Güner Elif Bozkurt, Nick Drake’in yalnızca akustik gitarı, doğal vokali ve kendi içine döndüğü şarkılarıyla kurduğu Pink Moon evrenine bakıyor. On bir şarkıya ve yirmi sekiz dakikaya sığan albüm, karanlığı büyütmek yerine dinleyicisine sessiz, sade ve insanca bir sığınak açıyor.
Son yıllarda müzik üretimi kısır döngüye girdikçe “müzik arkeologları” yeni keşifler yapmaya başlıyorlar. Nitekim bugün, müziğin altın çağı denebilecek 60’lı ve 70’li yıllarda yapılıp üzerinde fazla durulmayan bazı çalışmalar üzerlerine fener tutularak gün ışığına kavuşturuluyor. Bunlardan biri de Nick Drake’in Pink Moon albümü.
Nick Drake’i bu kadar önemli yapan şeyler gitarını parmak tekniğiyle ve farklı akortlar kullanarak çalmak suretiyle zengin bir ses elde etmesi, şarkı sözlerinin derinliği, müziğinin melodik ve sadeliği olarak özetlenebilir.
Bu yazıda, bir sarmal gibi kendi çekingenliğinin içine sürüklenen, ama bunu yaparken de bizlere-sonradan değerini anladığımız- birkaç değerli albüm bırakan Nick Drake‘in Pink Moon albüm incelemesiyle karşınızdayız. Bu albüm sayesinde belki Nick‘in son dönemlerindeki mantaliteyi yirmi sekiz dakikada daha iyi anlayabiliyoruz.
Elbette ki bu incelemeyi okumadan önce, sanatçıyı daha iyi anlamak ve tarzını kavrayabilmek için Studyoimge yazarımız Levent Varlık‘ın yazdığı NICK DRAKE: Karanlık Ruhların Şarkıcısı yazısını okumanızı öneririm.
Pink Moon, Island Records tarafından 25 Şubat 1972’de piyasaya sürüldü. Nick Drake‘in en sade ve karanlık albümü ayrıca başyapıtı olarak kabul edilir. Debut albümü olan Five Leaves Left ve Bryter Layter ile kıyasladığımızda, Pink Moon’un yapım sürecinde Nick‘e eşlik eden müzisyen de yok. Nick bu albümü sadece akustik gitarı ve işlenmemiş, doğallığını koruyan vokallerle kaydetti. İlk şarkıda duyduğumuz piyano ise sonradan eklenen, ama yine Nick Drake‘in elinden çıkan bir bölümdür.
Albümde lirik konsept de alışılmışın dışına çıkar ve Drake’de sık gördüğümüz geleneksel ve katı hikâye örgüsünden uzaklaşır. Depresifliğini, yalnızlığını, karamsarlığını yansıtır. Bazı noktalarda öyle utangaç ve kapalı anlatımın yoğun olduğu bir yapıya bürünür ki, sanki Nick‘in günlüğüne anlık bir duygusal taşma ile yazdığı şeyleri okuyup anlamaya çalışıyormuşuz gibi bir his olur.
Mesela, Pink Moon isimli şarkıda baharın gelişini müjdeleyen dolunaydan bahsederken “Pink Moon gonna get you all” (pembe ay hepinizi içine alacak) diye adeta ölüme referans verir.
Things Behind the Sun’da müzik piyasasındaki samimiyetsizlikten, anlayışsızlıktan, çıkarcılıktan yılmıştır, “And open wide the hymns you hide… Yes, be what you’ll be” (sakladığın ilahilerini sonuna kadar aç, evet, ne olacaksan o ol) der.
Place To Be parçası Nick Drake’in geçmişi arayışla başlar ve “Oh, start me up and play me in your game / Give me a place to be” (Hayatı yeniden başlat bana ve beni de oyununa dahil et/ Bana da oyununda yer ver) der.
En uzunu üç dakika elli dört saniye süren on bir şarkıdan oluşan yirmi sekiz dakikalık albüm, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi Nick’in bunalımlarını anlatan bir başyapıt kabul edilir.
Pink Moon tam da Nick‘in kendisini Londra’daki apartmanına kapatıp, herkesten ve her şeyden uzak olduğu bir döneme gelir. Anti depresan kullanımı, önceki albümlerin fazla satmaması, tanıtım konserleri verme konusunda isteksiz davranması gibi sebeplerle Island Records albümü kendisine getirilen haliyle basmakta çekingen davranır.
Çünkü albüm hem çok kısa hem de sadece bir gitar eşliğinde kaydedilmiştir. Firma, önceki iki albümde olduğu gibi birkaç müzisyenin daha kayıtlara dahil edilmesini ve birkaç şarkı daha eklenmesini ister, ancak Nick’in direnişi karşısında albümü mevcut şekliyle çıkarmaya razı olur.

Eleştirmenler albümün “sadece depresif bir albüm” olduğunu düşünüyor. Lakin Cally Callomon‘un -aynı zamanda Nick Drake’in tereke yöneticisidir kendisi- eleştirmenlerle zıt düşen bir düşüncesi vardır. Onun söylediği kadarıyla, Nick depresif dönemlerinde ne bir şeyler yazabilir ne de kayıt yapabilirdi. Pink Moon‘un kayıt sürecinde Nick herhangi bir depresif dönemden geçmiyor ve sanılanın aksine albümüyle gurur duyuyordu.
Bunu okuduğum zaman pek de şaşırmamıştım. Çünkü albümü dinlediğinizde sizi çaresiz ve kötü hissettiren bir yapıya sahip değil. Tersine, bir konfor alanı yaratıyor. Yaklaşık yarım saatliğine, dinlediğiniz gitar eşliğinde gelen sakinleştirici vokaller tarafından sıkıca kavranıyorsunuz.
Bu albümün talihsiz bir detayı var. Albümde bulunma şansını kaçırmış olan Plaisir d’Amour, kayıt sürecinde bulunmasına rağmen albümde yerini bulamamış bir parçadır. Ama merak etmeyin, 2004’te çıkan A Treasury‘de bu parçayı göreceğiz.
Albümün pazarlama süreci de dönemin reklamcılık ve pazarlama stratejilerinden farklı bir rota çizmiş. Island Records albümün çıkacağı ay bütün bütçeyi tanınmış tüm müzik dergilerinde tam sayfa ilanlara harcamış. Bunun sonucunda Birleşik Krallık müzik basınından eski albümlerine kıyasla daha fazla ilgi görmeyi başarmış ve Nick’in ABD’de de yayınlanan ilk albümü olmuş.
Eleştirmenler çoğunlukla albümdeki tekrar eden enstrümanların çok “sade” olmasından şikayetçiydi. 1971 yılında Jerry Gilbert şöyle demişti: “Belki de Bay Drake’in bu kadar gizemli olmayı bırakıp kendisi için düzgünce organize edilmiş bir şeyler yapmaya başlamasının zamanı gelmiştir.” Mark Plummer ise: “Müziği gerek liriksel olarak gerekse içe kapanık gitar ve piyanoyla o kadar kişisel ve çekingen bir şekilde sunuluyor ki ne dinleyiciye tam olarak geçiyor ne de tamamen etkisiz kalıyor” demişti.
Bu eleştirileri en sona koymak istedim. Çünkü Nick Drake, kendini ifade etme yolunu döneminin sanatçılarına kıyasla bambaşka bir şekilde yapmayı tercih etmiş ve bunu kendisi için yapmış. Ne dinleyiciyi etki altına almak ne de onları uzaklaştırmak gibi bir hedef sezebiliriz bunda. Bu albüm, en çıplak ve “insan” hali ile karşımıza çıkıyor. “İnsan”dan başka bir kelime tam olarak o hissi aktaramaz. Maalesef ki bunu anlamak belirli bir kitle için çok zor olmuş.
Bu eleştiriler çok yüzeysel eleştiriler. Elbette ki bu düşünceler veya enstrümanların sade ve sınırlı olması, lirik yapının çekingenliği gibi faktörler bu albümü dinlerken aldığım keyfi azaltmıyor.




