Close Menu

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. View All

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Ercan Birol: Solosu Yeniden Hayat Buluyor

      28.01.2026

      She Rocks!: Kadınların Davul Gücü Vuruşlarıyla, Sahneyi ve Ritmi Ele Geçirecek

      27.01.2026

      Engin: İki Kültür Tek Sound

      28.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Kramp: Sokaktan sahneye, hafızadan bugüne

      20.02.2026

      Tibet Ağırtan: Kadıköy Sahne’de Bir Ankara Akşamı

      18.02.2026

      Fırtına Sonrası: Rainbow Rising

      13.03.2026

      Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

      11.03.2026

      The Velvet Underground and Nico (1967)

      06.02.2026

      The Stone Roses (1989)

      19.12.2025

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026

      Big Big Train: Kocaman, Muazzam Bir Tren ile Çıkılan Müzikal Serüven

      20.02.2026

      Cem Karaca: Hiç Bitmeyecek Bir Sohbet

      09.02.2026

      Cem Karaca ile Bir Gün: Bir Rüzgardı, Bizi Ayırdığı Gibi Birleştiren de…

      08.02.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

      17.03.2026

      Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

      16.03.2026

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Home»Röportaj»Güzin Paksoylu (Metal Oda): Algoritmalar Çağında Metal Müzik
    Röportaj

    Güzin Paksoylu (Metal Oda): Algoritmalar Çağında Metal Müzik

    Dijital çağın algoritmaları, yapay zekânın gölgesi, görünürlük baskısı ve dijital çağın dönüşen dinamikleri. Metal Oda’nın kurucusu Güzin Paksoylu; kaotik müzik denizinde Metal'in nasıl bir sığınak ya da vicdan olduğunu ve Metal müziğin entelektüel duruşunu Stüdyoİmge okurlarıyla paylaşıyor.
    Mine GürevinMine Gürevin04.03.202613 Mins Read
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Copy Link

    Müzik evreninde Metalin tarihsel “itiraz” damarını takip eden bu söyleşi, türün bugün nerede durduğunu sorguluyor ve Metal müziği yalnızca bir tür olarak değil; kültürel, entelektüel ve etik bir pozisyon olarak ele alıyor. Mühendislik disipliniyle Metal müziğin asi ruhunu birleştiren Paksoylu, müzikal kaosun içinde metalin nasıl güvenli bir liman ve vicdani bir sığınak olduğunu Mine Gürevin ile dürüstçe paylaşıyor.

    İnsanın sevdiği ve değer verdiği arkadaşı ile söyleşi yapması ne zormuş. Kolay gibi geldi evvela, fikre binaen. Sapla samanı ayırarak, Metal Oda platformu kurucusu, sevgili dostum Güzin Paksoylu’ya sorularımı yönelttim. Bu söyleşiyi iki dostun aynı masada oturup “bu dünya nereye gidiyor?” diye sorduğu bir konuşma gibi kurmak istedim. O yüzden soruları da biraz kalpten, biraz kafadan, bolca da müzikten açtım.

    Bir süredir kendi kendime düşündüklerimi, bu kez Güzin’le yüksek sesle konuşmak istedim. Güzin’i tanıyan bilir; onun Metal müziğe bakışı türsel bir bağlılık değil. Kültürel ve entelektüel bir pozisyon. Bu söyleşi, iki dostun karşılıklı şarap içip konuşmasından biraz daha fazlası oldu. Dijital çağın hızına, yapay zekânın gölgesine, algoritmaların baskısına, görünürlük meselesine ve Metalin tarihsel “itiraz” damarına birlikte baktık.

    Aslında burada yapmaya çalıştığımız şey çok basit… Metal müziğin bugün nerede durduğunu anlamaya çalışmak. Hengâmenin içinde hâlâ bir anlam, bir yön, bir vicdan olup olmadığını sormak.

    Bu röportajda dürüst düşünceler var. Güzin’in kelimelerinde akademik bir disiplin ve çocukluktan bugüne taşınan bir tutku hissediliyor. Kısaca, müzikle kurulan kişisel bağın bir nev’i kaydı.

    Şimdi sözü ona bırakıyorum.

    • Metal Oda’yı kurarken aklındaki ilk motivasyon neydi? Bir boşluğu mu doldurmak istedin yoksa zaten içinden taşan bir ihtiyacın mı vardı?

    • Sanırım ikisi de. Metal Oda 2021 yılında Covid19 karanlığından geçtiğimiz dönemde ortaya çıktı. Önceleri sosyal medyada kişisel sayfamla bilinçaltımı ve beğenilerimi ayırdığım farklı bir sayfa olarak şekillendi. Sonrasında interaktif internet radyosu olarak içimde biriken tüm müzik, kültür ve sanat birikimini dışarıya boşalttığım bir süreçten geçti.

    Zamanla markalaşıp Türkiye’nin en önemli Metal müzik mecralarından biri haline gelirken, evet, bence çok önemli bir boşluğu da doldurdu. Metal müziğe kültür, sanat, edebiyat penceresinden bakarak yarattığım üslubun biricik olduğunu düşünüyorum. Metal Oda, pek çok Rock/ Metal mecrasından bu yönüyle ayrışıyor; yazar kadromuz da tam olarak bu çizgide içerik ve makale üretiyor.

    • Bugün geriye dönüp baktığında, Metal Oda’nın geçirdiği dönüşüm sana müzik dünyasındaki hangi büyük değişimi en net şekilde gösteriyor?

    Metal Oda radikal bir değişim geçirmedi aslında. Zaten sanal / dijital ortamda doğmuştu, bu ortamda büyüyüp güçlenerek yoluna devam etti. Instagram’ın ardından kurulan web sitesi, yerli-yabancı yıldızlarla yapılan röportajlarıyla YouTube kanalı… YouTube Metal Oda bugüne kadar Mario Duplantier (Gojira), mezzo-soprano Marina Viotti, bilim insanı ve müzisyen Brian Cox, gitar virtüozu Al Di Meola, Judas Priest’ten Ian Hill gibi yabancı müzisyenleri, ülkemizden de Hayko Cepkin, Demir Demirkan gibi önemli Rock sanatçılarını kültür-sanat sohbetlerinde ağırladı.

    Ian Hill röportajı, “Heavy Metal Müziğin Doğuşu ve Birmingham” yazı serisi (Birmingham’da Heavy Metalin kalbinde yaptığım araştırmalarla şekillendi) gibi büyük emek verdiğim işler ana akım medyada kendine yer buldu. Metal Oda, dönüşüm ve değişimden çok, sanatsal ve entelektüel olarak büyüdü diyebiliriz.

    • Dijitalleşme artık bir araç olmaktan çıkıp başlı başına bir belirleyiciye dönüştü. Sence müzik, bu yeni paradigmada hâlâ öznesi olan bir alan mı?

    Dijitalleşme ve yapay zekâ yaratıcı alanda üreten sanatçıları zorluyor bugün. Özellikle “old-school” müzisyenler yapay zekâlya temkinli, soğuk, hatta biraz da korku ile yaklaşıyor. Judas Priest’ten Ian Hill ve Al Di Meola ile sohbetlerimizde müzikte yapay zekâ konusuna sık sık girdik. Bir çok sanatçı yapay zekânın insan gibi beste yapamayacağını, hep bir şeylerin eksik kalacağını düşünüyor.

    Ancak unutmayalım ki yapay zekâ sürekli gelişiyor, o da tıpkı bir çocuğun büyümesi gibi büyüyüp gelişecek ve ebeveynlerini geçecek. Dün müzikte teknolojik bariyere takılan bazı konuları bugün yine teknoloji sayesinde aşmak mümkün. Bunu John Lennon’ın eski bir demosundan üretilen Beatles parçası “Now and Then” incelememde anlatmıştım. Bir noktada yapay zekânın insanın tüm yeteneklerini aştığını göreceğiz bence. Yapay zekâ ve insan bilinçlerinin entegre olup dünyayı çok daha iyi bir yer yapacağı “Transcendence” filmindeki gibi romantik bir ütopya benimki.

    Bir de Metal Oda’nın modernist bir bakış açısı olduğunun da altını çizmeliyim. Yani eskiye takılmış, yeni işleri reddeden “Heavy Metal elitizmi” ya da tutucu Rock kafasından çok uzak demek istiyorum. Bence evet yeni bir müzik bugün eskisinden daha fazla mümkün. Teknolojiye hâkim olan ve onu bilinçli kullanan müzisyenler öne çıkacak.

    • Eskiden müzisyenle dinleyici arasında doğal bir mesafe vardı. Sosyal medya bu mesafeyi tamamen ortadan mı kaldırdı yoksa sadece biçimini mi değiştirdi?

    • Bu soruyu Rock Star’ların kendi bakış açılarından cevaplayayım: Onlara göre eskiden ünlü müzisyenlerin gizemli bir hayatları ve gizemli bir “aura”ları vardı. Ulaşılmaz olmak da bu star aurasının bir parçasıydı. Tıpkı Platon’un ideaları gibi hayal edebildiğimiz, sahnede temsilini gördüğümüz ama asla doğrudan temas edemediğimiz bir yerde duruyorlardı. Sosyal medya bu mesafeyi yok etti evet. Yıldızları yere indirdi. Bence kötü de olmadı.

    • Bir müzisyenin bugün “sessiz kalma” hakkı var mı sence? Yoksa görünür olmamak, neredeyse yok sayılmak anlamına mı geliyor?

    • Bugünün dijital çağında görünürlük önemli tabii ki. Özellikle Z kuşağı için görünürlük her şey. Ama müzisyenin “tamamen görünmez” olması değil de, kontrollü görünürlük hakkına ve seçimine saygı duyulmalı. Sosyal medyada özel hayatınızı ne kadar gösterdiğinizin tercihi hâlâ size ait. Ne sıklıkta röportaj verdiğiniz de.

    Kapılar ardında müziğinizi üretebilir, YouTube ve Spotify’dan milyonlara ulaşabilir, ancak hiç konser vermemeyi tercih edebilirsiniz, tıpkı Enya gibi. Bu tamamen kişisel bir seçim.

    • Metal sahne özelinde sorayım: Algoritmaların, playlist kültürünün ve hızlı tüketimin Metal müziğe etkisi sence nasıl oldu?

    • Tüm bunların Metal müziğe direkt olarak etkisi göreceli kanımca. Ancak son yıllarda Metal müziğin görünürlüğü açısından en güçlü “organik sıçramalardan” biri Gojira sayesinde yaşandı. 2024 Paris Olimpiyatları açılışında Conciergerie binasında seslendirdikleri” Mea Culpa (Ah! Ça Ira!)” ile hem Metal müziği televizyon ve sosyal medyadan çok geniş kitlelere ulaştırdılar, hem de bu parçaları ile ilk Grammy ödüllerini kucakladılar. Bu sayede Metal müziği tanımayan ve ön yargı ile yaklaşan insanların Metal müzik algısı olumlu yönde değişti. Heavy Metalin görünürlüğü ve Gojira konusuna ben de, Metal Oda yazarları da farklı makalelerde yer verdik. Hayvan hakları, çevre ve sosyal adalet konularında sesini yükselten Gojira’nın yeri bende gerçekten çok başka.

    • Albüm kavramı… Bugün hâlâ bir bütün olarak dinlenen, anlatısı olan bir form mu yoksa romantize ettiğimiz bir geçmiş mi?

    • Geçmişe ait romantik bir kavram değil bence albüm konusu. Jethro Tull, Bruce Dickinson, Swallow The Sun, Amorphis, Depeche Mode ve daha birçok sanatçı bugün hâlâ baştan sona dikişsiz akan, hikâyesi olan harika albümlere imza atıyorlar. Hatta Bruce Dickinson son solo albümü “The Mandrake Project”i tıpkı bir müzikal tiyatro gibi anlatılarla süsleyerek sahneliyor, albümü tematik olarak destekleyen bir çizgi-roman kitabı bile yayımlıyor. Hayır, albüm kavramı ölmez.

    • Eskiden bir Metal grubunu ilk kez dinlediğinde “burası benim yerim” hissi olurdu. Bugünün dağınık, hızlı ve algoritmik müzik dünyasında Metal hâlâ bir aidiyet duygusu yaratabiliyor mu?

    • Metal müzik dinleyicisi tıpkı Klasik müzik dinleyicisi gibi dünyanın en sadık ve bilinçli müzik dinleyicilerinden. Metal her zaman algoritmalar ve kalıplar üzeri oldu. Aidiyet duygusunun vücut bulduğu yerler ise hâlâ Wacken, Brutal Assault gibi metal festivalleri ve tabii ki konserler.

    Son iki senedir ülkemizde gerçekleşen sevindirici adetteki önemli Rock/Metal konserlerine (Megadeth, Bruce Dickinson, Gojira, Scorpions, Guns N Roses, Avenged Sevenfold, Alice Cooper, Judas Priest, Marilyn Manson, Till Lindemann, Dream Theater vb) gösterilen ilgi de bunun kanıtı. Metal konserleri aidiyeti birebir yaşadığımız, kendimizi evimizde hissettiğimiz yerler. Bunu anlamak için konsere gelen kitleye, onların giyim kuşamlarıyla verdikleri kültürel aidiyet mesajına ve ortamdan yayılan dostluk/kardeşlik enerjisine bakmak yeterli.

    • Genel Yayın Yönetmeni, yazar ve sosyal medya admin’i olarak sen müziği dinlerken mi, yazarken mi yoksa yayınlarken mi daha çok “sorumluluk” hissediyorsun?

    • Metal Oda içeriklerini büyük bir sorumlulukla paylaşıyorum, evet. Keskin bir etik perspektifim vardır benim; editör ya da yazar şapkası altında bu sorumluluk değişmez. Mecrada yazan yazarlar da bunu bilir. Yer verdiğimiz her içerik, her yazı ya da post önce benim süzgecimden geçer. Nefret, ekstrem şiddet ve ırkçı söylemleri olan grup ve sanatçılar Metal Oda’nın bilinçli olarak dışarıda bıraktığı alanlar.

    Bugün bir influencer olarak ağzınızdan çıkan her söz büyük kitlelere ulaşıyor ve bir etki yaratıyor. Bu etkiyi bilinçli taşımak, bağlamından kopartılmaya açık bırakmamak ve sorumluluğunu üstlenmek şart.

    • Eleştiri meselesi çok hassas bir noktaya geldi. Sence bugün müzik eleştirisi gerçekten mümkün mü yoksa herkes biraz “idare eder” mi yazıyor?

    • Adı üzerinde biz müzik eleştirmeniyiz. Türkçe’de “eleştiri” kelimesi çoğu zaman olumsuz bir çağrışım yapar; oysa eleştiri yapıcı da olabilir, yıkıcı da. Sanat tarihinde eleştirmenin sanatçı tarafından manipüle edildiği örnekler olduğu gibi, sanatçıyla kanlı bıçaklı hale gelen eleştirmenler de vardır – özellikle Klasik müzik dünyasında bunun sayısız örneğini görmek mümkün.

    Bana göre eğer olumsuz bir eleştiri yazılacaksa, bunun amacı yıkmak değil, müzisyene geri bildirim vermek olmalıdır. Eleştiri, sanatçıya tutulan bir aynadır. Sanatçının kendini bir koordinat sisteminde konumlandırabilmesi için bu aynaya ihtiyacı vardır.

    Ben kendi pratiğimde konserlerde ya da mekânlarda, beğenmediğim şeyleri de yazıyorum, Çünkü kusurları dışarıdan gören bir göz, sanatta ileriye gitmenin ön koşuludur. Bu “dışarıdan bakan göz” meselesi yalnızca sanatta değil, birey olarak özel hayatımızda da geçerlidir.

    • Metal Oda’da içerik üretirken “okur ne ister” ile “biz ne söylemek istiyoruz” arasında bir çatışma yaşıyor musun?

    • Açıkçası bir çatışma yaşamıyorum. Çünkü Metal Oda’da içerik üretirken çıkış noktası hiçbir zaman “okur ne ister?” sorusu olmadı. Biz zaten söylemek istediklerimizi söylüyoruz, Rock Metal sayfalarında sıkça gördüğümüz click bait ve rating derdimiz hiç olmadı. Metal Oda, Metal müziği kültür, sanat, müzik ve felsefe perspektifinden ele alarak ve tam da bu yaklaşımı sürdürdüğü için büyüyor.

    Evet, zaman zaman takipçi kitlesini şaşırtan ya da ilk anda anlaşılmayan konulara da giriyoruz. Sanat, felsefe bağlamlarında uçlara gidebiliyoruz. Örneğin Gojira üzerine yüksek lisans tezi yazmış yazarımız da var, Metal müzik ve kriminel kodları doktora düzeyinde çalışanlar da. Metal Oda açık fikirli, ilerici, interdisipliner bakışı, belli çizgisi ve sanatsal duruşu olan bir mecra. Bu yüzden de kemikleşmiş ve sadık bir okur kitlesine sahip.

    • Metal müzik tarih boyunca hep “itiraz”la, “karşı duruş”la yan yana yürüdü. Bugünün politik, toplumsal ve kültürel ikliminde Metal hâlâ bu rolü taşıyabiliyor mu yoksa öfkesi başka yerlere mi savruldu?

    • Evet, Metal her zaman ele avuca sığmayan, asi bir ruh taşıdı; Punk itiraz ve öfke ile yoğruldu. Ancak bugün Metalin öfkesi, Tony Iommi’nin parmaklarını koparan fabrika düzenine duyulan ve Black Sabbath’ın 1960’ların sonunda dile getirdiği öfke kadar somut ve yakıcı değil.

    Bugün daha çok evcilleştirilmiş, hatta bilinçli biçimde sulandırılmış bir öfkeden söz edebiliriz. Metalhead olmak bile yer yer bir kimlikten çok, tüketime açılmış bir aidiyet biçimine dönüşmüş durumda. Merch üzerinden şekillenen bu ilişki, Metalin tarihsel “karşı duruşunu” zayıflatıyor. İtiraz hâlâ var, evet, ama yönü ve yoğunluğu eskisi kadar net değil.

    Metalin öfkesi tabii ki ortadan kaybolmadı; ancak sistemle doğrudan çatışan hâlinden çıkarılıp, estetik ve tüketimle nötralize edilen bir forma sokuldu. Eskiden Metal rahatsız ederdi, dışlanırdı, korku yaratırdı. Bugün ise: “cool”, nostaljik, festival dostu bir Metal var. Böylece daha erişilebilir ama daha zararsız hale geldi, getirildi.

    • Eskiden “yeraltı” kavramı vardı. Bugün hâlâ yeraltından söz edebilir miyiz yoksa her şey görünür mü oldu?

    • Underground, Rock ve Metal müziğin ruhudur. Rock tarihindeki kırılmalara baktığınızda, müziğin zaman zaman yeraltına çekildiğini; o ortamlarda serpilip geliştiğini görürsünüz. Bu bazen sosyolojik, bazen de politik sebeplerle olur.

    Birmingham’da Progresif Rock, Progresif Blues ve Blues ekseninde şekillenip daha sonra Heavy Metal’e evrilecek olan müzik ise bence bu tarz bir kaçıştan çok sanatçıların birbirleriyle yoğun etkileşim içinde olduğu bir yeraltı kültürünün görünür hâle gelmesiyle ortaya çıktı. Buradan doğan Black Sabbath, 60’ların çiçek çocukları rüzgârının tam karşısında durup hayatın karanlık yanını anlatarak Heavy Metal ruhunu ete kemiğe büründürdü.

    Bugün evet, her şey daha fazlaca görünür hale geldi. Ama bu, Metalin underground ruhunu kaybettiği anlamına gelmiyor. Yeraltı ruhu hâlâ orada, görmek için bir Black Metal konserinin parçası olmanız yeterli.

    Bir de şu var: Metal müziğin görünürlüğünün artması sevindirici, – tabii bu özellikle Gojira örneğinde olduğu gibi organik olduğunda anlamlı. Metali ana akıma zorlamak, yapay şekilde görünürlüğünü arttırıp “göze sokmak” bence çok yanlış. Metal hep biraz underground, biraz gizemli kalmalı. Bilenin bildiği sihirli bir sözcük; gizli kapıyı açan bir parola gibi.

    • Bir müzisyen için bugün en kırılgan yer neresi sence: Üretim, görünürlük, geçim, motivasyon?

    • Sanırım klasik bestecilerden bu yana,-yaşarken küpünü doldurmayı becerebilmiş George Frideric Handel ya da Giuseppe Verdi gibi istisnalar dışında- geçim derdi müzisyenin en kırılgan olduğu alan oldu. Rock yıldızlarının gösterişli hayatlarının ve özel jetlerinin hüküm sürdüğü dünya artık büyük ölçüde geride kaldı

    Bugün Rock ve Metal dünyasında yalnızca müzikten geçimini sağlayabilen sanatçı sayısı giderek azalıyor. Çoğu müzisyen sanatsal hareket alanını koruyabilmek için beyaz yakalı bir işten elde ettiği gelirle ayakta durmaya çalışıyor. Bu meseleyi “Metal Müzikte Fakirlik Döngüsü” başlıklı makalemde daha ayrıntılı ele almıştım.

    Ne yazık ki tıpkı teknik altyapının müzik üretiminin için ön koşul olması gibi, müzisyenin asgari bir konforu sağlayacak gelire sahip olması da yaratıcılık zemininin olmazsa olmazı. Sürekli hayat mücadelesi veren bir zihnin özgürce üretmesi çok zor.

    • Senin için iyi müzik hâlâ “zamana direnen” bir şey mi yoksa çağın hızına ayak uyduran mı?

    • İyi müzik zamansızdır. On yılların, yüzyılların engelini aşıp bizi yakalar, kalbimize dokunur. Bu Thomas Tallis için de geçerlidir, Mahler için de, ABBA için de.

    Ben “çağın hızına uyan müzik” diye bir şey olduğuna pek inanmıyorum. Çünkü belli bir zaman ya da dönemin gerçekten “iyi” müziği her zaman kendi zamanının ötesine uzanır; kolaya kaçmayan, derinlikli, yenilikçi ve risk alan bir yerden konuşur. Bugün yalnızca “çağa ayak uydurmak” refleksiyle üretilen müziğin büyük kısmı bence bu zaman bariyerini aşamayacak ve kocaman bir müzik çöplüğünü boylayacaktır diye düşünüyorum.

    • Metal Oda’nın varlığı, senin müzikle kurduğun kişisel ilişkiyi nasıl değiştirdi?

    Radikal bir biçimde değiştirmedi, ama müziği ve sanatı hayatımın merkezine çok daha bilinçli bir şekilde yerleştirdi. Ben çocuk yaştan itibaren sanatın ve müziğin içindeydim; okul hayatımla paralel giden klasik bale ve klasik gitar eğitimiyle şekillendim.

    Hayatım boyunca heybemde biriktirip damıttığım, sanat, müzik, edebiyat, felsefe, lisan hatta bilim alanındaki tüm birikimim, Metal Oda’da dışarı çıkıp çağıl çağıl akacak bir ortam buldu. Bu anlamda Metal Oda benim için “mecra” olmanın ötesinde, uzun yılların içsel birikiminin görünür hale geldiği bir zemin oldu. İyi ki.

    • Bugün müziğe yeni başlayan birine, bu yeni paradigmada ayakta kalmak için neyi öncelemesini önerirdin?

    • Ben Dave Mustaine ya da Nergal gibi “aman ha bu yola çıkmayın”, demezdim sanırım. Bugün özgünlük her zamankinden daha kıymetli. Ben müziğe yeni başlayacak birine onun bunun lafını dinleme, özgün ol, iç sesini dinleyerek kafandaki müziği yap, derdim.

    Tabii kafadaki müziğin dışarıya akabilmesi için önce müzisyen ya da bestecinin enstrüman konusunda tüm teknik sorunları aşması lazım. Teknik altyapı (eğitim ve enstrüman hakimiyeti) ne kadar güçlüyse, sanat da kendini o kadar cömertçe sanatçıya açar. Bu tüm sanatlar için geçerli. Tekniği aştığınızda sanatın gerçek kapısı açılıp daha evvel göze görünmeyen görünür olur. Tıpkı Gandalf’ın sihirli sözcüklerle Moria’nın gizli kapısını açması gibi.

    Benim önerim önce müziğin mutfağına çok iyi hâkim olmak, sonra gelenekselin üzerine yepyeni bir taş koyarak daha evvel yapılmamış olanı denemek ve en önemlisi hep özgün olmak olurdu. Modern Metalden örnek verirsek Sleep Token’ın müziğini yepyeni bir üslup ortaya koyma bakımından çok başarılı, yaratıcı ve özgün buluyorum. Evet birinin ya da bir şeyin kopyası olmak daha kolaydır, ama en kıymetlisi kendi sanat dilini keşfetmektir.

    • Sence Metal ve genel olarak müzik, bugün hâlâ bir insanın hayatta kalmasına, direnmesine ve kendini ifade etmesine yardım eden gerçek bir sığınak olabiliyor mu?

    • Bugün dünya her alanda, hiç olmadığı kadar kaotik. Steven Wilson’ın çok sevdiğim sözündeki gibi dünyada çok fazla müzik var ve her gün biraz daha büyüyen devasa müzik yığınında iyi müzik çok az.

    Bu kaotik müzik denizinde Metal, benim için yönümü bulmamı sağlayan Kutup Yıldızı ya da deniz feneri gibi. Bir referans noktası. Kaosun ortasında bir Judas Priest, Opeth ya da Katatonia melodisine kulak vermek benim için güvenli sulara dönmek, topraklanmak adeta.

    Evet, Metal müzik benim için hâlâ sığındığım bir liman, çocukluğumdan beri hayatıma eşlik eden sadık bir dost. Metal Oda da benim için sadece bir mecra değil; Metal adına, Metal aşkına söyleyecek sözü olan herkesin kendine yer bulabildiği bir sığınak.

    güzin paksoylu metal oda müzik basını yerli
    Previous ArticleSalih Nazım Peker: Tel Gerilir, Hayat Konuşur
    Next Article Faun: Mitolojiden Modern Sahneye
    Mine Gürevin

    Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

    İlgili Yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026By Bülent Seyitdanlıoğlu

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026By Recep Karaş

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026By Mine Gürevin

    Killing Will: Modern Metal Sahnesinde Kendine Yer Açan Grup

    12.03.2026By Güner Elif Bozkurt

    TurkodiRoma: Bilinçaltını Popüler Kıl

    10.03.2026By Mine Gürevin

    Mert Göçay (Nemrud) ile Kozmik/Progresif Anlatı

    09.03.2026By Bülent Seyitdanlıoğlu
    En son yazılar
    Konser & Etkinlik

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    By Bülent Seyitdanlıoğlu18.03.2026

    BaBa ZuLa, 30. yılını hipnotik performanslarla kutluyor. Geleneksel tınıları, Saykedelik Rock ve doğaçlamayla harmanlayan grubun İstanbul’da gerçekleşen bu özel gecesini, tesadüflerle örülü bir yolculuğun izlenimleriyle Stüdyoİmge’de keşfedin.

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

    16.03.2026
    Öne çıkanlar

    Can Tutuğ: Gündüz Psikiyatrist, Gece Vibrafoncu

    24.02.2026

    Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

    10.02.2026

    Sadık Gürbüz ile Onur ve Direncin Sesi Üzerine

    19.02.2026

    The Ringo Jets: Korkusuz ve Bağımsız

    11.02.2026
    Etiketler
    aleister crowley alternative rock anadolu pop armageddon turk art rock blues bobby beausoleil bulutsuzluk özlemi caz cem karaca derleme devil duman elektronik ercan birol folk rock graham bond grunge görkem karabudak hakan türkoğlu hard rock hayko cepkin heavy metal indie iron maiden kargo led zeppelin maiden turkey mavi sakal müzik basını orkun tunç pop progressive rock psychedelic rock punk rock stüdyoimge tarih teoman tiyatro tünay akdeniz vecdi yücalan yabancı yerli çilekeş
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.