Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      SONG SUNG BLUE: Başka Seslerin Gölgesinde Bir Film

      20.05.2026

      ROSS THE BOSS: Manowar’ın Evrensel Yüzü

      30.04.2026

      PodsyLive: Mobilden Sahneye Uzanan Köprü

      06.04.2026

      Günahların Müziği SINNERS ya da BLUES’UN KARANLIK HAFIZASI

      26.03.2026

      METALLICA Atina. Biz O Akşam Ne Yaşadık?

      14.05.2026

      BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: Jenerasyonlar Arası Bir Rock Köprüsü

      12.05.2026

      OGÜN SANLISOY: Henüz Yaşanmamış Bir Gecenin Setlist’i

      04.05.2026

      ERIC CLAPTON ile Kraków’da Bir Gece: 60 Yıllık Bir Blues Hikâyesi

      02.05.2026

      Deep Purple – In Rock (1970)

      19.05.2026

      JOE JACKSON ve BRUCE HORNSBY’den Piyano Merkezli İki Albüm, İki Farklı Ses ve Anlatım Biçimi

      01.05.2026

      Budgie (1971)

      03.04.2026

      EPITAPH: Mezar Taşındaki Kehanet ve İNSANLIĞIN KENDİ ELİYLE ÇİZDİĞİ KADER

      25.03.2026

      FLÖRT ve Müzikal Yolculuğu. Üç İsim, Dört Mevsim

      08.05.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      Biraz Güney Esintisi… Biraz mı? THE BLACK CROWES

      22.05.2026

      L’ANGELO MISTERIOSO? Kim ki Bu Gizemli Melek?

      07.05.2026

      AZİZA A.: Çeyrek Asır Sonra “Hayat Hâlâ Groove”

      23.04.2026

      DAVID BOWIE: Yasın Beş Rengi

      21.04.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      Biraz Güney Esintisi… Biraz mı? THE BLACK CROWES

      22.05.2026

      HAKAN DEDELER: Tanbur Geceyi Çağırıyor

      21.05.2026

      SONG SUNG BLUE: Başka Seslerin Gölgesinde Bir Film

      20.05.2026

      Deep Purple – In Rock (1970)

      19.05.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • N’olmuş?
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Röportaj»Vecdi Yücalan ve Aptülika ile Objektif
    Röportaj

    Vecdi Yücalan ve Aptülika ile Objektif

    Bülent Seyitdanlıoğlu; Vecdi Yücalan ve Aptülkadir Elçioğlu ile OBJEKTİF’in doğuşu, mücadelesi ve sahnedeki gücü üzerine yaptığı bu samimi röportaj ile 37 yılın hikâyesini ve bu iki ustanın Türkçe Rock, şarkı sözü yazarlığı, Rock barlar, Rock müzisyenin sorunları ve yeni şarkılar üzerine konuştu.
    Bülent SeyitdanlıoğluBülent Seyitdanlıoğlu30.07.202512 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    Türkiye’de Rock’n’Roll denilince ilk akla gelen isimlerden biri, VECDİ YÜCALAN ve Rock âleminin, çizgileriyle ve yazılarıyla büyük abisi APTÜLKADİR ELÇİOĞLU, namı değer APTÜLİKA. Bu iki ismin benim için bir başka özelliği, her ikisinin de gönül kahramanım olması ve bu nedenle ayrıcalıklı günlerimden birisini yaşıyor olmam.

    Bülent, Vecdi ve Aptül. Mayıs 2023

    Bir önceki hafta pazar günü Ankara’da verdikleri konsere katılamadığım için ziyadesiyle üzgündüm ama şu an beraber ve çok mutluyum tabii ki.

    Kahvaltı yapılıyor, çaylar içiliyor. Hemen ardından indiğimiz stüdyoda, Objektif’e ve Rock’n’Roll’a dair sımsıcak, zaman zaman hararetli bir sohbete de başlıyoruz.

    –Bülent Seyitdanlıoğlu: Objektif ses örgüsünde şarkı sözleri ve bu bağlamda Türkçe çok önemli. Kuruluşundan bugüne Türkçe Rock yapıyor ve sözleriyle de her daim farklı bir grup!

    –Vecdi Yücalan: Yıllar evvel, 1991 yılında Şebnem Ferah, Türkçe Rock olur mu diyordu Volvox döneminde. Sonra kendisi de Türkçe Rock yapmaya başladı. Yine aynı dönemde Pentagram grubunun da eleştirilerine maruz kalmıştım. Yine Pentagram da Türkçe Rock yapmaya başladı.

    –Bülent: Rock’ın Türkçe de yapılabildiğinin en büyük kanıtı Objektif aslında!

    –Aptülkadir Elçioğlu: İlginç bir şey. Rock müzik yapıyorsan dünyaya açılman gerekiyor ve belki de bu nedenle Rock için bu gereklilik ortaya çıkıyor gibi. Benim için, kullandığı dil değil de müziği nasıl sorusu daha bir ön plana çıkıyor. Ama yine de Türkiye’de ve Türk dinleyici için müzik yapıyorsan, Türkçe Rock yapmak daha doğru geliyor. Ben bu konuda söyleyecek sözü olan var mı diye bakıyorum.

    –Bülent: Aynı konu sanat için de geçerli mi?

    –Aptül: Evet. Resimde de Türk motiflerini kullanmak önemli. Kullanabilen kullanır. Mesela buna iyi bir örnek Bedri Rahmi’dir. Fakat Nejat Devrim de renkçidir ve o yönden kuvvetlidir. Türkçe Rock’da buna en iyi örnek Bulutsuzluk Özlemi. Nejat Yavaşoğulları’nın yazdığı sözler bu konuda çok başarılı ve tabii ki Objektif’in sözleri de. Yine Teoman’ın şarkı sözlerinde edebi bir bakış açısı var ve çok kıymetli.

    –Vecdi: Ben Şebnem Ferah’ın da şarkı sözlerini çok severim. Güzel şeyler yazdı.

    –Aptül: Biraz üzücü onun şarkı sözleri.

    –Vecdi: Ama başından geçenler de mühim burada. Hayatında birçok kırılma noktası var, depremde kaybettikleri de etkili oldu şarkı sözlerinde.

    –Aptül: Ben, bu kadar hüznü, Şebnem Ferah’a yakıştıramıyorum; daha neşeli, daha renkli, daha cıvıl cıvıl sözler bekliyorum ondan. Bana çok karamsar geliyor.

    Şebnem Ferah ve Aptülika. 1991

    –Vecdi: Biz onun 90’lar Volvox dönemini biliyoruz. Şimdi çok farklı. Kayahan da kanser olduğunda, belki de en derin ve en kişisel şarkı sözlerini yazdı.

    –Aptül: Bir belirleme daha yapmak istiyorum. Şarkı sözü ve şiiri ayırmak lazım. Mesela Nazım Hikmet’in şiirini büyük bir cüretle alıp doğrudan şarkı yapabiliyorlar.

    –Vecdi: İstediği gibi kesip biçerler.

    –Aptül: Ama Billy Joel örneğinde olduğu gibi, Batı’dakilere baktığımız zaman, şarkı sözleri asla şiir gibi değil. King Crimson’ın şarkı sözlerine bakalım. Örneğin Bruce Springsteen. Biz müziğini ön plana çıkarırdık. Ama baktık ki şarkı sözleri bize çok şey anlatıyor. Ve asla şiir gibi değil, şarkı sözü olarak yazılmış. Dolayısıyla, Türkçe mi İngilizce mi dışında bu bağlamda bir sıkıntı var.

    –Vecdi: Benim müziğimde, söz ile birlikte geldi müzik.

    –Aptül: Ama senin zaten bir anlatım tarzın var. Özgün bir tarz. O anlatım da müziğin ile birlikte yürüyor.

    –Vecdi: Normalde şarkıcılar ve besteciler yanlarında bir defter taşır. Cem abinin bir defteri vardı mesela. Her yerde notlar alırdı. Deniz kenarında, ne bileyim bir rakı sofrasında. Bu notlar sonra şarkıya dönüşürdü. Ben onu hiç yapmadım. Bende müzikle beraber geldi söz. Bir de Aptül ile vakti zamanında yaptığımız telefon görüşmeleri var. O dönem cep yok. Normal telefon. Oradaki uzun konuşmalarımız bir fanzinde ya da dergi mi desem, yazıya dönüşmüştü.

    –Bülent: Evet. Hatırlıyorum.

    –Vecdi: Bu konuşmalar ve yazılar benim bazı şarkılarımın temelini de oluşturmuştu. Aptül zorlamasa çıkmayacaktı o yazı ve şarkılar. “Sanatçının Doğumu” ismini de Aptül koymuş olabilir. Yazarlığın bir yerlerden teşvik edilmesi lazım. Duvara bakarak yazamıyorsun. Arkasında farklı bir şey göreceksin. O zaman da sanat başlıyor zaten.

    –Aptül: Dolayısıyla anlatacağın bir şey varsa, Türkçe ya da İngilizce fark etmiyor. Vecdi’nin “Tımarlı Hastane”sinden beri kaç yıl geçti?

    –Vecdi: 37 yıl…

    –Aptül: Hadi 40 yıl diyelim. O günden bugüne söyledikleri evrensel bağlamda yerini koruyor ve bu çok önemli. Dolayısıyla şiirleri kırparak şarkı sözü yapmak yerine, Vecdi’nin yaptığı gibi doğrudan şarkı sözü olarak yaratmak çok ama çok önemli.

    Aptül ve Bülent

    –Vecdi: Bir zamanlar İngilizce yapanlar; Pentagram, Şebnem Ferah ve beni Türkçe Rock yaptığım için eleştirenler sonra kendileri de Türkçe yapmaya başladılar.

    –Aptül: İster Türkçe istersen İngilizce yap önemli olan anlatacağın bir şey var mı?

    –Vecdi: Bana hep sordular ‘Neden Türkçe Rock yapıyorsun?’ diye. Dünyada birçok ülke ve birçok dil var. Bu kapsamda bir İngilizin yaşam biçimi başka, bir Fransızınki çok başka. Benim Türk halkına yönelik olarak yazdığım şarkı sözü de Türkçe olmalı. “Aç” (Sevgili Halkım Gözünü Aç) ismini taşıyan şarkımda anlattığımı nasıl anlatacağım başka bir lisanla. Türkün bu coğrafyada yaşadığını başka bir dille anlatamazsın.

    –Aptül: Çoğu kez Türkçeyle de anlatılamıyor ya neyse. İngilizce yazınca dünyaya nasıl anlatacaksın? Cem Karaca’ya, Almanya yıllarında, birlikte çalıştığı Ferdy Klein, Almanca şarkı da söyle diyor. İlk zamanlar şiddetle karşı çıkmış. Sonra söyledi tabii ki.

    –Vecdi: Benim Uğur Mumcu için yazdığım şarkıyı İngilizce yazsam kime nasıl anlatacağım?

    Bülent, Vecdi ve Aptül.

    –Bülent: Buraya kadar konuşulanlar, Objektif niye Türkçe Rock yapıyor sorusunun da yanıtı oldu. Şimdi yeni bir soruya geçelim isterseniz. Objektif olarak 37 yılı aşkın bir süredir sahnedesiniz, albümler ve şarkılar yapıyorsun. Ancak tabii ki Objektif deyince de Vecdi Yücalan akla geliyor. Neden Vecdi Yücalan değil de OBJEKTİF?

    –Vecdi: Bunu bana yıllarca çok sordular. Hatta çok ünlü bir plak şirketinin sahibi (TMC’nin patronu) Bütün şarkılar senin, sözleri yazmışsın, müziğini yapmışsın, gitar da çalıyorsun, düzenlemelerde de çok katkın var. Şebnem Ferah gibi, Teoman gibi senin de kendi adına albüm çıkaralım, Vecdi Yücalan adıyla bir albüm yapalım dedi. Ben Vecdi Yücalan adıyla albüm çıkarırsam, grup mantığıyla hareket edemem. Grup olmayı ve grubumla birlikte hareket etmeyi ve onlarla müzik yapmayı seviyorum dedim. Ama sen gitaristin ayrıldığı zaman sıkıntıya düşüyorsun, Teoman’ın gitaristi ayrıldığında onun yerine yenisi geliyor dedi.

    –Bülent: Çok da haksız sayılmaz ama, tabii ki her grup için geçerli değil bu.

    –Vecdi: Ben de öyle dedim; bizde öyle bir şey olamaz, bizim şarkılarımız o kadar kolay çalınamaz, gitaristimi öyle hemen, çabuk değiştiremem dedim. Objektif işte bu yüzden coverı yapılamayan bir grup. Bizim şarkımızı çalmak o kadar da kolay olmadığı için. Aslında bunun zararını da çok çektik tabii ki. Benim vokal tarzım da çok değişik. Yüksek baritonum; insanlar benim tarzımda şarkı söylemek istediler ama söyleyemediler. Opera gırtlağıyla şarkı söylüyorum. O da, belki de, cover yapılmasını zor kılıyor. Böyle de bir özelliği var Objektif’in.

    –Bülent: Peki, vokalistliğe nasıl başladın?

    –Vecdİ: O acayip bir hikâye. Ben aslında bir gitaristim. Hiç aklıma gelmiyordu şarkı söylemek. Beste yapıyorum, söz yazıyorum ve bundan da mutluydum. Solist arıyoruz Objektif’e 80’lerin sonuna doğru. Birisini önerdiler. İbrahim şarkı söylemeyi çok seviyor dediler. Aldık gruba çocuğu. Dedemden kalma bir evde prova yapıyoruz. İlk şarkılardan “Mutlu Ölüm”ü söyletmeye çalıştım. Baktım olmadı. O yüzden “Mutlu Ölüm” ilk albümde değil de ikinci albümde yer aldı. Ama yeteneği de vardı yani. İlk albümler onun vokaliyle yapıldı. Bizim de teşvikimizle Gazi Eğitimi kazandı. Ama sıkıntılı da bir arkadaştı. Konserlere gelmiyordu. Elli bin, yüz bin kişilik konserlerdi. Çok zor durumda kaldık bu yüzden. Hatta Aptül’ün Flash TV için çektiği, neydi programın ismi…

    –Aptül: Rokoko…

    –Vecdi: Programa Ankara’dan gelmesi gerekiyordu. Gelmeyince onun sesi üzerine playback yapmak zorunda kalmıştım. O çok daha popüler işlerin peşinden koşuyordu. O dönemde Haluk Levent çok parlamıştı. O’nun gibi bir şeyler yapmak istiyordu. Dolayısıyla, birazcık da zorunluluklarla şarkıcılık da yapmaya ve Objektif şarkılarını söylemeye başladım.

    –Bülent: Türkiye’de Rock barların açılması ile birlikte cover grupları oluştu ve belki de bu bestecilik ve şarkı yazarlığı anlamında bir engel anlamını taşıyordu. Bu konuda ne düşünüyorsun Aptül?

    –Aptül: Şöyle bir şey, bar sahipleri kendi bestesi olan toplulukları çok tehlikeli bulurdu. Çünkü gelen insan devamlı cover istiyor. Dolayısıyla da Rock barlar böyle bir tavır alıyor. Hatta farklı gruplar da hep belli şarkıları coverlıyor ki, bu artık bende bıkkınlığa yol açtı. Çünkü her gittiğin barda aynı şarkılar çalıyor. Artık bazı şarkılara da dayanamıyordum. Vecdi ve Objektif Rock barlarda sahne aldı mı, şu an bilmiyorum ama biraz zor.

    –Vecdi: O zaman tabii çoğu bar, Kemancı gibi cover gruplarına yer verdiği için biz Karavan’da sahne alıyorduk.

    –Aptül: O kadar komik bir durum ki; örneğin ben, Rage Against the Machine grubundan nefret ediyorum artık. Onun en bilinen şarkısı “Killing in The Name”den mesela.

    –Vecdi: Bir gün sahnedeyiz. Genelde Objektif şarkıları çaldık. Bazı Black Sabbath şarkıları ve Uriah Heep’ten birkaç klasik şarkı daha. Patron geldi, içeri dolu ama pek de satış yok, dedi. Bira içilmiyormuş.

    –Aptül: Bar sahibi için önemli olan, iyi müzik değil çokça bira satılması demek anlamını da taşıyor.

    –Vecdi: O yıllardan bugüne çok iyi müzisyen olan, ancak cover yaparak, Rock barlarda ayakta kalmaya, geçimini sağlamaya çalışan insanlar var.

    –Bülent: Genelde Objektif’in, özelde Vecdi Yücalan’ın tarihi, 40 yıla yaklaşan bir süreç, başarılı anlar olduğu gibi zorluklarla da karşılaşıyorsun. Bu anlamda başarısızlıklar da söz konusu oluyor. Bu durum tabii ki senden kaynaklanmıyor. Neler anlatabilirsin Türkiye’deki Rock müzisyeni olarak karşılaştığın bu zorluklar hakkında?

    –Vecdi: Neye göre başarı ve neye göre başarısızlık? Bunu ben çözemiyorum. 37 yıllık bir grup olarak, şimdi piyasada olup bizi tanımayan insanlar var. Ancak diğer taraftan da acayip bir şekilde damardan seni seven ve tanıyan, senin için ölürüm diyen bir kitle var. İkisi arasında inanılmaz bir uçurum var. Ya öyle ya da böyle, ortası yok dolayısıyla. Bu durum belki bir başarısızlık olarak görülebilir ama Türkiye şartlarında Aptül’ün de dediği gibi ne yaparsan yap ortaya çıkamıyorsun. Mesela kaç yıl oldu? 2006 yılından bu tarafa hiçbir festivale davet almadık biz. Festivallere çıkmamız gerekmiyor muydu? Biz başvurmadık mı sanıyorsunuz! Başvuruyoruz ama ne yazık ki festival yapan arkadaşlar bizi çıkarmıyorlar. Gençler de seni görmeyince yok gibi oluyorsun. Başka bir iletişim noktası yok.

    –Bülent: Müzikle alakası olmayan insanların yaptığı organizasyonlar bu kadar oluyor işte.

    –Vecdi: O kadar kirli bir internet ve sosyal medya ortamı var ki; her şey birbirini örtüyor zaten. Ama festivallere katılabilseydik. Objektifi sağlam müziğiyle gören gençlik, belki de çok farklı bir yerde olacaktı. Bizim şarkılarımız boş şeyler anlatmıyor ki. Mutlaka katkımız olacaktı gençliğe. İçi boşaltılmış müzikleri dinlettiler insanlara ve insanlar bizi tanımadan bugünlere geldiler. Ama tanıdıktan sonra da bırakmadılar hiçbir şekilde bizi. İşte geçen Ankara konserimiz, İstanbul konserimiz. Aptül gördü. Şarkılarımızın hep bir ağızdan söylenmesi, başkasında görmedim ben. Aptül de söylemişti, senin konserinde dünya çapında gruplarda bile olmayan bir atmosfer gördüm, demişti.

    –Aptül: Çok büyük konserler oluyor. Guns’n Roses mesela. Bu konsere gidenler iki insana bakıyorlar, Axl ve Slash’a bakıyorlar. Sonrasında, ertesi gün konseri ve şarkıları hatırlamıyorsun. Ama Objektif’e baktığınızda yüksek katılımlı konserler değil tabii ki. Stadyum konserleri değil. Ama bu konserleri bir kez izlediğinde sahipleniyorsun ve ikinci konsere hazırlıklı ve tam bir Objektif fanı olarak katılıyorsun. Ve dinleyici de o konserin bir parçası gibi hissediyor kendini. Bu hissi verebilen ender gruplardan. Mesela Kramp grubu da öyleydi, Bulutsuzluk Özlemi de böyle bir grup. Bir de Vecdi’ye baktığımda; şimdi burada karşımda diye söylemiyorum, herif en arkadaki insana da aynı değeri veriyor. Bunu arkadaşım olduğu için söylemediğimi de belirteyim.

    –Bülent: Bende kendi adıma söyleyeyim gerek Vecdi Yücalan’ın, gerekse Objektif’in sahnede kendine özgü bir duruşu var. Canlı dinlemek çok farklı bir atmosfere tanıklık anlamını taşıyor. Objektif konserleri, şarkı sözlerindeki o eleştirel bakışa rağmen hiç de karamsar bir atmosfer sunmuyor. Geleceğe umut ve güler yüzlü bir bakışı da var. Bu bakımdan, sana ve senin aracılığınla gruba minnettarlığımı da belirtmek isterim. Şimdi yeni albüme gelelim istersen. Objektif çok yakında yeni bir albüm çıkaracak diye biliyorum.

    –Vecdi: Herkes yeni albüm bekliyor, ama albüm değil de single, single gidiyoruz biz. Dolayısıyla yeni şarkılar var. Aslında bu şarkılar da yeni değil. Geçen gün yeni bir şarkı üzerinde çalışıyordum. Sonra birden aklıma geldi. Benim bekleyen şarkılarım var ve onlar gün yüzüne çıkmalı diye düşündüm. O şarkıyı hemen bıraktım. Bende öyle bir şey var, hemen çat diye bırakabiliyorum bir şeyi; içimden gelmedi, devam etmedim. Eski şarkılara döndüm.

    –Bülent: Dile kolay. 37 yıl. Dinleyicinin ne istediğini biliyorsun artık!

    –Vecdi: Pandemi zamanı bana pandemiye de bir şarkı yazar mısın dediler. Yazmadım. Zaten yazdığım ve albümlerime giren 70 şarkının 60’ı öyle şeyler anlatıyor yani. Yeni bir şey değil ki. İnsanlar pandemiyi yeni gördüğü için bizden istiyorlardı bunu. Ama bizim birçok şarkımız dünyaya ve bu ülkeye ait şeyleri anlatıyor zaten. “İhanet Cinayet” var, “Dağlarda Sitem Var” var, “Yuh” var, “Şizofreni Yılları” var, “Radyasyon” var. Yani birçok şarkı var. Hatta, Aptül de bir parantez açtıydı bu konuyla ilgili.

    –Aptül: Birkaç konserdir dikkat ediyorum. Konserlerde Objektif arkaya görseller veriyor. Ama bu görseller sıradan değil, üzerinde çalışılmış her birinin, işte bu görseller şarkılarla, müzikle bütünleşiyor ve bir konsept oluşturuyor. Bugün dinlediğimiz şarkıları da düşündüğümüzde aynı duyguya kapılıyorum. Ekleme yapacağım bir husus daha var. Eskiden konsept albümler single olarak çıkmazdı. Tersine döndü yani.

    –Bülent: Son şarkıları dinledik. Bu şarkılar çok öncesine ait ama zaman içerisinde epeyce olgunlaşarak yenileniyor ve olgunlaşarak karşımıza çıkıyor. Bu şarkılar single olarak yayınlamadan önce neden konserlerine almadın?

    –Vecdi: Şimdi 19-20 kadar şarkı çalıyoruz konserlerde. 3 saate yakın sahnede kalıyoruz. Burada aslında en iyilerini çalıyoruz diyebilirim. Bizim de en sevdiklerimiz bu şarkılar. Yeni şarkılarda yayınlandıkları zaman konserlerde söylenmeye başlayacak.

    –Bülent: Yeni şarkıları çok sevdim ben, keşke plak olarak da yayınlansa ve dinleyiciyle bu formatta buluşsa.

    –Vecdi: Canlı çaldığımız albüm var. “Açmıyor Yeşil” ismini taşıyor. Ben bu albümün plak olarak yayınlanmasını çok istiyorum.

    –Aptül: Rahmetli Çağlan Tekil’in İF Beşiktaş’ta düzenlediği konser. Eski konserleri yeniden gündeme getirmek amacını taşıyordu.

    –Vecdi: Son çıkardığımız şarkıların içerisinde yer alan “Kadıköy ve Beyoğlu” var. “Kadıköy ve Beyoğlu Sahneleri Blues’cusu, Metalcisi, Serserisi” diye devam eden bir şarkı. Shaft ve Kemancı’nın kapanmasından sonra dinleyicinin, Rock dinleyicisinin evlerine çekilmesini anlatan bir şarkı bu. Rock ve Blues kesişiminde yumuşak ve melodik bir şarkı. Ben şöyle düşündüm, madem böyle bir şarkı yapıyoruz, bu dönemi yaşayan insanlar da şarkıda bulunsun. Bu doğrultuda Bulutsuzluk Özlemi’nden Nejat Yavaşogulları, Pentagram’dan Murat İlkan, Zerrin Mete, İzgi Gültekin, Gür Akad ve Tuncer Tunceli var. Eylül ayı itibarıyla çıkarmayı düşünüyoruz bu şarkıyı.

    –Bülent: Çok güçlü bir şarkı olarak dikkatimi çekti. Evet röportajın sonuna geldik. Sözlerinize sağlık. Ama bence burada sonlandırmayalım. Bu güzel konuşmalara devam edelim.

    –Vecdi: Ben hep buradayım. Beklerim.

    –Aptül: Bizde mevzu bitmez. Yine yapalım.

    Başta yazdık yeniden belirtelim. Her ikisi de öncelikle gönül kahramanlarımdı ve sonra arkadaşım ve kadim dostum oldular. Güzel bir pazar gününde önce güzel bir kahvaltı ve sonra güzel bir sohbet. Yaptığımız bu sohbetin, anılarımda her daim özel bir yeri olacak…

    aptülika heavy metal objektif rock yerli
    Önceki yazıSezen Aksu: Sezen Seley İstikrarıyla, Paşa Gönül Şarkılarına
    Sonraki yazı Grup Anonim: Şimdilerde Bodrum’un Kalbinde Atan Bir Ankara Ritmi
    Bülent Seyitdanlıoğlu

    Popüler kültür ve Rock’N’Roll üzerine yazıyor ve radyo programı “Kulak Misafiri”ni hazırlayıp sunuyor. Gözlem ile araştırmayı birleştirerek bakar.

    İlgili Yazılar

    Biraz Güney Esintisi… Biraz mı? THE BLACK CROWES

    22.05.2026Yazan: Gökalp Baykal

    HAKAN DEDELER: Tanbur Geceyi Çağırıyor

    21.05.2026Yazan: Mine Gürevin

    SONG SUNG BLUE: Başka Seslerin Gölgesinde Bir Film

    20.05.2026Yazan: Özgür Poyrazoğlu

    Deep Purple – In Rock (1970)

    19.05.2026Yazan: Sabahattin Bilgiç

    Rock Tarihinde GERÇEK HİKÂYESİ Olan Şarkılar: #2

    18.05.2026Yazan: Hakan Türkoğlu

    LED ZEPPELIN – Buharlaşan Servet

    17.05.2026Yazan: Stüdyoİmge
    En son yazılar
    Portre

    Biraz Güney Esintisi… Biraz mı? THE BLACK CROWES

    Yazan: Gökalp Baykal22.05.2026

    Bayram tatili öncesi 34 yıllık bir yazı. THE BLACK CROWES. Temmuz 1992 Stüdyoİmge’sinden. 1984’de kurulan grup, 90’ların başında şöhretin zirvesine ulaşmıştı. İyi tatiller.

    HAKAN DEDELER: Tanbur Geceyi Çağırıyor

    21.05.2026

    SONG SUNG BLUE: Başka Seslerin Gölgesinde Bir Film

    20.05.2026

    Deep Purple – In Rock (1970)

    19.05.2026
    Öne çıkanlar

    BAHR ile Hiddet, Kabul ve Yolculuk

    24.03.2026

    Ritim konuşmaya başladığında: Ediz Hafızoğlu ile Jazz Meets Rap üzerine

    03.05.2026

    Vecdi Yücalan ve Aptülika ile Objektif

    30.07.2025

    Killing Will: Modern Metal Sahnesinde Kendine Yer Açan Grup

    12.03.2026
    Etiketler
    anadolu pop art rock big big train blues bulutsuzluk özlemi caz cem karaca david bowie derleme dünya müziği edebiyat elektronik eric clapton folk rock frank zappa glam rock hakan türkoğlu hard rock heavy metal indie kargo led zeppelin leyan senay mavi sakal mekan metallica müzik basını objektif pentagram pop progressive rock psychedelic rock punk rap rock sektör sinema stairway to heaven stüdyoimge tarih teoman thrash metal vecdi yücalan yabancı yerli
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    Biraz Güney Esintisi… Biraz mı? THE BLACK CROWES

    22.05.2026

    HAKAN DEDELER: Tanbur Geceyi Çağırıyor

    21.05.2026

    SONG SUNG BLUE: Başka Seslerin Gölgesinde Bir Film

    20.05.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.