En son söylenecek şeyi en başa almak istedim: Harry Nilsson’ın Rock ve Pop unsurlarını farklı ölçülerde sentezlediği söylense de ben onu Pop içinde çok önemli bir yere koymayı tercih ederim. Çıkış yaptığı 1960’lar ve ününü sürdürdüğü 1970’lerde Rock’ın giderek artan gürültüsü ile Nilsson’un parçalarını özdeşleştirmek birkaç deneme dışında bana göre pek mümkün değil.
Nilsson başkalarının şarkılarını kendi üstün yorumlarıyla zirveye çıkartmayı başarmıştı. Özellikle de Fred Neil‘in “Everybody’s Talkin’”i, Badfinger‘ın “Without You”su ve tamamı Randy Newman şarkılarından oluşan bir albüm (Nilsson Sings Newman) onun yorumlarıyla tanınır hale gelmişti. Büyük bir cover ustası olarak anılsa da Nilsson aynı zamanda çok yetenekli bir şarkı yazarıydı, kariyerine şarkı yazarı olarak başlamıştı. Muhtemelen yaptığı coverlardaki olağanüstü başarısının arkasında da bu ‘şarkıyı tanıma’ hali vardı.
Nilsson’un 1960’ların sonlarındaki ilk albümleri, akılda kalıcı melodiler ve sıra dışı vokaliyle Beatles üyelerinin favorisi haline getirmişti. “Pandemonium Shadow Show” albümünde yaptığı bir Beatles coverı olan “You Can’t Do That”parçasındaki ilginç düzenleme, grup üyeleri tarafından çok beğenilmişti. Nilsson parçanın içerisine başka Beatles parçalarından sözler yerleştirip değişik bir potpuri denemesi yapmış ve grup üyelerinin iltifatına mazhar olmuştu.
Nilsson, ileri dönemlerde yaptığı ses örgüsü değişikliğiyle ilk dönem dinleyici kitlesinin bir kısmını kaybetmeyi göze aldı ve hayatının son 15 yılında ilk dönem üretkenliğinden uzaklaştı.
Harry Nilsson, çok beğenilen 1967 albümü “Pandemonium Shadow Show”un öncesinde beş yıldan fazla süredir müzik sektöründe kendisine bir yer edinmek için çabalıyordu. Los Angeles’da bir bankada çalışırken demolar ve reklam jingleları kaydetmeye başlamıştı. İlk şarkı yazarlığı denemelerine de bu dönemde başladı. 1960’ların ortalarında, kafadan bir miktar arızalı prodüktör Phil Spector ile çalışmaya başladı, Ronettes ve Modern Folk Quartet grupları tarafından kaydedilen birkaç şarkı yazdı; kendi kayıtlarını da yayınlamaya başladı. Bu ilk dönem, stüdyoda yaratıcılığını konuşturarak üç buçuk oktavlık sesini tam anlamıyla sergileyeceği ve yıldızlaşacağı “Pandemonium Shadow Show”albümünün yayınlanmasına kadar sürdü.

Albüm, Beatles elemanlarının özellikle de Lennon’ın dikkatini çekti (bunda “You Can’t Do That” parçasında yaptığı ilginç denemenin ve bir başka Beatles parçası “She’s Leaving Home”a yaptığı olağanüstü duygulu yorumun katkısı vardı). John Lennon ve Paul McCartney, bir basın toplantısında onun adını en sevdikleri Amerikalı şarkıcı olarak andılar; bu yeni tanınmaya başlayan bir müzisyen için olağanüstü bir övgüydü. Nilsson’un yazdığı “One” şarkısını kaydeden dönemin sevilen grubu Three Dog Night, bu parça ile 1969’da listelerde ilk ona girdi. Nilsson’ın yükseliş döneminin ikinci albümü “Aerial Ballet”, önceki albümünün iddialı Pop/Rock tavrını sürdürerek, biraz eksantrik sayılabilecek, hareketli şarkılarını Barok orkestra prodüksiyonuyla birleştirdi. Albümdeki şarkılardan biri olan “Everybody’s Talkin'”, dönemin olay yaratan “Midnight Cowboy” filminin teması olarak kullanıldığında, Nilsson ilk kez listelerde ilk ona girmeyi başarmıştı.
Ancak Nilsson, 1970 tarihli iki albümünün de gösterdiği gibi, belirli kategorilere girecek bir müzisyen değildi. Albümlerden biri, o zamanlar henüz yeni sahneye çıkan Randy Newman’ın şarkılarının cover’larına ayrılmıştı; diğeri ise çizgi film çocuk programı “The Point”in soundtrack’iydi (“Me and My Arrow” hiti de dahil). En büyük single’ı, bir numaraya oturan “Without You”yu kazandıran da (bir Badfinger albümü parçası) yine bir cover’dı. Ancak Nilsson, şöhretini geleneksel yöntemlerle paraya çevirmedi; asla konser vermedi (ara sıra televizyon programlarına katıldı), sanatçılığını stüdyoda sergilemeyi tercih etti.

“Without You”, 1971 tarihli “Nilsson Schmilsson” albümünde yer aldı ve bu albümde tropikal temalı “Coconut” ve şaşırtıcı derecede sert bir Rock yorumu olan “Jump Into the Fire” gibi birkaç hit daha vardı. 70’lerin ilk yarısında, ilk albümlerinde sıkça görülen iyi işlenmiş, canlı ve hassas melodilerden, daha sert ve daha farklı parçalar ekleyerek müzikal yelpazesini genişletmeye devam etti. Ancak, Nilsson, aranjör Gordon Jenkins‘in (çoğunlukla Frank Sinatra ile yaptığı çalışmalarla bilinir) orkestra şefliğinde, Pop standartlarından oluşan 1973 tarihli “A Little Touch of Schmilsson in the Night” ile dinleyici kitlesinin bir kısmını kaybetti. Klasik Pop denilebilecek bu türe olan sevgisi aslında şaşırtıcı değildi, çünkü Nilsson çoğu zaman Tin Pan Alley havasında parçalar yazıyordu, ancak bu albüm maalesef zamanın ruhuna hiç uygun değildi.
“Gotta Get Up”, 1971 tarihli “Nilsson Schmilsson” albümünün açılış parçasıydı. İlk olarak ünlü “Without You” 45’liğinin B yüzü olarak yayınlanmıştı. Nilsson, şarkının sözlerini bankada çalıştığı günlerdeki deneyimlerinden ve ailesinden esinlenerek yazmıştı.
Nilsson’un şöhretinin büyük bir kısmı, 70’lerin ortalarında John Lennon’ın Los Angeles’ta içki arkadaşı olduğu dönemden kaynaklanıyor (Lennon, Yoko Ono’dan ayrıldığı dönemde burada yaşıyordu). İçkiyi fazla kaçıran ikili, Los Angeles’taki Troubadour kulübünde olay çıkartıp dışarı atılmış ve ardından Lennon, Nilsson’a bir sonraki albümünün prodüktörlüğünü teklif etmişti. Zamanlama bu birliktelik için pek uygun değildi çünkü Nilsson, çekimler sırasında ses tellerini zedelemiş, sesini kaybetmiş ve Lennon’ın projeyi yarıda bırakmasından korktuğu için bunu gizli tutmuştu. “Pussy Cats” adıyla yayınlanan albüm, Nilsson’un ilk 100’e giren son albümüydü. Aynı dönemde, Los Angeles’da eski Beatles üyesi Ringo Starr ile bir film yapımına girişti ve başarısız bir proje olan “Drakula’nın Oğlu” filminde oynadı, bu film için müzikler yazdı.
Nilsson’un sesinin en büyük avantajı olan tiz tonu, kalıcı (geri dönüşü olmayacak şekilde) bir şekilde hasar görmüştü. 70’lerin sonlarında çıkardığı birkaç başarısız albümün ardından Nilsson, stüdyo kayıtlarından çekildi, aile hayatına ve müzik dışı ticari girişimlere yöneldi. Lennon’ın 1980’de vurulmasının ardından silah kontrolü için kampanyalar yürüttü. 1990’larda sağlığı bozulduğunda önce diyabet teşhisi kondu. Son albümünün vokal kayıtlarını tamamladıktan hemen sonra, 1994 başlarında bir kalp krizi geçirdi ve hayatını kaybetti.

Ölümden sonra hayat
Ölümünden bir yıl sonra MusicMasters, Ringo Starr, Brian Wilson, Stevie Nicks ve Aimee Mann gibi isimlerin katkılarını içeren “For the Love of Harry: Everybody Sings Nilsson” adlı saygı albümünü yayınladı. Aynı yıl, “Personal Best” adlı bir seçki de satışa sunuldu. BMG’nin Birleşik Krallık şubesi Camden, 2000’lerin başında, sanatçının albümlerini yeniden basmaya başladı. Yönetmen John Scheinfeld, Nilsson belgeseli “Who Is Harry Nilsson (And Why Is Everybody Talkin’ About Him)?”i 2006 yılında Los Angeles’taki Mods & Rockers Film Festivali’nde gösterime sundu. Sonraki birkaç yıl içinde filmde yeni düzenlemeler yaptı ve film nihayet 2010 yılında sınırlı sayıda sinemada gösterime girdi ve video formatında satışa sunuldu.

2013 yılında Sony Music, Andrew Sandoval ve Rob Santos tarafından üretilen ve Nilsson’un “14 RCA” albümünün tamamının yanı sıra üç nadir albümden oluşan kapsamlı bir boxset olan “The RCA Albums Collection”ı yayınladı. Aynı yıl, “Flash Harry” genişletilmiş bir formatta CD olarak piyasaya sürüldü. “Popeye” film müziği ise 2017’de yeniden basıldı.
Nilsson’un yarıda kalan son albümünün kayıtlarını Mark Hudson yapmıştı. Bu kayıtlar 2019 yılında “Losst & Founnd”(yazım hatası yok) adıyla yayınlandı.
Harry Nilsson, “Schmilsson’un oğlu”, sihirli sesiyle filmlerin duygulu sahnelerinde karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Yıllardır merak ederdim, araştırmak bu yazıya kısmet oldu. “Son Of Scmilsson”, Nilsson’un en sevdiğim albümlerinden birinin adıydı, aile bağları içeren bir söz sanırdım, meğer kafiye içeren bir kelime oyunu imiş.
Tüm albümleri

















