Türkçe sözlü Rock müziğin öncü gruplarından Bulutsuzluk Özlemi, kuruluşunun 40. yılında ülkenin dört bir yanındaki şehirlerde konserler veriyor. İstanbul’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Artvin’e kadar sevilen şarkılarını söylüyor. 8 Mayıs akşamı da Adana Hayal Kahvesi’nde sahne aldı.
Nejat ağabey izleyicilerin arasından geçip sahneye çıktı. Ben eğilip eşime “İyi görünüyor ya, iyi maşallah” derken gitarının teline vurdu. Hani Ratatouille filminde Anton, Remy’nin yemeğinden ilk lokmasını alınca çocukluğuna ışınlanıyor ya, o gitardan çıkan ses de beni 13 yaşıma götürüverdi.
Adana yazları cehennem gibi malum, okul bitince yaylalara çıkılır. Çamların altında oturur, sohbet edersin bütün gün. Benim yaşıtım kızlar yok ama 2-3 yaş büyük ablalar var. Güzel de değiller ama cıvıl cıvıllar. Araba kartı biriktirip futbol konuşan oğlanları bırakıp ablalarla takılıyorum. Hiç duymadığım şeylerden bahsediyorlar, merakla dinliyorum. Bir gün biri bir kaset verdi: “Al bunu dinle, seversin” dedi. “Uçtu Uçtu.”
“Beyni zonkluyormuş, kalkmış tuvalette bir de o cırtlatmış, Şili’ye Özgürlük diyor, 141-142 diyor, Demokrasi diyor, şişman adammış biri diğeri küçük çocukmuş, Lagara Lugara, oturmuşlar sigara içiyorlarmış.” Benim de beynim zonkladı, aklımı tutamadım kafatasımda. Akşama doğru götürüp geri verdim kaseti. Şeytan işi bu.
Evde dolapta Barış Manço ve Bülent Ersoy kasetleri var; bir de babamın arkadaşı Almanya’dan hediye getirmiş; Modern Talking kaseti. Televizyonda yakışıklı Erol Evgin Hisseli Harikalar Kumpanyası şarkılarını söylüyor. O yıl Anadolu Lisesi’ne geçince de Michael Jackson’la tanışmışım, bendeki birikim bu.
Kaseti verdim ama aklım şarkılarda, belli ki başka bir dünya var orada. Yatakta döndüm durdum, düşündüm, hatırlamaya çalıştım, hatırladıkça kıkır kıkır güldüm. Hepsi yeni, hepsi güzel ama 13 yaşında en güzeli “Uçtu Uçtu”. Aklını tutamamış kafatasında, uçmuş. Haha ha ha!
Sabahı zor edip kaseti geri aldım ablalardan. Yaz sonuna kadar kaseti çevirip çevirip dinledim. O günden beri 35 yıldır dinliyorum. Özgürlük, dayanışma, emek, doğa, zaman, aşk, mücadele, umut, yolculuk… Bunların hepsini ilk kez Nejat’ın o alışılmadık şarkı söyleyişiyle, onun ağzından duydum. Onun hikâyeleriyle tanıştım hayatla. 95’te İstanbul’a okumaya gidince, İstiklal’in o en güzel zamanlarında rehber oldu bana şarkıları. Hayal Kahvesi’nde canlı dinledim defalarca.
İşte o telden çıkan ilk sesle tüm bunları tekrar yaşadım.
Üç saate yakın çaldılar o akşam, tek bir dakika tempo düşürmeden, “az bir soluklanalım” demeden. “Bırakayım da gençler çalsın” demedi Nejat, her şarkıda çaldı. Kadro muhteşem: Gencay Kıymaz ve Ahmet Pekmezci’yi canlı dinlemek harika oldu. Gökhan Büyükkara çok iyi kaynaşmış; Akın Eldes’ten sonra benimseyebildiğim ilk gitarist oldu, kalıcı olmasını çok isterim.
Sina Koloğlu zaten hep enerjik. Sound mükemmel, albüm kalitesinde bir ses duyduk o akşam. Her anı yüksek, her anı coşkulu bir konserdi.
Daha konserden çıkarken sabırsızlanmaya başladım, çizmek için. Bu 40 yıldan bana düşene teşekkür etmek için.
Her şey için teşekkürler Nejat Yavaşoğulları,
Her şey için teşekkürler Bulutsuzluk Özlemi.
Uçtu Uçtu
Sabah oldu kalktım,
Elim boşa gidiyordu.
Gitarımın alt teli kopmuş,
Arayıp bulamıyordum.Aklımı tutamadım, kafatasımdan,
Uçtu uçtu.Helada iki musluk bozuk.
Cırıl cırıl cırlıyordu.
Kalktım bi de ben cırlattım.
Yok çok sesli yok tek sesli.Aklımı tutamadım, kafatasımdan,
Uçtu uçtu.Bak ellerim nasırlaştı.
Ulaşmaya uğraşmaktan.
Parmaklarıma kan oturdu.
Ve selamünkavlenmürabbirrahim.Aklımı tutamadım, kafatasımdan,
Uçtu uçtu.Cep delik cepken delik.
Cebimde yok bir metelik “bazen”.
Ve beton yeşili deliyordu.
Deliriyordum çok yoruyordu.Aklımı tutamadım, kafatasımdan,
Uçtu uçtu.(Nejat Yavaşoğulları-1989)









