Close Menu

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. View All

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Ercan Birol: Solosu Yeniden Hayat Buluyor

      28.01.2026

      She Rocks!: Kadınların Davul Gücü Vuruşlarıyla, Sahneyi ve Ritmi Ele Geçirecek

      27.01.2026

      Engin: İki Kültür Tek Sound

      28.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Kramp: Sokaktan sahneye, hafızadan bugüne

      20.02.2026

      Tibet Ağırtan: Kadıköy Sahne’de Bir Ankara Akşamı

      18.02.2026

      Fırtına Sonrası: Rainbow Rising

      13.03.2026

      Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

      11.03.2026

      The Velvet Underground and Nico (1967)

      06.02.2026

      The Stone Roses (1989)

      19.12.2025

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026

      Big Big Train: Kocaman, Muazzam Bir Tren ile Çıkılan Müzikal Serüven

      20.02.2026

      Cem Karaca: Hiç Bitmeyecek Bir Sohbet

      09.02.2026

      Cem Karaca ile Bir Gün: Bir Rüzgardı, Bizi Ayırdığı Gibi Birleştiren de…

      08.02.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

      17.03.2026

      Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

      16.03.2026

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Home»Röportaj»Can Tutuğ: Gündüz Psikiyatrist, Gece Vibrafoncu
    Röportaj

    Can Tutuğ: Gündüz Psikiyatrist, Gece Vibrafoncu

    Psikiyatrist, radyocu ve vibrafoncu Can Tutuğ ile; cazın Türkiye’deki yalnızlığını, pandemi günlerinin “Huzursuzluk”unu, solo albüm cesareti ve sahnede kalma inadı üzerine samimi bir sohbet. Müzik, emek ve özgürlük arasında sıkışan bir hayatın iç sesi.
    Doğa DemirayDoğa Demiray24.02.202618 Mins Read
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Copy Link

    Psikiyatrist kimliğinin yanına cazın büyüleyici dünyasını da sığdıran Can Tutuğ, vibrafonun metalik ve berrak tınıları eşliğinde müzikal serüvenini anlatıyor Doğa Demiray‘a. Genç Caz yarışmasından Açık Radyo mikrofonlarına, avangart doğaçlamalardan yapay zekânın müziğe etkisine kadar geniş bir yelpazede gerçekleşen bu söyleşi; disiplinler arası bir zihnin sanata bakışını yansıtıyor. Stüdyoİmge okurları için hazırlanan bu özel buluşma, on parmağında on marifet olan bir hekimin tıp ve melodi arasında kurduğu o hassas dengeye ışık tutuyor.

    Psikiyatrist, Hekim, Radyocu, Müzisyen. Can Tutuğ. On parmağında on marifet. Çocukluğunda annesinin aldığı piyanoyla başlayan müzik serüveni erken yaşlarda tanıştığı caz müziğiyle birlikte bir tutkuya dönüşmüş ve o zamandan beri hayatının merkezine yerleşmiş durumda.

    Gençlik yıllarında piyano, gitar ve saksafonla haşır neşir olduktan sonra vibrafonda karar kılmış. Trakya Üniversitesinde Tıp Fakültesi öğrencisiyken bir yandan da İstanbul Teknik Üniversitesi Dr. Erol Üçer İleri Müzik Araştırmalar Merkezi’nde Amy Salsgiver ile vibrafon çalışmış.

    Can Tutuğ. Foto Rüveyda Öztürk

    2014 yıılında Edirne’li genç müzisyenlerle kurduğu Cold Vibes grubu ile Trakya bölgesi başta olmak üzere onlarca konser vermiş ve aynı yıl 22. İstanbul Uluslarası Caz Festivali’nin Genç Caz yarışmasını kazarak büyük bir başarıya imza atmışlar.

    2005- 2018 yılları arasında Açık Radyo’da Volkan Terzioğlu, Şevket Akıncı ve Robert Reigle ile birlikte Öteki Cazprogramının yapımcılarından biri olmuş, 2020’den beri artık Apaçık Radyo’da yine Şevket Akıncı ve Volkan Terzioğluile birlikte Gürültü ve Duman programına devam ediyor. Bir yandan da çeşitli mekânlarda meraklılarına dönemler, olaylar, anekdotlarla caz tarihi anlatıyor.

    2015 yılında psikiyatri uzmanlığını bitirdikten sonra yetinmeyip konservatuar eğitimini de tamamlayan Tutuğ o zamandan beri dünyanın en güzel kenti dediği Kırklareli’nde yaşıyor, bir yandan hekimlik yaparken hem kendi solo ve grup projelerinde çalıyor, hem eşlikçi olarak başka projelere destek veriyor. Beste ve albüm çalışmaları da devam ediyor.

    2020’de davulcu Erdem Uvalıoğlu ile çıkardığı ilk albümü “Huzursuzluk” sonrasında 2023 yılında Türkiye’deki ilk solo vibrafon albümü “Bir Başına”da kendi bestelerini çalan Tutuğ’un uzun zamandır birlikte sahne aldığı Tolga Şişko ile birlikte çaldığı son albümü “Akşam Üzeri” bu söyleşi yapılırken yayımlanmamıştı, siz okurken bu albümde dijital platformlarda yerini almış olacak. 4. albümünde eli kulağında olduğunu buradan duyuralım.

    Vibrafon Can Tutuğ. Saksafon Serkan Yürük. Trompet Aytaç Erdoğdu. Gitar Tolga Şişko.

    Her on beş günde bir gitarist Tolga Şişko ve trompetçi Aytaç Erdoğdu ile birlikte sahne aldığı jam sessionlara da açık Katia’da konser öncesi konuştuk. Hem yoğun programında kırmayıp vakit ayırdığı için, hem de sonrasında kulaklarımızın pasını silen şahane müzikler için müteşekkirim.

    • Müzisyen, radyocu ve hekim. Bir yandan caz konserleri, performanslar, albüm çalışmaları, bir yanda devam eden radyo programları ve bir yandan da hekimlik. Yoğun tempoda çalışırken Tolga Şişko ve Aytaç Erdoğdu ile sahne aldığı Katia’da konser öncesi yakalayıp konuştuk. Bugün 17 Ocak 2026. Bu yılki 11. konserin. Bu sene biraz yavaş mı başladı?

    • Benim mi? Hiç düşünmemiştim bunu. Hiç TRT sorusu gibi değil. Uzun vadede, pandemiye kadar planım hiç hekimlik yapmadan sadece müzikle hayatta kalıp kalabilmemekti. Hâlâ bir yolunu deniyorum. Umudum giderek köreliyor. Ama bir umudum var hâlâ içimde. Bu yüzden session-musician gibi kiralanarak devam ediyorum.

    • Şöyle. Ben takip ediyorum. Yaklaşık 2-3 yıldır bu tempoda çalıyorsun.

    • Daha önceden de böyleydi, paylaşmıyordum. Eskiden yine çalar paylaşmazdım. Asistanken özellikle. Bir yerde “ipleri bıraktım” diyebilirim.

    Can Tutuğ Aralık programı

    • Normalde bu tempoda çalışan bir müzisyenin, hadi şato demeyelim de havuzlu bir villada oturuyor olması gerekirdi. En azından başka bir ülkede. Yoksa artık dünyada da değişti mi işler?

    • Dünyanın genelinde değişti, bizim ülkemizde daha fazla değişti. Ülkenin stabil bir ülke olmaması, çok fazla değişen olay örgüsü olması. Ürdün Kralı öldüğünde üç gün milli yas ilan edilmişti. Hatırlıyor musun? O zaman mesela belediyenin canlı müzik etkinlikleri de iptal olmuştu. Ya da yılbaşında Işid ile ilgili bir söylenti vardı işte. Bomba patlatacağıyla ilgili. Ne kadar doğru bilmiyorum ama bu sebeple olduğu öne sürülerek birçok canlı müzik etkinliği iptal edildi belediyelerde. Türkiye genelinde olan bir şey bu. Tek bir yerde değil. Düşünsene mesela ne suçu vardı orada insanların. Işid’in istediği olmuş oldu böylece. Yılbaşı kutlanamadı belediyelerce.

    • Buraya tekrar döneceğiz ama başa saralım. Nasıl başladı bu müzisyenlik?

    • Hep vardı. Nasıl başladığını o kadar hatırlayamıyorum ki. Beş yaşında annemin aldığı bir piyanoyla başladı. Çalışa çalışa. Ben hep o zamanlarki teyple bir şeyleri kaydederdim. Kaydedip kaydedip yeniden dinlerdim. Sonra onları çıkarıp çalmaya çalışırdım. Sonra baktım ki benim en çok keyif aldığım aktivite bir şeyleri birebir tekrar etmeye çalışmak olmuş. Yorum yapmak için önce daha çok dinlemek lazım. O zamanlar bu kadar çok dinlemeyi bilmeyip daha çok dinlediğimi taklit etmeye çalışıyordum. Klasikçiliğe daha uygunmuşum yani.

    • Peki Pop Rock dönemi var mı yoksa direkt Caza daldın mı?

    • Caza çok hevesim vardı. Başka türlerde çaldım ama zaten Caza hevesim olduğu için ve bunu da çok az kişiyle paylaşabildiğim için. Sadece Cazla hayatta kalan, hayatta kalmak dediğim sadece maddi anlamda değil, müzikal tatmin olarak da sadece Caz icra eden biri olmak zor. Hele ki büyük şehirde yaşamıyorsan.

    • Vibrafon kararı nasıl oldu? Çok zor bir enstrüman, hem pahalı bir enstrüman hem hocasını bulmak zor hem taşımak zor.

    • Günümüz için o kadar zor değil. Çünkü Youtube’da o kadar güzel enstrüman dersleri, öğretileri varki. Belki benim zamanımda kâğıt kalemle bunlar oluyordu. İşte İTÜ’de Amy Salsgiver’dan ders aldım. Toni Miceli’den dersler aldım. Konservatuvar eğitimi aldım. Bulabildiğim bütün workshoplara gittim. Bir de ben çalışmayı seviyorum. Yani umarım olmaz bir kaza olmaz ama bir kaza olsa, iki elim gitse bu sefer de okuyarak bir şey öğrenmeye çalışacağım. Çünkü öğrendikçe beslenmiş olup daha rahat uyuyorum. Psikanalizde şey vardır ya. Hayatı boyunca hep değersizlik düşünceleri olur ve bunları bastırmak için üzerine akademik olsun, sanatla ilgili bir şey olsun bir şey üretip var etmeye çalışır. En azından işlevsel bir öz-doyurum oldu yani.

    Can Tutuğ

    • Sonra Edirne’de Cold Vibes başladı. 2015 civarı sanırım.

    • 2013’te başladı. O dönemde mesela Edirne’de ben mekân mekân, insan insan arayıp konservatuarlı müzisyen bulmaya çalıştım birlikte bir şey yapabileceğim. Basçı Asal dışında kimse konservatuardan değildi. Herkes başka bölümlerden. Öğretmenlikten, mühendislikten, işte askeri personel olan arkadaşımız vardı. İlginç ya. Konservatuarlar içerisinde, klasikçiler içerisinde birlikte çalabileceğimiz insan bulmak çok zor. Performans sergileyebilecek kişi kadar yer bulmak da çok zor. İyi ki bulduk ki birbirimizi geliştirdik. Birlikte öğrendik, oturduk çalıştık.

    • Sonrada Genç Cazcılarda bir ödül aldınız.

    • Genç Cazda birincilik elde ettik.

    • O etki etti mi gidişata?

    • Zaten gidişat sürüyordu. Ama onu biz kullandık. Biz açıkçası biraz daha reklam amaçlı, işte bunu bunu yaptık diye kullandık. Yoksa bunu kullanmaya ihtiyacımız var mı? Belki de Türkiye koşullarında vardı. Çünkü mesela dikkatimi çekti, adını söylemeyeceğim, bir yabancı trompetçinin afişinin altında işte Zorlu Center mı biri yazmış, “Dünyanın en iyi trompetçisi olan şu şu şunun konserine davetlisiniz” gibi bir reklam. Dünyanın en iyi trompetçisi demek de doğru değil ya. Ama böyle lanse edildiğinde akılda kalıcı oluyor. Utanç verici ifadeler.

    • Sonrasında Cold Vibes ve Edirne günleri bitti ve Kırklareli’nde, senin tabirinle dünyanın en güzel şehrinde…

    • Şöyle oldu aslında. Cold Vibes hiç dağılmadı. İnsanlar başka şehirlere gitmek zorunda kaldı. Uğurcan bir davulcu olarak çok nitelikli çok daha iyi getirisi olan işlere gitmeye başladı. Şu anda çok bilinen isimlere çalıyor. Şimdi tek tek söylemeyeyim ama çok kaliteli ve iyi de getirisi olan işler yapıyor. Yalın müzik sektörünü bıraktı, iyi bir gitaristti. Asal İstanbul’da CSO’da yanılmıyorsam çalıyor. Ben zorunlu hizmete atandım. Buluşup görüşemez olduk. Yoksa bir şey değil böyle değil hani. Hadi görüşmeyelim olmadı.

    Can Tutuğ ve Aytaç Erdoğdu

    • Bu arada sadece müzik değil, Caz tarihi, müzik tarihi eğitimler de devam ediyor. Böyle bir Caz misyoneri gibi Trakya’da cazı sevdirmeye, birilerinin kulağına kar suyu kaçırmaya…

    • Bence sevdirmek değil de kar suyu kaçırmak. Mesela seninle olan arkadaşlığımızı bu kadar bu hâle getiren de bu durum oldu. Sonuçta birçok insanla hadi yine Coltrane’i, Parker’ı konuşabilirsin de, biz oturduk ve Marc Ribot’dan bahsettik. Bunu yani.. Sami Altındağ, Uğur Ün, Cemal Sarvan bir otuz kişiyle falan konuşabilirsin Türkiye’de hadi Süleyman abi olsun. Shades. Yani kaç kişi var ki konuşabileceğin. Buradan birilerini bulmak ve evde kendime anlattıklarımı ya da 20 yıla yakın bir radyoculuk kariyerimde, özellikle Açık Radyo’da hem Öteki Caz’da hem Gürültü ve Duman’da, ki hâlâ devam ediyor Gürültü ve Duman, yaptıklarımı burada hadi bize anlatsana diyen insanlara anlatmaya başladım.

    • Peki karşılaşıyor musun bunun olumlu geri dönüşleriyle. Sen bize böyle bir yol açtın diyen?

    • Bazen oluyor. Ortaokul-lisedeyken bizim konserlerimize gelen çocuklar şimdi konservatuarda okuyup yanımıza gelince. Geçen Kuzey Aktuğ’u gördüm mesela. Lüleburgaz’da bizi dinlemiş. Şimdi çok iyi bir alto saksofoncu. İstanbul’da çalıyor. Zevkle dinliyorum kendisini. Bova’da falan çalıyor çocuk. Çok güzel çalıyor. Onu görünce mutlu oluyorum, motive oluyorum. Birilerine bir fikir ekebilmek güzel.

    • Caza dönelim. Çıkışında siyahi kökenli Afrikalılar ve daha sosyo ekonomik durumu düşük bir yerden çıkıyor ve bugün bambaşka bir yerde. Ne diyorsun?

    • Bu da aslında Caz tarihi kitaplarında yanlışlanabilir bir bilgi. Aslında Cazın ortaya çıktığı yerler elit musevi genelevleri. Hatta bununla ilgili şey çok güzel. Vikipedia’da da bile bahsediyor da Nat Hentoff’un caz kitabında anlatıyor. Jelly Roll Morton 1900’ların başında kadınlarla böyle “merhaba, cazı ben yarattım” diye tanışan biri. Kimse de hayır diyemiyor. Niye adı Jelly Roll biliyor musun? Bu genelevlerdeki kadın vajinalarına benzeyen saçları olduğu için adı Jelly Roll. Bu böyle söylenti falan değil. Her yerde yazıyor. Kitaplarda yazıyor. Gayet aslında elit bir ortamda olan şey. Blues gibi o kadar dipten gelen bir şey değil. Ya da şey değil: “Özgürlüğümüzü ifade edelim” O biraz daha Ornette Coleman‘la beraber. This is our music ya da John Coltrane’den etkilenip Black Africanism yapan Air gibi, Henry Threadgill gibi ya da AACM müzisyenleri gibi değil bayağı şey… Afrika ritmlerinin Batı armonisiyle birleşmiş piç bir hâli diyor Joachim E. Berendt Caz Kitabı’nda.

    • Peki bugünü nasıl değerlendiriyorsun? Bugünün Caz mekânları fazla elit değil mi?

    • Herkesin kolaylıkla kavrayabileceği bir müzik olmadığı için, bence Caz sıfırdan başlayınca hemen ısınılabilecek bir şey olmayabilir. Genelde insanlar yo öyle demeyin aslında çok daha sevilebilir diyor ama hayat gösteriyor ki aslında öyle değil. Tercih edilmiyor. Caz çoktan ölmüş. Gerçek bu. O yüzden hayat tutmak isteyenlerle buluşabiliyorsun ve az rağbet, az icra eden. Türkiye’de iki yüz Caz müzisyeni var mıdır? Emin değilim.

    • Burada hemen şunu da soracağım. Türkiye’de Caz müzisyenlerinin bir çoğu da, eğer aileden çok iyi bir ekonomik geliri yoksa, ya senin gibi başka bir iş yapıyorlar ya da başkalarının arkasında çalmak zorunda kalıyorlar. Caz müzikle hayatta kalmak biraz zor gibi.

    • Evet. Doğru. Yurt dışı için de bu böyle. Hayatta kalmak için bu gerekiyor. Biz hayatta kalanları görüyoruz. Düşünsene mesela Türkiye’de iyi bir caz müzisyeni olan, ayakta kalan beş saksafoncu sayabilirsin. Ve bir de duvarın arkasında iyi saksafon çalan, adı duyulmayan ve hayatta, ayakta, cazda kalamayan bir bin kişi daha var belki.

    Can Tutuğ, Aytaç Erdoğdu ve Saygın Tekergölü

    • Tabii sen de bu arada Cazda kalabilmek için bir yandan hekimlik yapıyorsun.

    • Ya şey gibi aslında. Müzik öğretmenliği yapıyorlar ya gündüz. Akşamları da müzisyen. O gündüzleri de müzisyenlik değil zaten. O da başka bir iş. Evet yani ne yazık ki… Ne yazık ki derken bu hekimliği sevmemekle alakalı değil. Gönül isterdi ki gündüzleri daha çok sazıma çalışayım, enstrümanıma çalışayım, armoni çalışayım, caz tarihi okuyayım ya da konserden gelince yatayım. Ama o da.. Bu hayata o kadar alışmışım ki boşluk olunca ne yapacağımı bilemiyorum. Pazar günü böbrek ameliyatı oldum. Salı çalıyordum. Yani alışmışım. Çünkü söz verdim ya. Trompetle vokal, Tolga da hasta, gitar yoktu.

    • 8 saat bir mesai var ve bu ağır bir mesai. Psikiyatri ağır bir mesai. Bir yandan enstrüman çalışıyorsun, bir yandan müzik dinliyorsun, bir yandan da bu yoğun tempoyla çalıyorsun. Neyi yapmıyorsun?

    • Bir genelde az uyuyan biriyim. İki genelde çok az arkadaşım var. Yani az dediğim öyle insanlarla görüşme anlamında değil. Doğal olarak yok öyle akşamları rakıya gidelim hep beraber. Yılda beş.

    • Ama iyi bir zaman yönetimi de var sonuçta. Gayet planlı yaşıyorsun anladığım kadarıyla. Zaten konser takvimi ister istemez…

    • Her şey öyle ama. Nasıl desem. Hep yazılı çizilidir. Çocukken de öyleydi. Müzik dışında da böyle. Anneannemin evinde ne zaman börek yemeye gideceğim de belliydi. Huyum böyle. Annem öyle asker gibisin derdi.

    • Zaten bugünde 20.01’de buluştuk. Bu kadar dakik bir sanatçı takdire şayan.

    • O gecikme buz sebebiyle.

    • Peki ,şimdi ilk albüme geleceğim. 2020 “Huzursuzluk”. Pandemi zamanı. Hem sağlıkçılar hem müzisyenler için çok zor bir dönem. Sağlıkçılar için farklı bir yük getirdi, müzisyenler için gerçekten çok kötü bir dönemdi. Albümde de sanki var gibi izleri. Nasıldı? O dönemi anlatır mısın?

    • O dönem 11 kg verdim ben işte. Esnek mesaiye geçildi ve kimseyle de görüşemiyoruz ya doğru düzgün. Aytaç (trompetçi Aytaç Aydoğdu) bende kalıyor. Sürekli enstrüman çalıyoruz. Sabah sekizde kalkıyorum, kitap okuyorum, yürüyüş yapıyorum, koşuyorum, enstrüman çalışıyorum ama her şey bittiğinde saat daha 14.00 oluyor. Her akşam içki içmeyelim diye kendimizi, hadi şunu da çalışalım diye oyalıyorduk.

    • Albüm Erdem Uvalıoğlu ile. Enteresan bir seçim. İki perküsyon. Bir vibrafon, bir davul..

    • O kadar çok çaldık ki birlikte, bunu kayıtlaştıralım dedik.

    Serkan Yürük ve Can Tutuğ. Foto Rüveyda Öztürk

    • Ekstra bir şey katma ihtiyacı hissetmediniz mi hiç? Aytaç bende kalıyordu dedin, trompet?

    • Özellikle bu kontrastı vurgulama, kontrast da değil, iki perküsyon işte. Bitişikliği diyelim, çakışıklığı diyelim. Aynı doğrultuda giden ama birbirinin üzerine binebilen iki enstrümanı vurgulamak içindi. Hani atıyorum Michel Petrucciani’nin hammond org ve piyano duo albümü vardır ya. Çok gariptir mesela. Bi hammond bir piyano var. İlginç ama var. Bazen şerbetli tatlının yanında sütlaç da yiyebilirsin ya.

    • Ve sonra bir meydan okuma daha. “Bir Başına” vibrafon. Bunun Türkiye’de bir eşi yok, dünyada da

    • Var.

    • Var da çok az.

    • Bunun birinci amacı tatminini sağlayarak ben enstrümanıma gerçekten çalışan biriyim demekti. İkincisi bu kayıttan önce ben zaten solo vibrafon konserleri veriyordum. Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde ya da Nardis, Bova gibi kluüplerde bazı şarkıları solo çalıyordum. Polonya’da, Zagrep’de Seint Petesburg’da konserlerde solo çalıyordum. Sonra evdeki kayıt sistemini halledip artık enstrümanı taşımak yerine evde de aynı kayıtları, ki bunda Tunç Çakar’ın çok büyük yardımı oldu, o da vibrafoncudur, evde kaydettim. Mixi masterı Cihan Gülmez yaptı. Sonra solo vibrafon konserleri daha çok gelmeye başladı ama Türkiye’de çok tercih edildiğine emin değilim.

    • Bugünden baktığında memnun musun iki albümden de? Yoksa keşkeler var mı?

    • Şöyle. Çok fazla ana akım müzik çalmaktan istediğim özgürlüğe eriştiğine emin değilim. Sanırım özgür irade biraz yaşadıklarımızdan etkilenen bir durum olduğu için, sürekli belli bir rayda müzik çaldığım için ister istemez özgürleşmem de kısıtlanmış gibi hissettim. Bu bir ticari olma arzusu değil. Eski zamanlar kadar özgür değilim. Özgürlük için de özgür çalışmak gerekiyormuş. Hatta ekşi sözlükte bir yazar bir kırk dakika özgür çalsana, belki kırkıncı dakikada ne olduğu ortaya çıkar diye. Christopher Dell’i bilir misin? Onun özgür çalımları hoşuma gidiyor. Bu ara onun çalımları gibi yaklaşmaya çalışıyorum.Tekrar özgürleşmek mümkün. Bunun için de ikon oluşturuyorsan ikonoklast olmak lazım işte. Albert Ayler gibi.

    • Biraz dışarıdan baktığında gidişatı da çok önceden planlamışsın gibi. Vibrafon, Cold Vibes’le caz satandartları, sonra kendi bestelerin, sonra albümler..

    • Öncesinde özgür doğaçlama konserleri çok çalıyordum. Ya da başka gruplarla da çalıyordum. Ama bir yerden sonra bir bütünlük içerisinde, mesela Organ Trio diye bir gurubum var. Bir konseptle çalıyoruz. Nardis’de, Bova’da ya da başka kulüplerde. Sadece Wayne Shorter çaldığımız gün oluyor, sadece Monk çaldığımız gün oluyor., sadece beste çaldığımız gün oluyor. Bu da geliştiriyor insanı. Sadece Wayne Shorter transkripsiyonu yapmak, o besteciyi anlamak için değil sadece, sabrı da arttırıyor bu insanda.

    Can Tutuğ, Aytaç Erdoğdu ve Tolga Şişko

    • Hangi yıl hatırlamıyorum ama bir yıl yoğun şekilde Monk çaldınız.

    • 2017. Andreas Metzler, Çağdaş Oruç ile beraber Monk Trio çaldık. Sonra Andreas’ın başka işleri çıktı. Çağdaş, Volkan Konak ile çalmaya başladı. Denk getiremedik. Çağdaş ile hâlâ çok sık görüşürüz.

    • Bir de Afroloji var. Devam ediyor mu?

    • Devam ediyor. Çok dinamik olan, çok aktif olan eğlenceli bir müzik.

    • Başka projeler ?

    • Müzik beni biraz iteklesin istiyorum. Bir besteyi çaldığımda sonuçta bunu sahneleyebildim diye seviniyorum. Klasik çalışıyorum. Şostakoviç, Bach falan çalışıyorum ki bir şeyi sahneleyebilmenin bir mutluluğu olsun.

    • Bir konservatuar maceran var geçmişte ve bir bursla Endonezya’ya gitme hikâyen var.

    • Endonezya Büyükelçiliği’nin sınavını kazandım, Gamelan eğitimi için ama üç aylıktı. Asistan olduğum için, Tıp fakültesi üç ay izin vermedi.

    • Gidemedin mi ona?

    • Gidemedim. Kazandım ama o kadar.

    • Bir konservatuar hikâyen de var ama…

    • Kazandım, yüksek lisansımı yaptım. Geçen hatta sigortada bir iş yaparken, meslek belgesi istediler ,diplomayı bulamadım evde , e devlete girdim mezuniyete tıklayınca iki diploma çıkınca sevindim. Unutmuşum konservatuarı. Biraz konservatuarı kötülemekten.

    Can Tutuğ, Tolga Şişko ve Aytaç Erdoğdu

    • Çok iyi bir dinleyicisin aynı zamanda. Şunu da sorayım sana Caz tarihinden. Büyük albümleri hepimiz biliyoruz. “Kind of Blue”, “Ah Um” vs. Kenarda köşede kalmış 5 albüm isteyeyim senden, kadri kıymeti bilinmemiş.

    • Monk’un kızının hayat hikâyesini şiir gibi piyanoyla anlattığı bir albüm. Ron Blake’in “The Short Life of Barbara Monk”; sonra Steve Lacy ve Mal Woldron’un “Comminique”. Bu bana tam Sartre’ın müzik olarak ifade etmeleri gibi geliyor. Eric Dolphy? Ama o bunlar için ana akım sayılır. Şu çok güzel bir albümdür, David Ware’nin ilk çaldığı albüm. 1968. Abdul Hannan’ın “Third World Awareness”. Sonrasında 1991’den bir albüm. En sevdiğim piyanistlerden Kenny Kirkland’in de çaldığı Jeff ”Tain“ Watts’ın “Megawatts’”ı. Bir de albümde vibrafonun üzerine yasak levhası koyduğu Don Byron’un “No Vibe Zone” albümü. Byron çok ilginç bir adam. 20’ler Cazını soprano saksafon ile günümüzde çalıyor. Çok ilginç bir adam. Bunun kapağına dikkat.

    Bu arada bunlar beş albüm. Bir tane de çok bilinen bir müzisyenin ilk üçe konmayan, çok konuşulmayan çok baba bir albümü var. Mingus’un “The Black Saint and the Sinner Lady” albümü. Wildcard yazalım buna da. Hendel eserleri gibi ya da Carmina Burana gibi bir başyapıt. İnanılmaz bir şey. Bu şey bir albüm. Açıldığı zaman sonuna kadar dinlenmesi gereken bir konsept. Hani arasından “Solo Dancers”ı açtım. O doğru bir tutum değil ki genelde albümler baştan sona dinlenmeli bence. Aradan şarkı seçmek yelpazeyi iyi yansıtmıyor. Bu bir görüş, benim görüşüm.

    • Oraya da gelelim. Dijitalde iki albüm, hiç single yok. Bu da bir tercih o zaman.

    • Özellikle öyle Ülkem Özsezen ile bir röportajda Ülkem abi söylemişti ,“Bence singlelardansa insanın iyili-kötülü, yüksekli-alçaklı fikirlerini daha net yansıtması için tam albüm daha iyidir” dedi. Bu bir bakış açısı ve bana uyuyor. Olmayadabilir ama Centipede’ın “Septober Energy” ya da “Dedicated to You, but You Weren’t Listening” gibi konsept biraz vangard albümleri full set dinlemen gerekir.

    • Peki, bu hiç single olmayacak anlamında mı?

    • Yok hiç öyle bir keskinlikte değilim. Yaş büyüdükçe keskinlik azalıyormuş. Çok beğendiğim bir piyanist var. George Colligan. En son albümünü single single yayımladı aydan aya. Linda May Han On çalıyor basları, davulda Jack DeJohnette var. Single olsa ne olur. Dinleyince zaten otomatik ceketim ilikleniyor.

    • Anlaşıldı. Ama yine de sırada iki albüm daha var yakında çıkacak.

    • Biri zaten 23 Ocak’ta çıkıyor. Tüm platformlara yükleniyor. Bir sonraki de Şubatta kaydedilecek. Besteler olacak yine.

    • Süper. Kolay gelsin sana. Birazdan sahneye geçersinin ama son olarak trio ya da quartet ya da sextet fark etmez. Kimle çalmak isterdin? Tevazu yasak, ölüm bahane değil, enstrümanlar da serbest.

    • Bu aralar hammond org çalmayı çok seviyorum. Özellikle bulunduğum yerde basçı eksiği olduğu için artık sol elle bas yürümeye fazla alıştım. Konfor mu, konforsuzluk mu ya da sürekli kendini tekrar etmenin verdiği gereksiz bir yapı mı bilmiyorum ama..

    • Ray Manzerek gibi oldum diyorsun yani

    • Hadi böyle yapayım diye değil, zaruriyetten. Yine de kafamda trio var. Niye trio bilmiyorum. Alışkanlık? Orgda Pat Bianchi var. Çok beğendiğim bir orgcu. Davulda Güney Koreli Kim Jong-Kuk var. Muhteşem bir swingi var çocuğun. Ya da Justin Faulkner. Tabii Justin Faulkner da gelip benle davul çalacak. Ha ha!

    Can Tutuğ, Şenay Ocak ve Aytaç Erdoğdu

    • Çalacak artık, dedik tevazu yasak diye.

    • Bunun dışında heves ettiğim şeylerden biri bir organ trio grubunda org çalsam, Simon Moullier var vibrafon, ona eşlik etsem keşke. Çok hoşuma gidiyor onun çalımı.

    • Son demiştim ama bir soru daha. Yapay Zekâ da gümbür gümbür geliyor müziğe. Gerçi bana Caza en son bulaşır gibi geliyor ama. Ne dersin? Neler olacak?

    • Çoktan bulaştı bile. Armonik yardım alabilirsin yapay zekâdan. Düşünsene en böyle bir blues eseri yazdım ama bunu Charlie Parker yazsaydı nasıl olurdu. Ne gibi değişimler olurdu diyebilirsin.

    • Müzisyenleri nasıl etkileyecek?

    • Müzisyenlerin hayatı çok daha zorlaşacak. Bu da bir dönem, bir süreç. Bunu yadırgayıp yadsımanın da bir gereği yok. Nasıl günümüzde artık çömlek yapan olmuyorsa, bıçak bileyici kavramı çok kalmadıysa ya da hattat yoksa, arzuhâlcilik kavramı binde bire indiyse bu da ne yazık ki kaçınılmaz bir sürece doğru ilerliyor.

    • Dijital yeterli bir gelir sağlamıyor biliyorum ama yine de az da olsa işe yarıyor mu?

    • Beş yıldır albümlerim var, 6 dolar kazandım. Üzülerek de değil gerçekçi olarak söylüyorum. Albümler de zaten akım müzik içermiyor. Avangart müzik zaten cazın dışında, binde birin binde biri olduğu için. Mary Halvarson’un bir açıklaması vardır, Anthony Braxton’un gitaristi, benim elde ettiğim gelir daha çok üniversitedeki derslerimden diye. Ancak çok gelişmiş bir Avrupa devleti olmalı ki sana fon desteği vermeli, elektronik doğaçlama festivali yapan Berlin’de bir yer olmalı ki anca.

    • Bir süre daha hekimliğe devam yani…

    • Muhtemelen ikimiz de emeklilikte bunları bir daha konuşuruz. Böyle tabip odası yemeğinde falan.

    Not: Belirtilen iki fotoğraf dışındaki fotoğraflar Bahar Evgin tarafından çekilmiştir.

    can tutuğ caz yerli
    Previous ArticleSelim Öztürk: Moral bozmaya gerek yok, çözüm müzisyenlerin kendisinde saklı
    Next Article Rock Tarihinde Gerçek Hikayesi Olan Şarkılar #1: Türk Rock Tarihinden Örnekler
    Doğa Demiray

    Samsun doğumlu. Uzun zamandır Edirne’de yaşıyor. Plaklara ve çizgi romanlara düşkün, bilim kurgu ve polisiye sever. Kız babası.

    İlgili Yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026By Bülent Seyitdanlıoğlu

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026By Recep Karaş

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026By Mine Gürevin

    Killing Will: Modern Metal Sahnesinde Kendine Yer Açan Grup

    12.03.2026By Güner Elif Bozkurt

    TurkodiRoma: Bilinçaltını Popüler Kıl

    10.03.2026By Mine Gürevin

    Mert Göçay (Nemrud) ile Kozmik/Progresif Anlatı

    09.03.2026By Bülent Seyitdanlıoğlu
    En son yazılar
    Konser & Etkinlik

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    By Bülent Seyitdanlıoğlu18.03.2026

    BaBa ZuLa, 30. yılını hipnotik performanslarla kutluyor. Geleneksel tınıları, Saykedelik Rock ve doğaçlamayla harmanlayan grubun İstanbul’da gerçekleşen bu özel gecesini, tesadüflerle örülü bir yolculuğun izlenimleriyle Stüdyoİmge’de keşfedin.

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

    16.03.2026
    Öne çıkanlar

    Killing Will: Modern Metal Sahnesinde Kendine Yer Açan Grup

    12.03.2026

    Görkem Karabudak: Oyun Alanından Derinliğe ve Müziğin Akışına Teslim Olmak

    28.01.2026

    The Ringo Jets: Korkusuz ve Bağımsız

    11.02.2026

    Güzin Paksoylu (Metal Oda): Algoritmalar Çağında Metal Müzik

    04.03.2026
    Etiketler
    aleister crowley alternative rock anadolu pop armageddon turk art rock blues bobby beausoleil bulutsuzluk özlemi caz cem karaca derleme devil duman elektronik ercan birol folk rock graham bond grunge görkem karabudak hakan türkoğlu hard rock hayko cepkin heavy metal indie iron maiden kargo led zeppelin maiden turkey mavi sakal müzik basını orkun tunç pop progressive rock psychedelic rock punk rock stüdyoimge tarih teoman tiyatro tünay akdeniz vecdi yücalan yabancı yerli çilekeş
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.