Türk Rock müziğinin köklü çınarlarından Kramp, Dorock Heavy Metal’de gerçekleştirdiği performansla dinleyicilerini nostalji ve sadakat dolu bir yolculuğa çıkardı. Bakırköy ve Kadıköy ekollerinin kesişim noktasında doğan grubun, “Lan N’oldu”dan “Tek Başına”ya uzanan kült şarkıları, salonu dolduran sadık kitlesiyle dev bir koro eşliğinde yankılandı. İdris ve ekip arkadaşlarının sergilediği sahne performansı, müziğin sadece bir eğlence değil, kuşaklar arası bir hafıza ve vefa meselesi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Üç-beş Kramp
Nostalji her birimizin, genci yaşlışı, bir parçası. Hele Türk insanı çok sever nostaljiyi. Hâlâ sıkılmadan Hababam Sınıfı serisini, Kemal Sunal, Türkan Şoray ve diğer değerli sanatçılarımızın filmlerini zevkle izlemeye devam ediyoruz. Aynı şekilde çocukluğumuzda dinlediğimiz, duyduğumuz müziklerin peşinden koşmaktan da hiç vazgeçmedik. Kimisi Pop, kimisi Arabesk, kimisi Türkü, kimisi de TSM peşinde koşuyor hâlâ…
Bir kısım da uzun saçlıların yaptığı müziklerin peşinde koşuyor. Hâlâ… Yazının konusu Kramp konseri.
Kramp, Kadıköy/Bakırköy çekişmesinin merkezinde doğan bir gruptu. Bu çekişme ülkemizin Rock müzik atmosferine ne kattı, ne götürdü, buralara girmeye gerek yok. Yine aynı dönemde yaşanan “Türkçe Rock yapılmaz/Türkçe Rock pekala da yapılır” tartışmaları gibi… O zaman da saçmalıktı benim için. Ortada Cem Karaca, Ersen, Üç Hürel, Barış Manço, Moğollar, Hardal ve daha nicesi( ismini sayamadıklarım beni mazur görsünler ama onları kastettiğimi varsaysınlar) gibi örnekler varken “Türkçe Rock yapılmaz/yapılır” tartışması abesle iştigaldi.

Neyse… Kadıköy ile Bakırköy çekişmesi aslında bir zengin/fakir çekişmesi gibiydi. Kadıköy kökenli grupların çoğu aileden şanslı. Bakırköy kökenli gruplar öyle değil. Bir tarafta aileden imkânları yüksek müzisyenler, diğer tarafta işçi/memur çocuklarından oluşan müzisyenler. Bir kısım doğrudan sokağın içinden gelip, yamalı pantolonlarla büyürken, diğer kesim hiçbir sıkıntı yaşamıyordu. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında… Bu tabloda müzik yapmaya çalışanlar zorluklarla da karşılaştı. Yeri geldi kavga ettiler. Zorbalığın kallavisini yaşadılar.
İşte böyle bir atmosferde, diğer pek çok grup gibi Kramp da müzik hayatına atıldı. Kramp’ın biyografisine girmeyeceğim. Kramp’ı benden daha iyi bilen, hatta grup üyeleriyle yakın ilişkileri olan insanlar var aramızda.
Kramp belki mükemmel bir grup değildi. Profesyonel prodüksiyon desteği olmayan, her şeyi kendileri yapan, 3 kişilik sert ve zor bir formasyonla çalışan, soundu sahnede kuran bir gruptu. Zaman zaman dış vokal desteği alan ama çekirdeği enstrümantal güç üzerine kurulu bir grup.
Aynı zamanda bir kesimin kendini ait hissettiği bir alan, dünya yaratan bir gruptu. Kramp’ın bağrından çıktığı sosyal çevreye mensup olanların gösterdiği sadakat Kramp ile hayat buldu hep. Hayranlarının pek çoğu grubun sahip olduğu ham, filtresiz enerjiden beslendi. 80’li 90’lı yıllarda Kramp’ın konserlerine, bar performanslarına gelen bu sadık kitle sanırım hiç değişmedi. Aksine kitle zaman içinde genişledi. Öyle bir sağlam kitlesi var ki yaşları 60-70’Ieri de bulsa hâlâ sadık bir şekilde geliyorlar. Yetmiyor, çocuklarına da Kramp’a sadakati aşılamış olmalılar ki çocuklarıyla gelebiliyorlar… Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü, 11/02/2026, Dorock Heavy-Metal Bar’da gerçekleşen konserde benim gözlemim bu oldu. “Tek Başına” oraya giden biri olarak, garip bir şekilde yabancılık çekmedim. Aksine son derece sıcak bir ortam…

Kramp artık 3 kişi değil. 5 kişilik bir grup. Anılarımızdaki Kramp, 3 kişilik, daha dağınık, daha kirli, ama daha “sokak”, hatta biraz kaos sounduna sahip bir gruptu. Sevenler o ‘sokak’ ruhunu sevdi. Ama yeni oluşum, vokali ve gitarı ayıran bu yeni oluşum… Artık bu yeni bir evre. Daha kontrollü, daha modern, frekansları netleşmiş, kristal netliğinde bir sound… Ama yukarıda değindiğim ham, filtresiz enerji bugün hâlâ hissediliyor.
80’lerin yeraltı Rock estetiği çoğu zaman teknik yetersizlikle birlikte anılırdı. Artık bilinçli bir ‘temizlik’ var. Hiç şüphem yok ki, Doğan ve Nezih hayatta olsalardı, bu temizlenme sürecinde baş aktörler onlar olacaktı… Ama Kramp’ı değerli kılan geçmişteki bu yapı mıydı acaba? Bence Kramp’ı değerli kılan bestelerdi. Birazdan değineceğim konser performansı da gösterdi ki, ‘besteler’ canlılığını koruyor.
Konser: Üç kişilik kaostan beş kişilik disipline
Bu yeni Kramp, vokalde Anıl Kovastan, solo gitarda Aytek Akçakaya, basta Doğan Buruk, ritim gitarda Özer Sarısakal ve davulda İdris Tübcil’den oluşuyor. Anıl’ın(ki kendisi bir ses mühendisi) sound-check sürecine gösterdiği özen sebebiyle konser belirtilen saatten yaklaşık yarım saat sonra başladı. Bir Erkin Koray klasiği olan, ama yaptıkları yorumla Kramp’la özdeşleşen “Tek Başına” izleyicileri neyin beklediğinin habercisiydi sanki.
“Doğduğum Günlere”, “Gitme”, yayınlanmamış ”Umudum Firarda”, “Sen ve Ben”, “Küçük Küçük Damlalar”,yayınlanmamış “Bir Enkaz”, “İstanbul Sokakları”, “Kimse Yokken”,”Kanatlarım Olsa”, “Onlarla”, “Abuk Sabuk”, yayınlanmamış “Çaresizliğime”, “Lan N’oldu”, “Püf Püf, “Kudurmuş Azgın Sular”… Bis’te yine “Küçük Küçük Damlalar” ile “Tek Başına”…
Vokal bazı parçalarda orijinal hissinden uzaklaştırsa da, ortamdaki teknik ekipmanın azizliğine uğradı diye düşünüyorum. Daha berrak bir sound. Bunda tabii ki grup üyelerinin daha modern ekipmanlar kullanmaları da etkili. İdris yaşına göre beklediğimden çok çok iyi bir performans sergiledi.
Zamanın yorduğu, ama ritmini hâlâ koruyan bir figür İdris. Hatta bir ara mikrofona geçip mızıkasıyla küçük bir şov yaparak hepimizi şaşırttı. Grup, küçük sayılabilecek sahneyi çok iyi kullandı. Aralarındaki uyum da dikkatimden kaçmadı. 5 kişilik Kramp tam bir performans grubuna dönüşmüş diyebilirim.
Aile, sadakat ve hafıza
Konser mekânı sanki aileye mensup kişiler tarafından doldurulmuştu. Konser başından sonuna dek şarkılara eşlik etmekten hiç vazgeçmediler. Kramp gibi gruplar kitleye hitap etmezler… Aileye hitap ederler. Aileden hissediyorsanız ne mutlu… Ve bu konser… Bir hafıza ve vefa gecesi olarak hatırlanacak…


Türkiye’de “görücü usulü” evlilikler vardır. İlk bakışta romantik görünmez belki; ama zamanla büyüyen, alışkanlıkla güçlenen, sabırla kök salan bağlardır bunlar. Her şey büyük bir aşk patlamasıyla başlamaz; ama zaman içinde sarsılmaz bir dayanışmaya dönüşür.
Kramp ile dinleyicisi arasındaki ilişki biraz buna benziyor. Gürültülü bir moda dalgası değil bu. Yıllar içinde oturmuş, birlikte yaşlanmış bir bağ. Kopmayan, terk etmeyen, sadık bir ilişki.
Ve bazı bağlar vardır; alkış bittiğinde dağılmaz.
Işıklar yandığında sönmez.
Kramp o bağlardan biri.






