Sinan San, dünyaca ünlü Soft Rock sanatçısı Chris Isaak’in Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu bünyesindeki canlı performansını ve bu heyecan verici buluşmanın perde arkasını kaleme aldı. Deneyimli müzisyenin şehre duyduğu hayranlığı, egolardan arınmış yaklaşımı ve spor salonundaki tesadüfi diyaloglarla zenginleşen bu yazı, seyirciyi de içine alan interaktif sahneleri irdeliyor. Wicked Game ve Blue Hotel gibi kült eserlerin yankılandığı yüz dakikalık nostaljik serüven, kentin sanatsal canlılığına ışık tutuyor.
Özellikle 80 ve 90’larda Soft Rock şarkılarıyla ismini bütün dünyaya duyurmuş Kaliforniyalı müzisyen Chris Isaak, 16 Haziran 2026 gecesi İzmir’de müthiş bir konser verdi. Kariyerindeki Country Rock ve Rock and Roll parçalarını da kapsayan, tüm hit şarkılarını icra ettiği çok başarılı bir konserdi.
Bu performansı altı aydır beklemekteydim; çünkü aralık ayında, Chris Isaak’in Haziran 2026’daki İstanbul konserinin ilan edilmesinin ardından “İzmir’den kalkıp buna gitmeye değer,” diyerek biletlerimi aldımdı. Ancak şubatta, müzisyenin Türkiye’ye gelişine İzmir ve Ankara ayaklarının eklenmesiyle, İstanbul biletlerimi biraz boşuna almış durumuna düştüm. Bu detayı neden verdiğimi, yazının ilerleyen kısmında açıklayacağım.
İzmir’de üyesi olduğum spor salonunda geçen sene konser vereceği gün David Garett ile karşılamıştım. Bu nedenle Chris Isaak’in İzmir konserinin gündüzünde, bir ihtimal onu spor salonunda görürüm diye heves ediyordum. 15 Haziran’da salon gittiğimde BİNGO! Kendisi, z bar ile biceps çalışıyordu. Hemen yaklaşıp bir fotoğraf istedim, o da halterleri alıp poz verelim daha güzel çıkar diyerek kıyak bir teklif sundu.
Antrenmanını bitirmiş ve gitmek üzereyken yanına bir daha giderek konserin açılış şarkısının ne olacağını sordum. Oradan konsere geleceğimi anladı, ben de aralıkta önce İstanbul’un açıklandığını söyleyerek bilet hikâyemi iki cümleyle özetledim, kendisi gülümseyerek “sorry about that” dedi.
“İzmir’de mi yaşıyorsunuz?” diye sormasının ardından kentteki en önemli sektörleri sordu. Şehri çok beğendiğini, bir gün önce biraz gezdiğini ve gelmeden önce bu kadar güzel bir yer beklemediğini belirtti. Ben, İzmir’in epey Avrupai olduğunu anlatınca, kendisi dünyayı çok gezdiğini ve İzmir’i daha çok Balkan şehirlerine benzettiğini söyledi.
Gitmeden elimi sıktı ve ertesi gün konserde gürültü yapmamızı istediğini belirtti, ben de İzmir’e geldiği için tekrar teşekkür ettim. Yani son derece mütevazıydı ve benim onu tanıyıp muhabbet etmemden rahatsız olmak değil memnuniyet bile duydu bence.
Konserin gerçekleşeceği gün spor salonunda onu tekrar gördüm. Yavaş bir tempoda cross makinesindeydi ve bu sefer pek daraltmayayım dedim. Yanına giderek fotoğrafını çekme izni aldım, o da poz verdi. Ağırlık salonunda çalışırken, Chris Isaak kendi antrenmanı için geldi. İki üye daha onu tanıdı. Isaak, kâğıt kalem istedi ve bir şeyler yazdı. Ben imza aldıklarını düşündüm.
Barfix makinasında antrenmanımı tamamlayıp ayrılırken Isaak yaklaştı. Makinanın ayarının en yüksekte olduğunu ve hafifletmemi isteyip istemediğini sordum. “Thank you, I am not so strong” diye cevap verdi. Salonda benden başka ona sataşanlar da olmasından cesaret bularak, konser alanını görüp görmediğini sordum, “hayır görmedim” ve “bu gece sıcak olur mu?” diye sordu. Ben “sıcak olur” diye cevap verince, “benim kıyafetlerim de kalın, hele bir tane var duvar gibi bir takım” diyerek gülümsedi. Ben de “biliyorum, elmas gibi bir görüntüsü var onun” deyince, onayladı. Atina konserine neler çalacağını anlamak için internette araştırma yaptığımı da söyleyince, bu sefer muhabbeti o devam ettirdi.
Konserde küçük değişiklikler olacağını söyledi; çünkü Türkiye’ye geldiğinde, burada özellikle sevilen şarkılarının hangileri olduğunu öğrenmiş ve bu şarkılara da çalışmışlardı. Bazı parçaların Türkiye’de bu kadar bilinmesine ve sevilmesine gerçekten şaşırmış görünüyordu. Ben de “Dancin’”i sevdiğimizi söyleyince, “Evet, onu sizin için ekledik; ama ona şaşırmadım,” diyerek benim de adını bilmediğim iki akustik şarkısından söz etti.
Geçen sene San Francisco’ya gittiğimi, oradayken bol bol San Francisco Days’i dinlediğimi ve o kenti çok güzel tarif eden bir şarkı olduğundan bahsedince, bu şarkıyı çalacağını, kendi evinin de Golden Gate köprüsünün altında deniz kenarında olduğunu belirtti. Diğer eviyse Tennessee bölgesindeymiş. Elimi tekrar sıktı, “akşama görüşürüz” diyerek spor salonundan ayrıldı.
Daha sonra onu tanıyan çifte, “imza mı istediniz” diye sorduğumda aldığım cevap beni şoka uğrattı. “Bilet bulamadık akşama lütfen bize bilet sağlayın” demişler. İçimden çok kızdım, çünkü Chris Isaak’ten bilet istemeyi de hiç hoş bulmadım. Ayrıca bilet satışı devam etmekteydi, amfi tiyatronun neredeyse yüzde onu boştu.
Konser alanına eşim ve arkadaş grubumuzla 8.30 gibi geldik, aramızdan biri “hep beraber posterinin önünde fotoğraf çektirelim” deyince; “beni heyecanlandırmıyor, gerçeğiyle fotoğraf çektirdim” diye havamı attım yine. Neyse, konser saat dokuzda başlayacaktı, dışarıda fazla oyalanmadan içeri girdik. Gerçekten de Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’nun neredeyse yüzde doksanı doluydu. Bu da beni çok memnun etti, çünkü İstanbul’a gelen önemli isimleri İzmir’e de çekebilmek adına bu tür konserlerin dolması gerektiği fikrindeyim.
Mesela, İzmir Arena yeni açıldığında, James Blunt geldiydi, okulların kapanmasıyla kentin boşalması sonucunda İzmirli müziksevereler zahmet edip pek rağbet etmemişlerdi bu konsere. Hatta James Blunt da seyirci sayısını az bulmasıyla bozum olarak çıkmayı reddetmiş. Neyse bu sefer okulların açık olmasının da yardımıyla İzmirli müzikseverler iyi bir sınav verdiler.
Chris Isaak sahneye 21.15’te çıktı. Bana belirttiği gibi Beautiful Homes ile girişini yaptı ve bu enerjik şarkı zaten seyircileri heyecanlandırdı. İkinci şarkı Somebody’s Crying idi, zaten kariyerinin önemli şarkıları arasında yer alan bu parça epey büyük alkış aldı. Devamında geldiğimiz ve müzisyenleri desteklediğimiz için teşekkür etti, kendi grubundakilerin özel eğitimleri olmadığı için siz gelmeseniz açıkta kalırlar diye seyirciyi onore etti. Ayrıca bu turnelere devam etmesinin sebebinin zaten seyirciyle etkileşimi olduğu belirtti.
Gitarını sehpasına koymuş haliyle elinde mikrofon, yanında bir korumayla sahneden inerek sıradaki şarkıyı söylemeye başladı. Tribünlere doğru çıkmaya başlayarak seyircileri gezen müzisyenle izleyicilerin etkileşiminin tavan yaptığı anlar yaşanmaya başladı. Bileti sahneye uzak olan bölümler bile Chris Isaak’i çok yakından gördüler. Böyle iki-üç şarkı söyledikten sonra sahneye geri çıkarak gitarını aldı. Wicked Game slide gitar girişiyle gelince tabii herkesin telefonları yükseldi. Devamındaki Speak Of The Deviltekrar sahnenin enerjisini yükselten parçaydı.
Ortalara doğru haklı olarak biraz nefeslenmek adına tabure elinde akustik gitara geçti. Bu bölümde Forever Blue ve Two Heartsromantik ağır toplarını devreye soktu. Seyircileri dans etmeleri için sahne önüne de davet etti. Derken cebinden iki kâğıt parçası çıkardı. Otelin spor salonunda bugün bir çift ile karşılaştığını ve bilet bulamadıklarını söylediklerini belirtti. Kâğıttan okuyarak Burak ve Candan’ın gelip gelmediklerini sordu, çünkü gündüz onlara çalıştığını belirtti. İçimden “bana da sıra gelir mi” diye güldüm, ama gelmedi.
Devamında taburesinden kalkmadan Dancin’i çalmaya başlayarak enerjiyi tekrar yükseltti. Favorim Blue Hotel tabii geldi, bence Wicked Game’den bile fazla ilgi gördü. Devamında San Francisco Days, Lie To Me ve Big Wide Wonderful World gibi enerjik şarkılarla enerjinin zirvesinde ara verdi.
Bu arada, kendi şarkıları haricinde Roy Orbinson ve Elvis Presley’den birkaç şarkı çaldıydı. Neyse içeri geçtiğinde ben biss yapacağından emindim, çok kısa bir süre sonra bahsettiği elmas gibi parlak duvarımsı elbisesiyle geri döndü. Ama sıcaktan ceketine en fazla iki şarkı dayanabildi. Bu bölümde Baby Did A Bad Thing ile Black Flowers en çok ilgi çeken şarkılardı. Büyük alkışlarla saat tam 23.00’da konser sona erdi. Yani 100 küsur dakikalık bir müzik şöleni izlenmiş oldu.
Herkesin genel reaksiyonu çok pozitifti zaten. Sesinin hiç bozulmaması, seyirciyle teması, esprili anlatımları ve orkestrasının kusursuzluğuyla beğenilmeyecek hiçbir yanı yoktu zaten bu konserin. Bas çalan Rowland Salley ve gitar sololarını icra eden Hershel Yatovitz de önemli alkışı hak eden isimlerdi.





