Yaz mevsimini bitirirken müzik âleminin en büyük olaylarından Woodstock Festivalini ve Max Yasgur’u, bu kendine özgü adamı da analım istedim. Festival hakkında uzun uzun yazılır çizilir ama bu isim bazen hiç anılmaz, bazen de araziyi kiralayan çiftlik sahibi denilip hızlıca geçilir.
Âdettendir diyerek bir giriş yapıp azıcık festivalden bahsedelim. Efsane festival 15–18 Ağustos 1969’da ABD’nin New York eyaletindeki Bethel kasabasında düzenlendi ve 20. yüzyılın en ikonik müzik ve kültür etkinliklerinden biri olarak kültür, sanat ve müzik tarihinde yerini aldı.
Woodstock nasıl ortaya çıktı?
Dört genç girişimci (Michael Lang, Artie Kornfeld, Joel Rosenman, ve John P. Roberts) “Woodstock Müzik ve Sanat Fuarı” adıyla, dönemin popüler müzisyenlerini bir araya getirecek bir konser planladılar. (İlk amaçlarının festivalden çok, o civarda bir kayıt stüdyosu açmak olduğu da söylenir.) Amaçları bir miktar eğlenirken biraz da para kazanmaktı. Ancak hızla büyüyen ilgi, etkinliği küçük bir konserden dev bir toplumsal olaya dönüştürdü.

Katılım ve ortam
Yaklaşık 400 bin kişi (bu o dönemin şartlarında inanılmaz bir sayıydı) festival alanına akın etti. Otoparklar doldu, yollar kapandı, insanlar kilometrelerce yolu yürüyerek geldi. Yağmur nedeniyle alan çamur deryasına dönüştü, yiyecek ve tuvalet sıkıntısı yaşandı. Buna rağmen ciddi şiddet olayları olmadı; katılımcılar yiyeceklerini ve diğer temel ihtiyaçlarını paylaştı.

Müzikal içerik
Bu kısmı gerçekten olağanüstüydü, üç gün boyunca Jimi Hendrix, Janis Joplin, The Who, Santana, Crosby, Stills, Nash & Young, Joe Cocker gibi dev ya da kısa süre sonra dev olacak isimler sahne aldı. Performanslar çoğu zaman doğaçlamalarla, güçlü politik mesajlarla ve yüksek enerjiyle doluydu. Jimi Hendrix’in ABD milli marşını savaş karşıtı bir tavırla yeniden yorumlaması festivalin en unutulmaz anlarındandı.
Kültürel bağlam ve miras
Woodstock, 1960’ların Hippi hareketinin ve festival kültürünün doruk noktasıydı: Barış, sevgi, özgürlük, çevre bilinci, toplumsal eşitlik ve Vietnam Savaşı’na karşı duruş. Festival, “karşı kültür”ün en kitlesel ve görünür hâlini temsil etti.
1970’te yayımlanan Woodstock belgeseli, festivalin ruhunu tüm dünyaya taşıdı. Film Türkiye’de oynamaya başladığında sinema kapılarında kuyruklar oluştuğunu hatırlıyorum. O günden beri “Woodstock” ismi, sadece bir müzik festivali değil, toplumsal dayanışma ve özgürlük idealinin simgesi olarak anılır oldu.


Woodstock Festivali’nin önemi, sadece bir müzik etkinliği olmasından değil, 1960’ların kültürel, politik ve toplumsal atmosferinin sembolü hâline gelmesinden kaynaklanır.
Aslında Woodstock planlandığı gibi gitmemişti, festivalin yapıldığı yer bile Woodstock kasabasına neredeyse 100 kilometre mesafedeydi, altyapı çok yetersizdi, yağmur her şeyi çamura çevirdi ama tam da bu “kaos içinde dayanışma” durumu festivalin efsaneleşmesini sağladı.


Festival o civarda yaşayan bir çiftçi olan Max Yasgur’un arazisinda gerçekleşmişti. Zaman içinde Woodstock Festivali’nin Koruyucu Azizi ilan edilen Max Yasgur, 9 Şubat 1973 tarihinde 53 yaşında bu dünyadan ayrıldı ve adı zamanla unutuldu. Peki, kimdi bu Max Yasgur, festival için arazisini kiralayan kendi halinde bir çiftçi miydi, yoksa biraz daha fazlası saklı mıydı bu hikâyede?
Max Yasgur’un hayatı
Yasgur, New York’ta Rus Yahudi göçmenler Samuel ve Bella Yasgur’un oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesinin çiftliğinde büyüdü ve New York Üniversitesi’nde emlak hukuku okudu. 1960’ların sonlarına doğru, New York, Sullivan County’nin en büyük süt üreticisi haline geldi.

Yasgur’un çiftliğinden yaklaşık 64 km uzaklıkta bulunan Saugerties ve Wallkill köyleri festival için mekân sağlamayı reddettikten sonra, Yasgur çiftliğinin arazilerinden birini 10 bin dolar karşılığında kiraladı. Haberin çevrede duyulmasından sonra da hem tehdit hem de destek telefonları almaya başladı. Neyse ki yardımsever çağrıların sayısı tehdit edici çağrılardan çok daha fazlaydı. Festivale karşı muhalefet, festivalin Bethel’e taşınacağının duyurulmasından kısa bir süre sonra giderek arttı. Şehrin dört bir yanına “Max’in Hippi Müzik Festivali’ni durdurun. Burada 150 bin Hippi yok. Süt almayın” gibi protesto pankartları asıldı.

Yasgur festival sırasında 49 yaşındaydı ve kalp rahatsızlığı vardı. O zamanlar festivalin bu kadar büyük bir ilgi göreceğini hiç beklememiş ama “nesiller arası uçurumun kapanması için biz yaşlıların daha fazla çaba göstermesi gerekiyor” demişti.
Yasgur, konsere gelenlere maliyet fiyatına veya ücretsiz yiyecek sağlayacak bir organizasyon kurdu. Bazı bölge sakinlerinin konsere gelenlere su sattığını duyduğunda, 17B Karayolu üzerindeki ahırına “Ücretsiz Su” yazan büyük bir tabela astı. Oğlu Sam Yasgur, babasının, çocuklarına fabrikadaki tüm boş süt şişelerini alıp suyla doldurmalarını ve mandıradaki tüm süt ve süt ürünlerini festivale gelenlere dağıtmalarını söylediğini hatırlıyor.

Konser döneminde onunla tanışanlar, Yasgur’u prensip sahibi biri olarak tanıdılar. Oğlu Sam Yasgur’a göre, aslında babası yılın çok yağışlı geçmesi ve saman üretiminin azalması nedeniyle festival organizatörlerine tarlayı kiralamayı kabul etmişti. Kira geliri, binlerce balya saman satın alma maliyetini karşılayacaktı.
Öte yandan Yasgur ifade özgürlüğüne inanıyordu ve kasaba halkının “savaş karşıtı Hippilere” karşı düşmanca tavrına çok öfkeleniyordu. Bir süre sonra festivale ev sahipliği yapmak onun için bir mücadele alanı, bir dava haline geldi. Festivalin üçüncü gününde, Joe Cocker’ın öğleden sonraki performansından hemen önce Yasgur kalabalığa hitap etti.
Woodstock’tan sonrası
Festivalden sonra birçok komşusu ona sırt çevirdi ve tutucu kasaba ortamlarında istenmeyen adam konumuna geldi. Yasgur, konserin çiftliğinde verilmesine izin verme kararından asla pişman olmadığını defalarca belirtti. 7 Ocak 1970’te, konsere katılanların verdiği maddi hasar nedeniyle komşuları tarafından dava edildi. Ancak kendi mülküne verilen hasar çok daha büyüktü ve bir yıldan uzun bir süre sonra, neredeyse yok olan mandırasının masraflarını karşılamak için 50 bin dolarlık bir tazminat almayı başardı. 1970 yılına gelindiğinde festivalin yeniden canlandırılması için çiftliğini kiralamayı bu defa reddetti ve “Bildiğim işe, mandıra işletmeye geri döneceğim” dedi.

Yasgur, 1971’de 600 dönümlük (2,4 km²) çiftliğini satarak Florida, Marathon’a taşındı ve bir buçuk yıl sonra 53 yaşında kalp krizinden hayatını kaybetti. Rolling Stone dergisinde tam sayfa bir ölüm ilanıyla anılan Yasgur, böyle bir onura layık görülen müzisyen olmayan az sayıdaki kişiden biriydi.
Dönemin yıldızı parlayan grubu Mountain, 1970 yılında Woodstock performansları anısına “For Yasgur’s Farm”parçasını kaydetti ve Yasgur’un adı bir kez daha anılmış oldu.
1997’de, konserin gerçekleştiği yer ve çevresindeki 1.400 dönümlük (5,7 km²) arazi, Alan Gerry tarafından Bethel Woods Sanat Merkezi’ni kurmak amacıyla satın alındı. Woodstock arazisi, yıllar boyunca sık sık bir anma toplantılarına da ev sahipliği yapmıştı.



