Britpop’un görkemli yıllarının ardından Britanya müzik sahnesinde daha içe dönük, daha kırılgan sesler duyulmaya başlarken, Glasgowlu Travis 1999’da yayımladığı ikinci albümü The Man Who ile uluslararası başarının kapılarını araladı. Fran Healy’nin samimi şarkı sözleri, Nigel Godrich’in atmosferik prodüksiyonu ve Writing to Reach You, Driftwood, Turn ile Why Does It Always Rain on Me? gibi unutulmaz şarkılar, albümü dönemin en sevilen çalışmalarından birine dönüştürdü. Sabahattin Bilgiç, Hayatımı Değiştiren Albümler serisinde bu kez MTV ekranlarında keşfettiği, yıllar boyunca dinlemekten vazgeçmediği Travis’in müzikal yolculuğuna dönüyor; The Man Who’nun ortaya çıkış hikâyesini, şarkılarını ve kendi müzik hafızasında bıraktığı izleri anlatıyor.
Hepinize selamlar, Stüdyoİmge okurları. Hayatımı Değiştiren Albümler yazı dizisi İskoç Rock grubu Travis ile devam ediyor. Bu bölümde Travis’in 1999 tarihli ikinci albümü The Man Who’yu mercek altına alacağım. Otuz beş yılı devirdikleri uzun kariyerlerine on albüm sığdıran grubun ikinci albümü The Man Who onları uluslararası arenaya taşımıştı. Bugün hâlâ Travis denince akla gelen ilk albüm olan The Man Who’ya başlamadan önce izninizle filmi birazcık başa saracağım.
İsmini Wim Wenders’ın 1984 tarihli kült filmi Paris, Texas’ta yer alan baş kahraman Travis Henderson’dan alan Glasgowlu grup Travis’in kökleri 1980’lerin sonuna Glass Onion adlı gruba dayanıyordu. Günümüzde çalan kadrosuna 1994 yılında kavuşan Travis o tarihten beri yola Fran Healy, Andy Dunlop, Neil Primrose ve Dougie Payne dörtlüsüyle devam ediyor. Beş yıl boyunca İskoçya’da sahneye çıkmalarına rağmen seslerini duyurmayan gençler, yapımcı Andy McDonald’ın Londra’ya taşınmaları için gerekli bütün masrafları karşılamasıyla 31 Mayıs 1996’da yeni bir maceraya yelken açmışlardı. İlk teklileri All I Want to Do Is Rock’ı kendi firmaları Red Telephone Box’tan yayınlayan Travis akabinde Andy McDonald’ın yeni kurduğu plak şirketi Independiente ile sözleşme imzalamıştı. Brand New Heavies ve Tim Simenon gibi isimlerin menajerliğini üstlenen Ian McAndrew’i gruba angaje eden Andy McDonald, grubun solisti Fran Healy’i Sony/ATV Music ile sözleşme imzalaması için cesaretlendirmişti. Oasis’in alt grubu olarak sahne almalarını Independiente etiketiyle 8 Eylül 1997 tarihinde yayınlanan ilk albüm Good Feeling izlemişti. Yoğun Britpop etkileri taşıyan ve coşkulu şarkılara sahip bu albüm olumlu eleştiriler alsa da Travis henüz istediğini başaramamış, kendi sesini bulamamıştı.
İkinci albüm kaydı için yapımcı Mike Hedges’in Fransa’da bulunan Château de la Rouge Motte’daki kayıtlar için hazırlanan Travis’i stüdyoda Radiohead ile yaptığı çalışmalarla ismini duyuran deneyimli kayıt mühendisi Nigel Godrich bekliyordu. Gecikmeli bir şekilde piyasaya sürülen Good Feeling yayınlanmadan önce yeni albümde yer alacak tüm şarkılar hazırdı ve kaydedilmeyi bekliyordu. Fransa haricinde Londra’da bulunan Abbey Road, RAK Studios, Roundhouse olmak üzere muhtelif altı stüdyoda altı ay boyunca kaydedilen şarkılar, Nigel Godrich’in usta dokunuşuyla filtresiz ve tutarlı bir hâle getirilmişti. Prodüktörün atmosfer ve katmanlara dayalı yaklaşımı Travis’in soundunda bariz fark yaratmıştı.
Albümün adını nörolog Oliver Sacks’ın The Man Who Mistook His Wife for a Hat (1985) kitabından alan The Man Who, tarihler 24 Mayıs 1999’u gösterdiğinde raflardaydı. Fran Healy’nin anlatıcı karakterde yazdığı şarkı sözleri son derece kişisel, samimi, melankolik ve dinleyeni hemen içine çekecek kadar karşı konulmazdı. Baştan sona benzer bir duygusal iklimin hâkim olduğu albümün çıkışını da kapsayan sekiz ayda yayınlanan dört tekliyle Travis, en sonunda turnayı gözünden vurmuştu. O yaz düzenlenen 1999 Glastonbury Festivali’ndeki muhteşem performansıyla gönülleri çelen grup, imza şarkıları Why Does It Always Rain on Me?’yi çaldıkları sırada yağmurun yağmaya başlamasıyla unutulmaz bir anın başrolüne yerleşmişti. Kulaktan kulağa yıllarca anlatılan bu efsanevi festival anı grubun yeni oluşan şöhretine şöhret katmıştı. Glastonbury sonrasında albüm satışları büyük bir ivme kazanmış, The Man Who İngiltere albümler listesinde haftalarca bir numarada kalarak başarısını taçlandırmıştı.
Vokal, gitar ve piyanoda Fran Healy, bas gitar ve geri vokalde Dougie Payne, gitar, banjo ve geri vokalde Andy Dunlopve davul ve perküsyonda Neil Primrose’un hayat verdiği The Man Who’da 10 ana parça ve bir gizli şarkı yer alıyordu.
Şarkı listesi (orijinal CD sırası):
A1: Writing to Reach You – 03:42
A2: The Fear – 04:13
A3: As You Are – 04:14
A4: Driftwood – 03:34
A5: The Last Laugh of the Laughter – 04:20
B1: Turn – 04:24
B2: Why Does It Always Rain on Me? – 04:25
B3: Luv – 04:55
B4: She’s So Strange – 03:16
B5: Slide Show – 03:31
Gizli parça: Blue Flashing Light – 03:46 (Slide Show sonrasında)

Albümü açan Fran Healy’nin kırılgan vokaliyle ve sakin gitar tonuyla dikkat çeken Writing to Reach You ilk tekli olarak 8 Mart’ta yayımlanmış, akabinde İngiltere tekli listesinde 14. sıraya kadar yükselmişti. Korkunun insan hayatını yönetmesini işledikleri huzursuz şarkı The Fear’da endişe durumu belirginken sonrasında dinlediğimiz As You Are, insancıl ve kabullenici bir temaya sahip. İnsanı sarıp sarmalayan bu sımsıcak şarkıdan sonra gelen Driftwood, albümün ikinci teklisi olarak yayınlanmıştı. Travis’in sessiz melankoli anlayışının çarpıcı örneği sade ve akıcı yapısıyla bir Travisklasiğine dönüşen şarkı bugün hâlâ konserlerde çalınmaya devam ediyor. A yüzünü kapatan ironik The Last Laugh of the Laughter’ın güzelliği oldukça sade bir şarkı olmasından kaynaklanıyor.
B yüzünü açan Turn, The Man Who’nun duygusal zirve anlarından bir tanesi. Tatlı tatlı esen rüzgârın sonunda büyük bir fırtınaya, hatta kasırgaya dönüşmesi. Takip eden Why Does It Always Rain on Me? az önce de bahsettiğim gibi Travis’in talihini değiştiren konserlerin klasik kapanış şarkısı. Talihsizliklerle dalga geçen çocuksu haykırış, melankoliyi pop müziğin içine yerleştirip onu herkesin anlayabileceği kadar basit bir hâle getiriyor. Luv, sevmenin insanı savunmasız bırakması üzerine yazılan bir şarkı. Atmosferik yapıdaki She’s So Strange’den sonra sırada albümdeki favori şarkım sinematik Slide Show var. Albümdeki düşünceler sarmalının bir nevi muhasebesinin tutulduğu, hayatı fotoğraf kareleri gibi geriye dönüp izleme hissinin yaşandığı harika bir şarkı. Eserin bitimiyle yaşanan pi sayısına gönderme yapan 3 dakika 14 saniyelik boşluğun ardından duyulmaya başlanan Blue Flashing Light, albüm boyunca kurulan sakin atmosferin paramparça edildiği bir öfke patlaması. Sert gitarların, agresif davulların ve öfkeli vokalin iç içe geçtiği kirli ve ham Rock sounduyla albümün konseptini bozan, “Albümü böyle yaptık, istersek şimdi onu böyle yıkarız” müzikal fikrinin tezahürü. Benzersiz bir an.
Travis’i keşfetmem The Man Who’dan yayınlanan video kliplerin MTV’de sürekli dönmesiyle oldu. Writing to Reach You’da yer alan Oasis referansı “And what’s a wonderwall anyway?” dizesi ilgimi çekmişti. Şarkılarını dinledikçe gönlümü çelen Travis’i yirmi beş yılı aşkın bir süredir büyük bir keyifle izlemeye devam ediyorum.
The Man Who’da kendi sesini bulan Travis, modern çağın melankolik, duygusal ve ustaca icra edilmiş en hakiki Rock albümlerinden birine, bir başyapıta imza atmıştı. Milenyum döneminde İngiltere’de bir grubun en fazla sattığı albüm olan The Man Who, 2000 yılında Brit Ödülleri’nde en iyi albüm ve Travis’e en iyi grup ödülünü kazandırmıştı. Albümün şarkı yazarı Fran Healy, en iyi şarkı yazarı ve Why Does It Always Rain on Me? ile en iyi çağdaş şarkı dalında Ivor Novello ödüllerini kapmıştı. Global arenada şöhret olan dörtlü 237 konserlik dev turneyle büyük başarılarını taçlandırmıştı.
The Man Who’nun kapak fotoğrafı, kartonette yer alan doğa fotoğrafları, grup elemanlarının portre fotoğrafları kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir estetiğe sahip. Aynı kalite o dönem çıkan teklilerin artwork’üyle de bütünlük halinde. Bu nefis kareler grubun fotoğrafçısı Stefan Ruiz tarafından çekilmişti. Albüm, piyasaya sürülmeden hemen önce vefat eden efsanevi yönetmen Stanley Kubrick’e adanmıştı.
The Man Who in Full + Other Hits projesinin yurt dışı ayağında 8 Haziran 2018 akşamı İstanbul’daki hayranlarıyla dördüncü kez buluşan Travis konserin ilk bölümünde albümü baştan sona muhteşem bir şekilde icra etmişti.
The Man Who yayınlanışından bu yana çeyrek asrı aşkın sürede gücünden hiçbir şey kaybetmedi. Günümüze dek tüm formatlarda yaklaşık dört milyon satan bu harika albüm Travis’in kendi sesini bulduğu şiirsel yıldız yağmurlarıyla her daim parıldamaya devam ediyor…




