Chris Rea, kendine has “slide” gitar tınısı ve buğulu sesiyle modern hayatın yol gürültüsünü Blues’a dönüştürüyor. Aileye, eve ve yola duyulan bağlılığın samimi bir portresini çizen usta müzisyenin zamansız hikâyesi Stüdyoİmge sayfalarında.
rock yazıları:
Hacer Erişkin, Southampton’ın puslu atmosferinde Big Big Train’in epik melodilerine eşlik ediyor. Ross Jennings ve Solstice ile zenginleşen bu Progresif Rock şöleni, aylar süren bekleyişin ardından Stüdyoİmge’de unutulmaz bir deneyime dönüşüyor.
İzzet Eti, King Crimson’ın efsanevi “Epitaph” şarkısı üzerinden insanlığın kendi sonunu hazırlayışını ve teknolojik yıkımı sorguluyor. 1969’dan bugüne uzanan bu distopik ağıtın derinlikli anatomisi ve zamansız hüzünlü tınıları.
İstanbul merkezli BAHR, Yusuf Bahar, Nihal Saruhanlı ve Ceren Bettemir’in ortak ruhuyla şekilleniyor. Göç, aidiyet ve direnç temalarını İngilizce sözlerle evrensel bir tınıya dönüştüren grup samimi müzikal yolculuğunu Mine Gürevin ile paylaşıyor.
BaBa ZuLa, 30. yılını hipnotik performanslarla kutluyor. Geleneksel tınıları, Saykedelik Rock ve doğaçlamayla harmanlayan grubun İstanbul’da gerçekleşen bu özel gecesini, tesadüflerle örülü bir yolculuğun izlenimleriyle Stüdyoİmge’de keşfedin.
Türk Rock müziğinin güçlü ismi Demir Demirkan; sahne öncesi kısa bir aralıkta yapılan bu söyleşide, konser akışını belirlerken gözettiği dengeyi, anlık gelişen müzikal kararları ve yıllar içinde değişen çalışma reflekslerini anlatıyor. Sohbet, canlı performansın perde arkasına yakından bakıyor
Motörhead hiçbir zaman yalnızca bir grup olmadı; bir tavırdı, bir gürültüydü, bir hayat biçimiydi. Heavy Metal için fazla Punk, Punk için fazla Metal. Phil Campbell’ın ardından Motörhead’in gürültülü ama dürüst mirasına kısa bir selam.
Turgay Yalçın’ın bu yazısı aynı anda Stüdyoİmge ve Dark Blue Notes’da yayınlandı. “Rainbow Rising” iki dergi için de önemli. Rock tarihindeki bu birleşme hala etkisini sürdürüyor bizce.
Akmar Pasajı’ndaki kaset tezgâhlarından Progresif sahnenin kozmik anlatılarına uzanan bir müzik yolculuğu… Nemrud’un kurucularından Mert Göçay, dinleyicilikten üretime evrilen hikâyesini, etkilendiği Alman Progresif geleneğini ve grubun müzikal dünyasını anlatıyor.
İstanbul merkezli üçlü Hissikablelvuku, makamsal dokular, Progresif ve Saykodelik katmanlar arasında dolaşan müziğini tür sınırlarından çok sezgiye yaslayarak kuruyor. Doğaçlama, dinleme hâli ve ortak akış üzerinden şekillenen bu yolculuğu anlatan samimi bir söyleşi.
