Cem Karaca, yalnızca bir sanatçı değil; bir dönemin sesi, bir toplumun hafızasıydı. “Tamirci Çırağı”ndan “Namus Belası”na, sürgün yıllarından vatan hasretine; bir ömrü notalara sığdıran Anadolu Rock’ın gür sesi Cem Karaca, bugün 81 yaşında. İyi ki doğdun usta!
1960’lı yıllar ile ilgili en güzel tespiti sanırım Erkin Koray, “Uzayda bir elektrik hasıl olmuştu” diyerek yapmıştı. O zamanların esintisini çocukluk ve gençlik dönemlerimde yaşadım, ta ki 80’lere kadar. Aslına bakılırsa 12 Eylül kesintisine rağmen gene de 80’ler ve 90’lara kadar bu elektrik sürdü. Bugün bile iç geçirilen bir hasret olarak yeni kuşakta da bir özlem olarak yansımasını sürdürüyor.
Bu hafta Mahir Çayan’ın 50. ölüm yılı sebebiyle o 1968’lerin öğrenci liderleri tekrar gündeme geldi. O zamanlarda 25 yaşında kâh idamla kâh da vurularak yok edilen o gençlere bugün baktığımızda şaşırıyoruz. Bugün 25 yaşında bir genç dünyayı değiştirmek için kuram üretecek ve bu düşünceler 50 yıl sonrası da hükmünü sürdürecek deseniz size deli gözüyle bakarlar.
Mahir Çayan’ın düşüncesine katılmak zorunda değilsiniz, hatta yanlış da bulabilirsiniz ama dünya üzerine tespitler yapabilmelerine de şapka çıkarırsınız.
1968 kuşağının insanlarına baktığımızda sadece siyasette değil her alanda böyle şaşırtıcı örneklere rastlarsınız. Ben 1970’li yıllara hayran biri olarak 60’lı yıllarda başlayan aydınlanma, müzikte de sevdasına düştüğümüz dönemi başlatmıştı.
İşte o “uzayda hasıl olan elektrik”, ülkemizde de Erkin Koray, Barış Manço ve Cem Karaca üçgenini çıkardı. Üçü de şaşırtıcı ve kalıcı ve bir o kadar da birbirinden farklıydı.
Cem Karaca bugün yaşasaydı 81 yaşına girecekti. Eğer hayatta olsaydı kesinlikle onun 80 yaşını aştığını bile fark etmezdik. Tıpkı onun 20 yaşındayken yaptığı plakları dinlediğimizde zamanı fark edemediğimiz gibi.
O muhteşem üçlü birbirinden çok farklıydı… Cem Karaca da onların “en hızlısı”ydı. Bildiği yolda bodoslama giden biriydi. 1970’lerde bir eylemci gibi davranma yürekliliğindeyken heybesinde “Rock”ı da taşımaktan vazgeçmeyecekti. Sonrasında onu 12 Eylül’de “Vatandaşlık”tan çıkartılmış olarak görecektik. Böylece geldi sürgün yılları. O yıllarda Almanya’da yaptığı kaseti bir arkadaştan almış, dinlemiştim. Bu sanki bir yasak yayını polisten gizli dinlemek gibiydi. Sonra o günler geçti ve onu Gülhane konseriyle karşıladığımızda da “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda… Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında” diyerek o gür ses ile parkı çınlatacaktı. Ve o konserde, o yasaklı yıllarda gizliden dinlediğim o kaset aklıma gelecekti.
Sonrasında Cem Abi ile tanıştım ve burada yazacak anılar da var ama ben onu ilk dinlediğim günlerdeki yansımalarından bahsetmek istedim. Tiyatrocu bir anne babanın çocuğu Cem Karaca her gece çıktığı sahnede attığı tiratla bizi şaşırtan bir tiyatrocuydu. Azeri kökenli bir baba ve Ermeni kökenli bir anne adeta bize bütün renklerimizi hatırlatan bir gerçekti. Oysa vakti zamanında iki halk Sovyetler dağıldıktan sonra birbirini boğazlayan savaşa girmişlerdi.
Sosyalist Ruhi Su ile ülkücü İlham Gencer onun ilk hocasıydı. Farklılıklar onun beslenmesiydi ve o bu toprakların değişik renkleri, farklılıklarıyla filizlenen kendi gibi olan Cem Karaca idi.
Sadece Türkiye için değil yaşadığımız bu yerküre için o çok özel ve farklı biriydi.
– Aptulika






