Aptulika’nın Koray Candemir ile yaptığı bu söyleşide, Kargo’nun yıllar sonra nasıl yeniden aynı masaya oturduğunu, tribute albümün açtığı yolu, Kilyos’ta kurulan stüdyoda Cem Şahin ve Eren Çilalioğlu ile şekillenen üretim sürecini, şarkı sözlerine duyduğu özeni ve Kendine Uzak albümünün iç dünyasını anlatıyor. Konu bir noktadan sonra yalnızca müzik olmaktan çıkıyor; sosyal medya çağında kendine uzaktan bakabilmeye, yapay zekânın üretimi nasıl hızlandırdığına, ama müzikte “kan, ter ve özne”nin neden hâlâ vazgeçilmez olduğuna uzanıyor.
Geçtiğimiz bayramda, eski zamanlarda gelen tebrik kartının mutluluğu gibi bir şey yaşadım. Yıllardır görmediğim bir dosttan gelen haberin coşkusuydu bu. Kargo grubunu dinlemeyeli, hiç yoksa yirmi yıl falan olmuştur hani. Yılın başında bu grubun tekrar bir araya geldiğini duymuştum ama bu bayramda grubun vokalisti Koray Candemir’in yeni solo albümü Kendime Uzak ile tamamen tesadüf eseri karşılaşınca olan oldu. Öyle güzel bir tesadüftü ki bu, ardından eski zamanlarda kalan Kargo albümlerini de dinlemeye başladım.
Eskiden bazı gruplara Pop Rock diye burun kıvırırdık. Aradan yıllar geçti şimdi bakıyorum da hala en sağlam Rock yapanlar da onlar. Evet popüler piyasada adlarından söz ettiriyorlar ama özündeki Rock sapasağlam duruyor… İşte Kargo bunların en başında geleniydi. Oysa bugünlerde, ülkemizde Rock adına yapılan örneklere baktığımda, Rock sosunun altında Alaturka Pop ve Arabesk duygu yediriliyor.
Koray’ın yeni solo albümü ve grubu Kargo’nun yeniden müzik hayatına dönmesi ülkemiz Rock müziği adına ferahlatıcı bir kazanç olacak diyebilirim.
Teknolojik gelişmeler, tüketim alışkanlıkları, yapay zekanın hayatımıza duhul etmesi ve diğerleri bizi farklı bir noktaya taşıyor. Buna bir de savaşlar, akıl almaz ahmaklıklar ve sömüre sömüre doymak bilmeyen azgınlar eklendiğinde gittikçe umutsuzluğa kapılıyoruz. Müzik adına üretimler de vasatlaşmaya başlıyor. Her şey bir kuyuya atılıyor, biz ancak yağ gibi üste çıkan vasat altı işleri görebiliyoruz ve en kaliteliler altta kalıp yok olup gidebiliyorlar. Zaten her şey öyle bir alışkanlığa dönüyor ki vasat altını talep etmezsek çizginin dışında yalnızlığa mahkûm kalacağız diye hepimiz bu oyunu zevkle sürdürüyoruz.
Artık kabul edelim ki Türk Rock müziği Pop ile eşleşmiş durumda, Kargo’nun bu ahvalde tekrar müzik hayatına dönmesi bir şanstır. Hiç olmazsa batılı anlamda bir Rock soundunu duyarız, yanı sıra da adam gibi eli yüzü düzgün şarkı sözleri duyarız. Ne diyelim iyi ki geldin Kargo ve Koray Candemir.
Koray’ın üçüncü stüdyo albümü Kendine Uzak’ı iki haftadır dinliyorum. Ama, öyle bir parçayı seçip dinlemiyorum. Başından sonuna kadar dinliyorum. Yani progresif bir albüm gibi dinliyorum. Bu çok başarılı konsept bir albüm.
O zaman vakit kaybetmeden, Koray’ı bulup iki satır muhabbet edeyim ve özlem gidereyim dedim. Buyurun bakalım…
KORAY ile Kendine Uzak Üzerine
• Kargo yeniden müzik hayatına döndü derken bir anda senin solo albümünü de gördük. İki kola ayrılmış bir şekilde mi devam edeceksiniz? Nasıl yapacaksınız?
• Ben 2008 yılında Kargo’dan ayrılmıştım. Sonrasında da bir Amerika maceram oldu. Serkan’la (Çeliköz) biz Amerika’ya gittik ve orada MaSKott diye bir grup kurduk. İngilizce şarkılar falan yapacaktık. Hatta bir albüm bile yaptık. Sonra hayatımda farklı gelişmeler oldu ve Amerika’dan dönmek zorunda kaldım. Dönünce de tekrar solo projelerimi sürdürdüm ve 2013’de ikinci solo albümü yaptım. Zaten o sıralar Kargo hayatımda yoktu; olacağını da esasen pek düşünmüyordum hani.
Böyle devam ettik işte pandemi falan filan. Albüm fikri hep vardı kafamda ama pandemi birazcık ertelemişti. Zaman zaman yeni şarkılar yayınlıyordum. Sonra albüme başladım ve böylece çalışmalara başladık. Yanımda Cem Şahin vardı; işte o benim kardeşim artık, senelerdir beraber müzik yapıyoruz. Öncelikle bir stüdyo kurduk ve kayıtlara başladık. Sonra da devreye Hadi Elazzi girdi… o da çok eski arkadaşımdır. Kendisinin GRGDN isminde bir prodüksiyon şirketi vardı.
Hadi bir gün bana “abi kafamda böyle, bir cin fikir var sana bir danışayım dedim. Ben Kargo’nun kataloğunu çok değerli buluyorum. Siz de aktif değilsiniz. Bence yeni jenerasyonun bu kataloğu görmesi, bilmesi lazım.” dedikten sonra kafasında bir Kargo tribute albüm fikri olduğunu söyledi. Ben de dedim ki, “Abi olur da kolay gelsin.” Çünkü senelerdir mühürle konuşmayan ekipten bahsediyoruz yani.
Grup uzun yıllar neredeyse yirmi yıldır toplanmamış, bir araya gelmemiş. 2008’de ayrılmıştım. Ona, “Benim 15 senedir Kargo’yla bir iletişimim yok.” dedim. Hadi “Sen merak etme ben herkesle konuşacağım” dedi. Açıkçası onun bu çabası da bir yıldan fazla sürdü. Her elemanla birebir, tek tek konuştu. İnat etti ve uzun bir süre sonra bizi bir araya getirdi.
Biz böylece çocuklarla bir araya geldik. Böyle şey … “altın günü” falan gibi oldu. Hani teyzeler yapar ya kekler falan. Abi süper de özlemişiz birbirimizi. Kakarakikisini özlemişiz, geyik muhabbetini özlemişiz. Herkes artık daha olgun tabii, büyümüş. Çoluk çocuk, aile falan durumlarında. Herkes böyle bir kendinde bir şeyi, bir dengeye oturmuştu doğrusu.
O tribute albüm için başka müzisyenler bizim yirmi şarkımızı yorumlayacak diye karar aldık. İşte hangi şarkıları olsun, kimler söyleyebilir, onlara havuz yaptık. GRGDN Plak Şirketi de bu işleri organize etti.
• Bu tribute albüm açıkçası çok sevildi ve bunun sonucu da Kargo’yu yeniden toplamaya mı karar verdiniz?
• Yok be abi, kafamızda normalde tekrar bir araya gelip çalmak yoktu. Biz sadece bu tribute albüm için bir araya geldik. Sonra firma bu albümün tanıtımı için 5-10 konserlik paket bir şey olsun, minik bir turne yapalım dedi. Ya bir anda böyle eski fanlarla şey olur, buluşma olur diye. Orada herkes “tamam” dedi. Biz “tamam” dediğimiz anda çalışmalara başladık. Tabii böyle çalışma falan derken ben solo albümü birazcık ertelemek zorunda kaldım. Evet bu esasında geciktirilmiş bir çıkış. Solo albümü biraz ittim, Kargo’ya daha fazla alan açtım açıkçası.
Sonra provalara daldık. Biz Kargo olarak prova manyağıyızdır. Bu hiç değişmedi. Deli gibi prova yaptık. Çalıştık çalıştık. Sonra da ilk 2-3 konserde gerçekten böyle paha biçilmez deneyimler yaşadık, on beş yirmi sene önceki fanlar karşımıza çıktı. Ankara, İstanbul, İzmir konserleri yaptık. Tepeleme doldurdular mekânı. Omuzlarında çocuklarıyla gelmişler. İlk iki üç şarkı karşılıklı ağladık falan. Yani böyle çok acayip bir duygusal da bir şey yaşandı. Onu yaşayınca keyifli de geldi. Biz onu birazcık devam ettirdik, toplam on sekiz tanecik konser vermişiz. Bu süreç iki sene kadar sürdü. Şu anda zaten artık o tribute albümün konserleri de tamamlanmış gibi oldu. Ve çocuklarla da “artık dükkânı kapatmayalım” dedik.
Arada birkaç güzel konser oluyor. Şimdi, Alice Cooper’ın ön grubu olarak çalacağız. Onun gibi şeyler böyle minik minik işler yapacağız. Bakacağız yani. Kargo ile konserleri tamamladık. Ben şimdi solo albümümü çıkardım, iki-iki buçuk senedir bu albümle uğraşıyorum. Birazcık harekete geçeceğim, birkaç konser veririm. Şimdi soloya dönüp onun gazına basacağım. Kargo’yla da iletişim halindeyiz, seneye falan bakarız, bir şeyler yaparız belki.
• Solo albümünde dışavurumcu sözler hâkim. Adeta bir kaçış var. Bu yaşadığımız sistemden kaçıp kendi sesimizi dinleyelim demişsin gibi geldi bana. Neden kaçmak istedin?
• Çok güzel… Kaçış olarak ifade etmek de güzelmiş. Ben esasında “çıkıp dışarıdan bakmak gibi” diyorum buna. Evet onun gibi, astral seyahat deneyimi gibi.
Birazcık çıkıp kendine bakmak isteği bu. Çünkü bu hızda, bu yeni teknolojide, sosyal medyada insanlar artık kendini biraz kaybediyor ve dışarıdan bakamıyor gibi geldi bana. Bütün bunları düşünürken, zaten çok planlı programlı yaptığım bir şey değildi, bu şarkılar çıktı. Ben de “tamam” dedim. Bunun üstüne gidilebilir.
Zaten albümün ismi Kendine Uzak da bir şey anlatıyor. Herkes kendi haricinde her şeyle çok fazla ilgileniyor. Her şeyi eleştiriyor, dışarıdaki her şey hakkında konuşuyor. Ben de düşündüm, bir tane aplikasyonun, sosyal medya hesaplarının içinde telefonun ekranını kaydırarak hayatında harcadığın saatlerin, günlerin, edindiğin bomboş bilgilerin yerine kendi bireysel gelişimin, bunların üstünden birazcık hayata kalıcı şeyler bırakmak, üretmek, kendini daha iyi tanımak üzerinde kafa açmak derdini hissettim. Sözleri yazarken bu duygudaydım. Fena bir iş çıkmadı diye düşünüyorum.
• Albümden sonra bir lansman konseri yaptın ama video klip falan yapmadın. Sansasyonel şeylerden biraz uzak durmak istiyorsun gibi geldi bana, ne dersin?
• Evet, tanıtımın dozajını minik minik arttırabiliriz ama klip konusunda haklısın. Açıkçası istemedim. Albümün bu soundu’yla ve kendi içinde anlatmak istediği şeyle ilgili bir tercihti bu. Ben böyle gidip kameraya poz vererek klip yapmayı istemedim. Albümün yapısındaki tavra da uygun değildi bu. Onun için şu anda bir animasyon video bir klip yaptık. Onu yayınlayacağız. Ayrıca konserden görüntülerle de ayrı bir video yapacağız. Daha “live” görüntülü bir şey olacak yani.
• Albümün hazırlığı da iki buçuk yıl falan sürdü galiba.
• Evet abi aynen öyle. Kilyos’ta stüdyoya kapandık ve albümü orada tamamladık.
• Albümdeki parçaların hepsi o süreçte mi çıktı?
• Hepsi bu süreçte çıktı, hepsi taze. Eskiden; cebe attığımız, arkada kalan şarkıları, şöyle bir tozlu sayfalardan çıkarıp albüm yapardık. Bu albüm öyle değil. Bu albümde her şey yeni yapıldı. Ben de öyle istiyordum zaten. Daha böyle taze, yeni bir şey olsun diye.
• Kilyos’a gidip orada kapanarak çalışmak iyi fikirmiş. Bu nasıl aklınıza geldi?
• Kilyos’ta bizim Cem’in eski bir aile evi vardı, normal müstakil bir ev. Zaten orada bir home stüdyo gibi bir şey vardı, biz onu geliştirdik. Böylece çalacağımız bir alan yarattık. Canlı çalabileceğimiz, kaydedebileceğimiz bir ortam oluşturduk. Davullar alındı falan, her şeyi kurduk işte orada. Gece grubunun davulcusu Eren (Çilalioğlu) ile gitarist Cem Şahin ve ben çalışmaya başladık. Zaten her ikisi de kardeşim gibidir, çok eskiden tanışırız.
• Trio olarak çalışmayı seviyorsun galiba.
• Trio müzik yapmanın da keyfi inanılmaz bir şey bu arada. Kilyos’a, böyle sürekli sefer yaptık, gidip gelirken ben de artık kamyon şoförü gibi olmuştum. Gidiyoruz, kalıyoruz bütün şarkıları öyle yaptık. Çok uzun sürdü. Çok da keyifliydi. Orada müzik yapmak, onu kaydetmek, ufak tefek düzenlemek. Kendi stüdyomuz olduğu için huzurluyduk. Saat limitimiz de yok, bu büyük lükstü. Aklımıza bir şey geldiğinde iniyoruz aşağı çalıyoruz. Sonra yukarı çıkıyoruz, mutfakta normal muhabbet başlıyordu. Çaylar, kurabiyeler falanlar takılıyoruz.
İşte böyle muhabbet dönerken, o anda bir şarkı çıkıyordu. Böyle, hani doğalından, kendi içinde cereyan eden bir üretim süreci oldu. O da beni çok açtı tabii.
• Üçlü olarak bir araya geldiniz ama Cem de sen de gitaristsin, yani bas gitarist yok.
• Onu da ben şöyle çözümledim. Cem, çok acayip usta bir gitaristtir. İlk çalışmada ona, “Üzgünüm artık sen basçı oluyorsun” dedim, bas gitarı verdim eline. Eren davulda, Cem bas gitarda, işte böyle başladık. Cem de bayağı basçı oldu iki senedir, parmak falan konuşturdu hani. Mesela Dönmedolap parçasında bu ustalık bayağı belli oluyor. İnanılmaz baslar çaldı. Tabii gitaristin bas çalması da başka bir melodik zenginlik katıyordu.
• Kendine Uzak albümünde prodüksiyonu da üstlenmiş gibisin, ne dersin?
• Kargo, MaSKott ve soloları katarsak bu benim çalıştığım onuncu stüdyo albümü. Bugüne kadar hiç kendi prodüktörlüğümü yapmadım. Hep “profesyonel bir prodüktör olsun” denilirdi. Tek başıma böyle bir şey yaptığım olmamıştı. Şimdi tabii ki Cem de çok yardım etti. Ve böylece istediğim her şeyi yansıttım.
• Üçlü olarak ana kadroydunuz, peki albümde konuk müzisyenler yer aldı mı?
• Evet, nefesliler ve yaylılar katıldı. Prodüksiyonu da biz üstlenince, “Ya şurada bir nefesli kullanalım” falan diyorsun. Yani gereken yerin neresi olduğunu anlıyorsun. Bir tek yaylılarda biraz zorlandık. Evet yaylılar hep vardı aklımda, ama yaylıları çaldırınca bütün dizayn değişti ve albümü tekrar kaydediyormuş gibi olduk.
Hatta yaylıları yerleştirmek için bazı şeyleri elemek zorunda kaldık. Aslında yaylıları çaldırmasak gitarlarla nefeslilerle biz albümü bitirmiştik normalde. Sonra yaylılar girince sanki böyle tekrardan bir seçim daha bayağı yordu bizi.
• Okyanuslar parçasında da konuk vardı galiba…
• Orada konuk olarak bir katkı yok aslında, bir kanal yapay zekâ var. İntroda duyulan nefesli sesini Suno’ya yaptırdık. Onun da hikayesini anlatayım sana. İlk baştaki melodiyi ben böyle ağzımla yapıyordum. “Ya” dedim “bunu böyle duduk gibi bir şey çalması lazım”, “sound olarak onu duyuyorum” falan dedim. Cem ise “her şeyi canlı çaldırıyoruz abi duduk nasıl canlı çaldıracağız” dedi.
“Onu, buluruz bir yerden” falan diyorum. En sonunda Cem “Abi” dedi “Allah aşkına şu Suno müziği bir deneyelim”. Benim vokalimi yükledik, duduk sesi istedik. İşte o geri bize verdiği şey şu anda albümde duruyor.
Öyle bir track verdi ki bize, inanılmaz profesyonel çaldı. Orada zaten “işi biliyorsan, bir işin uzmanıysan asistan olarak kullanabilirsin yapay zekayı” dedim. Şu dönemi için konuşuyorum tabi. Müthiş bir şey abi. Acayip kullanışlı. Hatta “kalsın” dedim “Yapay Zekâ Suno diye yazalım kredilerde.”
• Yapay zekâ büyük bir tartışma konusu. Bunu bir tehlike olarak görüyor musun?
• Şimdi birtakım efektler kullanılıyor, evet. Ama o teknoloji zaten müzik sektöründe Les Paul’ün overdub’ı icat etmesinden itibaren gelişerek bugüne geldi. Bizim konuştuğumuz Logic’ler, Pro Tools’lar, Ableton’lar falan; sanki onların içinde yazılım yokmuş gibi davranıyoruz bazen. O işler zaten yapılıyordu. Yapay zekâyla birlikte sadece vites attı diyelim.
Language modeller coşunca artık promptu verip, sözleri yazıp sıfırdan bir şarkı yaptırabiliyorsun. Bu, üretimi çok hızlandırıyor. Ama demin söylediğim yere geri döneceğim: Uzmanlığın varsa bu bir değer. Eğer müzik zaten hayatının merkezinde değilse, asıl derdin müzik yapmak değilse, bunu ne kadar sürdürebilirsin ki?
Yapay zekâyla şarkı yaptırıp o besteyi çalan gruplar elbette var. Benim söylediğim şey devamlılık, süreç ve süreklilik. Hayatının müzik olması lazım. Bunun için yanıp tutuşuyor olman, aşkının bu olması lazım. Sekiz-on albüm yapmış olman, çalman, enstrümanını bilmen, perform edebilmen…
Bunlar yoksa zaten bir noktadan sonra anlamı kalmıyor. O olmadığı sürece bunların çoğu geçici heves gibi duruyor bana. Ama işin uzmanı olan insanlar için süreç gerçekten çok hızlandı. Mesela müzisyensen, prodüktörsen, aranjörsen ve bir şey üretmek istiyorsan, yapay zekâyı yanına aldığında normalde bir haftada çıkaracağın şeyi bir saatte üretebilirsin. Bu ciddi bir kolaylık ve hız getirecek.
Üretim çok hızlanacak. “Ortalıkta zaten çok fazla şey var, artık çöplüğe döndü,” dediğimiz şeyin sayısı daha da artacak. Dijital platformlar ve dağıtımcılar kendi yapay zekâ artistlerini üretip kendilerine kataloglar yaratıyorlar. Olay dünyada şu anda zaten tozutmuş durumda. Ama kişisel olarak şunu biliyorum: Kan, ter ve özne hiçbir zaman bitmeyecek. Konser veren bir insanı, iyiyse, değerliyse, seviyorsa, insanlar her zaman gidip görmek isteyecek. Bu ilişki bitmeyeceği için, yapay zekâ ne kadar kullanılırsa kullanılsın, çok güzel şeyler de üretilebilir ama işin özü yine süreklilikte. Bu bir heves etme meselesi değil.
• Albümde yer alan bir parça da Dönmedolap. Bu şarkının sözleri Kargo’dan Mehmet Şenol Şişli’ye ait.
• Kargo ile bir araya geldiğimiz o süreçte birazcık daha ısındık tabii. Orada da Mehmet’ten söz alayım dedim. Bilirsin onun çok değerli şarkı sözleri vardır. Besteler yapım aşamasındayken ondan söz istedim, o da bunu gönderdi bana. Bir denedim bestemin üzerine çat diye oturdu zaten. Mehmet’in sözlerini de canlandırmak iyi geldi.
• Albümdeki üçlü çok uyumlu. Solo konserlerinde ve projelerinde devam edecek mi?
• Rock gruplarında da üçlü olanlar hep önemlidir benim için. Albümden sonra yaptığımız konserde Cem gene en güçlü olduğu alana yani gitarına geçti. Bas gitarda da Cem Konuk var. Çok iyi basçıdır o da. İşin özü şu an dörtlü olduk.
• Kargo denildiği zaman MŞŞ’nin (Mehmet Şenol Şişli) usta işi şarkı sözleri akla gelir. Ancak albümde senin şarkı sözü yazarlığında ayrıcalıklı olduğunu gördüm. Yani şarkı sözlerine de önem verilmiş.
• İnce ince uğraştım. O kadar zamanın sonunda şarkı sözlerine eğilmemek zaten saçma olurdu. Bunu kendime övgü olarak söylemiyorum; içimden gelen, doğal olarak gelişen bir şeydi. Bir de tabii işin öğrenme süreci var. Yaptıkça uzmanlaşıyorsun. Kargo’nun ilk zamanlarından beri Mehmet hep kâğıda kaleme gömülü bir adamdı. Ben de ondan çok beslenmişimdir.
Efsane şairlerin eserlerine girmek de bu yüzden çok değerli. Çünkü onlar iki cümlede koca bir dünyayı anlatabiliyorlar. O dünyaya girmek, biraz oraya bulaşmak, oradaki tasvirleri görmek gerekiyor. Sonra zaten onun üzerinden kendine ait bir şey yaratmaya başlıyorsun. Ben daha soyut yazan biriyim; genelde gündelik hikâyeyi doğrudan anlatmıyorum.
• Albümün müzikal yapısıyla birlikte şarkı sözleri bir bütünlük oluştururken konsept bir anlayış görüyoruz. Bu da Progresif Rock benzeri bir anlatım oluşturuyor. Kendine Uzak albümünü röportaja son verirken bir özetlemek gerekirse ne dersin?
• Hep aramızda konuşurken de “Homo sapiens” diyordum ya… Evet, insanlık biraz sınıfta kaldı gibi geliyor bana. Yapay zekânın icadından sonra bu duygu daha da güçlendi. Sanki kendimizden daha üst bir akıl yarattık. İnsan zekâsının, beyninin, bilincinin bir sınırı var; en azından bugün için var. Sen o sınırın ötesine geçebilen bir şey yaratıyorsun ve ondan sonra ister istemez her şeyi yeniden yaratıyorsun: insanı, aklı, bilinci, üretimi… En sonunda da dönüp insanlığı sorguluyorsun.
Not: Röportaj fotoğrafları Cem Gaygusuz tarafından çekildi.








