Close Menu

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. View All

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Ercan Birol: Solosu Yeniden Hayat Buluyor

      28.01.2026

      She Rocks!: Kadınların Davul Gücü Vuruşlarıyla, Sahneyi ve Ritmi Ele Geçirecek

      27.01.2026

      Engin: İki Kültür Tek Sound

      28.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Kramp: Sokaktan sahneye, hafızadan bugüne

      20.02.2026

      Tibet Ağırtan: Kadıköy Sahne’de Bir Ankara Akşamı

      18.02.2026

      Fırtına Sonrası: Rainbow Rising

      13.03.2026

      Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

      11.03.2026

      The Velvet Underground and Nico (1967)

      06.02.2026

      The Stone Roses (1989)

      19.12.2025

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026

      Big Big Train: Kocaman, Muazzam Bir Tren ile Çıkılan Müzikal Serüven

      20.02.2026

      Cem Karaca: Hiç Bitmeyecek Bir Sohbet

      09.02.2026

      Cem Karaca ile Bir Gün: Bir Rüzgardı, Bizi Ayırdığı Gibi Birleştiren de…

      08.02.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

      17.03.2026

      Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

      16.03.2026

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Home»Biyografi»Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası
    Biyografi

    Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

    Tünay Akdeniz; Türkiye’de Punk’ın yalnızca ithal bir estetik değil, yerel koşullar içinde şekillenen özgün bir karşı-kültür pratiği olduğunu gösteriyor. Bu yazıda; Birsel Harputlu erken dönem bağımsız üretim, sansür ve müzikal özerklik eksenindeTünay Akdeniz’in Punk’ı bir müzik türünden çok toplumsal bir duruş olarak nasıl kurduğunu inceliyor.
    Birsel HarputluBirsel Harputlu21.01.202613 Mins Read
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Copy Link

    Tünay Akdeniz’in hikâyesi, Türkiye’de Punk’ın yalnızca bir müzik türü değil, başlı başına bir direnç ve yaşam biçimi olarak nasıl filizlendiğini gösteriyor. Deri ceketini taksi parasına vererek stüdyoya giden bu inatçı figür; sansüre, davalara, şiddete, yok sayılmaya rağmen müziğiyle konuşmayı seçti. Bu yazı; bireysel cesaret, bağımsız üretim ve Punk ruhunun Türkiye’deki erken tarihine yakından bakıyor.

    42 yıl sonra deri cekete olan borç ödendi! Türkiye’de Punk’ın babası Tünay Akdeniz müzik geçmişi olan bir aileden gelmiyor. Ama çocukluktan başlayan bu merakını büyüyünce de devam ettirmiş.

    Bu öyle bir merak ki, kayıt için stüdyoya giderken olmayan taksi parasını, üzerindeki deri ceketle ödeyecek, Türkiye’de yeni bir müzik türünün, Mizahi Rock’ın, PUNK’ın öncüsü olacak seviyede büyük bir merak.

    1987 Mart. ‘Salak’ videosu

    Birçok kişi gibi benim de Tünay Akdeniz’i tanımam 42 yıl sonra tüm şarkılarının toplandığı LP ve 46 yıl sonra yeniden basılan “Salak” 45’liği ile oldu. Biraz araştırınca, hakkında yazılan makaleleri ve röportajlarını okuyunca kendime yakın hissettim. Plak koleksiyonuma başladığımda ailede ilk plağı olan, kendi imkânlarıyla koleksiyon yapmaya çalışan kişi ben oldum. Aileleri bilirsiniz başta pek sıcak bakmazlar, sonrasında ısınırlar, kabullenirler.

    2021

    Sivas, Divriği, Cürek, Purunsur’da doğan Tünay Akdeniz, birçok sanatçı gibi müziğe mandolinle başladı. Ancak doğup büyüdüğü çevrede baskın olan kültür ve Alevi dedelerinin bağlamayla kurduğu ilişki onu derinden etkiledi. Bu etkinin bir sonucu olarak, babası 1964’te Erzincan’dan bağlama getirdi. Böylece mandolin, bağlama ve darbuka gibi enstrümanlarla başlayan müzik yolculuğu şekillenmeye başladı.

    Tünay Akdeniz ve ustası Cüneyt Saçlıoğlu 1964

    Darbukayla başlayan ritim ilgisi, davula olan merakını da körükledi. Kısıtlı imkânlara, zor temin edilen enstrümanlara rağmen, müziği kendi çabasıyla öğrendi ve kendini geliştirdi. Mikrofonlu bağlamaya sıcak bakmadı; bağlamayı alışılmışın dışında, gitar gibi akor basarak çalmayı denedi. Bu denemelerine 1965’te başlayan Akdeniz, müziğe ilgisinin temelini Cürek’te attığını söylüyor.

    Babasının görevi nedeniyle Karabük’e taşınan Akdeniz, burada Sanat Enstitüsü’ne devam etti. Boş derslerini davul çalışarak geçirdi ve becerilerini geliştirdi. O dönem kullandığı, üstü hayvan derisiyle kaplı, gevşeyen derisi içindeki lamba yardımıyla gerdirilen teneke davul, onun ilk gerçek enstrümanlarından biri oldu.

    Karabük’te Tünay Akdeniz (davul) ve Fazlı Cerit (gitar) Gölgeler isimli topluluğu kurdu. Diğer üyeler ise; Cemil Urul(gitar, vefat etti), Namık Coşkun (bas gitar, vefat etti), Nihat Yalçın (vokal, vefat etti), Sabahattin Yılmaz (klavye), Mehmet Saka (vokal, grupta aktifliği kısa süreli), Mithat Coşkun (gitar, grupta aktifliği kısa süreli, Çığrışım Folkgrubunda da Tünay Akdeniz ile birlikte.)

    Gölgeler. Tünay Akdeniz davulda. Karabük İşçi Lokali 1968

    Öğrenci olan grup üyelerinin maddi imkânları kısıtlıydı. Bu aşamada finansal sorumlu Fazlı Cerit olurken grubun solisti Nihat Yalçın’ın ailesi, evlerinin bodrum katını gruba tahsis etti. Grubun uzun süre bas gitarsız çalması da bu süreçte dikkat çekmişti.

    Grup, Milliyet’in düzenlediği liseler arası müzik yarışmasına, “Karagözlüm Efkârlanma Gül Gayrı” eserini Beat tarzında düzenleyerek Karabük Sanat Enstitüsü adına katıldılar ve her ne kadar dereceye giremeseler de müziklerini tanıtma imkânı buldular. 1969’da Karabük’te düzenlenen bir Erkin Koray konserinde ise ön grup olarak sahne aldılar.

    Kuzguncuk 1969

    Bu ilk deneyimler ve sahne tecrübeleri, Tünay Akdeniz’in müzik yolculuğunda önemli bir dönüm noktası oldu; ardından onu Türkiye’de Punk ve mizahi Rock türlerinin öncüsü haline getiren yepyeni serüvenlerle yoluna devam etti.

    Tünay Akdeniz 1968 yılında makine mühendisliği okumak için İstanbul’a geldi. Burada ilk olarak 1971 yılında Tünay Akdeniz (12 telli gitar, bağlama, vokal), Mithat Coşkun (12 telli gitar, bağlama, vokal, yan flüt), Şinasi Bakıcı (kaşık), Mehmet Gün (perküsyon)’den oluşan Çığrışım Folk grubunu kurdu. 1972 yılında Anadolu Pop, Folk-Pop tarzında, 12 telli gitar, bağlama, flütle icra ettikleri, “Kars’a Giderim Kars’a/Yaklaş Yaklaş/Karpuz Kestim Yiyen Yok/ Çığrışım Oyun Havası” plağı Coşkun Plak tarafından yayınlandı.

    1969

    1972’de Atilla Ceyhan’la Çığrışım Folk grubundan bağımsız olarak Folklorik-Rock tarzında, Tünay Akdeniz (davul), Atilla Ceyhan (vokal)’dan oluşan kadroya Rıza Silahlıpoda (tuşlular), Celal Kuru (Flüt), Talat Kurter (bas gitar) desteğiyle Tünay Akdeniz bestesi olan “Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yârim. Göz gördü gönül sevdi, benim ne günahım var? Dadduk, dadduk, dadduk yarim” sözleriyle başlayan ve devam eden kelime anlamı “tatlı” olan, lügatımızda tatlı kelimesinin yerini alan, melodisi, folklorik tınıları, sesin müzikle mükemmel uyumunun birleştiği, arka arkaya sıkılmadan dinlenen, tatlı şarkı “Dadduk” ve Karacaoğlan sözlü “Karacaoğlan 9/8” 45’liği yayınladı.

    1974 yılında kayıtlar için Şat Yapım’ın stüdyosunu kullanan grup, enstrümanları taşıdıkları taksinin ücretini ödeyemeyince, Tünay Akdeniz üzerindeki deri ceketi vererek borcu kapattı. Eminim, bugün olsa yine tereddüt etmeden yapardı.

    Hani babalar “Yeter ki çocuğum okusun, ceketimi satar yine de okuturum” der ya, Punk’ın babası da bunu yalnızca demedi, gerçekten yaptı. Plağı, müziği için ceketini verdi. Geriye biz dinleyicilerine, genç kuşaklara müzik tarihinde devrim sayılabilecek eserler bıraktı. Bize düşen ise Akdeniz’in de arzuladığı gibi, bu müzik devrimini kuşaktan kuşağa aktarmak.

    Tünay Akdeniz’in attığı bu adım sadece kişisel bir kararlılık örneği değil, aynı zamanda Türkiye’de bağımsız müzik kültürünün temellerinin atıldığı bir dönemin de sembolüydü; onun cesareti, sisteme karşı müziğiyle konuşması, sadece bir türün değil, bir duruşun da temsilcisi niteliğinde olmasıydı.

    Punk, o dönem dünya sahnesinde de isyanın, bireyselliğin, kalıpları yıkmanın sesi olurken; Türkiye’de bu sesin ilk yankısı Tünay Akdeniz’le vücut buluyordu. Kalıplara sığmayan sözleri, sade ama sert düzenlemeleriyle sadece bir müzik türünü değil, düşünce biçimini de temsil ediyordu.

    Aptülika’nın kaleminden Tünay Akdeniz

    Bugün elimizde tuttuğumuz o ilk plaklar, sadece birer koleksiyon ürünü değil. Her birinin arkasında alın teri, mücadele, inat ve tutkuyla örülmüş bir hikâye var. Ceketin verildiği o taksi, aslında bir dönemin müzik sahnesine giden yolun taşıyıcısı belki de.

    Bazı insanlar için müzik bir tutkudur, bir yaşam biçimidir. Maddi kazanç ikinci plandadır. Müzik kalıplara sığmaz; onun ne dili ne ritmi ne de sınırı vardır. Plak basılmadan önce, bant kayıtları ile TRT İstanbul stüdyolarına gitti. O dönem TRT genel müdürü olan İsmail Cem tarafından TRT’de 1974’te 7/24 yayın yapılmaya başladı ve “Salak” şarkısı zaman zaman yayın akışı içinde İstanbul Radyosunda yayınlandı.

    1978

    1974’te yağmurlu bir Ramazan Bayramı arifesi akşamında, bantları koltuk altında, Unkapanı plakçılarını gezen Akdeniz birkaç kişiyle görüştü. “Bantları bırak, sonra dinleyelim” diyenlere güvenmeyip bırakmadı. Pes etmek nedir bilmeyen Akdeniz bir firmanın daha açık olduğunu görüp, şansını denedi. Şansı mı yaver gitti, Kent Plak firmasının açık olması kaderin bir cilvesi mi yoksa firma sahibi Ümit Güner’in arife günü iyilik yapmak istemesinden midir? Bilinmez. Elinde kayıtlarıyla gelen “Davul çalıyorum. Grup Çığrışım isimli topluluğumla bir Rock parçası kaydettik” diyen bu sırılsıklam, azimli genci geri çevirmedi. Böylece, Türk müzik tarihinde bir devrimin ilk adımları atılmış oldu.

    Sözleri; Tünay Akdeniz ve kız kardeşi Tülay Akdeniz tarafından yazılan, bestesi ise Akdeniz’e ait olan “Salak”, grubun ilk Rock parçası olarak kayıtlara geçiyor ve aldatılmış tüm erkeklerin ortak hikâyesi olarak, kısa sürede dikkat de çekiyordu. Aynı 45’likte yer alan diğer parça ise “Babam Yazdı Ben Besteledim, İşte Aşkın Tarifi”dir. Sözleri babası Ali Davut Akdeniz’e, bestesi ise Tünay Akdeniz’e ait. Şarkının orijinal sözleri “Şak dedi şuk dedim noktalandık…” dönemin kırmızı çizgileri nedeniyle sansüre uğrayarak “Evet dedim, evet dedi; evlendik…” şeklinde değiştirildi. Bu 45’lik, kapağındaki iç zarf notuyla bir manifestoya da dönüşmüştü:

    “Çalışıp uğraştık, ülkemizde denenmemiş söz ve müzikle bu değişik 45’liği hazırladık. Başarabildiysek ne mutlu, başaramadıysak yeni yapıtlar hazırlayacağız.”

    Salak röportajı. Hey dergisi 1975

    Plak kapağının ön yüzünde “İhtiyar salaklar da vardır, genç salaklar da. İhtiyarlar yalnız biraz daha AKILLIDIR” yazarken, arka kapakta ise “Kafanı, mideni ve kalbini boş şeylerle DOLDURMA.” ifadeleri yer aldı. Tüm plaklarının görsel düzenlemesi ve finansmanı yine Tünay Akdeniz’e aitti.

    1975 yılının ilkbahar aylarında grup Erkin Koray’ın İstanbul konserinde ön grup olarak sahne aldı. Aynı yıl evlenen Akdeniz müzik çalışmalarına devam etmeyi de ihmal etmedi. 1976’da sözleri babası Ali Davut Akdeniz’e ait “Eskidenmiş” ve sözleri Akdeniz’e ait “Niçin Seni Seviyorum” 45’liği Tempo firmasından yayınlandı. “Niçin seni sevdiğimi anlattım sana, Sen de aynı kelimeyi söylesen bana, Seni seviyorum” sözleriyle karşılıksız kalan sevgisini anlatırken, “Eskidenmiş” şarkısında babasının adeta bugünleri görüp de yazdığı “Çirkinliğin, güzelliğin, nerde kaldı özelliğin, güzel eskidenmiş, şimdi herkes güzel…” sözleri eski günlere bir serzenişti adeta.

    Kent Plak ve Ümit Güner’in ortağı Nazmi Şenel’in desteğiyle, yurtdışından getirilen aksesuarlarla grubun sahne imajı da tamamen değiştirildi. Böylece Türkiye’de bir ilk de gerçekleştirildi. Tünay Akdeniz, o dönemi “Havalara uçtum. Ne varsa toplamış getirmiş, tam bana göre ve çekimlerde kullandım” sözleriyle anlatıyor. 1978’de kapağında ilk kez “Punk Rock” ibaresi yer alan “Mesela, Mesele / Dişi Denen Canlı” adlı 45’lik yayınlandı.

    Karabük Mühendisler kulübü, 1976

    Akdeniz, o günleri bir röportajında şöyle anlatıyor:

    “Nazmi Şenel, ‘Bak her şeye sen koşturuyorsun, en çok senin emeğin var. Grubun adını Tünay Akdeniz ve Çığrışım yapalım. Kapağa da Punk yazalım. Hem şu sıralar çok popüler hem de senin müziğinin yakınlığı var Punk’a’ dedi.”

    Akdeniz başta bu fikirden hoşlanmasa da grup arkadaşlarına haksızlık etmiş gibi hissetse de plak “Tünay Akdeniz & Çığrışım” adıyla ve “PUNK ROCK” ibaresiyle yayınlandı. Böylece Türkiye’de Punk’ın isim babası Nazmi Şenel, öncüsü ve temsilcisi ise Tünay Akdeniz ve Çığrışım grubu oldu. Sonraki kuşaklara ilham verdiler, yollarını açtılar.

    Tünay Akdeniz, müziğini “ritmi punk değil, içeriği punk” sözleriyle tanımlıyor. Döneminde büyük ses getiren, dikkat çeken bu plak ve imaj; yalnızca müzik dünyasını değil, sokak modasını ve sinemayı da etkiledi. Öyle ki, bana bile Kemal Sunal’ın 1985 yapımı “Katma Değer Şaban” filmindeki Punk karakterini hatırlattı.

    Akdeniz’in müziği sadece bir tür değil; bir tavır, bir duruştu. Türkiye gibi bir ülkede bu bir cesaret ve bir devrimdi.

    Futbola da tutkusu bilinen Akdeniz, arkadaşlarıyla top oynarken, kaçan topun peşine düştüğü sırada silahlı saldırıya uğradı. Tabii ki olayın gelişimi içinde ironi barındırıyor. Neden mi? O gün sahada daha önce top oynayan sol görüşlü bir grup, içlerinden birinin astımı tutunca sahayı erken terk etmişti. Sahaya gelen sağcı bir grup, Tünay Akdeniz ve arkadaşlarını onlarla karıştırdı. Pusuda bekleyen saldırganlar, kaçan topu almak isteyen Akdeniz’i hedef aldı. Kurşun, bel kemiğinden girip kalp hizasından çıktı.

    Ağır yaralanan Akdeniz bu saldırıyı atlatarak, Türk Punk sahnesini öksüz bırakmadı. Bu olay, onun sadece müzikte değil, yaşamda da ne kadar direnen ve mücadeleci bir figür olduğunu ortaya koyuyordu.

    1978

    1978’de Günaydın Gazetesi’nden Mete Alpman’la yapılacak röportaj için yola çıkan Tünay Akdeniz, yolda bir sakatatçıdan ciğer alıp ceketine taktı. Bu sıra dışı fikrini şöyle anlatıyor:

    “Kesikbaş Müzesi’ne gittik, okul öğrencileri geziye gelmiş. Bizi görünce sıralarını bozdular, garip garip baktılar. Hocaları uyardı. Ciğer kokusuna kediler toplandı. Diğer grup üyeleri ciğeri takmadılar, çekindiler. Röportaj tam sayfa yayınlanacaktı ama bu nedenle iptal oldu. Kayıtları bize verdiler, ‘İstediğiniz yerde yayınlatabilirsiniz’ dediler.”

    Bu hikâye, Akdeniz’in ne kadar cesur, farklı, sınırları zorlayan, yapılmayanı yapan biri olduğunu gösteriyordu. O dönem için oldukça özgün bir eylem olan bu performans, günümüzde yapılsaydı muhtemelen hayvan hakları savunucularından ve veganlardan ciddi tepkiler alırdı.

    Aynı yıl, yani 1978’in Ekim ayında, bir diğer sarsıcı olay yaşandı. TRT, şarkı sözlerini “basit” bularak denetimden geçirmeyince Tünay Akdeniz, Mart 1979’da kurumu dava eden ilk sanatçı olarak müzikteki protest tavrını ve Punk ruhunu bir kez daha gösterdi. “Dişi Denen Canlı” adlı şarkının sözleri, TRT’nin kadın avukatı; insan ve kadın haklarına hakaret ve TRT kıstaslarına aykırı olduğunu ileri sürdü. Akdeniz davaya cevap dilekçelerini askerde kendi hazırladı. Ancak sonuç malum: Davayı kaybetti.

    Denizli 11. Tugay Orkestrası, 1980

    İşin ironik tarafı ise yaklaşık on yıl sonra yaşandı. TRT’de yayınlanan Dolunay programına davet edilen Akdeniz, şaşkınlıkla şu yanıtı verdi: “Şaka mı yapıyorsunuz? Sizinle mahkemelik olduk.” Kurumun cevabı ise şaşırtıcıydı: “Sakıncası yok.” Böylece Tünay Akdeniz, yıllar önce mahkemeye verdiği TRT ekranlarına konuk oluyordu.

    Terhis sonrası davayı da kaybeden Akdeniz için zorlu bir dönem başladı. Aynı zamanda tazminatını alamadan işsiz kaldı. Darbe sonrası yapılan düzenlemeler nedeniyle işe dönüşü de mümkün olmadı. Evli ve 5 yaşındaki çocuğuna bakmak zorunda olan Akdeniz bir çıkış yolu aradı. Önce evde kaset çekerek başladı işe; ardından 1983’te büyük kızının adını verdiği Melodi Müzik adlı kaset dükkânını açtı. Bu dükkân, çekme kaset dükkânlarının ilk örneklerindendi.

    Melodi Plak, 1985

    İşini titizlikle yapan Akdeniz, hazırladığı kasetlere sanatçı bilgilerini, albüm künyelerini ve dergilerden kestiği görselleri ekliyordu ve Hey dergisine abone oldu. Ayrıca, Hulusi Tunca’nın desteğiyle, kaset çekimi ilanlarını da yayınlattı. 13 numaralı posta kutusuyla müşterilerine kaset gönderiyordu; pulu önceden ödenmiş zarflar, bugünkü kargo sisteminin erken bir versiyonu gibiydi. Müşterileri arasında Afşin Akın, Tarkan, Şebnem Ferah, Pentagram’dan Cenk Ünnü ve Hakan Utangaç, Aptülikagibi isimler bulunuyordu. Aptülika, karikatür çizip altına hangi albümü istediğini yazardı. Pentagram grubunun ilk amblemini de Akdeniz seçmişti.

    Yurt dışındaki müzik yayınlarını yakından takip eden Akdeniz, Melody Maker gibi dergilere abone oldu, yeni çıkan plakları Türkiye’ye ilk getirenlerden biri de kendisiydi. Plak firmalarının adreslerini bularak, şarkılarının İngilizce çevirilerini babasının arkadaşına yaptırdı ve örnek plaklarını gönderdi. Çoğundan olumsuz yanıt aldı ama bir mektup farklıydı: Atlantic Records’a bağlı, Led Zeppelin üyelerinin sahibi olduğu Swan Song Records, dört grup üyesinin imzasını taşıyan uzun bir mektupta, plaklarını beğendiklerini ama yayınlayamayacaklarını belirtti, ancak yeni çalışmalarını görmek istediklerini eklediler. Akdeniz bu mektubu hâlâ saklıyor ve “13 numaraya uğursuz derler ama ben bilerek o posta kutusunu seçtim” diye anlatıyor.

    1986

    Ona başlarda uğur getirmiş gibi görünen 13 numaralı posta kutusu, 3 yıl sonra yerini talihsizliğe bıraktı. Telif haklarına yönelik yasa çıkınca, dükkânına baskın yapıldı; tüm cihazlarına ve ürünlerine el konuldu. Yediemine verilen ekipmanlar bin bir güçlükle ve kullanılamaz halde geri alındı. O dönem yalnızca korsan müziğe değil, uzun saça ve Rock müziğe artan toplumsal tepki nedeniyle de Melodi Müzik kapandı.

    Gerede Esentepe Otel, 1990

    1986 yılında Karabük’e dönen Akdeniz, Karabük Demir Çelik Fabrikası’nda çalışmaya başladı. 1987’de ikinci çocuğu Beste Banu dünyaya geldi. Gündüzleri fabrikada çalışırken, akşamları sahne almaya ve kaset çekmeye devam etti. 1992 yılına kadar sürdürdüğü bu işi, Erzincan depreminde annesini ve yeğenini kaybettikten sonra bıraktı.

    2000 yılında emekli oldu ve 2006 Antalya’ya yerleşti. Ancak müzikten hiç kopmadı. Halen Rusça, İngilizce, Fransızca ve Almanca parçalar içeren geniş repertuarıyla sahne almaya devam etmektedir.

    42 yıl sonra, 2017’de Tünay Akdeniz’in yayınlanmış tüm şarkılarının ve enstrümantal versiyonlarının yer aldığı “Tünay Akdeniz – The Godfather of Turkish Punk” albümü, Ironhand Records tarafından CD formatında da yayınlandı. 2021 yılında ise grubun ilk Rock parçası olan “Salak” 45’liği, aslına sadık kalınarak aynı firma tarafından yeniden basıldı. Yıllar sonra tüm bu eserlerin hatırlanması ve bir LP’de toplanması hem Akdeniz’i hem de dinleyicilerini fazlasıyla mutlu etti.

    2018

    Bu albüm sonrası İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda ve Ankara’da konser veren Akdeniz, halen Antalya’da sahne almaya devam ediyor. Ankara konserine katılamadığımı, plaklarına imza almak istediğimi söylediğimde “Keşke gelseydin, kapıdan da olsa imzalardım” diyecek kadar içten ve mütevazı bir insan Tünay Akdeniz. Bu tavrıyla yalnız müziğiyle değil, kişiliğiyle de herkesin gönlünde yer edinmiş bir isim.

    Daha fazla absürt, mizahi sözlü şarkısı olsaydı keşke diyor insan. Ama düşününce, o dönem için yaptığı her şey zaten fazlasıyla cesur ve sıra dışı. Tünay Akdeniz; insan ilişkilerini, toplumsal çarpıklıkları, kadın-erkek ilişkilerini kendi tarzıyla, Rock altyapılı, Punk içerikli, mizahi bir dille anlatmayı başaran nadir sanatçılardan biri. Onun ve grubunun öncü oluşunun sırrı da belki tam olarak burada saklı.

    Zamanında bir kör kurşunun yapamadığını şimdi kalp mi yapacak? Sizde o ruh hâlâ dipdiri… TRT’ye dava açan ilk sanatçı olarak gerçek bir Punk ruhu taşıyorsunuz. Size uzun, sağlıklı yıllar diliyorum.
    Yazımı noktalarken, Tünay Akdeniz’in dinleyicilerine, sevenlerine ve okuyucularımıza mesajını da buraya bırakmak isterim:

    “Yıllarca hor görülen Rock müziğine sahip çıkılmalı ve olabildiğince sonraki kuşaklara aktarılmalı. Rock bir moda değildir; moda diye dinlenmemeli. HERKES ROCKÇI OLAMAZ. Doğuştan Rocker olmak önemli… Rock müzik yemek gibi sindirilerek dinlenmeli. Unutulmamalı ki Rock asil bir müziktir. Rock Forever!”

    2018

    Türk müzik tarihi için çok önemli bir isim olan, gerçek bir müzik emekçisi Tünay Akdeniz’in hayat hikayesini ve müzik yolculuğunu daha detaylı bir kitapta okumayı düşleyerek, kendisine tüm kalbimle teşekkür ediyorum.

    Yaptığı müzik Rock mıydı, Punk mıydı tartışmaları sürerken… Biz en iyisi bu benzersiz sözlerin keyfini çıkaralım:

    “Mesela, mesele mühim mesele… Gel beraber çözelim bunu seninle. Yukarıdan aşağı, soldan sağa… Hım… Mühim mesele.”
    “Kafanı, mideni ve kalbini boş şeylerle DOLDURMA!”

    Kendisiyle ilgili bir yazı kaleme alacağımı söylediğimde beni geri çevirmeyen, telekonferans yoluyla gerçekleştirdiğimiz sıcacık söyleşide tüm içtenliğiyle anılarını paylaşan Tünay Akdeniz’e, öncelikle son günlerde yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hikâyesini ilk ağızdan STÜDYOİMGE’ye aktardığı için sonsuz teşekkürler…

    Sevgiler.

    2018

    punk tünay akdeniz yerli
    Previous ArticleArmageddon Turk: Kıyamet Ritmi, İnsan Eli
    Next Article Teoman: “Gıcık Bir Müzisyen Abi”den Genç Müzisyenlere, Müzik Dünyasının Kılcal Damarları Hakkında Bilgiler
    Birsel Harputlu

    Müziğe olan tutkusu ve plak koleksiyonu merakı, Stüdyoİmge’de sevdiği sanatçılara dair yazılarla devam ediyor.

    İlgili Yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026By Bülent Seyitdanlıoğlu

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026By Recep Karaş

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026By Mine Gürevin

    Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

    16.03.2026By Meral Akman

    Killing Will: Modern Metal Sahnesinde Kendine Yer Açan Grup

    12.03.2026By Güner Elif Bozkurt

    TurkodiRoma: Bilinçaltını Popüler Kıl

    10.03.2026By Mine Gürevin
    En son yazılar
    Konser & Etkinlik

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    By Bülent Seyitdanlıoğlu18.03.2026

    BaBa ZuLa, 30. yılını hipnotik performanslarla kutluyor. Geleneksel tınıları, Saykedelik Rock ve doğaçlamayla harmanlayan grubun İstanbul’da gerçekleşen bu özel gecesini, tesadüflerle örülü bir yolculuğun izlenimleriyle Stüdyoİmge’de keşfedin.

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

    16.03.2026
    Öne çıkanlar

    Güzin Paksoylu (Metal Oda): Algoritmalar Çağında Metal Müzik

    04.03.2026

    Görkem Karabudak: Oyun Alanından Derinliğe ve Müziğin Akışına Teslim Olmak

    28.01.2026

    Strah: Kökleri Öfkeden, Sesi Gerçeklikten

    26.11.2025

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026
    Etiketler
    aleister crowley alternative rock anadolu pop armageddon turk art rock blues bobby beausoleil bulutsuzluk özlemi caz cem karaca derleme devil duman elektronik ercan birol folk rock graham bond grunge görkem karabudak hakan türkoğlu hard rock hayko cepkin heavy metal indie iron maiden kargo led zeppelin maiden turkey mavi sakal müzik basını orkun tunç pop progressive rock psychedelic rock punk rock stüdyoimge tarih teoman tiyatro tünay akdeniz vecdi yücalan yabancı yerli çilekeş
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.