Bursalı ekip, türün kökenlerine sadık kalarak sert ve enerjik bir ses duvarı inşa ediyor. Henüz yolun başında olmalarına rağmen sergiledikleri kolektif azim, “Night Ripper” gibi üretimlerle meyvelerini verirken, sahne tozunu yutarak profesyonelliğe evrilen bir arkadaşlık hikâyesini de görünür kılıyor. Güner Elif Bozkurt’un gerçekleştirdiği bu içten söyleşide; sıfırdan enstrüman kuşanan genç müzisyenlerin tutkusu, stüdyo kayıtlarındaki teknik mutfak ve yerel Metal camiasının dayanışma ruhu Stüdyoİmge okurları için bir araya geliyor. Köklü bir janrın yeni temsilcileri, gelecek planlarını ve kayıt süreçlerini dürüstçe paylaşıyor.
Killing Will; Bursa çıkışlı, Thrash Metal kültürünü devam ettiren ve 2024 yılından beri Metal dünyasında aktif olan bir grup. Tanıdık insanların sayesinde tanışma ve uzun soluklu arkadaşlıklar sonucu kurulmuş Killing Will. Biraz da “Sen yaparsın, haydi bizimle çal” gibi motivasyonlar sayesinde, bazılarının sıfırdan enstrüman öğrenerek ve en önemlisi de ortak bir idealde birleşerek bunu gerçekleştirmek için çabalamaları sonucu bugün sahnedeler.

Vokallerde ve lead gitarda Gani Eren Akdirin, lead gitar ve back vokallerde Aydın Uğur Yavuz, bass gitar ve back vokallerde İbrahim Cem Atak, bateri ve kayıt süreci, mixleme gibi alanlarda ise emektar laptopu ile Mehmet Efe Kaya ile karşılaşıyoruz. Killing Will, İstanbul ve Bursa’da Ka Bar, Dorock Heavy Metal Club, Studyou Cafe gibi yerlerde Hazardous, Icerum, Gore Dimension gibi gruplarla beraber sahne alarak bolca deneyime sahip oldu.
Şimdiye kadar iki single ve bir EP çıkararak güçlü bir başlangıç yaptılar. İstanbul ve Bursa’dan sonra İzmir’e ilk kez 28 Şubat’ta Dinozor Bar’da sahne almak için geldiler ve bu sahne heyecanından önce onlarla bir röportaj yapabildim. Uğur ile “Bir gün büyük adam olacaksınız, röportajınızı yapıp herkese göstereceğim sizi!” gibi muhabbetler yaparken bugünü bekleye bekleye o heyecanı zirvede yaşamış olduk.
Killing Will, Metal kültürünü devam ettirmeye çalışan ve bunu yaparken elindeki sınırlı diyebileceğimiz imkânlara rağmen başarılı olan bir grup. Bu konuda onları başladıkları zamandan beri takdir ediyor ve sıkı takip ediyorum. Uzun süredir biriktirdiğim sorularımı sonunda sorabildim. Sizlere de okumak için hazır şekilde sunuyorum. Şimdiden keyifli okumalar.
• Öncelikle hepiniz hoşgeldiniz.
Hepsi: Merhabalar, hoş bulduk.
• İlk tekliniz “Night Ripper”ın kayıt süreci, lyrics oluşturma süreciniz… ve hatta sen -Efe- mixleme işlerinde daha çok rol alansın, bu konuda senden de cevap almak istiyorum, nasıl bir süreçti?
Efe: Yani, benim dandik bir laptop’um var evde zar zor çalışan, ona programlarla benim çaldığım davulun aynısını yazıp Uğur’un küçük bir odasında kayıt alıyoruz. Zaman zaman çökmeler yaşanıyor, bilgisayar kendiliğinden kapanıyor, bazen kayıt kendiliğinden alınmıyor veya gecikmeli kayıt alınıyor. Ama her şeye rağmen kaydettik. “Deathrow”u da aynı şekilde kaydettik.
Cem: Özellikle “Deathrow”da koca bir günümüz boşa gitti.
• Off, çok kötü olmuş o.
Efe: Kaydettikçe bilgisayar daha çok yoruluyor, yavaşlıyor. Çok zor süreçlerdi yani.
Gani: “Night Ripper”ın yazım süreci şöyle oldu, Uğur bunu çok önceden yazmıştı, sonra Uğur “Şarkı yazdım” falan dedi, beraber stüdyo aldık. O zamanlar kurs yerinin bateri odasında beraber çalışıyorduk. İşte baktık, Uğur bana öğretti, beraber çaldık böyle yapabiliriz şöyle yapabiliriz falan. Uğur’un ilk yazdığı sözleri ben beğenmedim, sonra dedim ki, “Değiştirelim.”
Ve çok vahşi sözler yazdık, ardından ben sözleri tekrardan yazdım. Sonra bu…
Uğur: İstanbul’da Semih Çelik cinayet olayı.
Gani: İstanbul’daki o olay patlayınca ben kendimi çok kötü hissettim. Dedim: “Ben bu sözleri nasıl yazdım?” Sonrasında “Ben rahatsız oluyorum bu şarkıdan, rahatsız olduğum bir şarkıyı çalmak istemiyorum” diye belirttim ve sözleri tekrardan revize ettik. Yani “Night Ripper”ın son sözleri üçüncü sözleri aslında. İlk başlarda çalarken demoları dinleyince veya arkadaşlarımızın çektiği videolara bakınca ben ikinci verse’leri falan okuyorum. İlginç ama daha iyi oldu açıkçası. Daha da içimize sindi. Böyle yani. Kayıt süreci gerçekten çok zorlayıcıydı. Uğur’un böyle koridor gibi bir odası var ve iki kişi zor duruyor o odada. Biz bir şekilde üç kişi dört kişi o odaya sığdık. Hani biri yatakta oturmuş uzaktan izliyor, biri Efe’nin yanında çalıyor böyle.
Uğur: Odada sürekli sigara içiliyor ve odanın camı da…
• Off!..
Gani: Duman altı zaten oda, paso sigara içiliyor falan… Efe’nin bilgisayarı o kadar kötü ki. Adam Zoom’u açıyor ve Zoom’da mavi ekran yiyor bilgisayarı ve pluginler de yüksek sistem istiyor! Zorladıkça zorluyoruz, zorladıkça zorluyoruz… Epey zorlandık. Mikrofon ile kaydedeceğiz, mikrofon yok. Vokal kaydetmemiz lazım… Dedik yapacak bir şey yok laptop’un mikrofonunu kullanalım. Kulaklığı aldım, mikrofonun dibine girdim bağırdım yani Allah ne verdiyse bağırdım.
• Ve sonucunda gerçekten güzel bir tekliyle karşılaştık. Güçlü bir başlangıç oldu sizin için, bu harika bir şey.
Gani: Yani… Ses kalitesi ve mix-mastering’i kesinlikle çok iyi değildi. “Night Ripper” da, “Deathrow” da… Rezaletti. Onun haricinde iyiydi yani.
• Benim asıl sormak istediğim kısma geldik. “Deathrow” hakkında iki sorum olacak size. Tam doğum günümden önce yayımlanan bir tekli olmuştu ve çok güzel bir hediye gibi olmuştu benim için de. Güzel de bir şarkıydı. Bu şarkıda dinleyiciye vermek istediğiniz mesaj nedir?
Uğur: Valla bilmiyorum ki. Ben yazdım işte, siyasi düşüncelerim neyse onu yazdım. Genelde ben yazıyorum sözleri. Bir tane tema buluyorum ve o konuda ne düşünüyorsam onu yazıyorum. O şekilde yani çok anlatabileceğim bir şey yok sanırım. Mesela “The God That Never Hears” var…
• O çok güzel bir parça.
Uğur: İşte o şarkı da biraz daha benim dini görüşlerimle alakalı. Yani o şekilde ilerliyor yazım süreci genelde. Giriyoruz stüdyoya, doğaçlama bir şey buluyoruz, onu devam ettiriyoruz veya biri evde bir şey yapıyor, onu stüdyoda devam ettiriyoruz, o şekilde ilerliyor. Genel bir cevap oldu ama…
Gani: “Deathrow” biraz daha unutulan bir parça olduğu için, bizim istediğimiz beklentiyi karşılamadı. Şarkıyı ben yazmıştım direkt, “Night Ripper”dan daha farklı bir ilerleyişi vardı şarkının, güzel bir dönüş alamayınca biz de unuttuk gibi oldu o şarkıyı. Hatta çalarken bile bazen bazı kısımlarda sendeliyoruz, özellikle sololarda falan. Yani yalan olmasın şarkının ne anlatmak istediğini bile unuttum o derece. [Gülüşmeler]
• Bir diğer şey de ben bunu dinlerken Pantera ve Megadeth’in tınısını duydum. Üçüncü dakikaya geçerken gitar bölümünde Pantera hissiyatı kuvvetliydi. Sizin sound’ınızı oluşturan yerli-yabancı fark etmeksizin ilham aldığınız gruplar hangileri?
Uğur: Hepimizin farkı var da…
• Bu çok güzel, işte bu sebeple soruyorum.
Uğur: Şimdi, diğer şeyle -Bilkent Metal- yaptığımız röportajda genel bir şey söyledik.
Gani: Birazcık daha açalım bu konuyu yani.
Uğur: Herkes bireysel olarak ilham aldığı grupları söylesin, ardından genel bir ilham kaynağından bahsedelim.
Cem: Grup da var, kişiler de etkiliyor.
Gani: Evet daha çok kişiler aslında.
• Öğrenmek isterim.
Uğur: Yazım olarak Coroner‘ı baya seviyorum onlardan ilham almaya çalışıyorum. Onun dışında Annihilator olabilir. Veya direkt Megadeth diyebilirim klasik Thrash ama dinlediğim daha farklı gruplar da var.
Gani: Uğur’la aslında çok farklı şeyler dinliyoruz, evet benzer dinlediklerimiz de muhakkak var ama ben daha farklı şeyler dinliyorum. Çalım olarak kişi üzerinden örnek verebilirim Marty Friedman olur o da. Onun çalışını benimsemeye başladım mı desem, ister istemez mi oldu desem bilemedim. Bazı sololarda benziyor. Bir de Alexi Laio‘dan etkilendim. Zaten Children of Bodom’u çok severim. O yönden farklılıklar oluyor.
Efe: Ben ne kadar zor da olsa Slayer’dan Dave Lombardo‘nun çalışını çok beğeniyorum ve Megadeth’ten de Nick Menza‘yı severim. İkisi de gayet zorlayıcı.
[Uğur ve Gani]: Bizim aklımıza biri geldi ama…
Efe: Benim de geldi ama içimde tutmak istiyorum.
Gani: Söylemek istemez misin? The Rev? Avenged Sevenfold‘un davulcusu?
Efe: O mu?
Gani: Oğlum senin yaptığın double kick’ler adamın aynısı direkt?!
Efe: Ben başka birini düşünüyordum neyse. Böyle yani.
Cem: Ben gruptan ziyade örnek aldığım kişilerden yola çıkmak istiyorum. Bunda üç kişi etkili oldu. Grup enerjisi veya sinerjisi olarak Jason Newsted‘i örnek alıyorum. Çalım tarzı olarak da Cliff Burton ve Rex Brown‘ı harmanlamaya çalışıyorum.
Uğur: Genel anlamda Megadeth sanırım hepimiz için. Şu sıralar çok açıp dinlemiyorum ama hepimizin ortak dinlediği şey o.
• Çok güzel. Bunu öğrenmek iyi oldu, beni de mutlu etti. Ben ilk EP’niz olan “Demos” süreci hakkında da biraz bilgi almak istiyorum. Coverlayacağınız şarkıların seçim süreci, kayıt sürecinizde bir gelişme olup olmadığı, laptop’tan bir adım ileri gidebildiniz mi gibi gibi…
Cem: EP hücum kayıttı aslında.
Uğur: Stüdyoya girdik, provada ne çalıyorsak onu çaldık ve o sırada kaydettik.
Cem: Bir saat on dakikada yapabildiğimizin en iyisini yapıp çıktık.
• İnanılmaz.
Uğur: Zaten çaldığımız cover şarkılar vardı, araya şarkı eklemek istedim ben ve onun dışında pek bir şey yok açıkçası.
Gani: Konserde çaldığımız şarkıların bazılarını seçtik koyduk. Tek fark ben introyu evde kendim kaydetmiştim. Orada tüm sesleri gitarla veriyorum. Eğer dinlerseniz orda bir ambiyans sesi falan geliyor, garip garip sesler geliyor, ben de ne sesi olduğunu bilmiyorum ama yani seslerin hepsi gitardan çıktı.
• Hepsinin bir gitardan çıkması çok şaşırtıcı. Harika. Bir diğer sorum da Iron Maiden, Dio, Megadeth, Motörhead gibi grupların o dönemin öfkesini, bilinçaltını veya daha bireysel durumları, travmaları işitsel anlamda işlemenin yanı sıra görsel anlamda da işlemek için maskotları var. Siz bu maskot kültürünü devam ettirmeyi planlıyor musunuz?
Gani: Bunu konuştuk aslında, maskotumuz… [Gülüşmeler, Uğur’a bakıyorlar.]
• O mavi gözlüklerle mesela maskot yapmanız o kadar güzel olur ki!
Gani: Aslında “Night Ripper”ın kapağındaki adamı düşündük.
• Onu da sormak istiyordum aslında biliyor musunuz? Çok güzel çünkü.
Gani: Kapağı biz de beğendik de işte…
Uğur: Benim aklıma o “Blood Meridian” adlı bir kitaptaki karakter olan Judge Holden’dan gelmişti. Kitapta şeytanın kendisini temsil ediyor mesela. O şarkı da biraz daha kötücül olduğundan aklıma o gelmişti.
Cem: Kocaman dişli bir adam.
Uğur: Korkunç bir şey olsun istedim. Bembeyaz koca bir adam işte. Onu düşündük, başka da aklımıza gelmedi. Ve bana göre maskot işi biraz gereksiz geliyor, illa da olmalı gibi bir şey yok bence.
Gani: Ama şimdi sahneye biri gelse böyle maskot falan filan…
• Yani kültürü devam ettirmek, unutulmamasını sağlamak gibi şeyleri istiyor musunuz?
Uğur: Mantıklı ama çok zor bir şey.
• Emek isteyen bir şey.
Uğur: Hem çok emek isteyen hem de çok orijinal olması gereken bir şey. Zorlayarak alelacele oldu bitti demektense ve kötü bir sonuç görmektense hiç olmasın daha iyi.
Gani: Yani ne kadar “Night Ripper”ı sevsek de adam başka bir şeyin kopyası yani, dava da yiyebiliriz belki! [Gülüşmeler]. Ben hâlâ EP’deki coverlardan ne zaman dava yeriz diye bekliyorum.
Uğur: Bilmiyorum.
• Tam bu maskot sorusu üzerine sormak istediğim bir diğer şey, hiç konsept albüm yapmayı düşündünüz mü?
Gani: Bu fikri ortaya attım ve reddettiler.
Cem: Hiç gerek yok bence.
Gani: King Diamond gibi konsept yapalım dedim onlara.
Uğur: Hiç de King Diamond‘dan bahsetmedin bana, absürt romantik bir şey önerdin?
Gani: Hayır, romantik değildi, King Diamond’da da var hem romantik…
Uğur: Yoo. Hangisinde?
Cem: Yok bu arada.
Gani: Nasıl?
Uğur: Ben bütün albümlerin hikâyelerini falan biliyorum, yok öyle bir şey.
Gani: Ama yapsak hoş olmaz mı?
Uğur: Ben romantik bir şey yapmam.
Gani: Romantik demiyorum?! King Diamond gibi hayaletli mayaletli…
Uğur: Tamam olur yapalım.
Gani: Tamam yapmaya karar verdik.
• Yapmaya karar verdiniz…
[Güner&Gani]: Şu anda!
• Yavaştan sahne deneyimlerinizle geçmek istiyorum. İyi kötü fark etmeksizin gerçekten unutamayacağınız bir sahne deneyiminiz var mı?
Hepsi: Ka Bar.
• Anlatın lütfen.
Uğur: Seyirci çok güzel reaksiyon verdi.
Gani: Mekân ufacık bir yer, çok fazla kişi vardı ve gözlüğüm olmamasına rağmen hepsini tek tek görüyorum hani.
Efe: Herkes birbirinin üstüne çıkıyordu.
Gani: Birbirlerini ite ite Meksika dalgası gibi oldu millet. Hatta biri o kadar abarttı ki sahneye atladı ve adamın kafası burnuma geldi, neredeyse burnumu kırıyordu. Sahnede olmama rağmen böyle bir şey oldu. Gözlerim yaşardı ve sahnede şarkı söylerken gözlerimden yaşlar dökülüyor yani.
Cem: Sayıları atıyorum, orası 50 kişilik bir yerse orada 70-80 kişi vardı.
• Epey küçük bir yer olduğundan bahsettiğinizi hatırlıyorum.
Uğur: Çok minnak.
• İnsanların sizin müziğinizi beğenmesi, bir uyum haline girebilmesi çok güzel.
Uğur: Müzisyenlerin de müziğimiz beğenmesi bizi çok mutlu ediyor. Biz o konserde Hazardous ile çıkmıştık ve onlar da çok beğenmişti.
Gani: Adamlar bizi sahneye çıkarıp back vokal yaptırdılar, gitar çaldırttılar.
Cem: Hatta onların bassçıları yurt dışındaydı, gel sahneye bizimle çal gibi bir fikir attılar ortaya. Hiç gerek yok dedim.
• Biraz daha genel anlamda bakış açınızı merak ettiğim konulara girmek istiyorum. Türkiye’de Metal müzikle uğraşmanın avantaj ve dezavantajları nelerdir sizce?
Uğur: Bilmiyorum, ben genel olarak çok eğleniyorum yani.
Gani: Sevdiğin bir işi yaptığın için eğleniyorsun da…
Uğur: Tam anlamıyla bir avantajı veya dezavantajı yok gibi bence. Yani şöyle söyleyeyim dezavantajı var elbette…
Gani: Dezavantajı var ya.
• Mekân bulmak gibi…
Gani: Reklam yapma sorunu var, özellikle çok rağbet görmeyen bir genre olduğundan…
Uğur: Rağbet görüyor da paramız yok. Prodüksiyonumuz çok kötü.
Cem: Bir de mainstream bir şey yapmıyoruz maalesef.
Uğur: Bir de mainstream Metal çok farklı.
Gani: Yapalım mı ulan bir tane de mainstream albüm?
Uğur: Hayır asla olmaz.
• Bu tabii size bir dezavantaj oluyordur.
Uğur: Bence bu, Dinozor’daki Metalci abilerin de sevdiği bir şey yaptığımız için, onların beğenmesi hoşuma gidiyor çünkü onlar harbi işi biliyor. Salak saçma “Kadıköy tayfa”nın beğeneceği bir şeyi yapmaktansa…
Cem: Trap Metal. [Gülüşmeler]
Uğur: Böyle elli altmış yaş arasındaki insanlar var zaten konserlerde genelde.
Gani: Zaten bir gidiyoruz ya aşırı yaşlı insanlar var ya da bizim yaşımızdakiler var. Orta yaş yok kesinlikle.
• Bu yaş farkının uç noktalarda olması sıkıntı yaratıyor mu size?
Uğur: Yoo.
Cem: Müziğimizi seviyorlarsa neden problem olsun? İsterse hepsi seksen yaşında olsun.
• Metal müzik hakkında doksanlardan beri bir karalama var ve bunun getirisi olan bir ön yargı da var. Buna rağmen müzisyenin de dinleyicinin de azalmaması, bu türün ortadan kaybolmamasının sebebi nedir sizce?
Gani: Yine seviyor olmaları. Sonuçta bununla eğleniyorlar bunu, dinlemekten keyif alıyorlar ve yapanın da severek yapmasından kaynaklı olarak ilgisi azalmıyor. Ki zaten kötü bir müzik de değil.
• Kesinlikle kötü bir müzik değil.
Gani: Kötü değil, hatta çalabilmek için belirli bir seviyenin üstünde bir deneyim istiyor.
Uğur: Bir şeyi ne kadar baskılarsan o daha da büyür, devam eder. Ben öyle düşünüyorum. Benim burda bu türün nereden çıktığını anlatmam saçma olur zaten. Bu müziği dinleyen herkes biliyordur, hangi amaçlarla, nasıl ortaya çıktığını. Herhangi dinlediğim bir grubun üyesinin neye inandığı veya inanmadığı beni pek ilgilendirmez. Bu müzik biraz da politik bir şey. Dinlediğim kişinin politik düşüncesi önemli benim için.
Gani: Önemli mi?
Uğur: Önemli. Ama dini temalar pek umurumda değil.
Gani: Metal müzik zaten biraz vahşi bir müzik türü. Adamların sahne kıyafetleri, gimmickleri bunu biraz daha sert, korkutucu kılıyor. Ama o da işin sahne şovu yani.
• Yani haklısın.
Cem: Aslında Gani’nin söylediği çoğu şeye katılıyorum. Sonuçta hepsi bir sahne şovu ve bunu belli bir norma sıkıştırmaya çalışıp bastırmak yanlış olur.
Efe: Gelen birkaç tepki yüzünden konserlerin iptal edilmesi gibi durumlar çok saçma.
• Evet gündemde olan bir konu bu da.
Cem: Neticede insanların kendi parasıyla bilet alması, kendilerine yarattıkları boş zaman vs. ve buna rağmen o konsere gidememeleri, bunun önüne direkt olarak kendi ülkesinin hükümetinin geçmesi yanlış bir şey.
Efe: Bu şey senin hoşuna gitmiyorsa dinleme, konserine gitme. Bu kadar basit.
Cem: Ki bu insanlar [Gruplar] biz belli bir dine inanıyoruz ve bunlar tamamen sahne performansı için diye basın açıklamasında da bulundular. Buna rağmen önemsenmiyor maalesef.
• Anlıyorum. Bu alanda ilerlemek isteyen ama nereden başlayacağını bilemeyenlere öneriniz nedir?
Gani: Enstrümanlarını kassınlar ya. Baya çalışsınlar.
Uğur: O işe yaramıyor. [Gülüşmeler]
Gani: Nasıl yaramıyor?
Uğur: Öyle değil. Sen görmedin mi kaç tane bedroom gitarist var, grubu yok.
Gani: Oğlum bir dur…
Uğur: Adamlar her gün evde tek başına shredding yapıyor.
Gani: Bak şimdi, enstrümanını sürekli çalışsınlar, sonrasında çevre edinmeye çalışsınlar, insanlarla sosyalleşsinler. Ondan sonra da… Güzel bir miktar da parası olması gerekiyor.
Uğur: Ben öyle düşünmüyorum ya. O işin tamamen sosyal çevreden geldiğini düşünüyorum. Çünkü dediğim gibi bütün gün evde gitar çalan da çok var. Belki ikimizden bile daha iyi çala- çevremizde bile öyleleri var. Hepimizden daha iyiler ama grupları yok. İstiyorlar ama yok, neden? Çünkü sosyal insanlar değiller. Bu tamamen birilerini bir yerde toplamakla alakalı, istediğin kadar iyi çal. Mesela biz ilk çalmaya başladığımızda ben rezalet çalıyordum.
Cem: Ben de öyle, “Night Ripper”ın demolarında şarkının çoğu kısmını bilmiyordum. Bas gitarda ikinci ayımdı. Ben direkt normal şarkıları öğrenmeye çalışırken kışın, karın ayazında aradılar beni, “bizim basçı gitti, sen gel çal” dediler, ben de ayak uydurmaya çalıştım. Ne kadar oldu olmadı bilmiyorum. Hangar 18 çaldığımızı hatırlıyorum. Öyle işte. Çok erken adımlar olduğu için o dönem iyi bir iş çıkardığımı düşünmüyorum. Sıfırdan başlamak kötü bir şey. Her şey bir anda önünüze sunulmadan müzik hayatına atılmak zor. Ama bunun kolaylığı, bütün boş zamanlarımda bas gitar çalarak telafi etmiş olmam. Bir yandan sosyal hayatımı, bir yandan okula gidip gelmeyi, bir yandan enstrümanı dengede tuttum. Bu çok zor olmadı elbette.
• Harika. Son olarak, sizi dinleyenler ve bu röportajı okuyanlar için iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Gani: Hepsine bizi dinledikleri ve sevdikleri için teşekkür ederiz, bizi gördüklerinde falan çekinmesinler, bazen görünce fotoğraf çekenler oluyor.
Cem: Korkutucu insanlar değiliz yani. [Gülüşmeler]
Gani: Gidip kovmuyoruz insanları. Yani bizi destekledikleri için, özellikle “Night Ripper” ve “Deathrow”un rezalet kayıtlarına rağmen dinledikleri ve sevdikleri için…
Uğur: “Deathrow” kayıtları daha iyi.
Gani: E zaten de… Ona rağmen sevdikleri için teşekkür ederiz.







