Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      ROSS THE BOSS: Manowar’ın Evrensel Yüzü

      30.04.2026

      PodsyLive: Mobilden Sahneye Uzanan Köprü

      06.04.2026

      Günahların Müziği SINNERS ya da BLUES’UN KARANLIK HAFIZASI

      26.03.2026

      MERHABA! Stüdyoİmge’den Bilmemkaçıncı Defa…

      23.03.2026

      METALLICA Atina. Biz O Akşam Ne Yaşadık?

      14.05.2026

      BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: Jenerasyonlar Arası Bir Rock Köprüsü

      12.05.2026

      OGÜN SANLISOY: Henüz Yaşanmamış Bir Gecenin Setlist’i

      04.05.2026

      ERIC CLAPTON ile Kraków’da Bir Gece: 60 Yıllık Bir Blues Hikâyesi

      02.05.2026

      JOE JACKSON ve BRUCE HORNSBY’den Piyano Merkezli İki Albüm, İki Farklı Ses ve Anlatım Biçimi

      01.05.2026

      Budgie (1971)

      03.04.2026

      EPITAPH: Mezar Taşındaki Kehanet ve İNSANLIĞIN KENDİ ELİYLE ÇİZDİĞİ KADER

      25.03.2026

      Fırtına Sonrası: RAINBOW RISING

      13.03.2026

      FLÖRT ve Müzikal Yolculuğu. Üç İsim, Dört Mevsim

      08.05.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      L’ANGELO MISTERIOSO? Kim ki Bu Gizemli Melek?

      07.05.2026

      AZİZA A.: Çeyrek Asır Sonra “Hayat Hâlâ Groove”

      23.04.2026

      DAVID BOWIE: Yasın Beş Rengi

      21.04.2026

      PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

      09.04.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      METALLICA Atina. Biz O Akşam Ne Yaşadık?

      14.05.2026

      HAIR: Bırak Güneş İçeri Girsin

      13.05.2026

      BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: Jenerasyonlar Arası Bir Rock Köprüsü

      12.05.2026

      Batu T: Sanki; Yok Farkı Şansın, Doksanlardan…

      11.05.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • N’olmuş?
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Konser & Etkinlik»METALLICA Atina. Biz O Akşam Ne Yaşadık?
    Konser & Etkinlik

    METALLICA Atina. Biz O Akşam Ne Yaşadık?

    İyi bir Snake Pit deneyimi ancak Metallica konserinde yaşanır. 2022’de bir anda duyurulan, 2023’te yayımlanan 72 Seasons albümünün eşlikçisi M72 turnesi dördüncü yılında Avrupa ayağını Atina’da başlattı.
    Özgür PoyrazoğluÖzgür Poyrazoğlu14.05.202617 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    Özgür Poyrazoğlu ve Zeynep, kapı komşumuz Yunanistan’daydı. Metallica’nın M72 turnesi kapsamında 9 Mayıs 2026’da Atina Olimpiyat Stadı’nı sarsan devasa performansı baba-kız Snake Pit’in tam kalbinden aktarıyor. Müzikten öte dev bir deneyim tasarımına dönüşen konser; 360 derecelik sahne mühendisliği ve grubun 40 yılı aşan vizyoner ticari zekâsıyla bir aidiyet ayinine dönüşüyor. Atina gecesi, sönmeyen bir tutkunun ve yaşayan efsanelerin sahnede devleşen rüyası.

    Türkiye’deki son Metallica konserinin 2014 yılında olduğunu düşünürsek baklava ve kahve tartışmalarından sonra bi kere daha “daha iyi durumdayız” diyebileceğimiz bir başlık vardı elimizde 9 Mayıs 2026’ya kadar. Zira Metallica’nın Yunanistan’a son gelişinin üzerinden tam 16 sene geçmişti. Şu anda 12 yıl önceki İTÜ Stadyumu konserine karşı birkaç gün önceki Atina Olimpiyat Stadyumundaki konser ile oldukça fena bir yerdeyiz bu karşılaştırmada.

    Üstelik artık karşımızda nerdeyse her yaz turne yapan, albüm aralarını hep uzun tutan, sınırlı şehirlerde sahneye çıkan bir grup var. Yaşları da artık Rock tarihinin “efsane” kategorisinde: James Hetfield ve Lars Ulrich 63, Kirk Hammett ve Robert Trujillo 64 yaşında. Ama sahnedeki iki saat on beş dakikalık performansa bakınca insanın aklına yaş değil başka bir soru geliyor:

    Bir grup 40 yılı geçtikten sonra hâlâ nasıl bu kadar büyük olabiliyor?

    Atina. 90.000 kişi

    Çünkü M72 turnesi artık yalnızca bir konser değil. Metallica ve arkasındaki işletme ve yönetim dehası QPrime bunu çok daha büyük bir şeye dönüştürmüş durumda. Konserin günler öncesinden başlayan pop-up store kuyrukları, şehrin dört bir yanına yayılan siyah tişörtlü insanlar, konser alanı dışında kurulan deneyim alanları, şehre ve her bir konsere ürünler, şehre özel plaklar, sınırlı basımlar, her konserin dijital ve fiziksel kayıtları, Snake Pit kültürü, konser öncesi ve sonrası yaratılan atmosfer…

    Bu iş artık yalnızca müzik değil. Devasa bir deneyim tasarımı. Ve aynı zamanda olağanüstü iyi çalışan bir vizyon ve ticari zekâ örneği. Metallica bugün yalnızca konser düzenlemiyor. Küçük çaplı geçici Metallica şehirleri kuruyor.

    Atina’nın kendisi de konserin bir parçasıydı

    Konserin bir iki gün öncesinden itibaren şehir başka bir şeye dönüşmeye başlamıştı. Toplu taşımada “Kill ’Em All” tişörtlü 20 yaşında gençlerle, 1991 turne tişörtlü 55 yaşında adamlar yan yana oturuyordu. Havalimanında siyah giyen insan oranı istatistiksel olarak açıklanamayacak seviyeye ulaşmıştı. Sohbet ettiğimiz taksi şoförleri yalnızca bilet bulamamaktan yakınmıyordu 90.000 biletin çoktan tükenmiş olması sebebiyle gece bilet bulamayanların olay çıkaracağının da tüyosunu veriyordu. Hiçbir şey olmadı bu arada ama taksicinin öngörüsünü dayandırdığı olay yıllar önce Ozzy’li Black Sabbath konserine bilet bulamayan şehir sakinlerinin stadyum çevresinde her şeyi yakıp yıkarak sağlam bir hasara yol açmaları ve yerel yönetimin bir dönem büyük grupların konserlerine yasak getirmeyi planlamasıymış.

    Şehirde gezinirken insan bir noktadan sonra şunu fark ediyor: Metallica konserleri artık yalnızca konser değil. Özellikle de Avrupa’da küçük çaplı göç hareketleri gibi.

    Pop-up store kuyruğu

    İnsanlar konser seçmiyor da şehir seçiyor sanki. (Yalan yok ben de turne bilgilerine bakarken önce şehir seçtim, komşuya daha kolay gider geliriz diye düşünmedim değil) Kimi İtalya’dan gelmiş. Kimi Balkanlar’dan. Kimi Almanya’dan. Bizim gibi pek çokları Türkiye’den.

    Kimi çocukluğunda kasetten dinlediği grubu çocuğuyla birlikte görmek için orada.

    Bu da konserin atmosferini değiştiriyor. Sahnede yalnızca bir grup yok artık. Ortada kolektif bir hafıza, kırk yılın birikimi var.

    Pop-up store kuyrukları ve deneyim ekonomisi

    M72’nin en ilginç taraflarından biri konserin yalnızca sahnede yaşanmaması. Metallica bunu yıllardır çok bilinçli biçimde kuruyor ama M72 turnesiyle iş başka bir seviyeye geçmiş durumda.

    Şehire ve stada özel posterler. Sınırlı sayıdaki özel basım plaklar (Ülkenin bayrak renklerinde). Atina’ya özel merchandise ürünleri. Özel olarak açılan pop-up store önünde sokaklarca uzayan kuyruklar. Mağaza içinde fotoğraf köşeleri, özel tasarım mücevherler, “Zippo” çakmaklar, “Dr Marten” ayakkabılar, “Yeti” termoslar. Sadece poster almak için saatlerce bekleyen insanlar. Özel Snake Pit girişleri. VIP deneyimleri. Blackened Whiskey şişeleri. Turne ürünleri. Koleksiyon ekonomisi.

    Özgür ve Zeynep. Pop-up store kuyruğunda
    Piyango kartından bir şey çıkmadı ama gizli online mağazaya ulaşıldı

    Şehir siyah üzerine sarı Metallica logolu geri dönüşümlü karton torbalarla dolarken bazı insanlar gerçekten konser biletinden çok poster ve kaykay peşindeydi. Bunu, iki saat sıra bekleyip poster alamamış olmamıza rağmen kesinlikle küçümseyerek söylemiyorum. Hatta tam tersine. Tüm olanları şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla izliyorum. Metallica bugün yalnızca müzik satmıyor. Aidiyet hissi satıyor. Üstelik bunu da korkutucu derecede iyi yapıyor.

    Bir noktadan sonra M72 konseri “şarkıları canlı dinleyelim” deneyiminden çıkıyor.

    Kendinizi birkaç günlüğüne Metallica evreninin içine bırakıyorsunuz. Bu açıdan bakınca Metallica’nın bugün neden hâlâ stadyum doldurduğunu anlamak daha kolaylaşıyor.

    Çünkü onlar artık sadece bir grup değil. Bir kültür alanı.

    Snake Pit: Konser izlemekten çok içinde kalmak

    Snake Pit deneyimi ise bambaşka bir şey. Snake Pit anlatmadan önce bunun 12. Metallica konserim olduğunu (utanmadan) paylaşmam yerinde olur. İlk beşinin haliyle 1993, 1999, 2008, 2010 ve 2014’de Türkiye’de olduğunu tahmin edersiniz. Son beşi de kızımla birlikte ve M72 turnesinde. Türkiye’de üç kere Meet & Greet şanslısı olduğumu, bunlardan sonuncuda 2014 yılında konseri sahne üzerinde izleyenler arasında olduğumu söyleyeyim. Hiçbiri dairesel bir sahnenin ortasındaki alandan konser izlemek gibi değildi. Şimdi gelelim grubun 90’lardan beri konser imzalarından biri olan Yılan Çukuruna…

    Snake Pit. Şanslı azınlık

    Snake Pit’te bir noktada artık konser izlemiyorsunuz. Konserin içinde kalıyorsunuz. Hani instagram hikâyelerinde, tik tok videolarında filan sevdiğiniz grubun çok yakından çekilen görüntülerine dalar gidersiniz ya Snake Pit’te tam olarak bunu yaşıyorsunuz. Konserin başından itibaren yaşadığım duygu buydu ve konser boyunca hem kendime hem kızıma sık sık “Biz şu an ne yaşıyoruz?” sorusunu sordum. Bunun en büyük sebebi bu “konserin içinde kalma” olayına hazırlıksız yakalanmamız oldu. Çünkü konserin başlamasını bilinçsiz şekilde en doğru yerde bekliyorduk.

    18.00’de Knocked Loose, 19.00’da Gojira’nın sahne alacağının bilinciyle 17.00 civarlarında Atina Olimpiyat Stadına intikal etsek de Snake Pit bilekliklerimizi alacağımız bilet ofisinin stadyum içinde olmaması, dışında da olmaması, stadın yakınına girenlerin dışarı çıkmak için tribüne kadar giriş yapıp sonra dışarı çıkabilmesi gibi prosedürlere maruz kalıp, kolumuza kaşelerimizi vurdurduktan sonra dışarı çıkıp bilekliklerimize ulaşıp bu sefer de geri girebilmek için biraz debelendikten sonra kendimizi saha içine atabildik. Saha içine girdikten sonra sahne ortasındaki Snake Pit’e girip çıkmak sonra da istediğimiz kadar gir çık yapmak tereyağından kıl çekme kolaylığında dehşet bir “viaypi” deneyimdi. Saha içine geri döndüğümüzdeki içecek kuyruğunun bünyemize geri getirdiği avam kamarası etkisi hızla geri döndüğümüz Snake Pit’te yerini lordlar kamarası hissine bırakıveriyordu.

    Knocked Loose ve Gojira neredeyse sadece biz bir avuç insana konser veriyor gibiydi. Gojira’nın 180 derece arayla iki davulunun olması, tüm mikrofonların da davul gibi Snake Pit’e dönük olması dehşet bir konfordu. Bunun sebebi tüm tribünlere arkalarını dönmek istemelerinden değil de canlı çekim yapan kameraların yönleri olsa gerekti. Gojira’yı anlatmak bana düşmez o kısmı konser kankama bırakacağım.

    M72’nin 360 derecelik sahnesi zaten başlı başına mühendislik gösterisi. Sekiz dev ekran kulesi (altlarında VIP seyir alanlarıyla), sahne altından yükselen ve kaybolan davullar, dairesel bir koreografi, grubun sürekli farklı yönlere akması…

    Snake Pit

    Snake Pit’e girip de gözümüze kestirdiğimiz ilk mikrofunun dibine seğirttiğimizde bizden önce gelmiş iki kişi vardı sahnenin kenarında; birbirleriyle muhtemelen biraz önce VIP deneyimlerinden birinde aldıkları penaları değiş tokuş ediyorlardı. Derken yanımızda birdenbire Lars Ulrich’in davul teknisyeni Jimmy Clark belirdi ve kaşla göz arasında bu abilerden birine bir çift baget veriverdi; her şey saniyeler içinde cereyan ederken ben “e bize yok mu?” diye lafımı atmaktan geri durmayınca; “konserde iyi eğlenceler” deyip göz kırparak yok oldu Clark. Bu vesileyle bageti kapan abilerin pozisyonlarını sıkı sıkıya korumalarından da yola çıkarak konserin ilk davulunun hemen önümüzde yükseleceği öngördük; yanılmadık.

    Ennio Morricone klasiği “Ecstacy of Gold” başladığında artık iki dakikaya kalmadan konserin başlayacağını biliyorduk… Derken bir anda önümüzdeki sahne tabiri caizse yarıldı ve saniyeler içinde önce davul sahnede belirdi hemen ardından da Lars Ulrich… Ulrich stadyumu selamlarken Kirk Hammett ve Robert Trujillo’nun da yanına gelmesiyle birlikte “Creeping Death” başlamıştı bile. Bir metre önümüzde.

    Davul platformu

    Snake Pit’in asıl etkisi şu: Bir noktada yön duygunuzu kaybediyorsunuz. James birkaç metre önünüzde. Sonra Kirk arkanızda solo çalıyor. Robert sahnenin diğer ucundan koşuyor. Lars’ın davul platformu dönüyor, bir an sırtına bakarken birden yan yana hatta göz göze oluyorsunuz. Dev ekranlar üzerinize çöküyor gibi hissediliyor. Stadyum konseri bir anda garip biçimde kişisel hissettirmeye başlıyor.

    M72’nin en büyük başarısı bu kadar devasa bir prodüksiyonu hâlâ “canlı” hissettirebilmesi. Çünkü bazı stadyum konserlerinde bir noktadan sonra dev ekran izlemeye başlıyorsunuz. Burada ise gerçekten sahnenin bir parçası olduğunuzu hissediyorsunuz.

    Dairesel sahne, dört davul seti ve hareket eden odak

    M72 sahnesinin en büyüleyici taraflarından biri ise ilk bakışta kaotik görünen düzenin aslında inanılmaz hassas bir mühendislikle çalışıyor olmasıydı.

    Turnenin artık dördüncü yılı malum, bilinmeyen bir gerçekten bahsetmeyeceğim; sahnede birbirinin neredeyse birebir aynı dört ayrı davul seti bulunuyor. Lars Ulrich konser boyunca aynı noktada kalmıyor; sahnenin farklı 90 derecelik bölümlerinde yerin altından yükselen bu davul platformları sayesinde sahnenin farklı bölümleri konserin odak noktasına dönüşüyordu. Bir davul seti sahne altına inerken diğeri sessizce yukarı çıkıyor, böylece akış neredeyse hiç kesilmiyordu. Ama işin asıl çılgın tarafı burada da bitmiyor.

    Lars Ulrich

    Her davul platformu bulunduğu noktada yaklaşık dört parça boyunca kullanılırken her bir parçada kendi ekseni etrafında 90 derece dönüyordu. Yani yalnızca grup sahnenin farklı taraflarına gitmiyor, davul setinin yönü de sürekli değişiyordu. Böylece Lars’ın sırtının sürekli aynı bölüme dönük kalması engelleniyor; teorik olarak stadın her açısı bir noktada davulu önünde görmekle kalmıyor “önden” de görebiliyordu. Özellikle Snake Pit çevresinde bunu fiziksel olarak hissedebiliyordunuz. Sahne adeta yaşayan bir organizma gibi sürekli yeniden şekilleniyordu.

    Bu yaklaşım Metallica’nın M72 turnesinde çözmeye çalıştığı temel problemi de anlatıyor aslında: Dev bir stadyumda sahanın ortasındaki 360 derecelik bir sahnede kimsenin kendini “arka tarafta kalmış” hissetmemesi. Aynı mantık vokal sistemi için de kurulmuştu. James Hetfield’ın sahnede tek bir “ana mikrofonu” yoktu. Sahnede toplam 14 ayrı vokal mikrofonu yerleştirilmiş durumdaydı. Bu mikrofonlar özellikle stadın en yoğun açılarına göre konumlandırılmıştı ve Hetfield hangi mikrofona yönelirse o mikrofon aktif oluyordu.

    Bu da Snake Pit’in içinden bakınca çok net hissediliyordu: Sahnede aslında tek bir merkez yoktu. Merkez sürekli yer değiştiriyordu. Bu kadar devasa bir stadyum prodüksiyonunu, milyonlarca dolarlık bir teknolojik altyapıyı ve yüzlerce kişilik operasyonu kullanıp hâlâ “canlı”, “insani” ve hatta zaman zaman kaotik hissettirebilmek.

    Çünkü sahne kenarından bakınca gördüğünüz şey yalnızca dört müzisyen değil.

    On yıllardır birlikte çalışan dev bir performans organizmasının kusursuz refleksleri oluyor.

    Tek gecelik “No Repeat Weekend”

    Atina konserinin kusursuz yanlarından biri setlist idi: Bu bir “No Repeat Weekend” konseri değildi ama setlist neredeyse öyle hissettirdi.

    M72 turnesinin temel fikri aynı şehirde iki gece çalıp hiçbir şarkıyı tekrar etmemek. (Bir yandan ulaşım maliyetlerini azaltırken bir anda iki gece için iki katı bilet satmak, iki gecenin arasındaki 48 saate pek çok başka deneyim ve etkinlik yerleştirmeyi de es geçmeyelim) Metallica normalde hitlerini, eski dönem parçalarını ve yeni albüm şarkılarını iki ayrı geceye yayıyor. Atina ise tek gecelik bir konserdi. Dolayısıyla grubun önünde zor bir seçim vardı:

     Robert Trujillo, Kirk Hammett ve James Hetfield

    Ya daha dengeli ama eksik hissedilecek bir set çalacaklardı… Ya da iki gecelik Metallica yoğunluğunu tek bir akşama sıkıştıracaklardı. İkinci yolu seçmişlerdi. Ve açıkçası seyircilerin yüzündeki ifadeye bakılırsa kimse şikâyetçi değildi.

    Konserin setlist’i şöyleydi:

    • Creeping Death
    • For Whom the Bell Tolls
    • Moth Into Flame
    • King Nothing
    • Lux Æterna
    • The Unforgiven
    • Fuel
    • Rob Potbori (“Zorba’s Dance” / “Den Choras Pouthena”)
    • Fade to Black
    • Wherever I May Roam
    • Nothing Else Matters
    • Sad but True
    • One
    • Seek & Destroy
    • Master of Puppets
    • Enter Sandman

    Ve bu setlist aslında çok şey anlatıyordu.

    Öncelikle beş şarkıyla siyah albümün ağırlığı inanılmaz belirgindi, ardından grubun 1984 tarihli ikinci albümü “Ride the Lightning” üç şarkıyla kendisini gösterirken neredeyse tüm konser klasikleri setlist’te mevcuttu. Bir yandan da ilginç biçimde turnenin adını veren 72 Seasons albümünden yalnızca “Lux Æterna” çalındı. Yani Metallica artık “yeni albümü size zorla sevdirmeye çalışan” bir grup gibi davranmıyor. Kendi tarihinin, diskografisinin ve seyircisinin son derece farkında bir grup gibi davranıyor.

    Robert Trujillo

    Ve dürüst olmak gerekirse insanlar da biraz bunun için geliyor zaten. Çünkü Metallica konseri artık yalnızca müzik değil. İnsanların kendi geçmişlerini, kişisel tarihçelerini yeniden ziyaret ettiği bir alan.

    “Nothing Else Matters” başladığında başka bir enerji vardı. Hetfield’ın hadi telefonların ışıklarını görelim isteğiyle tüm stad aydınlandı. (Snake Pit’te buna izin verilmedi)

    “Seek & Destroy” ile sekiz kuleden bırakılan onlarca dev şişme top ile stadın tamamı bir oyun alanına dönüşürken iki davul teknisyenin davulun iki yanına çökerek davula korumalık yapmalarını izlemek eğlenceliydi.

    “Master of Puppets” her daim fiziksel etki yaratıyor. “Stranger Things” dizisindeki varlığı sayesinde geçmiş kuşaklar ile alpha kuşağı arasında bir bağ kuruyor.

    “Enter Sandman” ise artık şarkı değil, küresel bir marş gibi. Geçen sene Amerika turnesinde olduğu gibi Yunanistan’da da “Yunan Kandilli Rasathanesi” diyebileceğimiz Atina Ulusal Gözlemevi ve Geodynamic Insititute tarafından şehirde “konser depremi” diye adlandırılan micro depremler ölçümlenmiş.

    Metallica konserde artık şarkı sıralamıyor. Duygu yönetiyor.

    Kirk Hammett, Pisagor ve Zorba

    Konserin en güzel taraflarından biri Metallica’nın yıllardır yaptığı yerel selamlamaların Atina’da bambaşka bir anlam kazanmasıydı.

    Kirk Hammett, Pisagor ve Zorba

    Kirk Hammett ve Robert Trujillo’nun gelenekselleşmiş “doodle” (bizde potbori denmiyor mu yahu?) bölümünde önce Mikis Theodorakis’in ölümsüzleşmiş “Zorba the Greek” melodisi yükseldi stadyumda. O anda 80 bin kişinin yüzünde aynı gülümseme vardı sanırım. Hemen ardından Yunan Rock grubu Trypes’in “Den Choras Pouthena” parçasına geçmeleri ise jestin turistik değil gerçekten düşünülmüş olduğunu gösteriyordu.

    Ama belki de gecenin en güzel detaylarından biri hemen öncesindeki Kirk Hammett konuşmasıydı.

    Bir başka şarkı arasında ise “Make-A-Wish Vakfı” bağlantısıyla sahne kenarında bulunan ve kanseri atlatmış küçük bir hayrandan bahsetti. Onun bugün burada olabilmesinden ne kadar mutlu olduklarını anlatırken bir anda 90 bin kişilik stadın tonu değişti. Metallica’nın yıllardır bu kadar büyük kalabilmesinin sebeplerinden biri belki de tam olarak bu: Kendi mitolojilerinin içinde tamamen kaybolmamaları.

    Hammett, bugün kullandığımız modern müzik teorisinin temellerini atan Pisagor’un memleketinde olmaktan duyduğu mutluluğu anlattı.

    James Hetfield, Kirk Hammett ve Robert Trujillo

    Bir Heavy Metal konserinde Pisagor referansı duymak çok beklenen bir şey değil belki ama tam da Metallica’nın yıllardır kurduğu o garip dengeyi anlatıyor bu:

    Hem dünyanın en büyük Metal gruplarından biri olabilmek hem de hâlâ müziğin kültürel köklerine heyecan duyabilmek. Elbette ki bu konuşmanın üzerine de hemen pek çok tartışma başladı. Kirk Hammett’ın müzik teorisi cahilliğinden Pisagor’un aslında Yunan olmayışına kadar… Bunların hepsi başka bir yazı konusu olduğu için çok detaya girmiyorum ama belki şu ek bilgiyi vermekte fayda var:

    Pisagor elbette müzik teorisinin kaşifi değil ancak “müzik ve matematik arasında ilişki” fikrinin en büyük kurucularından biri. Kirk’ün bahsettiği mod isimleri gerçekten Antik Yunan kökenli: Dorian, Phrygian, Mixolydian. Özellikle Metal müzikte Phrygian ve Phrygian dominant çok yaygın. Metallica’nın riff dilinde de bunun izleri var. Yani Kirk aslında “kullandığım dilin tarihi sizin kültürünüze uzanıyor” gibi şiirsel bir bağ kurarak biraz seyirci tavlama sohbeti yapıyor sahnede.

    (Stüdyoİmge‘nin yarınki yazısı, Hacer Erişkin‘in bu konu üstüne verdiği bilgilerden oluşuyor. PİSAGOR: Matematikten Müziğe, Kozmik Uyumdan Ruhsal Huzura)

    James Hetfield’ın yaş alma biçimi

    Sanırım gecenin en etkileyici taraflarından biri James Hetfield’ın bugünkü neşeli, şakacı, yüzü hep gülen bol mimikli haliydi. Bir zamanlar öfkenin, bağımlılıkların, kırılganlığın, karanlığın içinden geçen bir adam bugün sahnede başka bir yerde duruyor.

      James Hetfield ve Robert Trujillo,

    Daha sakin. Daha kontrollü. Daha farkında. Çok neşeli ve hayatın ve sahnenin tadını çıkarır halde. Ama her zamanki hakimiyeti ve gücüyle. Bana kalırsa Heavy Metal’in “Godfather”I Lemmy’den aldığı sembolik mirası ve bayrağı bugün “Papa Het” dalgalandırıyor. (Lemmy’nin küllerinin karıştırıldığı boyayla yaptırdığı dövmeyi taşıyan Hetfield için mirası sadece sembolik taşıdığını söylemek az olabilir)

    James Hetfield

    Bir ara seyirciye dönüp: “Bu dünyanın en güzel mesleği… Hatta meslek bile değil aslında. Burada hepinizin önünde olmak ve bu ana şahitlik etmek…” demesi sahnede aldığı keyfin ve stattaki 90.000 kişiye olan minnetinin göstergesi gibiydi. (Tüm bu keyifli halini üç çocuğunun artık yetişkin olmasına, kendinden on beş yaş genç sevgilisine yakın zamanda su altında evlilik teklif etmiş olmasına ve hayatın tadını çıkarmasına bağlamak çok mu magazin dokunuşu olur bilemiyorum)

    “One”ın başlangıcında gecenin birkaç ufak teknik aksaklıklarından biri yaşandı. Snake Pit çevresinde Lars’ın davulu duyuluyor olsa da stadyumun geri kalanına ses gitmiyordu. Lars yeni davul değiştirmişti ve davulun sesi açılmamıştı. Lars Ulrich istifini hiç bozmadan çalmaya devam etti. Teknik ekip saniyeler içinde problemi çözdü ve şarkı hiç durmadan bütün gücüyle devam etti.

    Benzer bir anı Kirk Hammett’ın gitarlarıyla da yaşadık. “Fade to Black” sırasında gitarın teli koptu ama olay neredeyse Formula 1 pit-stop hızıyla çözüldü. Kirk birkaç saniye içinde gitar değiştirdi ve şarkı akışından hiçbir şey kaybetmeden tam da parçanın meşhur solosundan yeni gitarla devam etti. Bir benzer akordsuz gitar problemi de yine benzer hızda çözülüverdi. Bu arada açıkçası Lars gece boyunca beklediğimden çok daha iyi performans sergilerken gecenin zayıf halkası bu seferlik Kirk Hammett oldu.

    Greeny: Sahnede hâlâ yaşayan bir Rock tarihi

    Gitar değişimi

    Konserin en hoş detaylarından biri de Kirk Hammett’ın “Fade to Black” sırasında teli kopan gitarının sıradan bir enstrüman olmamasıydı. Hammett o anda Rock ve Blues tarihinin en meşhur gitarlarından biri olan “Greeny”yi çalıyordu.

    1959 yapımı Gibson Les Paul Standard olan “Greeny”, adını ilk büyük sahibi Peter Green’den alıyor. Fleetwood Mac’in kurucusu Peter Green’in ardından gitar yıllarca Gary Moore’un elinde kaldı ve Moore’un kariyerinin en önemli kayıtlarında kullanıldı. Daha sonra Kirk Hammett tarafından satın alınan gitar bugün artık yalnızca değerli bir vintage enstrüman değil; Rock tarihinin yaşayan parçalarından biri gibi görülüyor. Bazı kaynaklarda değerinin milyon dolar seviyelerine ulaştığı konuşuluyor.

    İşin en güzel tarafı ise Hammett’ın bu gitarı bir koleksiyon kasasında saklamak yerine hâlâ sahnede aktif biçimde kullanıyor olması. Çünkü bugün birçok müzisyen böyle bir gitarı sigortalı bir müze objesi gibi korumayı tercih ederdi. Kirk ise Greeny’yi hâlâ turneye çıkarıyor, terletiyor, tel kopartıyor ve 80 bin kişilik stadyumlarda çalmaya devam ediyor.

    Belki de gitarın ruhuna en uygun şey bu.

    Çünkü Greeny’nin hikâyesi biraz da cam fanuslarda korunmuş kusursuzluk hikâyesi değil.

    Sahnede yaşlanmış bir gitarın hikâyesi. Ve burada insan sahnenin görünmeyen tarafını fark ediyor.

    Metallica’nın görünmeyen gücü: Sahne arkası

    M72’nin en etkileyici taraflarından biri Metallica’nın sahne arkasındaki kadrosunun yıllardır neredeyse hiç değişmemesi. Enstrüman teknisyenlerinden ses mühendislerine, sahne koordinasyonundan turne ekibine kadar gittikçe yaşlansa da birlikte kalmaya devam eden bir ekip var grubun arkasında. Ve bu durum sahne kenarından inanılmaz net hissediliyor.

    James Hetfield’ın yaklaşık 20 yıldır yanında olan gitar teknisyeni Chad Zaemisch, grubun dijital amfi sistemlerine geçişinde kritik rol oynayan ve James’in konser boyunca sürekli değişen gitarlarını ve efekt pedallarını yöneten isimlerden biri. Kirk Hammett’ın 25 yılı aşkın süredir birlikte çalıştığı Justin Crew ise yalnızca Kirk’ün gitarlarından değil, sahnedeki karmaşık efekt zincirinden ve ikonik “Greeny” gitarının bakımından da sorumlu. Robert Trujillo’nun bas teknisyeni Zach Harmon, sadece ton ve ekipman yönetimiyle değil, grubun genel sahne ve stüdyo ekipman koordinasyonunda da önemli görev üstleniyor. Lars Ulrich’in davul teknisyeni Jimmy Clark ise sahnenin dört farklı noktasına taşınan dev davul sisteminin her şehirde aynı kararlılıkta çalışmasını sağlayan isimlerden biri.

    Lars Ulrich

    Ve tabii bu organizmanın görünmeyen merkezlerinden biri de Metallica’nın yıllardır birlikte çalıştığı efsanevi FOH (front of house) mühendisi “Big Mick” Hughes. Grubun ilk günlerinden beri, yaklaşık 40 yıldır grubun canlı sesinden sorumlu olan Hughes, Metallica konserlerinin devasa ama aynı zamanda şaşırtıcı derecede temiz ve güçlü duyulmasının arkasındaki ana mimarlardan biri olarak kabul ediliyor.

    Bir noktadan sonra konser izlemekten çok, dehşet iyi yağlanmış dev bir makinenin çalışmasını izlemeye başlıyorsunuz. Ama bu “mekanik” bir kusursuzluk değil.

    Tam tersine yıllardır birlikte çalışan insanların geliştirdiği reflekslerin kusursuzluğu.
    Herkes ne yapacağını biliyor.

    Metallica bugün biraz da onlarca yıldır birlikte çalışan dev bir yol ekibi sayesinde hâlâ Metallica gibi görünüyor.

    Metallica neden hâlâ bu kadar büyük?

    Belki de cevap tam burada. Metallica bugün gençliğini taklit etmiyor. Yaşını taşıyor. James Hetfield artık 1989’daki James değil. Lars artık teknik olarak kusursuz olmaya çalışmıyor. (Hiç oldu mu tartışılır) Kirk artık “gitar kahramanı” gibi davranmıyor, sahnede hatalar yapıyor, gülüp şakaya vurup devam ediyor. Robert Trujillo ise grubun görünmez motoruna dönüşmüş durumda. Bu arada konser sırasında bass’ların yüksekliği şaşırtıcıydı.

    Metallica

    Grubun karizması hâlâ inanılmaz. Çünkü Metallica bugün kendi tribute band’ine dönüşmüş gibi görünmüyor. Hâlâ yaşayan bir grup gibi görünüyor, hissediliyor.

    Bu çok büyük fark. Bazı gruplar geçmişlerini çalar. Metallica ise hâlâ bugünde çalıyor. Ve bir kere daha vurgulamak gerekir ki sadece grup değil bu dünya devi marka çok iyi yönetiliyor.

    Ve sonra rüya bitti

    Konser sonunda tüm sahne çevresini kuş besler gibi pena ile besledikten ve defalarca teşekkür ettikten sonra ekranlarda Atina ve Atina’daki hayranların görüntülerinin döndüğü video ile stadın ışıkları açıldı ve seyirciler stadı terk etmeye başladı.

    Yüzlerde garip bir ifade vardı. Yorgunlukla mutluluk arasında bir yerde. Çünkü bazı konserlerden sonra “iyi çaldılar” dersiniz. Bazılarından sonra ise başka bir şey hissedersiniz. Bendeki his “biz ne yaşadık” idi.

    Lars Ulrich ve James Hetfield

    Atina’dan ayrılırken kulağımda kalan şey sadece distortion değildi.

    Bir yanda 60 yaşını geçmiş dört müzisyenin hâlâ iki saat boyunca dev bir sahneyi yönetebilmesi vardı. Diğer yanda ise dünyanın farklı yerlerinden binlerce insanın aynı şarkılarda aynı anda bağırması, gözleriyle birbirinin heyecanını paylaşabilmesi vardı.

    Belki de Metallica’nın gerçek gücü burada. 45 yıldır sadece müzik yapmıyorlar. İnsanların hayatlarında yer kaplıyorlar.

    Ve biz o akşam sadece bir konser izlemedik, sahnenin göbeğinde dehşet bir rüya yaşadık.

    Konsere gidemeyenler için minik bir hizmet.
    Peter Green, Greeny ve Kirk Hammett
    heavy metal metallica thrash metal yabancı
    Önceki yazıHAIR: Bırak Güneş İçeri Girsin
    Özgür Poyrazoğlu

    Şarkıların ardındaki hikâyeleri ve müzik tarihinin izlerini yazıya döken biri ve Zeynep Poyrazoğlu'nun babası. Motorcu.

    İlgili Yazılar

    HAIR: Bırak Güneş İçeri Girsin

    13.05.2026Yazan: Burak Kumpasoğlu

    BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: Jenerasyonlar Arası Bir Rock Köprüsü

    12.05.2026Yazan: Zeynep Poyrazoğlu

    ZAPPA ÖLDÜ – 10 Aralık 1971. Zappa Sahnesinde Kırılan Gece

    10.05.2026Yazan: Stüdyoİmge

    ZAPPA/DEEP PURPLE – Smoke On The Water. Bir Gecenin Küllerinden

    09.05.2026Yazan: Stüdyoİmge

    L’ANGELO MISTERIOSO? Kim ki Bu Gizemli Melek?

    07.05.2026Yazan: Turgay Yalçın

    TURNELER: Pink Floyd’dan U2’ya, Yıllar Sonra Gelen “Hâlâ İş Var” Mesajı

    06.05.2026Yazan: Sinan San
    En son yazılar
    Konser & Etkinlik

    METALLICA Atina. Biz O Akşam Ne Yaşadık?

    Yazan: Özgür Poyrazoğlu14.05.2026

    İyi bir Snake Pit deneyimi ancak Metallica konserinde yaşanır. 2022’de bir anda duyurulan, 2023’te yayımlanan 72 Seasons albümünün eşlikçisi M72 turnesi dördüncü yılında Avrupa ayağını Atina’da başlattı.

    HAIR: Bırak Güneş İçeri Girsin

    13.05.2026

    BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: Jenerasyonlar Arası Bir Rock Köprüsü

    12.05.2026

    Batu T: Sanki; Yok Farkı Şansın, Doksanlardan…

    11.05.2026
    Öne çıkanlar

    Krizz: Masada Değil, Sahnede Türkçe Heavy Metal

    14.04.2026

    Hissikablelvuku: Sezginin Kalpte Doğduğu Yer

    06.03.2026

    Görkem Karabudak: Oyun Alanından Derinliğe ve Müziğin Akışına Teslim Olmak

    28.01.2026

    BÜYÜK EV ABLUKADA Bizim İçin Bir Vaha

    22.04.2026
    Etiketler
    alternative rock anadolu pop art rock big big train blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca david bowie derleme dünya müziği edebiyat elektronik eric clapton folk rock frank zappa glam rock hakan türkoğlu hard rock heavy metal ilhan irem indie kargo led zeppelin leyan senay mavi sakal mekan müzik basını pentagram pop progressive rock psychedelic rock punk rap rock sinema stairway to heaven stüdyoimge tarih teoman the rolling stones thrash metal vecdi yücalan yabancı yerli
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    METALLICA Atina. Biz O Akşam Ne Yaşadık?

    14.05.2026

    HAIR: Bırak Güneş İçeri Girsin

    13.05.2026

    BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: Jenerasyonlar Arası Bir Rock Köprüsü

    12.05.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.