Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Röportaj
      3. Dosyalar
      4. Konser & Etkinlik
      5. Albümler
      6. Portre
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026

      RAINBOW45 RECORDS SALİH: Plaklara Fısıldayan Adam

      05.08.2026

      Bir ACİL SERVİS Hikâyesi: SAMİ ERTAN KIZILTAN

      24.07.2026

      TAMIKREST: Çölün, Şiirin ve Yolculuğun Sesi

      26.06.2026

      BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

      29.10.2026

      BABALAR VE OĞULLAR: Rock Efsanelerinin İzinden Gidenler

      05.10.2026

      Rock Dünyasının YARIDA KALAN Konserleri

      24.09.2026

      ROCK VE BİLİMKURGU. Fantastik Frekanslar

      04.08.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Kıyametten Sonraki Sabah: MORNİNG DEW

      20.10.2026

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

      29.10.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      GİTARİST YOK, GİTARI SAHNEDE: Bu Kaydın Hakları Kimde?

      21.09.2026

      W(HISK)Y, Z Kuşağı

      03.07.2026

      PAUL McCARTNEY ve RINGO STARR: Geçmişle Konuşan İki Çınar

      30.06.2026

      DEEP PURPLE Hâlâ Heyecan Oluşturuyor

      09.06.2026

      TEOMAN: Gri Ankara’da Papatya Gibi Açtı

      22.09.2026

      Speed Metal Attack 1 – Moda Sineması’nda Keşmekeş

      08.09.2026

      LAMB OF GOD ile Heavy Metal ve İstanbul Kedileri

      28.08.2026

      BBC PROMS: Senfoni Orkestrası Prog Klasikleri Çalarsa!

      28.07.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026

      Travis – The Man Who (1999)

      15.10.2026

      57 Yıl Sonra Gelen İkinci Geliş: THE 2ND COMING

      14.10.2026

      Gri Yılların Renkli Fırtınası: ERSEN VE DADAŞLAR. Bir Arayışın Portresi

      28.09.2026

      FLÖRT ve Müzikal Yolculuğu. Üç İsim, Dört Mevsim

      08.05.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Kıyametten Sonraki Sabah: MORNİNG DEW

      20.10.2026

      ÜMİT YILBAR – Fly Forever: Yarıda Kalan Bir Rock Hikâyesi mi Yalnızca?

      19.10.2026

      Milano’da Bir Konser, Dört Albüm: ERIC STECKEL

      16.10.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

      29.10.2026

      OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

      28.10.2026

      Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

      27.10.2026

      GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

      26.10.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    • Dükkan
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Dosyalar»BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?
    Dosyalar

    BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

    1985’te Falco, Rock Me Amadeus ile Mozart’ı Punk ilan etmişti. Peki, bu durumda Beethoven’a Rockçı diyebilir miyiz? Bach, Emerson, Lord ve Wakeman’ı da çağırıp meseleyi bir konuşalım!
    Cengiz VarlıkCengiz Varlık29.10.202610 dakikalık okuma
    Beethoven Rock Müzisyeni miydi? kapak görseli
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    Beethoven bir Rock grubunda çalsaydı ne olurdu? Bach, Keith Emerson’ın klavyelerinin başına geçseydi ortaya nasıl bir müzik çıkardı? Cengiz Varlık, Rick Wakeman’ın Royal Albert Hall konserinden yola çıkarak klasik müzikle Rock’ın yıllardır süren alışverişini, Beatles’tan King Crimson’a, Deep Purple’dan Yes’e uzanan örneklerle anlatıyor. Bu arada kendisinin Royal Albert Hall’da katıldığı ilk konser de değil! Biz hâlâ bilet hayali kurarken kendisinin yine bir konser anısı anlatması, müzik tarihinden bağımsız olarak biraz kıskançlık uyandırıyor doğrusu!

    Royal Albert Hall’dayım. İkinci katta, sahnenin solunda. Aşağıda sahne ışıkları ve göz alıcı parlaklıkları ile bakır üflemeliler, tahta üflemeliler, vurmalılar. Siyahlar giymiş müzisyenler grubu sandalyelerinde. Tipik bir senfoni orkestrasının sahnedeki yerleşmesi gibi yerlerinde. O da ne? Sağ tarafta sayısını hatırlayamadığım kadar çok tuşlu çalgılar. Orkestra arkasında bir sunucu, özel locasında. Ve alkışlarla sahneye gelen Rick Wakeman. Bir klasik müzik konseri mi bu yoksa Rock mı? İkisi de değil. Bir senfonik Rock konseri ve Journey to the Centre of the Earth ile başlıyor salon sarsılmaya.

    Hikâye bildik bir hikâye. Afrika’dan Amerika’ya getirilen köleler, acılarını, hüzünlerini, dertlerini, kendi halk şarkılarını, Amerikan halk melodileri ile harmanlayarak söylüyorlar. Önce Blues sonra da Elvis’in popülerliğin zirvesine çıkardığı Rock and Roll çıkıyor ortaya.

    Britanya ve daha sonra da kara Avrupası, alıyor bu müziği ve bu kez kendi halk şarkıları ile de harmanlayarak bambaşka bir boyuta taşıyor. Ama işin başka bir boyutu daha var. Sadece halk şarkıları değil esinlenilen. Bir önemli unsur daha var: Klasik müzik. Klasik müziğin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, geliştiğini uzun uzun yazmak bu makalenin konusu değil. Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey isimli başyapıtındaki havaya atılan kemiğin, bir uzay aracına dönüşmesi gibi bir zaman zıplaması yapıp, Thomas Tallis‘in Tudor İngiltere’sindeki Rönesans müziğinden başlayıp yüzyılları hızla aşarak romantiklere uzanalım. Neden mi? Özellikle Britanya’da Rock müzik bir taraftan köklerini Atlantik’in karşı yakasından, bir taraftan kendi geleneksel müziğinden alırken, araya özellikle 1960’lı yılların ortalarından itibaren klasik müzik girmeye başladı. İşte bu yazı, çok ana hatları ile bu ilişkiyi örneklerle anlama yolunda bir çaba olacak.

    Rock müzik ile klasik müzik etkileşimleri öncelikle Britanya’da başlıyor. Zamanla kara Avrupası’na oradan da Amerika’ya yayılıyor. Hatta zaman zaman 1960’lı yılların – o günlerdeki tanımlamasıyla – Türk Pop müziğinde de bu etkiyi hissetmek mümkün.

    Pekiyi, bu etkiyi hangi formlarda görüyoruz?

    Öncelikle şunu söylemek gerekli. Britanya’nın Rock müzik sahnesine çıkardığı pek çok müzisyen klasik müzik eğitimi almış kişiler. Benim de hayranlığımı belirtmek istediğim Keith Emerson ve Rick Wakeman klasik müzik eğitimi almış müzisyenler arasında. Daha pek çok isim saymak mümkün tabii. Pink Floyd’un Richard Wright’ı, Deep Purple’ın Jon Lord’u, Procol Harum’un Matthew Fisher’i ve daha pek çoğu.

    Bir de “okullu” olarak bu klasik müzik eğitimi almamış olmakla birlikte, yetiştikleri aile ortamlarında klasik müzik kulağı edinen müzisyenler var. Ölümsüz The Beatles’ın John Lennon’ı ya da Genesis’in Tony Banks’i gibi.

    Şimdi gelelim yukarıdaki sorunun yanıtına.

    ‘60’lı yılların Rock müziği birkaç önemli unsurdan etkilendi ve bu unsurları içselleştirdi. Tolkien’in fantastik dünyaları, Vietnam, “kafa yapıcı” maddeler. Hepsi bir araya gelince özgürlük arayışı ve yaratıcılık sınırları zorluyor ve o güne kadar yapılmayanları yapmaya başlıyorlar müzisyenler. İşte klasik müzik de bu noktada kendini gösteriyor.

    Klasik müziğin Rock müzik içine yerleşmesi farklı biçimlerde oldu.

    Yönelişler

    En çarpıcı örneklerden biri, The Beatles’ın Eleanor Rigby’si. Parçada ana melodiye bir yaylı çalgılar grubu eşlik ediyor. Burada çarpıcı olan, dönemin Rock müziğinde pek alışılmadık biçimde yaylı çalgıların kullanılması ve bunların bir oda orkestrası işlevi görmesi. Bu ilişkide esas olan, orkestral bir düzenlemenin, eserin altyapısını oluşturması.

    The Moody Blues - Days of Future Passed

    Çok daha geniş bir perspektifte, pek çok Rock müzik dinleyicisinin, “ilk Progressive Rock albümü” olarak tanımladığı Moody Blues’un 1967 yılında yayınlanan Days of Future Passed albümü de bu türden. Londra Festival Orkestrası, Moody Blues’un – arkasında değil – hemen yanı başında tüm kompozisyonun bir parçası olarak kayıtlara geçiyor. Adeta altıncı bir grup üyesi gibi. Öznel bir yaklaşım olarak, bu albümü, Richard Strauss’un Bir Alp Senfonisi (Eine Alpensinfonie) isimli senfonik şiirine bir yanıt olarak görüyorum. Şunu da not edelim, o yıllarda Moody Blues için “en küçük senfoni orkestrası” tanımlaması yapılırdı; zira beş kişi, sayısız enstrümanı çalabilecek yetkinlikte idi ve bu yetkinliklerini de sıkça kullandılar.

    The New York Rock & Roll Ensemble - The New York Rock & Roll Ensemble

    New York Rock and Roll Ensemble, 1968 yılında yayımlanan ve grupla aynı adı taşıyan albümünde Rock şarkılarında klasik müzik enstrümanlarına, klasik eserlerde ise Rock enstrümanlarına yer vererek alışılagelmiş kalıpları yıktı. O dönem için oldukça cesur sayılabilecek bu füzyon, Leonard Bernstein‘ı etkiledi ve Bernstein grubu, New York Filarmoni Orkestrası ile gerçekleştirdiği Young People’s Concerts dizisinden birine davet etti. Grup burada, Bach‘ın Beşinci Brandenburg Konçertosu‘nun ilk bölümünden esinlenen ve imzaları niteliğindeki Brandenburg adlı parçalarını seslendirdi. İki obua, gitar ve çelloyla başlayan parça, Bach’ın müzikal temelini koruyarak bir Rock yorumuna dönüşüyor.

    The Beatles - Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band

    Yine The Beatles’ın başyapıtı A Day in the Life’ı da bu kapsamda saymak gerekir diye düşünüyorum. Yapımcı George Martin dehasını konuşturarak John Lennon ile Paul McCartney‘nin birbirinden son derece farklı iki temasını geniş bir orkestrasyonla birbirine bağlıyor. Rock müziğin zirvelerinden biri, elbette.

    The Beach Boys - Pet Sounds

    Brian Wilson’un deha ürünü The Beach Boys albümü Pet Sounds, pek çok klasik müzik enstrümanının yoğun kullanılması ile Rock müzikte çok değerli bir yer alıyor. Rolling Stones ise, daha 1969 yılında, Bach’ın Missa’sından fırlamışçasına, London Bach Choir kadın korosunu kullanmıştı You Can’t Always Get What You Want isimli yapıtlarında. Biraz daha günümüze gelirsek, aslında müziğinde tuşlu çalgıların çok önemli yeri olan Yes’in, tuşlu çalgılar yerine orkestra kullandığı 2001 yılı yapımı Magnification albümü çok dikkate değer.

    Fool’s Overture

    Supertramp - Even in the Quietest Moments…

    Bir klasik müzik eserinin bir bölümünün “örneklenerek” kullanılması, bolca başvurulan bir diğer akım. Örneğin Procol Harum’un ünlü A Whiter Shade of Pale’i, Johann Sebastian Bach’ın 3 Numaralı Orkestra Süiti’nin Air bölümünden esinlenerek şekillenmişti.

    Renaissance’ın bu tür alıntılarının ise sayısı çok; özellikle Rus bestecilerin eserlerinden çok yararlanmışlardı. Scheherazade and Other Stories isimli albümün görkemli yapıtında, Nikolai Rimsky-Korsakov‘un Scheherazade’ına gönderme yapan, kısa ve tekrarlanan motifler kullanmışlardı. Island, Beethoven’ın Patetik Sonat’ından; Rajah Khan ise Ravel’in Boléro’sundan birer temayı örnekliyor.

    Yes ise çok daha az tanınan Fransız besteci Charles Marie Widor’un 5 Numaralı Senfoni’sinin Toccata bölümünden bir temayı Geoffrey Downes’ın tuşlu çalgıları aracılığıyla, Machine Messiah’da örneklemişti. Yine Yes, The Gates of Delirium isimli epik eserinde, Soon isimli bölüme bağlanırken Mahler’in 5. Senfoni’sinin 1. Hareketi’nden birkaç notayı aynen kullanmaktan çekinmemişti.

    Supertramp, epik bir çalışma olan Fool’s Overture’da, Gustav Holst’un The Planets süitinin Jupiter bölümüne kısacık değinmekten kendini alamıyor.

    The Planets

    Pekiyi, klasik eseri, bütünüyle, Rock formunda yorumlayan bir Rock müzik grubu ya da müzisyeni yok mu? Var elbette.

    Mike Oldfield The Killing Fields isimli film müziği albümünde, Francisco Tárrega’nın Recuerdos de la Alhambra (Alhambra Anıları) isimli eserini Etude ismiyle yorumlamıştı.

    Emerson Lake and Palmer, Aaron Copland’ın Fanfare for the Common Man’ini ve Hoe-down’ını (Hoedown adıyla), Rodrigo’nun Canario (Gitar ve Orkestra için Fantasía para un Gentilhombre, 4. Hareket) isimli kompozisyonunu, Alberto Ginastera’nın 1. Piyano Konçertosu 4. Hareketi’ni de Toccata ismiyle yorumlamıştı.

    Keith Emerson
    Keith Emerson, Emerson, Lake & Palmer konserinde, 1992 (Fotoğraf: Gorupdebesanez)

    Kevin Peek, Rick Wakeman ve Jeff Wayne’ın da katkılarını sundukları albümde, Gustav Holst’un görkemli “The Planets” süitinin tamamını çağdaş bir yaklaşımla kaydetmişti.

    Journey to the Centre of the Earth

    Gelelim bir Rock grubunun ya da müzisyenin doğrudan doğruya bir klasik müzik eseri bestelemesine.

    Deep Purple’ın klasik müzik eğitimli tuşlu çalgılar virtüözü Jon Lord’un bestelediği 1969 tarihli Concerto for Group and Orchestra bu türün en önemlilerinden biri. Canlı olarak kaydedilen albümde Deep Purple, İngilizlerin çok önemli şefleri Malcolm Arnold yönetiminde The Royal Philharmonic Orchestra ile sahnede yer alıyor. Rock ve klasik müzik tarihinin en önemli eserlerinden biri.

    Bir diğer tuşlu çalgılar virtüözü, klasik müzik eğitimli Rick Wakeman’ın yine canlı olarak David Measham’in yönettiği London Symphony Orchestra ve grubu eşliğinde yorumladığı Journey to the Centre of the Earth modern bir klasik müzik eseri olarak kabul edilmeli.

    Rick Wakeman
    Rick Wakeman sahnede, 3 Mayıs 2014 (Fotoğraf: Phil Guest)

    Alan Parsons Project de Tales of Mystery and Imagination albümündeki The Fall of the House of Usher ile senfonik şiir formunu denemişti.

    The Nice’ın The Five Bridges’i, Procol Harum’un In Held ‘Twas in I’ı. Bunların hepsinde, grupla birlikte yorumlayan orkestra bulunuyor. Biraz günümüze gelelim: Roger Waters’ın çağdaş bir operası Ça Ira kulakları mest edecek bir opera.

    Tarkus

    Emerson, Lake & Palmer - Tarkus

    Bir de yanlarında bir orkestranın eşliği olmadan, aslında bir Rock müzik eseri olmakla birlikte, çağdaş birer klasik müzik eseri olarak değerlendirilmesi gereken çalışmalar da yok değil.

    Emerson Lake and Palmer’ın Tarkus (ki sonraları bir Japon orkestrası yorumlamıştı bu eseri) ve Karn Evil #9’ı, Yes’in Close to the Edge ve Tales from Topographic Oceans’ı. Close to The Edge, bugün dört hareketli bir senfonik eser olarak görülmeli kanaatimce. Tales from Topographic Oceans da Mahlervari bir senfoni değil mi? Pink Floyd’un Echoes’u ve Genesis’in Supper’s Ready’si bu kapsamda mutlaka sayılmalı. İşte karşımızda 1969 yılı yapımı King Crimson‘ın In the Court of the Crimson King albümü. Albümle aynı adı taşıyan kompozisyon da süit yapısını çağrıştırıyor. Özellikle Mellotron’un yarattığı orkestral atmosfer, Rock ile klasik müzik arasındaki ilişkiye farklı bir boyut kazandırıyor. (“Mellotron” kelimesi burada özellikle kullanıldı, zira Mellotron, her tuşun altında bulunan yaklaşık sekiz saniyelik ses kayıtlarını çalan, keman, çello ve flüt gibi enstrümanların seslerini yeniden üretebilen elektromekanik bir klavyeli çalgıdır.)

    Us and Them

    Şimdi işi biraz tersine çevirelim: Rock müzik eserlerinin klasik müzik formlarında yorumlanması. Özellikle Progressive Rock müzik örneklerinin pek çoğunun, senfoni orkestraları tarafından senfonik şiir ya da süit gibi klasik müzik formlarında yorumlanması da sıklıkla karşımıza çıkıyor.

    The Royal Philharmonic Orchestra - Performs the Best Known Works of Rick Wakeman

    Bunun en güzel örneklerinden biri, The Royal Philharmonic Orchestra’nın, Rick Wakeman’ın ağırlıklı olarak ilk üç albümünden seçilen eserlerinin bir orkestra süiti formunda yorumlandığı The Royal Philharmonic Orchestra Performs the Best Known Works of Rick Wakeman isimli albüm olsa gerek. London Philharmonic Orchestra’nın Pink Floyd eserlerini senfonik şiir coşkusu ile yorumladığı Us and Them: Symphonic Pink Floyd da bu türün önemli albümleri arasında. Yorumlar çoğunlukla orijinal eserlerden ilham alarak bambaşka dünyalara Wagnervari, görkemli ve karanlık bir yolculuk yapıyor.

    Jethro Tull, A Classic Case isimli albümde London Symphony Orchestra ile kendi eserlerini senfonik/klasik düzenlemelerle yeniden yorumlamıştı. Yes ise Symphonic Music of Yes albümünde London Philharmonic Orchestra, English Chamber Orchestra ve London Community Gospel Choir eşliğinde klasikleşmiş eserlerini yorumlamıştı.

    Son bir örnek, Antwerp Philharmonic Orchestra’nın, Focus müziğine bir saygı duruşu olarak kaydettiği The Focus Symphony sayılabilir.

    Tommy

    Sözünü etmeden geçemeyeceğimiz bir füzyon daha var.

    The Who’nun 1969 yılındaki başyapıtı Tommy Rock Opera türünün başlangıcı sayılabilir. The Who bu türü daha sonra Quadrophenia ile devam ettirdi. Roger Waters imzalı Pink Floyd eseri The Wall da aslında bir Rock Opera olarak Rock müziğin zirvesine yerleşmişti. Genesis’in The Lamb Lies Down on Broadway’i de hafızalardan bunca yıldan sonra bile silinmiyor. Biraz daha bugüne yaklaşırsak, Dream Theater’ın Metropolis Pt. 2: Scenes from a Memory isimli albümü de modern Progresif Rock/Metalin en başarılı Rock Operalarından biridir.

    Sınırları aşmak

    Jon Lord - Windows

    Eh, burada “haddini aşmak” mı diyelim, “özgüven” mi diyelim ya da “üstün yetenek” mi? Bu karar okuyucuya kalmış. Jon Lord’un Windows albümünün ilk yüzünde yer alan Continuo on B.A.C.H., albüm kapağında şu notla tanıtılıyor: “Bu eser, Bach’ın kendi adıyla temsil edilen notaları kullanan bir örnek üzerine kurulu iyi bilinen ancak tamamlanmamış bir fügünün gerçekleştirilmesidir. İngilizce notasyonda bunlar B.A.C.B’dir. Eser, ‘kimin neyi çalacağı’ konusunda bir tür mücadeleyi temsil etmeyi amaçlamaktadır. Bach bu fügü tamamlayamadan vefat etti; umarım eseri onun için tamamladığımız şekli onaylar.” Daha ötesi var mı artık!

    Sonsöz

    Burada verilen örneklerin konuya yabancı olanlar için bir rehber olmasını istedim. Bununla birlikte, Blondie’den ABBA’ya, Robbie Williams’tan Billy Joel’e pek çok müzisyen eserlerinde klasik müzikten alınmış melodilere ve örneklemelere yer verdi. Mozart, Beethoven, Chopin, Mahler yalnızca dönemlerini değil bugünü de etkilediler. 150-200 yıl önce yazılan şaheserler o günlerde hafızalara kazındıkları gibi bugün de hâlâ hatırlanmakla kalmıyorlar, bugünün de yorumlanmasına katkı veriyorlar. Belki de ölümsüzleşen bu eserleri içselleştirerek, müzikte ölümsüzlük peşinde koşmakta bugünün müzisyenleri. Kimileri ise zaten yaptıkları ile “klasikleştiler” ve ölümsüzleştiler daha bugünden.

    Elbette ki klasik müzikten etkilenerek, ondan örnekleme alarak yorumlanan Rock müzik eserleri binlerce. Bu satırların yazarının, henüz çalışmasının çok başlarında olduğu bir internet sayfası da okuyucuya biraz fikir verirse, ne mutlu ona.

    Rockin’ Classics

    En son söz: Tüm zamanların en önemli tuşlu çalgılar virtüözü, Rock (?) müzisyeni Keith Emerson’un mezar taşında şunlar yazar:

    Keith Noel Emerson- 1944-2016. Kompozitör. Baba. Dost.

    Keith Emerson’ın mezar taşı

    Kapak görselinde Joseph Karl Stieler’in Beethoven portresi (1820) ile Gorupdebesanez’in Emerson, Lake & Palmer konser fotoğrafı (1992, CC BY-SA 3.0) kullanılmıştır.

    Yazar

    • Cengiz Varlık
      Cengiz Varlık

      Progressive Rock dinliyor. 70'lerde takılıp kalmış. Yes ile ilgileniyor. Açık Radyo ve Radyo Kosmos'da ara sıra konuk oldu. Bilim kurgu seviyor. 2001: A Space Odyssey üzerine film tanımıyor.

    derleme klasik müzik progressive rock rock yabancı
    Paylaş. Facebook Twitter WhatsApp Email
    Önceki yazıOD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

    İlgili Yazılar

    OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

    28.10.2026Yazan: Zeynep Poyrazoğlu

    Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

    27.10.2026Yazan: Levent Varlık

    GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

    26.10.2026Yazan: Arda Aykan

    MACARTHUR PARK – Expecto Patronum*. Parkta Unutulan Pastanın Anısına Sığınmak

    23.10.2026Yazan: Stüdyoİmge

    ALICE COOPER/NEIL GAIMAN – Günaha Son Çağrı. Kaygılanma Çocuk…

    22.10.2026Yazan: Stüdyoİmge

    Kıyametten Sonraki Sabah: MORNİNG DEW

    20.10.2026Yazan: Meral Akman
    En son yazılar
    Dosyalar

    BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

    Yazan: Cengiz Varlık29.10.2026

    1985’te Falco, Rock Me Amadeus ile Mozart’ı Punk ilan etmişti. Peki, bu durumda Beethoven’a Rockçı diyebilir miyiz? Bach, Emerson, Lord ve Wakeman’ı da çağırıp meseleyi bir konuşalım!

    OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

    28.10.2026

    Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

    27.10.2026

    GÜNDEM DIŞI Bir Albümün Peşinde

    26.10.2026
    Öne çıkanlar

    TAMIKREST: Çölün, Şiirin ve Yolculuğun Sesi

    26.06.2026

    Hissikablelvuku: Sezginin Kalpte Doğduğu Yer

    06.03.2026

    SUMRU AĞIRYÜRÜYEN ile ses, doğaçlama ve bitmeyen arayış üzerine

    19.06.2026

    Can Tutuğ: Gündüz Psikiyatrist, Gece Vibrafoncu

    24.02.2026
    Etiketler
    alternative rock anadolu pop art rock blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca country deep purple derleme dünya müziği elektronik eric clapton flört folk rock frank zappa george harrison hakan türkoğlu hard rock heavy metal kargo kesmeşeker kronik led zeppelin mekan Michael Shrieve müzik basını objektif pentagram pink floyd pop progressive rock psychedelic rock punk rap rock saykedelik anadolu serisi sinema stüdyoimge tarih teoman the rolling stones thrash metal yabancı yerli
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    BEETHOVEN Rock Müzisyeni miydi?

    29.10.2026

    OD BAND: Ateşi Bulduk, Su Getirmeyin!

    28.10.2026

    Ege Müziği ve NOBLE DAME: Hadjidakis’in Notalarının New York Macerası

    27.10.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    • Dükkan
    • Çerez Politikası
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.

    Sepetiniz (öğe: 0)

    Sepetteki ürünler

    Ürün Ayrıntılar Toplam
    Ara Toplam ₺0,00
    Gönderim ücreti, vergiler ve indirimler ödeme sırasında hesaplanır.
    Sepetim
    Ödemeye git

    Your shopping cart is empty

    Mağazaya geri dön

    Bildirimler