Saykedelik tınılar, doğaçlama performanslar ve büyüleyici bir sahne enerjisi… Anadolu ezgilerinin modern yorumuyla BaBa ZuLa, kendine özgü Saykedelik sound’u ve sahnedeki hipnotik enerjisiyle ritim dolu bir yolculuğa çıkarıyor izleyenleri. Bülent Seyitdanlıoğlu, Doğu ve Batının seslerini aynı sahnede, geleneksel enstrümanları modern dokunuşlarla buluşturan grubun bu konserine tesadüfler zinciri ile gitmesini ve izlenimlerini Stüdyoİmge okurları ile paylaşıyor.
Ankara’dan İstanbul’a yaptığım iki günlük kısa bir ziyaretle başladı her şey. Sabahın erken saatlerinde bindiğim tren, bozkırdan Marmara’ya doğru ağır ağır ilerlerken insanın zihni de ister istemez başka yerlere gidiyor. Yolculuğun ardından İstanbul’a varıyor, gün içinde bir toplantıya katılıyorum. Program yoğun ama İstanbul’un kendine özgü temposu her zaman olduğu gibi insana başka kapılar açmaya da hazır.
Toplantıdan sonra Kadıköy tarafına geçiyorum. Günün küçük sürprizlerinden biri de burada yaşanıyor. Yolum Kadıköy’deki plak dükkânlarından biri olan Rainbow45 Records’a düşüyor. Rafların arasında dolaşırken karşıma bir anda BaBa ZuLa plağı çıkıyor. Grubun artık klasik sayılan kayıtlarından biri. Plağı elime alıp kapağına bakarken içimden geçen düşünceyi hatırlıyorum: “Vay be… bu plakta gerçekten mücevher değerinde sesler var.” Bir plak dükkânında rastlanan böyle küçük anlar bazen günün geri kalanının habercisi olur. O an bunun nasıl bir tesadüf zincirinin başlangıcı olacağını bilmiyordum elbette.
Derken telefon çalıyor. Arayan, Apaçık Radyo’da program yapan ve çok sevdiğim arkadaşım Gülçin Orgun. Sohbet sırasında akşam bir konser olduğunu öğreniyorum. Üstelik davet de geliyor: Grubun kurucusu ve sahnedeki gerçek üstü dünyanın mimarı Murat Ertel’den.
Program bir anda değişiyor.
Kadıköy’den Beşiktaş’a doğru geçiyorum. İstanbul’un o eşsiz manzarası eşliğinde yapılan kısa bir yolculuk… Ardından yıllardır görmediğim kadim bir dostla buluşma. Üstelik yanında eşi ve henüz iki yaşına gelmiş, yakışıklı mı yakışıklı oğlu Arma da var. Birlikte yediğimiz akşam yemeği, İstanbul ziyaretimin en sıcak anlarından biri oluyor. Sonrasında rotayı Asmalı Mescit’e çeviriyoruz ve Blind’a doğru yola çıkıyoruz.
Mekâna vardığımızda içerisi neredeyse boş gibi görünüyor. Ama bu yalnızca konser öncesinin o kısa sessizliği. Saat ilerledikçe kalabalık hızla artıyor. Konser başladığında ise içerisi tamamen dolmuş durumda: İğne atsan yere düşmeyecek.
Hemen yanı başımda Gülçin Orgun’la Türkiye’de Caz müziğin en samimi ve güler yüzlü hali Sanat Deliorman ve kızım Nisan da var.
Sanat Deliorman’ı da burada görmek gerçek bir ayrıcalık oluyor benim için. Ayrıca Gülçin ve Sanat ile Apaçık Radyo’da Kulak Misafiri’nde çalamadıklarım temalı bir buluşma da ortaya çıkıyor ve bu beni ziyadesiyle memnun ediyor.
Konsere gelince, seyirci kitlesi başlı başına bir hikâye. Orada bulunanların önemli bir bölümü adeta grubun otuz yıllık tarihinin canlı tanıkları. Ama aynı zamanda çok genç bir dinleyici kitlesi de var. Yani sahnenin karşısında hem BaBa ZuLa’yı yıllardır takip edenler hem de bu müziği yeni keşfedenler yan yana duruyor. Bizim gibi altmışını geçmiş dinleyicilerle yirmili yaşların başındaki gençler aynı ritme kapılıyor. Dikkatimi çeken bir diğer husus ise yabancılardan oluşan özel bir kitlenin de bu kapsamda salonda yerini alması.
Sahneye çıktıklarında zaman gerçekten başka bir akışa giriyor. Murat Ertel sahnenin kontrolünü adeta bir sihirbaz gibi ele alıyor. Bir süre sonra konser, klasik anlamda bir müzik performansının ötesine geçiyor. Ritimler yoğunlaşıyor, sesler katman katman yükseliyor ve ortaya çıkan atmosfer bir çeşit kolektif transa dönüşüyor.
Zaten BaBa ZuLa’nın müziğinin gücü de burada yatıyor. Geleneksel Türk çalgılarını Saykodelik dokularla birleştirirken ortaya çıkan ses örgüsü çok katmanlı ve zengin olduğu gibi aynı zamanda gerçeküstü. Dinlerken insanın aklına çoğu zaman bir Emir Kusturica filmi geliyor: Kaotik ama büyüleyici bir dünya. Ancak o dünyanın içinde bugünün gerçekliğine dair güçlü bir ironi ve söylem de var. Yani bu ses örgüsü bir atmosfer oluşturduğu gibi aynı zamanda çağı da sorguluyor ve hesap soruyor. Dolayısıyla BaBa ZuLa değişim çağrısı da yapıyor bu konserde…
Cumartesi gecesi gerçekleşen konseri düşündüğümde aklıma günün başındaki o küçük an geliyor: Kadıköy’de plak mabedi olarak nitelediğim Rainbow45’te elime aldığım BaBa ZuLa plağı. O an içimden geçen “mücevher değerinde sesler” düşüncesi, akşam sahnede yaşananların küçük bir özeti gibi aslında. Otuz yıl sonra bile o sesler hâlâ aynı parlaklıkla ışıldıyor.
Dolayısıyla bu konser yüzyıllardır kadim kültürlerin birbiri ile kesiştiği bir dünya başkenti olan İstanbul’da BaBa ZuLa’nın bu toprakların sesini alıp yeniden yoğurduğunun ve Anadolu’dan yükselen kadim titreşimi dünyaya yayarak neredeyse evrene doğru genişleyen bir ses hattı oluşturduğunun en büyük kanıtı niteliğinde.
Konser sonrası büyük bir mütevazılıkla Murat Ertel, BaBa ZuLa dinleyicisiyle iç içe; bir yandan fotoğraflar çekilirken bir yandan imzalar atılıyor.
30. yıla özel hazırlamış ve grup üyelerinin her birinin imzasını taşıyan taş baskı afiş arşivimdeki yerini alıyor ve ben bu özel günün mekânı Blind’a teşekkür ederken BaBa ZuLa’ya mücevher değerinde ses örgüsü için minnettarlığımı sunuyorum…
Not: Buraya kadar olan fotoğraflar Uğurtan Aydemir’e ait.
14 Mart 2026 Blind, konser galerisi
Fotoğraflar: Irmak Yılmaz
Fotoğraflar: Hina Yılmaz





















