Evrencan Gündüz, aşk temalı yeni albüm yolculuğunu, Moda Sahne’deki samimi konser deneyimi ile paylaşıyor. Moda Sahne’nin dairesel platformunda kurulan o büyülü atmosferde; keman, çello ve saksafon tınılarının eşlik ettiği “Acı Verir Zaman” gibi eserler, henüz yayınlanmadan kitlelerin hafızasına kazınıyor. Zeynep Poyrazoğlu’nun gözlemleriyle, bir karaoke barın sıcaklığını taşıyan bu performans; seyirciye verilen interaktif direktiflerle toplu bir iyileşme ayinine dönüşüyor. Geçmişin “Burçak Tarlası” heyecanından bugünün olgun duruşuna kadar her evreyi kapsayan müzikal bir buluşma.
24 gün sonra yeni bir Evrencan Gündüz albümü geliyor. (Ben 24 gün kala yazmaya başladım siz ne zaman okursunuz bilemiyorum :)) 8 Mayıs’ta yayınlanması planlanan albüm 7 tane aşk şarkısından oluşuyor.
“Hadi Evrencan nerde o eski duygusal, romantik adam dediniz: İşte geldim burdayım” diyor Evrencan. Albümün ilk iki şarkısı; “Acı Verir Zaman” ve “Biz Ayrılmayız” çoktan dinleyicisiyle buluştu ve 4 Nisan Moda Sahne konserinde ne kadar yüksek sesle eşlik edildiğine bakarsak çok beğenilmişler.
Albümün kalanı daha çıkmamış olsa da akustik versiyonlarını konserde dinleme fırsatımız oldu ve biraz konserden bahsedeceğim bu yazıda. Konser alanı büyük bir topluluk barındırmaya çok uygun değil. Ortasına kurulan dairesel sahne de bu kapasiteyi iyice azaltarak konser için sıcak ve samimi bir ortam oluşturuyor.
Yazıya başlamadan önce konseri tanımlamak için aklımda bir cümle vardı: Sanki bir karaoke barda arkadaşınız sahneye çıkmış da ona eşlik ediyormuşsunuz gibi. Bence bu cümle hem konseri hem de Evrencan’ın ekibiyle ve seyirciyle olan ilişkisini çok güzel özetliyor. Konser boyunca Evrencan’ın 18 yaşından askerdeki haline, âşık hallerinden terk edilmiş ve hüzünlü hallerine kadar her halini o dönem yazdığı şarkılar üzerinden ayrı birer sanatçı gibi deneyimledik. Konseri anlatmaya girişte dağıtılan kitapçıklardan bahsetmeden başlayamam ama.
Kitapçığın ilk sayfası aşk üzerine. İkinci sayfasında biraz konserden bahsediyor Evrencan. Son iki sayfasında da yeni çıkacak albümden çalınacak şarkıların sırası ve seyircinin eşlik edeceği yerlerle ilgili direktifler var.
Albümün lansman konseri 16 Mayıs’ta Blind’da olsa da 4 Nisan konseri apayrı bir deneyimdi. Yeni şarkılardan coverlara, sahnedeki ekibin enerjisinden konuk sanatçılara kadar her şeyiyle muhteşem bir konserdi diyebilirim.
Sahnedeki ekip keman, çello, saksafon/klarnet, klavye, bas gitar, ritim gitar ve lead gitar/vokal yani Evrencan’dan oluşuyor ve sahnenin kuruluş şekli seyircilerin nerede olurlarsa olsunlar müzisyenlerden en az birini rahatlıkla görmesini sağlıyor.
Konser boyunca yedisi yeni albümden olmak üzere yaklaşık yirmi şarkı dinledik. Belki konserden önce de dinlediğim içindir ama favorimin “Acı Verir Zaman” olduğunu çok net bir şekilde söyleyebilirim. Canlı dinlemesi en zevkli olan şarkı için de rahatlıkla “La La La” diyebilirim. Bir salon dolusu insanla aynı şarkıyı söylemenin verdiği hazdan bahsetmeme gerek bile yok ama herkese bir Evrencan Gündüz konserine gidip bağırarak bu şarkıyı söylemelerini öneriyorum.
400 kişiyle birlikte “Adam gibi ağlayacağım” diye bağırmanın gerçekten de iyileştirici bir etkisi var. (Keşke deyip ölmekten güzel :)) Bahsetmeden geçemeyeceğim bir diğer şarkı ise tabii ki “Burçak Tarlası”. Hem “Burçak Tarlası”’nı ilk Evrencan’dan dinlediğim için hem de Evrencan’ı ilk bu şarkıyla keşfettiğim için bendeki yeri çok ayrı. (Keşfettim dediğime bakmayın annem arabada açınca ilk tepkim bu ne anne olmuştu ama her çocuğun böyle bir dönemi olmuştur illa ki.)
Canlı dinlemenin zevki başka oluyormuş ama. Annem ilk arabada açmaya başladığı zamanlar anneme beğenmedim desem de içten içe çok sevmiştim ve zamanında okuduğum okulun lisesinde konsere geleceğini duyunca ne kadar heyecanlandığımı hatırlıyorum. Bizim gitmemiz tabii ki yasaktı ancak müzik denilince beni mi tutacaklar. Antrenmanımız olduğu için zaten okuldan geç çıkıyorduk. Antrenman çıkışı kaçarım deyip birkaç şarkı dinlemiştim ancak “Burçak Tarlası” gelmeden “Siz burada ne yapıyorsun?” diye yakalanmıştık. (Arkadaşlarımı da sürükledim tabii ki, beni kimse tutamaz dedim ama liselilerle dolu bir bahçeye tek başıma gidecek kadar da iddialı değildim.)
Bu olaydan sonra uzun bir süre dinlemedim ancak ben de liseye geçince yavaştan tekrar dinlemeye başlamamla “Hadi konsere gidelim” halimin gün yüzüne çıkması bir oldu. 4 Nisan konserine kadar denk getirememiştik ancak babam hadi gidiyoruz dediğinde ne kadar heyecanlandığımı anlamışsınızdır bence.
Keşke gitmeseydim dediğim bir konser daha olmadı (muhtemelen de olmayacak) ama şiddetle önerdiğim konserler listesinde çok yukarıya yerleşmiş bir deneyim oldu. Denk getirebilirsem lansman konserine de gidip bir de albüm yazısı patlatsam süper olur gibi. Blind çok büyük bir mekân olmadığı için gideceklerin şimdiden biletlere bakmaya başlamasını öneririm. (Kesinlikle kendime bir not olarak yazmadım.)






