Spence, 1970’lerin başlarında Pachuca adlı üç kişilik bir Rock grubu ve daha sonra The Rhythm Dukes adlı başka bir topluluk kurdu, çalışmalar yaptı. Daha sonraki Moby Grape projelerinde ve yeniden bir araya gelmelerinde küçük çaplı da olsa rol almaya devam etti. “20 Granite Creek” (1971) ve “Live Grape” albümlerine (1978) katkıda bulundu, vefalı davranan grup arkadaşları o dönemde grupla birlikte çalabilecek durumda olup olmadığına bakılmaksızın, grup kayıtlarına her zaman en az bir şarkısını dahil ettiler.

Alexander “Skip” Spence (doğum adı Alexander Lee Spence, Jr.; 18 Nisan 1946 – 16 Nisan 1999), Kanada doğumlu Amerikalı şarkıcı-söz yazarı ve müzisyen, dönemin sıkı grubu Moby Grape‘in kurucu ortağı. Zor geçen hayatı boyunca bir çeşit müzikal pırlanta olan tek solo albümü “Oar”ı yayınladı ve ardından müzik ortamlarından büyük ölçüde çekildi. Spence’in adını Syd Barrett, Peter Green ya da Roky Erickson gibi tam yıldızı parlarken ayağı fena halde taşlara takılan ve yıllar boyunca müzikseverlere cevabı olmayan “acaba aklı fikri biraz yerinde kalsa neler yapabilirdi?” sorusunu sorduran özel yeteneklerin yanına yazmak yanlış olmaz.
Spence kariyerine Quicksilver Messenger Service‘in ilk kadrolarından birinde gitarist olarak başlamıştı ve Jefferson Airplane‘in ilk albümü “Jefferson Airplane Takes Off”ta da grubun davulcusuydu. Spence o dönem saykodelik müziğin yıldızı parlamaya başlayan isimlerinden biri olarak tanımlanmaktaydı, ancak kariyeri uyuşturucu bağımlılığı ve hızla bozulan akıl sağlığı nedeniyle yarıda kaldı. Zamanında bir biyografi yazarı tarafından “ne genç yaşta ölen ne de kendi yolunu bulabilen bir yetenek” olarak tanımlandı. Bana göre de Spence 27’ler kulübünün hayatta kalan üyelerinden biriydi. (Geçmişte yazdığım bir Rory Gallagher yazısında onun için de aynı benzetmeyi yapmıştım.)
İlk yılları, müzikle tanışma: 1946-1965
Alexander Lee Spence, 18 Nisan 194 tarihinde Windsor, Ontario, Kanada’da doğdu. Babası Alexander Lett “Jock” Spence (1914–1965), makinist ve satış elemanıydı, Route 66 adlı bir kulüpte şarkı söylüyor, piyano çalıyordu.
1950’lerin sonlarında, Spence’in babası bir uçak fabrikasında işe girince aile Windsor’dan San Jose, Kaliforniya’ya taşındı. Müziksever ailesi, Spence’e 10 yaşındayken ilk gitarını hediye edecekti.

Müzikal kariyer yılları: 1966-1969
Spence, Marty Balin tarafından Jefferson Airplane’in davulcusu olarak kadroya alınmadan önce The Other Sidegrubunda gitaristti. ‘60’ların saykodelik San Francisco Körfez Bölgesi sahnesinin kilit üyelerinden biri olarak tanınmaya başlamıştı. Spence, Grace Slick gruba katılmadan önce kaydedilen ilk albüm “Jefferson Airplane Takes Off”ta davul çaldı. İlk albümleriyle dikkatleri üzerlerine çekmeye başlayan Jefferson Airplane ekibi, Spence gruptan habersiz Meksika tatiline çıkınca onunla yollarını ayırdı. Spence, Jefferson Airplane’in ikinci albümü “Surrealistic Pillow”da yer alan ve daha sonra single olarak yayınlanan “My Best Friend” şarkısını yazmıştı, ancak bu şarkının kayıtlarında malum kovulma hadisesi yüzünden çalamayacaktı. Spence, Moby Grape‘i kurmak için davula veda edip gitara geri dönmeden önce Buffalo Springfield‘e davulcu olarak katılmayı da düşündü ama bu katılım da gerçekleşmedi.
Moby Grape kurulduktan kısa süre sonra yükselişe geçmişti (grup bir başka yazının konusu olabileceği için burada çok hızlı geçiliyor) ama Spence’in ruhsal sıkıntıları da artmaya başlamıştı.
Moby Grape’in ikinci albümü “Wow”un 1968’deki kayıt seansı sırasında Spence, LSD etkisi altındayken grup arkadaşlarından birinin otel odasının kapısını yangın baltasıyla kırmaya çalışacaktı. Spence’in New York’ta yaşadığı bu kriz ve “yangın baltası” hadisesini grup arkadaşı Jerry Miller şöyle anlatıyordu:
“New York’ta olduğumuzda Skippy kökten değişti. Orada daha sert uyuşturuculara, daha sert bir yaşam tarzına ve çok tuhaf şeylere meraklı insanlar vardı. Ve böylece o insanlarla birlikte takıldı ve uçup gitti. Skippy bir süreliğine ortadan kayboldu. Onu bir dahaki sefer gördüğümüzde sakalını kesmişti ve siyah deri bir ceket giymişti, göğsü çıplaktı, her yerinden zincirler sarkıyordu ve sürekli terliyordu. Neler yaptı bilemiyorum ama bu süreç onu mahvetti. Ve sonunda bir baktım ki Albert Otel’de kapıyı baltayla kırmış. Resepsiyondakiler, delirmiş gibi görünen bir adamın otel görevlisinin kafasına da balta dayadığını söylediler.”
Grup arkadaşı Peter Lewis, Don Stevenson‘ın da Spence’in hedefi olduğunu ve sonrasında başına gelenleri şöyle anlatmıştı:
“Albümü New York’ta kaydetmek zorunda kaldık çünkü yapımcı David Rubinson ailesiyle birlikte olmak istiyordu. Bu yüzden ailelerimizi bırakıp aylarca New York’ta otel odalarında kalmak zorunda kaldık. Sonunda ben işi bırakıp Kaliforniya’ya döndüm. Birkaç gün sonra bir telefon aldım. Bensiz bir Fillmore East konseri vermişlerdi ve Skippy, sonrasında kendisine bolca asit veren bir kadınla kaçıp gitmişti. ‘The Door’ filmindeki o sahneye benziyordu. Kendisini Deccal sanmaya başlamıştı. Don’u (Stevenson) kurtarmak için otel odasının kapısını bir yangın baltasıyla kırmaya çalıştı. CBS binasının 52. katına çıktı ve onu yere yatırıp bağlamak zorunda kaldılar. Rubinson onu mahkemeye verdi. Skippy’yi The Tombs‘a (New York’taki kötü şöhretli bir hapishane) götürdüler ve ‘Oar’ı yazmaya orada başladı. Daha sonra Nashville’de tek solo albümünü kaydetti. Ve kariyerinin sonu geldi. Spence’e tedavi amacıyla altı ay boyunca ilaç vererek sakinleştirmeye çalıştılar ama bu tedavi süreci onu dünyadan iyice koparttı.”
Haziran 1968’de akıl fikir sorunları zirve yapan Spence, New York’taki Bellevue Hastanesi‘ne kaldırıldı; altı aylık yatışı sırasında kendisine şizofreni teşhisi kondu. Bir şehir efsanesine göre, klinikten taburcu edildiği (ya da kaçtığı, bu kısmı çok net değil) gün üzerinde pijamalarıyla motosikletine atlayıp doğrudan Nashville’e giderek, başka hiçbir müzisyenin yardımı olmadan tek solo albümü olan, artık kült statüsüne erişmiş “Oar”ı (1969, Columbia Records) kaydedecekti.


Gerileme ve çöküş: 1970-1999
Spence, 1970’lerin başlarında Pachuca adlı üç kişilik bir Rock grubu ve daha sonra The Rhythm Dukes adlı başka bir topluluk kurdu, çalışmalar yaptı. Daha sonraki Moby Grape projelerinde ve yeniden bir araya gelmelerinde küçük çaplı da olsa rol almaya devam etti. “20 Granite Creek” (1971) ve “Live Grape” albümlerine (1978) katkıda bulundu, vefalı davranan grup arkadaşları o dönemde grupla birlikte çalabilecek durumda olup olmadığına bakılmaksızın, grup kayıtlarına her zaman en az bir şarkısını dahil ettiler. Benzer şekilde Jefferson Airplane tarafından da hatırlandı ve gruptan atılmış olmasına rağmen “My Best Friend” adlı şarkısı grubun “Surrealistic Pillow” albümüne (1967) dahil edildi.
Durumunun kötüleşmesi ve artık grupta görev alamamasına rağmen Spence, Moby Grape grubu üyeleri tarafından uzun süre desteklendi. Aşırı eroin ve kokain tüketimi, Spence’in iradesi dışında hastaneye yatırılmasına yol açmıştı. Eski grup arkadaşı Peter Lewis‘in anlattığına göre, “Skippy etrafta öylece takılıyordu. Yıllardır ortalıkta yoktu çünkü uzun zamandır eroin kullanıyordu. Hatta bir keresinde aşırı doz almıştı ve San Jose’deki morga öldü sanılarak ayağında etiketle yatırılmıştı, aniden ayağa kalkıp bir bardak su istedi. Onu yanımızda tutamazdık çünkü yanına gittiğimizde odada gezinip baltayla işlenen cinayetleri anlatıyordu. Bu yüzden ona kendine ait küçük bir yer ayarladık. Oswald adında, kokain çeken küçük beyaz bir faresi vardı. Hiç bulaşık yıkamıyordu ve temizlik yapmıyordu, yaşı küçük kızları sürekli evine davet ediyordu. Durumu gerçekten çok kötüydü. Sonunda çevredeki ailelerden biri polisi aradı ve onu Santa Cruz‘daki bir ruh sağlığı hastanesine götürdüler. Orada giriş işlemleri sırasında ortadan kayboldu ve günler sonra hastanenin kadınlar koğuşunda ortaya çıktı.”
Akıl hastalığı, uyuşturucu bağımlılığı ve alkolizm, Spence‘in müzik endüstrisinde bir kariyer yapmasını engelleyecekti. Yılların çoğunu Kaliforniya Eyaleti’nin himayesinde bakımevlerinde, son yıllarını ise evsiz olarak sokaklarda ve parklarda ya da geçici konaklama yerlerinde geçirecekti. Bu dönemde San Jose ve Santa Cruz civarında yaşadı, Peter Lewis, hayatının son yıllarında Spence’i düzenli olarak ziyaret eden belki de tek kişiydi: “Son beş yılında yanına giderdim, Capitola’da bir karavanda yaşıyordu. Hafta sonlarını birlikte geçirirdik. Ama aklından geçenleri anlatabilmek veya duygularını kontrol edebilmek konusunda tamamen çaresizdi.”
Spence, 1994’te, San Jose Belediyesinin desteklediği akıl hastaları için müzik programına katıldı. İki yıl sonra kendisinden, “X-Files” film müziği için “Songs in the Key of X” adlı bir şarkı yazması istendi; bu şarkı filmde kullanılmayacak ama Spence için yapılan “More Oar” adıyla yapılan saygı albümünde “Land of the Sun” adıyla yer alacaktı.
Spence’in Moby Grape ile son performansı 9 Ağustos 1996’da Santa Cruz’daki Palookaville’de gerçekleşti. Bu son gösteride Spence, grupla birlikte “Sailing” (Grubun 1971’deki yeniden birleşme döneminde seslendirdikleri bir şarkı) ve 1966’da Jefferson Airplane için yazdığı “J.P.P. McStep B. Blues”un doğaçlama bir yorumunu çaldı.

Ve ölüm
Spence, 53. doğum gününden iki gün önce, 16 Nisan 1999’da akciğer kanserinden öldü. Geride dört çocuğu, on bir torunu, üvey kardeşi Rich Young ve kız kardeşi Sherry Ferreira kaldı. Robert Plant, Tom Waits ve Beck‘in de aralarında bulunduğu sanatçıların katkılarını içeren “More Oar: A Tribute to the Skip Spence Album” adlı albüm, ölümünden birkaç hafta sonra yayınlandı. Albüm yayınlanmadan önce hastanede yatan Spence’e, ölümünden önceki son günlerinde dinletilmişti. Spence, Santa Cruz County’deki Soquel Mezarlığı’na defnedildi.
“Oar”, Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Alexander “Skip” Spence’in 19 Mayıs 1969’da Columbia Records tarafından yayınlanan tek stüdyo albümüydü. Aralık 1968’de Nashville’de yedi günde kaydedilen albümde tüm enstrümanları Spence çalmıştı.
Geride kalan
“Oar” Spence’in ilk ve tek solo albümüydü. Bir müzik yazarı tarafından “Şimdiye kadar yazılmış en yürek burkan acı ve kafa karışıklığı belgelerinden biri” olarak tanımlanan albüm, Spence’in Bellevue Hastanesinde altı ay geçirmesinin ardından kaydedilmiştiSpence hastaneden taburcu olduğunda (ya da kaçtığında), elinde kaydetmek istediği birkaç şarkı vardı. Yapımcı David Rubinson, Spence’e Nashville’deki Columbia Stüdyoları’nda kayıt yapmasını önerdi; bu stüdyonun seçilme nedenlerinden biri de aşırı sabırlı olmasıyla tanınan kayıt mühendisi Mike Figlio’nun varlığıydı. Rubinson, Figlio’ya makaraları sürekli çalışır durumda tutmasını ve Spence’in yaptığı her şeyi kaydetmesini söyledi. Parçaların çoğu üç kanallı bir kayıt cihazı kullanılarak kaydedildi. Rubinson, Spence’in, etrafta dolaşan bir yapımcı yüzünden dikkati dağılacağından endişe ederek stüdyodan uzak durmayı tercih etmişti.
Albüm ilk yayınlandığında, Rubinson’ın ricalarına rağmen Columbia Records tarafından herhangi bir tanıtım yapılmadı. Albüm yayınlandığı dönemde Columbia Records tarihinin en düşük satış rakamına ulaşan albüm oldu ve yayınlanmasından bir yıl sonra Columbia kataloğundan silindi, adeta yok edildi.


Spence, albümün tümünü iki haftadan kısa bir sürede kendisi seslendirip üretmişti. Fred Neil‘i anımsatan vokaliyle “Broken Heart” ve “Cripple Creek” gibi aşk baladları bile alışılmadık akor dizileri ve çift anlamlı sözler içeriyordu. Başlıca örnekler arasında modern bir ağıt olan “War in Peace”, upuzun destansı yapısıyla sakin sessiz başlayıp saykodelik bir ayine dönüşen “Grey/Afro” ve ses efektleriyle süslü akustik Folk/Blues “Books of Moses” sonraki yıllarda albümün kült mertebesine erişmesini sağlayan parçalardan bazıları olacaktı.
Final
Spence’in adını kısa aralıklarla iki kez duymuştum, hem bir dönem hastası olduğum Jefferson Airplane’in ilk albümleri hakkında elime geçenleri okurken hem de kapağı ayrı bir sanat eseri olan Moby Grape’in “Wow” albümünü karıştırırken. Hakkında yazılanlar az da olsa akıl hastanesinden çıkıp (kaçıp?) tek başına albüm kaydetme hikâyesi bana çok ilginç gelmişti. Albüme erişmem (sisli ve yağmurlu bir ülkenin tenha bir plakçısında rica minnet tümünü kulaklıkla dinlemek şeklinde) ancak 80’lerin ortasında mümkün olabilecekti. Sonra devirler değişti, müziğe erişim eski zor ve maceralı halini yitirdi. Alexander Skip Spence’in “Oar” albümü ise yerinde duruyor henüz dinlememiş olanlar için.





