Turneler müzik dünyasının şüphesiz vazgeçilmez bir olayı. 2000’lı yıllardan önce turnelerdeki amaç hem para kazanmak hem de yeni çıkan albümü konserlerde sevdirerek daha çok satılmasını sağlamaktı. Fakat internetten bedavaya müzik indirebilme imkânı başlayınca, albüm satmak eskisine göre çok zorlaştı. Eskiden müzisyenlerin en büyük gelir kapısından biri albüm satışıyken, bugün bu gelir kapısını eski kârlılığını yitirmiş bulunmakta. Bu durum müzisyenleri daha çok turne yapmaya itmekte, çünkü gelir kapısı olarak ellerinde turneler kaldı. Bu stratejinin bugüne kadar iyi tuttuğu ortada. Sinan San eski albümler için yıllar sonra düzenlenmiş ve çok talep görmüş turnelerden bahsediyor bu yazıda.
KISS: Alive
Anniversary Tour denince, bu trendi Rock dünyasına başarısıyla oturtmuşlar arasında Kiss’in 2008’de 35. yıl dönümü olarak sahnelere taşıdığı Alive turu bulunmakta.
Çünkü ciro olarak en tepelerde yer alışı, birçok diğer müzisyen ve grupların bu temaya yönelik iştahlarını kabarttıydı. Zaten bu albüm zamanında piyasaya çıktığında da satışlarda başta fazla başarılı olamamışken, grubun turnesine çıkmasıyla sahnede yarattığı enerjiyle patlamış bir albümdü.
35 yıl sonra benzer enerjiyi bizde hâlâ iş var derecesine tekrar canlandırmak istediler ve yine çok başarılı oldular. “Rock and Roll All Nite”, “Deuce” ve “Black Diamond” ile yine grubun hayranları konserlerde kendilerinden geçtiler mesela.
Roger Waters: The Dark Side of the Moon
Eski albümlerin turnesini yıllar sonra gerçekleştirmeye meraklı bir başka isimse, Pink Floyd‘un eski lideri Roger Waters. 1992’de çıkardığı “Amused To Death” ile “Is This The Life We Really Want” arasında 25 yıl yeni stüdyo albümü kaydetmeyen müzisyen, aradan geçen çeyrek asırlık zamanda iki kere Pink Floyd’un iki eski albümünün turnesini solo olarak gerçekleştirdi.
2005’te herkesi şaşırtarak 1985’te terk ettiği Pink Floyd ile bir araya gelmeyi kabul etmesinin ertesi yılında Roger Waters sürpriz şekilde grubun efsanevi albümü “The Dark Side Of The Moon”un turnesini solo olarak gerçekleştirme kararı aldı.
Turnenin nedeni olarak albüme kendisinin o güne kadar hakkettiği değeri vermediği ve bu turneyle albüme hakkını teslim edeceğini belirtti. Konserlerin ilk yarısı Pink Floyd klasikleri ağırlıklı olarak solo kariyerinden de 2-3 tane örnek içeren, ikinci yarıları baştan sona “The Dark Side Of The Moon”un çalındığı şekilde gerçekleşti.
Hatta bu turne kapsamında İstanbul’da Kuruçeşme Arena’da unutulmaz bir konser verdi. Sahne önünde bendeniz de bu konseri izleyerek ruhumu teslim ettimdi. 2010 yılındaysa, bu sefer Pink Floyd‘un 1979’ta çıkardığı efsanevi “The Wall” albümünün turnesini yapacağını söyledi.
Hedef 1980 ve 1981’deki Pink Floyd turnelerindeki şovu, ilerlemiş teknolojiyle daha da üst seviye taşımaktı. Gerçekten de bu turne müzik tarihinin gelmiş geçmiş en büyük görsel şölen oldu. İstanbul, üç yıl süren turnenin sonlarına doğru 2013’te İTÜ Arena’da Roger Waters’a ev sahipliği yaptı.
Bryan Adams: Waking Up the Neighbours
Bryan Adams da 2010’lu yıllarda eski albümlerinin 20. ve 30. yılları şerefine turneler gerçekleştirmiş bir müzisyen. 2011’de 1991’de çıkarmış olduğu “Waking Up The Neighbours”un 20. yılı şerefine, 2011-2012 döneminde “Waking Up the Neighbours 20 Anniversary” turnesini gerçekleştirdi.
Bu albüm 1980’li yılları başarılı şekilde geçirmiş Bryan Adams‘ın 90’lı yıllara da hızlı ve başarılı bir giriş yapmasını sağlamıştı. Hatta 90’larda “18 Till I Die” (1996) ve “On A Day Like Today” (1998) gibi iki başarılı albüm daha kaydetmiş, ama “Waking Up the Neighbours” satış rakamları ve liste başarısı daha yukarlarda kalmıştı.
“Waking Up the Neighbours” içerisinde “House Arrest”, “Can’t Stop This Thing We Started”, “Thought I’d Died And Gone To Heaven”, “Do I Have To Say The Words” ve “(Everything I Do) Do It For You” şarkılarını yer almaktaydı. Bu şarkılara turnede yer verilirken, geri kalanında Kanadalı müzisyen diğer albümlerinden öne çıkmış şarkıları çalıyordu.
Devamında Reckless Anniversary Tour, 2014’te o albümün 30. yılı olması bahanesiyle Bryan Adams’ı yeniden yollara düşürdü. Bu albüm 80’li yılların başından itibaren şöhret basamaklarını yavaş yavaş tırmanmaya başlamış müzisyenin, “Reckless “ile beraber basamakların çoğunu bir anda atlamasını sağlamıştı.

İçerisinde “Run To You”, “Somebody”, “Summer Of 69′”, “Kids Wanna Rock” ve Tina Turner ile bir düet olan “It’s Only Love”şarkılarını barındırmaktaydı. Özellikle “It’s Only Love”daki Tina Turner ile düet yapmak, kendisinin kariyerine büyük fayda sağlamıştı. Büyük satış rakamları ve müzik listelerindeki başarıları “Reckless”ı 80’lerin en önemli albümlerinden biri haline getirdi.
2014 yılında bu albümün 30. yılının turnesini gerçekleştiren müzisyen, konserlerine “Reckless” albümünün baştan sona çalarak başlıyor ve ardından geri kalan sürede diğer albümlerindeki hit şarkılara yer veriyordu. Devam eden zaman dilimi içerisinde Bryan Adams birçok yeni albüm yaparak yollara tekrar düştü, hatta 2019 ve 2024’te tekrar İstanbul’a geldi.
The Moody Blues: Days Of Future Passed
Anniversary Tour denince, The Moody Blues‘un 1967’de çıkarmış olduğu Days Of Future Passed turnesine değinmeden de geçmek pek mümkün değil. Bu albümün çıkışının 50. yıl dönümünü adına gerçekleştirilen turnede, grubun devam eden üyeleri enerjilerini 50 yıl aradan sonra bile koruyor olmalarıyla gerçekten çok takdir edildiydiler.
“Days Of Future Passed” grubun ikinci stüdyo ve ilk konsept albümü olup, The Moody Blues’u uluslararası anlamda milyonlara sevdiren ilk çalışmaydı. Ayrıca ilerleyen yıllardan senfonik Rock akımının öncüsü kabul edilmeye başlandı. “Days Of Future Passed” albümünün en meşhur şarkıysa tartışmasız “Nights In White Satin”.
Grubun bu turnesi aslında son yıllarda yollara düşmeye meraklı olmalarından dolayı yaratılmış bir çeşit bahaneydi. Zira The Moody Blues 2003’teki “December” albümüne kadar yaklaşık 40 yıl stüdyo albümleri kaydetmeye devam etmiş, sonraki senelerde konserler ve turneler için bir araya gelmeye devam ettiydiler. Konserlerin ilk yarısında The Moody Blues klasikleri çalarken, ikinci yarının hepsini “Days Of Future Passed” albümüne ayrıldıydı.
U2: Song of Innocence
Bu konuda bir başka örneği de U2‘dan vermek istiyorum. İrlandalı topluluk “Song Of Innocence” 2014’te çıkardı ve ardından turnesini gerçekleştirdi.
Ancak turnenin bitmesinin ardından yollara düşmek için bahane arayan topluluk, çareyi 1987’de çıkardıkları grubun gelmiş geçmiş en başarılı albümü kabul edilen “The Joshua Tree”nin 30. yılı kutlaması adına bir turne gerçekleştirmekte buldu. “The Joshua Tree”içerisinde U2’nun klasikleşmiş şarkıları olan “Where The Streets Have No Name”, “I Still Haven’t Found What I’m Looking For” ve “With Or Without You”yu barındırdığı için grubun en sevilen albümü olarak bilet satışlarında hiç zorlanılmayan bir turne sağladı.
U2 konserlerde 80’lerde kaydettikleri ve önemli hit olan “Sunday Bloody Sunday”, “New Year’s Day”, “Bad” ve “Pride (In The Name Of Love)” şarkılarını çalarak konserlerine başlarken, ardından The Joshua Tree baştan sona kadar icra ettikleri bir turne gerçekleştirdi. Yine kimsen 30 yıllık albümü yeniden turnesi mi olur diye de şikâyet etmediği bir girişimdi.
Eric Clapton / Steve Winwood: Blind Faith
Tam olarak Anniversary Tour olarak lanse edilmeyen, fakat detaylı düşünüldüğünde aynı özelliklere sahip olan bir turneye daha dikkat çekmek istiyorum. Eric Clapton ile Steve Winwood’un 1969 yılında oluşturdukları Blind Faith, tek albümlük bir ‘super group’ idi.
2009 yılında ikisinin beraber turneye çıkma kararı da bu albümün 40. yılının kutlaması gibiydi. Zaten Blind Faith parçalarından “Sea Of Joy”, “Can’t Find My Way Home” ve “Had To Cry” gibi şarkılarının çalındığı bir turneydi.

Özellikle Jimi Hendrix’in “Vodoo Child” ve “Little Wing” parçalarına yaptıkları yorumlar, Eric Clapton ve Steve Winwood hayranlarının akıllarından hiç çıkmadı. En başta Amerika’da 14 tane konseri içermesi planlanan turne, Madison Square Garden’da gerçekleşen performansının konser albümü yayınlanmasıyla taçlandırıldı.
Devamı da 2010’da turneye içinde hazirandaki İstanbul’daki konserinde bulunduğu Avrupa ayağının eklemesiyle geldi. Hatta o yazdan sonra başladığım Liverpool’daki yüksek lisansım sırasında, Steve Winwood‘un kendi konserine denk gelmiş ve bileti almaya gittiğimde girişte kendisini görmenin ardından yanına giderek kendisini İstanbul’daki konseri hakkında kısa bir sohbet gerçekleştirebildimdi.
Camel: Moonmadness
Progressive Rock dünyasının önemli topluluklarından biri olan ama genel müzik dinleyici kitlesinde aynı karşılığı görmemiş Camel 2016’da 1976 çıkışlı “Moonmadness”ın 40. yıl turnesini gerçekleştirmeye karar verdi.
Son stüdyo albümünü 2002’de gerçekleştirmiş grubun bu turnesi belki de bugüne kadar Camel’ın en fazla ilgiyi toplayan girişimi olarak 2018’e kadar uzandı. Hatta aynı yıl İstanbul konseri açıklandı ve yoğun bilet satışı üzerine hemen ikinci gecesi eklendi.
Bu turnenin konserlerinin ilk yarılarında “Moonmadnes”s baştan sona çalınıp, grubun diğer klasikleri ikinci yarılara bırakıldı. Grubun lideri Andrew Latimer’in turne boyunca bel fıtığı yüzünden sorun yaşaması, sahnedeki performansına da yansımadı.
Kansas: Point of Know Return
Kansas’ın 2016’da başladığı Point of Know Return için gerçekleştirdiği 40. Anniversary turnesi de klasik ve doğru uygulanmış formülleriyle gerçekten başarılı bir örnekti.
Hatta bunun başarısı üzerine grup anniversary turnelerine devam etti. Konserlerinin ilk yarıları Kansas klasikleri ve ikinci bölümleri “Point of Know Return”ün icra edildiği performanslardı.
Üstelik grubun solisti Steve Walsh’in ayrılığı sonrasında değişen vokale rağmen hayranları tatmin edebilmek önemli bir başarıydı. Turne en son 2021’de çıkarılan konser albümüyle taçlandırıldı.
Cyndi Lauper: She’s So Unusual
Cyndi Lauper ise eski popülaritesini geri kazanmak adına eski albümüne yeni bir turne gerçekleştirme kararı alan bir başka isimdi.
80’lerin çılgın yıldızı Cyndi Lauper.90’lardan itibaren kariyerinin inişe geçmeye başlamasının en sonunda 1983 yılında çıkardığı ve olay olmuş “She’s So Unusual” albümünün 30. yılı turnesini gerçekleştirdi.
Bu albümün baştan sona çalmasının yanında yaptığı coverlarla da seyircinin beğenisini kazandı. Açıkçası son 30 yılda gerçekleştirdiği en çok seyirci topladığı ve en büyük çaptaki turnesiydi bu.
Zaten 30. yıllını kutladığı albümün içerisinde “Money Changes Everything”, “Girls Just Want To Have Fun”, “Time After Time” ve “She Bop” parçaları genellikle Cyndi Lauper konserlerinde en çok duyulmak istenen şarkılarıdır zaten.
Jethro Tull: Aqualung
2020’lere geldiğimizde ülkemize defalarca gelmiş ve turne canavarı sayılabilecek Jethro Tull’ın 2021 için planladığı “Aqualung”un 50. Anniversary Turnesi dikkat çekti.
Pandemi nedeniyle çeşitli kesintilere uğraması nedeniyle adam akıllı 2022’de başlayan bu turnede Ian Anderson, albümü baştan sonra çalmak yerine setlist içerisine serpiştirmeyi seçti ve genel olarak konserlerde bir hikâye anlatımı sundu.
Ayrıca anniversary turnesi geleneğinin aksine şarkıları albümdeki halleriyle birebir çalmak yerine modernize etmeyi tercih etti. 2023 yılına kadar uzayan bu macera, Steven Wilson tarafından albümün yeni mikslenmiş versiyonuyla desteklendi. Tabii ki konserlerin en büyük yıldızları yine “Aqualung”daki şarkılardı.
Sonuç olarak, yazıda gördüğümüz kadarıyla eski albümlerin yeni turneleri gayet çok talep gören girişimler. Zaten müzisyenler veya grupların belli bir başarıyı elde ettikten sonra yaptıkları albümler eskilerinin ister istemez gölgesinde kalmakta. Yeni albüm turnelerinde bile klasikleşmiş şarkıları seyircilerin talep etmesinden dolayı, en başarılı olmuş albümün baştan sona veya çoğunun çalındığı sahne listeleri gayet başarılı olmakta.
Bazı müzikseverler üretmeden eskinin önlerine konmasından şikâyet etseler bile, ciddi anlamda böyle düşünüler azınlıkta.











