Menüyü kapat

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. Tümünü gör

      PodsyLive: Mobilden Sahneye Uzanan Köprü

      06.04.2026

      Günahların Müziği SINNERS ya da BLUES’UN KARANLIK HAFIZASI

      26.03.2026

      MERHABA! Stüdyoİmge’den Bilmemkaçıncı Defa…

      23.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      BIG BIG TRAIN ile Southampton İstasyonu’nda

      27.03.2026

      BaBa ZuLa: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Kramp: Sokaktan sahneye, hafızadan bugüne

      20.02.2026

      Budgie (1971)

      03.04.2026

      EPITAPH: Mezar Taşındaki Kehanet ve İNSANLIĞIN KENDİ ELİYLE ÇİZDİĞİ KADER

      25.03.2026

      Fırtına Sonrası: RAINBOW RISING

      13.03.2026

      Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

      11.03.2026

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

      09.04.2026

      CEM KARACA: Posterdeki Gözyaşları

      05.04.2026

      Yolun Sesi CHRIS REA

      30.03.2026

      Phil Campbell: MOTÖR Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026

      İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

      01.04.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

      09.04.2026

      Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

      08.04.2026

      Ragıp Paşa Köşkü: Bostancı Sahili’nde Bir Çalma Listesi

      07.04.2026

      PodsyLive: Mobilden Sahneye Uzanan Köprü

      06.04.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Ana sayfa»Röportaj»Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku
    Röportaj

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    Amerikalı Birth, 70’lerin Progresif ve Saykedelik mirasını "Born" albümüyle bugüne taşıyor. Astra’dan evrilen grubun karanlık, melankolik ve kozmik müzikal yolculuğuna dair Conor Riley ile yapılan özel bir söyleşi.
    Sevgi YeşilyaprakSevgi Yeşilyaprak08.04.202612 dakikalık okuma
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Bağlantıyı kopyala

    San Diego kökenli topluluk, “Born” isimli ilk uzunçalarlarıyla dinleyiciyi analog synthesizer tınılarının ve katmanlı armonilerin hâkim olduğu puslu bir evrene davet ediyor. Astra’dan gelen müzikal mirası daha rafine ve karanlık bir estetikle yeniden yorumlayan ekip, türün altın çağına duyulan özlemi modern bir ses işçiliğiyle buluşturuyor. Conor Riley’nin vizyonuyla şekillenen bu altı şarkılık serüven, Krautrock etkileşimlerinden uzay boşluğunu andıran melankolik pasajlara kadar geniş bir yelpazede nefes alıyor. Sevgi Yeşilyaprak tarafından yapılan bu derinlemesine röportajda; grubun kuruluş sancılarından türün Türkiye’deki yansımalarına kadar pek çok durakta konaklıyoruz.

    Amerikalı Birth grubuyla 2022 yılında tanıştı müzikseverler. “Bad Omens Records” etiketiyle çıkan debut albümleri “Born” yılın en iyi Progresif/Saykedelik albümlerinden biri olarak kabul gördü. Vokal ve klavyede Conor Riley, gitarda Brian Ellis, bas gitarda Trevor Mast ve davulda Paul Marrone’den oluşan grubun müziğinin köklerinin 70’lerin ilk yıllarından beslendiğini söyleyebiliriz. 

    70’lerin Progresif Rock’ını, Saykedelik tarzını ve zaman zaman Krautrock etkilerini duyabilmek mümkün grubun şarkılarında; ancak eskiye olan bu sevgi, kendilerine has, çağdaş ve benzersiz bir sound ile hayat bulan, toplam kırk bir dakikalık bir albümle karşımıza çıkıyor. 

    Altı şarkıdan oluşan bu karanlık ve puslu evrende, Saykedelik öğelerle, müziğin olağanüstü armonik, çok katmanlı ve melankoli dolu akışına kendimizi bir kez bıraktık mı, içinden çıkmak istemediğimiz, her dinleyişimizde farklı keşifler yapabileceğimiz, bir çeşit “kosmik” yolculuk daveti bizi bekliyor.

    Birth’ün, Astra grubundan evrildiğini söyleyebiliriz. Grup üyeleri farklı zamanlarda birçok ortak projede yer almışlar; Psicomagia, Radio Moscow gibi. Özet olarak, her ikisi de multi- enstrümantalist olan Conor Riley ve Brian Ellis’in uzun yol arkadaşlıklarının taşıyıcı yapıyı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Birth grubuyla tabii ki Astra sayesinde tanıştım ben de.

    Progresif müzik sahnesinde kalıcı izler bırakmış olan Astra grubunun müziği Saykedelik/Space Rock olarak tanımlanıyor genelde. Astra’yla henüz tanışmamış olanlar için, grubun “The Weirding” (2009) ve “The Black Chord” (2012) albümlerine mutlaka bir kulak verin derim. Her iki albüm de saykedelik ruhu taşıyan, tam birer Progresif Rock müzik şöleni, büyülü dünyasına mıknatıs gibi çekiyor dinleyiciyi; çok sağlam deneysel bir altyapı üzerinde yükselen etkileyici bir space sound. “Silent Sleep”, “The Rising of the Black Sun”, “The Weirding”, “Cocoon” ve “The Black Chord” mıknatıs etkili, unutulmaz şarkılarına birer örnek olabilir. Özgün imzasını başarıyla yaratabilmiş, çok sevdiğim Progresif Rock gruplarından bir tanesi.

    Daha fazla ayrıntıya girmeden asıl konumuza gelelim. Birth grubunun kurucu üyesi Conor Riley ile bir e-mail röportajı gerçekleştirdim. Umarım keyif alırsınız.

    • Öncelikle söyleşiye zaman ayırdığın için teşekkür ederim Conor. 2020’de çıkardığınız “Born” albümünden bu yana nasılsınız? Albümden memnun musunuz?

    Conor: Harika geçti. Albüme gelen tepkiler gerçekten olumluydu ve insanlardan harika geri dönüşler aldık. Ne yazık ki, yayımlandıktan kısa bir süre sonra bir ara vermek zorunda kaldık ama sanırım artık yeniden başlamaya hazırız. Albümü pandemi sırasında kaydettik ve herkesi bir araya getirmek gerçekten zordu o dönemde. Bu yüzden albümü, daha önce kaydettiğimiz bazı eski demo kayıtlarını yeni kayıtlarla birleştirerek yaptık. Şartlar göz önüne alındığında, bence sonuç iyi oldu.

    • Birth’ün Astra’dan evrildiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Seni ilk olarak Astra ile tanıdık. Astra’nın, prog sahnesinde kalıcı izler bıraktığı ve büyük beğeni toplayan “Weirding” (2019) ve “Black Chord” (2012) albümlerinin yayımlanmasından tam on yıl sonra müzikseverler “Born” (2022) ile tanıştı. Bu süreçte Birth’ün kuruluşuna yol açan gelişmeleri ve grubun nasıl bir araya geldiğini bizimle paylaşabilir misin?

    Conor: Astra hiçbir zaman resmi olarak dağılmadı, ancak grubu bir arada tutan o tutkunun artık olmadığı aşikârdı. Bu yüzden oldukça uzun bir ara verdik. Ben yine de her zaman şarkılar yazmaya devam ediyordum ve birkaç yıl sonra yayımlamam gereken bir sürü şarkı birikmişti bende. Başka insanlarla birlikte bu şarkılar üzerinde doğaçlamalar yapmaya başladım ve sonunda bu süreç de Birth’e dönüştü.

    Conor Riley, Brian Ellis, Paul Marrone, Trevor Mast

    • Bir röportajda albüm yapım sürecinin pandemiye denk geldiğini ve grubun yaklaşık dört yıl boyunca üzerinde çalıştığını belirtmişsin. Bu karantina dönemi, süreci hem olumlu hem de olumsuz anlamda nasıl etkiledi? Astra’nın ilk albümünü, bir stüdyoya dönüştürdüğün garajında kaydettiğini okumuştum. Zaman kısıtlaması olmadan çalmak olağanüstü bir şeydi herhalde, öyle değil mi? “Born” albümü nerede kaydedildi? Analog kayıt yapmayı da düşündünüz mü? Bildiğim kadarıyla vintage gitarlar çalıyorsunuz.

    Conor: Evet, “Born” albümü pandemi sırasında kaydedildi, ancak şarkıların çoğu ondan önce yazılmıştı. Herkesi bir araya getirip kayıt yapmak gerçekten çok zordu, bu yüzden eski demoları alıp, temizleyip, üzerine bir sürü ek kayıt yaptık (overdub). Bu durum, izolasyonun en yoğun olduğu dönemde oturma odamda yazdığım ve demosunu kaydettiğim “For Yesterday” şarkısı hariç, tüm şarkılar için geçerliydi. Birçok açıdan bu deneyim olumluydu çünkü gerçekten gidilecek hiçbir yer ve yapılacak hiçbir şey yoktu, bu yüzden tamamen izole edilmiş bu yaratıcı balonun içinde kalıp sadece yazdım. Öte yandan herkesi bir araya getirip gerçek bir canlı stüdyo deneyimi yaşama fırsatını da kesinlikle kaçırdık. Ama bir yandan, bize haftalarca eve kapanıp, gece geç saatlere kadar çalışabilme şansını da verdi bu süreç. “Born” albümünün kaydı ve üzerine yapılan kayıtlar (overdub) gerçekten çok eğlenceli bir deneyimdi. Kayıtları Brian’ın Escondi’daki stüdyosunda yaptık. Brian ve ben birkaç hafta boyunca neredeyse birlikte yaşadık ve yüzlerce overdub ve canlı demo kaydını gözden geçirdik. Kayıt tamamen dijitaldi, ancak kullandığımız enstrümanlar ve efektlerin çoğu analogdu, çoğunlukla 70’lerden kalmaydı.

    Birth – Born (2022)

    • “Born”albümü bence kendi özgün evrenini yaratmayı başardı; puslu, karanlık ve türlü ses maceralarıyla dolu bu evrene, senin sıcak ve duygusal sesinle kolayca giriş yapabiliyor ve müziğin olağanüstü armonik ve melankoli dolu akışında kendi yolculuğumuzun tadını çıkarabiliyoruz. Grubunuzun adını nasıl buldunuz? Şarkılarınız neler anlatıyor? 

    Conor: Projeye iyi bir isim bulmak için gerçekten çok kafa yordum. Hatta bir gece yarısı uyanıp projeye “Birth” adını vermem gerektiğini düşündüm. Sonunda bu isimde karar kıldım çünkü bazıları nefret etti, bazıları çok sevdi ama kayıtsız kalmadılar. Albüm yaklaşık beş yılı aşan bir zamanda yazıldı ve bu süreçte çok şey yaşandı. Benim için bir yüzleşme süreciydi ve yaşamımın oldukça çalkantılı bir döneminden sonra nihayet huzura kavuştum. Şarkı sözleri biraz soyut, ancak çoğunlukla toplumsal çürüme, kopukluk ve ölüm gibi daha karanlık konuları ele alıyor.

    • Bize biraz da yaratım, şarkı yazma sürecinden bahsedebilir misin? Tüm şarkı sözlerini sen mi yazıyorsun? Peki ya besteleriniz nasıl ortaya çıkıyor? Şarkılarınızın, müziğe tutkuyla bağlı ve deneysel çalışmalar yapmaya kararlı müzisyenlerin ortak çabasının bir sonucu olduğunu söyleyebilir miyiz?

    Conor: Her şarkı farklı, ama bazen küçük ev stüdyomda bir şarkının bir bölümünü ya da tamamını demo olarak kaydedip sonra provaya getiriyorum. Birlikte çalıyoruz, kaydediyoruz, dinliyoruz ve doğru hissettirene kadar tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Her gün bir şeyler yazmaya çalışıyorum, iyi olmasa bile. “Born” albümündeki tüm şarkı sözlerini ben yazdım ama gelecekte her Birth şarkısının sözlerini illaki ben yazacağım diye bir şey yok. Kesinlikle bir grup çalışması süreci ve herkesin yazıp denemeler yaptığı zaman en iyi sonucu veriyor. Gruptakilerin garip ve alışılmadık şeyler çalmasını, sonunda albüme girmeseler bile, dinlemeyi seviyorum.

    • Sen bir bilim insanısın, bunun müziğine ve müzisyenliğinin üzerinde etkileri olduğunu düşünüyor musun? Bilim kurguya ilgi duyduğunu biliyoruz; Brian Aldiss’in kıyamet sonrası bir dünyayı anlatan romanına bir gönderme yapan “Barefoot in the Head” (“Astra’nın The Black Chord” albümündeki) şarkınız buna bir örnek olabilir belki. Bilim kurgu dünyasını senin için özellikle ilginç kılan nedir?

    Conor: Aslında “Barefoot in the Head” şarkısını bahsettiğin kitaptan yola çıkarak Richard yazdı. O dönem her ikimiz de bilim kurgu kitapları ve filmlerine oldukça meraklıydık ve bu ilgi, Astra’nın iki albümünü kesinlikle etkiledi diyebilirim. Bilim eğitimi aldım çünkü bana manevi olarak anlamlı geldi. Bilimsel araştırmalarımın müziğimi ya da müzisyenliğimi doğrudan etkileyip etkilemediğinden emin değilim, ancak bilimde yaptığım gibi müzikle de deneyler yapmayı seviyorum. Her ikisi de hayatımda anlamlı bir yol gösterici güç gibi hissettiriyor.

    Trevor Mast ve Brian Ellis

    • Brian ve sen, her ikiniz de multi-enstrümantalistsiniz. İlk olarak hangi enstrümanı çalmaya başladın, gitar ve klavye çalmaya başladığında kaç yaşındaydın? Vokal eğitimi aldın mı yoksa iyi şarkı söyleyebilme yeteneğin doğal bir şekilde mi gelişti? Kendi müziğinizi yapmaya başlamak için sana ilham olan müzisyen ya da gruplar kimlerdi?

    Conor: Çocukken biraz piyano çaldım, ama müzik konusunda asıl heyecanı gençlik yıllarımda gitar çalmaya başladığımda hissettim. O zamanlar daha çok Thrash Metal dinliyordum, fakat kısa sürede 60’lar ve 70’lerin Rock ve Cazına da ilgi duymaya başladım. Başta şarkıcı olmak gibi bir isteğim yoktu, ama Richard ile birlikte ilk kayda değer grubum “Silver Sunshin”a katıldığımda geri vokal yapmaya başladım ve zamanla birkaç şarkıda ana vokali de söylemeye başladım. Her şey bir şekilde kendiliğinden gelişti. Yıllar içinde ihtiyaçtan dolayı bazı vokal dersleri aldım ama sanırım biraz daha almalıyım.

    • Birth’ün müziğinde 70’lerin Progresif Rock’ını, Saykedelik tarzını ve biraz da Krautrock etkilerini duyuyoruz; fakat bunu kendinize has, çağdaş ve benzersiz bir sound ile sunuyorsunuz. King Crimson, ELP, PFM, Osanna, erken dönem Pink Floyd, Deep Purple ve 70’lerin diğer muhteşem grupları geliyor aklıma şarkılarınızı dinlediğimde. 70’lerden en sevdiğiniz gruplar hangileri ve son zamanlarda dinlediğin güncel gruplar hangileri? Başka müzik türleriyle de ilgili misin?

    Conor: Birçoğunu söyledin zaten az önce. Ben de Aphrodite’s Child, Eloy, Yes, Area, Magma ve Mahavishnu Orchestra’yı eklerdim. Güncel Progresif gruplar olarak ise Needlepoint, Wobbler ve Crown Lands’i gerçekten seviyorum. Tür fark etmeksizin kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim. Son zamanlarda çokça Fusion dinliyorum ama aynı zamanda Pop, Klasik müzik, Metal ve eski Folk ile Country de dinliyorum.

    • Neredeyse her şeyin dijitalleştiği bir dünyada, albümünüzü plak olarak da yayımlayabilmiş olmanız harika gerçekten. Albümün kapağı David Vincent D’Andre tarafından tasarlanmış ve bence gerçekten çok hoş bir çalışma olmuş, albümün ruhunu dinleyiciye doğrudan yansıtabiliyor. Kendisiyle çalışmaya nasıl karar verdiniz?  

    Conor: David, Astra’nın konseri için bir poster hazırlamıştı ve ben de onu o kadar beğendim ki bir tanesini satın almıştım. Poster hâlâ duvarımda asılı duruyor. Albüm için bir kapak tasarımına karar verme zamanı geldiğinde aslında Astra’nın tüm kapak tasarımlarını yapan Arik Roper ile David arasında kararsız kalmıştım. Bu albümün Astra’nın üçüncü albümü gibi görünmesini istemedim, bu yüzden kapak için David Vincent D’Andre‘yi tercih ettim, ancak Arik de bizim için bir t-shirt tasarladı ve gerçekten harika bir şey çıktı ortaya.

    • Bir Astra hayranı olarak şunu da sormak istiyorum: Grubun dağıldığını hiçbir zaman resmi olarak açıklamadınız. Grup üyelerinin devam eden solo projeleri olduğunu biliyoruz. Eğer zaman ve koşullar uygun olursa, yakın gelecekte üçüncü bir albüm ihtimali olabilir mi?

    Conor: Bilmiyorum, umarım olur, harika olurdu!

    Conor Riley, Trevor Mast, Brian Ellis, Paul Marrone

    • Bir klavyeci olarak, vintage klavyelere ve ekipmanlara özel bir ilgin var mı? Mükemmeliyetçi misindir, kafandaki o spesifik sesi bulana kadar, yorulmadan denemeye devam eder misin çoğu zaman?

    Conor: Evet ilgim var, kesinlikle çok fazla klavyem var, ama o spesifik sese ne zaman ihtiyaç duyacağını asla bilemezsin. Modern enstrümanlara karşı değilim, özellikle canlı performanslarda ihtiyaç var. Son zamanlarda, canlı performanslarda daha fazla yeni sesler yaratabilmek ve yeniden yaratabilmek için kendi kontrol cihazlarımı ve synthesizerlarımı yapıyorum.

    • Seni etkileyen klavyecilerden bazıları, gitar ve vokaldeki kahramanlarını bizimle paylaşabilir misin? İlk dinleyişte âşık olduğun o ilk Progresif Rock albümünü hatırlıyor musun?

    Conor: Klavyeci olarak Vangelis, Jan Hammer, Herbie Hancock, Chick Corea, Rick Wakeman ve Patrick Moraz benim için büyük ilham kaynaklarıydı. Gitar için David Gilmour, Marty Friedman, Randy Rhoads, Allan Holdsworth ve John McLaughlin’i sayabilirim. Vokal olarak ise her zaman Demis Roussos ve Colin Blunstone’ı çok sevmişimdir. Gerçekten âşık olduğum ilk Progresif Rock albümü “Close to the Edge” oldu. Bu albüm, Progresif Rock’ın karmaşıklığını ve teknik ustalığını bir şekilde yansıtıyor ve aynı zamanda baştan sona tamamen, keyifle dinlenebiliyor.

    • Astra’da Richard Vaughan ile birlikte çift armonili vokaller yaptınız. Bu şekilde şarkı söylemek nasıl bir deneyimdi? Bu tarz kendiliğinden mi gelişti yoksa bilinçli bir tercih miydi? 

    Conor: Astra’dan önce, ‘Silver Sunshine’ adında, biraz Beatles tarzına yakın bir pop grubumuz vardı. Birisinin geri vokal yapması gerekiyordu, ben de denemeye karar verdim. Tamamen doğal mıydı bilmiyorum ama doğru hissettirmişti. Başka biri isteseydi muhtemelen yapmazdım.

    • Sence Astra ve Birth’ün yaptığı müzik arasındaki temel fark nedir? Bana göre Astra daha uzun süreli şarkılarıyla daha Progresif odaklı gibi görünüyor. Birth’de ise daha puslu bir atmosferde Saykedelik ve Progresif bir sound hakim. Sen ne söylemek istersin bu farklarla ilgili?

    Conor: Astra ile haftada iki kez, yaklaşık dört saat boyunca bir araya gelip, farklı fikirler üzerinde yıllarca sürekli çalıştık. Sanırım bunun sonucu olarak da daha karmaşık Progresif şarkılar ortaya çıktı çünkü zaman ilerledikçe parçaların üzerine yeni şeyler ekleme eğilimindeydik. Birth’le ise artık biraz daha yaş aldığımız için herkesi düzenli olarak bir araya getirmek zorlaştı, bu yüzden müzik o kadar karmaşık değil. Bence daha çok şarkı yazımına odaklı, en azından Birth albümünde. Umarım bir sonraki albümde yeni fikirler üzerinde çalışmak için daha çok zamanımız olur.

    • Daha önce çaldığın gruplardan bahsedebilir misin bize? Brian Ellis gibi, solo projelerde de yer alıyor musun yoksa sadece grup müziğine mi odaklanıyorsun?

    Conor: “Daphne and the Hearts” adında bir grupta çaldım ve orada sırtımızda kalpler olan mor kot yelekler giyinmeye zorlanmıştık. Bundan pek bir şey çıkmadı ama Richard ve Stuart’ın da çaldığı yerel bir glam Rock grubu olan “Teacher’s Pet” ile birkaç konser verdik. Bu iki grup dağıldıktan sonra “Silver Sunshine”ı kurduk; daha sonra Brian ve Dave’in katılmasıyla bu grup Astra’ya dönüştü. Şu anda “Mondo Drag” adlı bir grupta da ve ayrıca arkadaşım Andres Migues Cervantes’in Country müzik grubunda piyano çalıyorum.

    Birth’ün 2026 yılındaki yeni kadrosu: Andrew Riven (davul), Conor Riley (klavye, vokal), Graham Norwood (bas), Tom Draper (gitar)

    • Yeni bir Birth albümü yolda olabilir mi? Eğer öyleyse, aklınızda tahmini bir çıkış tarihi var mı? Grupla ABD veya Avrupa’da yeni konser planlarınız var mı? Türkiye’de de konser vermek ister misiniz?

    Conor: Evet, şu anda ikinci albüm üzerinde çalışıyoruz. Albüm neredeyse hazır, ancak kadro değişikliği ve genel yaşam koşulları nedeniyle bir süre ara vermek zorunda kaldık. 2027’nin başlarında albümü yayımlayabileceğimizi umuyorum. Ayrıca Nisan ayında ABD’de yeni kadromuzla ilk konserimizi vereceğiz!

    • Zaman yolculuğu yapma şansın olsaydı, hangi grupla birlikte sahneye çıkmak isterdin?

    Conor: Bu zor bir soru. Muhtemelen Yes ya da Mahavishnu Orchestra derim ama seçilecek o kadar çok grup var ki …

    • San Diego’lu bir grupsunuz. Şehirdeki Progresif/Saykedelik Rock sahnesi son yıllarda ne durumda? Yanılmıyorsam yine San Diego’lu bir grup olan Earthless ile birlikte çalmıştınız.

    Conor: Aslında taşındık, yani artık “Bay Area” (Körfez Bölgesi) tarafındayız. Ama dediğin gibi Earthless var, Sacri Monti var, harika gruplar var şehirde.

    • Son söz sende, Türkiye’ deki dinleyicilerinize, hayranlarına ne söylemek istersin?

    Conor: Merhaba Türkiye! Bir gün oraya gelip konser vermeyi çok isteriz. Ülkenizden çıkan o kadar çok muhteşem müzikler var ki. Selda Bağcan, Erkin Koray ve 3 Hürel’in büyük hayranlarıyız. Umarım bir gün ülkenize gelme şansımız olur!

    birth progressive rock rock yabancı
    Önceki yazıRagıp Paşa Köşkü: Bostancı Sahili’nde Bir Çalma Listesi
    Sonraki yazı PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu
    Sevgi Yeşilyaprak

    Turist rehberi,çeviri yapar. Müzik tutkunu, özellikle Prog, Krautrock, Heavy Metal, Blues gözdeleri. Doğayı, kitapları ve gezmeyi sever.

    İlgili Yazılar

    PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

    09.04.2026Yazan: Bülent Seyitdanlıoğlu

    Budgie (1971)

    03.04.2026Yazan: Sabahattin Bilgiç

    İLHAN İREM: Analog Bir Sabır, Kristal Bir Varoluş

    01.04.2026Yazan: İzzet Eti

    EMRE NALBANTOĞLU ile Blues’un İçine Ankara’yı Saklamak

    31.03.2026Yazan: Mine Gürevin

    Yolun Sesi CHRIS REA

    30.03.2026Yazan: Recep Karaş

    BIG BIG TRAIN ile Southampton İstasyonu’nda

    27.03.2026Yazan: Hacer Erişkin
    En son yazılar
    Portre

    PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

    Yazan: Bülent Seyitdanlıoğlu09.04.2026

    Phil Collins’in 80’lere damga vuran solo kariyeri, davulun ritimden duyguya evrildiği derin bir anlatıya dönüşüyor. Fiziksel sınırlarla yüzleşen bir efsanenin, oğluyla sahnede devleşen mirası ve o unutulmaz vedası Stüdyoİmge’de.

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    08.04.2026

    Ragıp Paşa Köşkü: Bostancı Sahili’nde Bir Çalma Listesi

    07.04.2026

    PodsyLive: Mobilden Sahneye Uzanan Köprü

    06.04.2026
    Öne çıkanlar

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    08.04.2026

    Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

    10.02.2026

    The Ringo Jets: Korkusuz ve Bağımsız

    11.02.2026

    Sadık Gürbüz ile Onur ve Direncin Sesi Üzerine

    19.02.2026
    Etiketler
    aleister crowley alternative rock anadolu pop art rock big big train blues bobby beausoleil bulutsuzluk özlemi caz cem karaca derleme duman edebiyat elektronik engin folk rock graham bond hakan türkoğlu hard rock haruki murakami hayko cepkin heavy metal ilhan irem indie iron maiden kargo led zeppelin maiden turkey mavi sakal mekan müzik basını pop progressive rock psychedelic rock punk rock strah stüdyoimge tarih teoman the stone roses tiyatro vecdi yücalan yabancı yerli
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985-1986, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    PHIL COLLINS: Zamanla Yüzleşen Davulcu

    09.04.2026

    Conor Riley ile BIRTH ve Progresif Müziğin Karanlık Ufku

    08.04.2026

    Ragıp Paşa Köşkü: Bostancı Sahili’nde Bir Çalma Listesi

    07.04.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Arama yapmak için Enter tuşuna, aramayı iptal etmek için Esc tuşuna bas.