmış hikâyeler üzerinden anlatıyoruz: Albümü çıkanlar, ünlü olanlar, sahneye yıllarca çıkanlar, büyük kalabalıklara ulaşanlar, adı ansiklopedilere girenler…

    Ama bir de yarım kalanlar var.

    Henüz kendisini tamamlayamadan aramızdan ayrılanlar, bir sonraki albümünü yapamayanlar, bir sonraki grubunu kuramayanlar, bir sonraki şarkısını yazamayanlar…

    Ümit Yılbar işte bu anlamda Türk Rock tarihinin yarım kalmış ihtimallerinden biridir.

    Belki de gölgede kalanların başka bir yüzüdür bu.

    Gölgede kalan herkes unutulmuş değildir; bazıları çok erken gittiği için hikâyesini tamamlayamamıştır.

    27 Yaşında Donmuş Bir Fotoğraf

    Rock Kazanı Sayı 38 kapağı, Ümit Yılbar
    Rock Kazanı, Sayı 38 (11 Ekim 1993), kapak (Türkiye Rock Tarihi arşivi)

    Ümit’in fotoğraflarına bakınca onu hep genç görüyoruz.

    Bu çok garip bir duygu.

    Biz yaşlanıyoruz. Onun arkadaşları yaşlanıyor, öğrencileri yaşlanıyor, Pentagram’ın kadrosu değişiyor, Athena başka albümler yapıyor, Türkiye’nin Rock tarihi başka yönlere akıyor…

    Ama Ümit aynı yaşta kalıyor: 27.

    Ölümün insanlara yaptığı en tuhaf şeylerden biri de budur:

    Yaşı dondurur.

    Ümit belki gitar çalmaya devam edecekti. Belki müziği başka yönlere evrilecekti. Belki yeni öğrencileri olacaktı. Belki başka gruplarla yolları kesişecekti. Belki de hayatını bambaşka bir yerde sürdürecekti.

    Bilmiyoruz.

    Ve hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

    İnsanın içini acıtan şey biraz da bu bilinmezlik değil midir?

    Bir Gün “Fly Forever” Yeniden

    Rock Kazanı Sayı 43 arka kapağı, Ümit Yılbar’ı anma konseri ilanı
    Rock Kazanı, Sayı 43 (15 Kasım 1993), arka kapak (Türkiye Rock Tarihi arşivi). Açıkhava’daki anma konseri önce ertelendi, sonra hiç yapılamadı.

    Bir konser salonunda ışıklar kapanacak, sahne kararacak, insanlar susacak…

    Sonra gitarlar başlayacak.

    Bir yerlerde Ümit Yılbar’ın adı yeniden hatırlanacak.

    Belki onu tanımayan gençlerden biri bu yazıyı okuyacak, merak edip kim olduğunu araştıracak. Pentagram’ın eski kayıtlarına bakacak, Ümit’in fotoğraflarını görecek, Athena’nın One Last Breath albümünü bulacak, The Trap’i dinleyecek.

    Sonra Fly Forever’ı açacak.

    Ve belki ilk kez, bir insanın aramızdan ayrılışından yıllar sonra bile başka insanların hayatına dokunabileceğini fark edecek.

    Bir müzisyenin hayatını sürdürmesinin tek yolu yeni şarkılar yapmak değildir. Bazen onun adına bir şarkı çalınır. Bazen bir öğrencisi sahneye çıkar. Bazen eski bir albüm yeniden dinlenir. Bazen yıllar sonra biri onun adını ilk kez söyler.

    Ve hikâye yeniden başlar.

    Ümit Yılbar’ın yaşamı 25 Eylül 1993’te sona erdi.

    Ama Ümit Yılbar’ın hikâyesi orada bitmedi.

    Pentagram’da sürdü. Fly Forever’da sürdü. Öğrencilerinin gitarlarında sürdü. Athena’nın One Last Breath albümünde, The Trap’in isminde sürdü. Ve bugün hâlâ onun adını hatırlayanların hafızasında sürüyor.

    Belki de ölümün karşısında insanın yapabileceği en anlamlı şey budur:

    Bir insanın hayatını yalnızca son günüyle hatırlamamak.

    Onun yaşadığı zamanı geri çağırmak. Gitarını yeniden eline vermek. Sahneyi yeniden kurmak. Gençliğini yeniden hatırlamak.

    Ve sonra, cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz o soruya bakmak:

    Ümit yaşasaydı ne olurdu?

    Bu sorunun yanıtı yok.

    Ama belki de bütün mesele budur.

    Çünkü bazı müzisyenler bize yaptıkları müzikten çok, yapabilecekleri müziğin yokluğunu bırakırlar.

    Ümit Yılbar onlardan biri.

    27 yaşında yarım kalan bir Rock hikâyesi…

    Ama yarım kaldığı yerde susmayan bir hikâye.

    Pentagram’ın gitarlarında, Athena’nın ilk albümünde, The Trap’in isminde ve Fly Forever’ın yankısında…

    Başta dedik ya, bazı insanlar gider, bazılarının da sesi kalır.

    Ve bu kalan bazı sesler, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, gökyüzüne doğru yükselmeye devam eder.

    FLY FOREVER, ÜMİT.

    Yazar

    • İzzet Eti
      İzzet Eti

      Profeyonel emekli. Yazar, amatör baterist, bir çok tür müziği dinler ama Rock'a her daim torpil geçer. İflah olmaz bir Marxist.

    heavy metal pentagram thrash metal ümit yılbar yerli
    Paylaş. Facebook Twitter WhatsApp Email
    Önceki yazıMilano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

    İlgili Yazılar

    Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

    16.10.2026Yazan: Zeynep Poyrazoğlu

    BABA ZULA: BaBa’lar ve Çocuk’Lar

    13.10.2026Yazan: Merih Akoğul

    BaBa ZuLa’nın XXX Güncesi

    09.10.2026Yazan: Sabahattin Bilgiç

    GRİZU – TUZLA BUZ: Patlama Noktasından Kırık Parçalar

    08.10.2026Yazan: Aydasu Bekçi

    OBJEKTİF Olarak Bana da Yuh! – Geç Kalmış Bir Aynaya Bakış

    06.10.2026Yazan: Tunç Küçükaslan

    Eleanor Rigby’nin Başına Gelenler: THE ZOOT Vakası

    02.10.2026Yazan: Meral Akman
    En son yazılar
    Portre

    ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

    Yazan: İzzet Eti19.10.2026

    Pentagram’ın gitaristi Ümit Yılbar, henüz 27 yaşındayken hayata veda etti. Ardında yalnızca kayıtlar ve anılar değil, yetiştirdiği müzisyenler, dokunduğu hayatlar ve yarım kalan bir müzikal yolculuk bıraktı. Yıllar içinde Ümit’in adıyla bütünleşen Fly Forever, müziğin bazen bir insanın yaşamından çok daha uzun sürebildiğinin kanıtıdır.

    Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

    16.10.2026

    Travis – The Man Who (1999)

    15.10.2026

    57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

    14.10.2026
    Öne çıkanlar

    Sadık Gürbüz ile Onur ve Direncin Sesi Üzerine

    19.02.2026

    BÎDAR ve İçsel Yolculuğu. Kendine Yaklaşmak

    05.06.2026

    Vecdi Yücalan ve Aptülika ile Objektif

    30.07.2025

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    08.04.2026
    Etiketler
    alternative rock anadolu pop art rock beat blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca country deep purple derleme dünya müziği edebiyat elektronik eric clapton folk rock frank zappa hard rock heavy metal kargo kesmeşeker kronik led zeppelin mekan müzik basını objektif pentagram phil collins pink floyd pop progressive rock psychedelic rock punk rap rock sinema stüdyoimge tarih teoman the rolling stones thrash metal vecdi yücalan yabancı yerli özer sarısakal
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

    19.10.2026

    Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

    16.10.2026

    Travis – The Man Who (1999)

    15.10.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    • Dükkan
    • Çerez Politikası
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.

    Sepetiniz (öğe: 0)

    Sepetteki ürünler

    Ürün Ayrıntılar Toplam
    Ara Toplam ₺0,00
    Gönderim ücreti, vergiler ve indirimler ödeme sırasında hesaplanır.
    Sepetim
    Ödemeye git

    Your shopping cart is empty

    Mağazaya geri dön

    Bildirimler