Ankara’nın o kendine has, az konuşup çok çalan sağlam müzik kültürünün İstanbul gecesine taşındığı bu özel buluşma, bir konserden öte yılların biriktirdiği ortak bir hafıza tazelemesine dönüşüyor. Sahnedeki Rock’N’Roll ve Blues tınıları, Prince yorumlarından “Yat Geliyorum” gibi manifestolara uzanırken, dinleyiciyi geçilmiş yolların heyecanıyla selamlıyor. Meral Akman‘ın Stüdyoİmge okurları için hazırladığı bu yazı, şarkıların sadece çalınmadığı, aynı zamanda paylaşıldığı bir kültürün hikâyesini anlatıyor.
Şahsen konser öncesi eğlenceye biraz mesafeliyimdir; sanki az sonra gideceğimiz konsere ihanet ediyormuşum gibi gelir bana. Ama son zamanlarda bunun birkaç istisnası olabileceğine kendimi ikna etmeye başladım. Tibet Ağırtan konseri de bu istisnalar için seçtiğim pilot konser oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse, konser öncesinde müzisyenlerin ve dinleyicilerin Ankara kökenli olmasının da etkisiyle, sevgili dostum Feti, çılgın basçı Tümer ve hoş sohbet gitarist Evren’le birlikte kendimi kısa sürede harika bir nostalji ve müzik muhabbetinin ortasında bulmuş olmamın da etkisini göz ardı edemem… Eh, madem öyle, biraz erken eğlenmekte sakınca yok. Muhabbetin detayları bende kalsın; gelin biz konsere girelim.
28 Ocak Çarşamba akşamı Kadıköy Sahne, soğuk bir İstanbul gecesinin içinden süzülüp gelen tanıdık bir sesi ağırladı. Tibet Ağırtan sahneye çıktığında, yaşanan şey “konser”in ötesinde, yıllar boyunca birikmiş şarkıların ve yolların yeniden kesişmesi gibiydi. Salon doluydu; dinleyici ne dinleyeceğini bilen ama yine de sürprize açık bir kalabalıktı.
Sahnede Tibet Ağırtan’a Erdem Tonguç (klavye), Tümer Dalgakıran (bas), Çağrı Erişen (davul) ve Evren Tüfekçioğlu (gitar) eşlik ediyordu. Grup, birbirine alışık olmanın verdiği rahatlıkla çalıyor, şarkılar arasında görünmez bağlar kuruyordu. Bu rahatlık çok geçmeden seyirciye de sirayet etti. Grubun sahneye benzer şapkalar, gömlekler ve yeleklerle çıkması da gözlerimizden kaçmadı.

Konserin omurgasını, Tibet Ağırtan’ın yeni dönem şarkıları oluşturdu. Rock’n Roll ve Blues etkilerinin daha belirgin olduğu, ritim duygusunu daha öne çıkan bu yeni şarkılar; Mavi Sakal döneminden gelen şarkılarla yan yana geldiğinde şaşırtıcı derecede tutarlı bir bütünlük sağladı. Eski şarkılar nostaljiye yaslanmıyor, yeni şarkılar da geçmişi inkâr etmiyordu. Gecenin en güçlü taraflarından biri, tam da bu dengede saklıydı. Hazırlıkları devam eden albümünden ilk tekli “Kuş” konserin merkezindeydi. Görüşüne göre bizi, Rock’n Roll ve Rockabilly ağırlıklı hem alışık olduğumuz hem de teknolojiden ve deneyimlerinden yararlanmış ve müzikal dönemini birkaç adım ileri taşımış bir Tibet Ağırtan albümü bekliyor.
Çalınan şarkılar, gecenin akışına göre şekillendi, yeni albümden şarkılar, Mavi Sakal’dan unutulmazlar, Tibet’in solo albümünden seçmeler ve bol bol Rock’n Roll…

Konserin en unutulmaz anlarından biri, sahnenin konuklarla paylaşılmasıydı. Tanju Eren, “Tanju Eren – 40/2006” albümünde Tibet Ağırtan ile birlikte seslendirdikleri “Ya Aşk Ya da Para”yı söylemek üzere sahneye çıktığında, şarkı gecenin ruhunu özetleyen tek cümlelik manifesto gibiydi. Rock’n Roll’un o bitmeyen ikilemi —tutku mu, geçim mi— salonda anında karşılık buldu. Şarkı ne bir ara ne de bir sapma gibiydi; aksine anlatının tam merkezine yerleşti.
Bir diğer özel an ise İlker Gülener’in sahnede Prince’in “Purple Rain” yorumunu seslendirdiği zaman yaşandı. Şarkı başladığında salonda belirgin bir sessizlik oluştu; herkes aynı melodinin içine çekildi. Bu, yalnızca iyi çalınmış bir yorum değil, sahnede paylaşılan ortak bir hafıza anıydı.
Gecenin alt metninde ise Ankara vardı. Sahnedeki ve sahne çevresindeki hissiyat, Ankara’dan çıkmış müzisyenlerin o kendine özgü dayanıklılığını taşıyordu, az konuşan, çok çalan; kolay vazgeçmeyen, şarkıya yük bindirmekten çekinmeyen bir tavır. Yıllar içinde şekillenen bu sert ama sahici duruş, Kadıköy Sahne’deki konserde de kendini açıkça gösterdi. Şarkılar sadece çalınmıyor; geçilmişin heyecanıyla bugüne taşınmış, korunmuş ve buraya kadar getirilmiş gibiydi.
Konser bittiğinde uzun alkışlar vardı; acele yoktu, kimse hemen dağılmadı. Çünkü bu gece, yalnızca dinlenen şarkılardan değil, paylaşılan bir Rock kültüründen ibaretti. Kadıköy Sahne’den çıkarken geriye kalan his şuydu: Bazı müzisyenler sahneden iner, bazıları ise hikâyeye bir satır daha ekler. Tibet Ağırtan ve ekibi, o akşam ikincisini yaptı.
NOT: Kapak fotoğrafı Cem Gaygusuz


