1994 tarihli Smash, The Offspring’i yeraltından çıkarıp 90’ların en büyük Punk Rock patlamalarından birine dönüştüren albümdü.
Albümler yazıları:
Stüdyoİmge’nin radarına takılan “yeni çıkmış” ve “çıkacak” albümleri bundan sonra her ay masaya yatırıyoruz. Bu ilk raporun kalemini Levent Erseven ve Meral Akman tuttu.
Beatles efsanesinin hayattaki iki devi Paul McCartney ve Ringo Starr, ilerleyen yaşlarına rağmen yayımladıkları yeni albümlerle üretmeye devam ediyorlar. Yazı, iki çınarın geçmişin ihtişamına sığınmadan kendi köklerine ve Rock’n’Roll’a sundukları içten selamı inceliyor.
Manic Street Preachers’ın dördüncü stüdyo albümü Everything Must Go, trajik bir kayboluşun ardından küllerinden doğan bir grubun zafer anını simgeliyor. Agresif köklerden sıyrılarak stadyumlara taşınan bu başyapıt, 30. yılında dönemin melodik manifestosu olarak parlıyor.
Deep Purple için 70’li yılların perdesini açan albüm In Rock hem önceki albümlerine göre daha hard rock çizgisinde oluşuyla, hem de Mark II kadrosunun ilk ürünü olmasıyla unutulmaz bir eser.
Joe Jackson ve Bruce Hornsby’nin piyano merkezli yeni albümleri mercek altına altında. Geçmişin mirasını bugünün ses örgüsüyle yeniden kuran bu iki çalışma, müziğin hatırlama pratiğini güncelleyen sarsıcı birer denge arayışı sunuyor.
Galli üçlü Budgie, 1971 tarihli ilk albümüyle Hard Rock ve Blues tınılarını Heavy Metal’in öncü ayak seslerine dönüştürüyor. Metallica’dan Soundgarden’a uzanan geniş bir ilham çemberi kuran bu kült eserin hikâyesi Stüdyoİmge’de.
İzzet Eti, King Crimson’ın efsanevi “Epitaph” şarkısı üzerinden insanlığın kendi sonunu hazırlayışını ve teknolojik yıkımı sorguluyor. 1969’dan bugüne uzanan bu distopik ağıtın derinlikli anatomisi ve zamansız hüzünlü tınıları.
Turgay Yalçın’ın bu yazısı aynı anda Stüdyoİmge ve Dark Blue Notes’da yayınlandı. “Rainbow Rising” iki dergi için de önemli. Rock tarihindeki bu birleşme hala etkisini sürdürüyor bizce.
1979 tarihli “Quiet Life”, Japan’ın Glam köklerinden sıyrılıp daha zarif, melankolik ve olgun bir sese yöneldiği dönüm noktası. Synthesizer dokuları, saksafon tınıları ve David Sylvian’ın kontrollü vokaliyle şekillenen albüm, grubun uluslararası çıkışının da kapısını araladı.
