1984 yılında Pink Floyd kitabıyla filizlenen bu kolektif tutku, onca yılın ardından dijitalin sınırsız imkânlarıyla yeniden hayat buldu. Burak Eldem’den Çetin Şan‘a, Murat Beşer’den James Hakan Dedeoğlu’na kadar uzanan dev isimler ile tıfılken başlayan ilişkiler, yayıncılık dünyasının zorlu dönemeçlerinde ve sönmeyen bir idealin peşinde sürdü. Sisteme teslim olmayan, sanatı ve özgür düşünceyi merkeze alan o amatör ama sarsılmaz ruh hâlâ Stüdyoİmge ile yolları kesişenler tarafından bir tesadüf değil bir duruş olarak yaşıyor.
Yeniden merhaba.
Bu kaçıncı yeniden merhaba hatırlamıyorum bile.
Çünkü Stüdyoİmge karabatak gibi. Dalıp dalıp tekrar çıkıyor ortaya. Vesile ile sayalım bakalım bu kaçıncı “yeniden merhaba”. Macera 1984 yılında ‘Pink Floyd’ kitabıyla başladı aslında. Sonra ‘Beatles’, sonra Burak Eldem’in ‘Bob Marley’ kitabı. Arkasından da o ilk, küçük boy Stüdyoİmge dergisi.
Şaşkın, yolunu bulmaya çalışan, çok amatör ve fakat heyecanlı Stüdyoİmge. Çok acayip bir ekip. Burak Eldem, Orhan Kahyaoğlu, Erdal Göksoy, Adnan Özer, Jak Deleon, İzzet Eti, Halil Turhanlı, Mario Levi, Tanıl Bora, Gökalp Baykal, Taner Ay ve başka bir sürü genç insan. Bugün bile inanamıyorum. Ayrıca İlhan İrem ve Zülfü Livaneli de yazı yazdı.
Sevgili Orhan Kahyaoğlu ve Burak Eldem’in unutulmaz Mozaik röportajı… Burak, Orhan, Serdar, Ayşe, Bülent ve ben 25 yaşındayız. Bildiğiniz genciz yani. 80 darbesi üstümüzden geçmiş; yolunu bulmaya, savrulmamaya, sisteme yem olmamaya, dahil olmamaya çalışan şaşkın gençleriz. Ama şimdiye kadar saydığım isimlere bakarsak, sisteme pek de yem olmamışız.
1986. Ortaklar arası kriz… Para problemleri falan filan derken ilk serinin sonu. Bu arada Burak’lar bir müzik dergisi denediler ama o da olmadı. Benim askere gidişim, dönüşüm… Tekrar kitap yayıncılığına başlıyoruz Adnan Özer ile. Armoni Yayın… Kavafis, Mahmut Derviş ve Borges şiirleri… Duramıyorum. Evet duramıyorum. Yeniden Stüdyoİmge‘yi çıkartmamız lazım.
Ve Mart 1989, Stüdyoİmge tekrar sahnede. Sevgili Adnan Özer de beni çok yüreklendiriyor “yeniden merhaba” demek için. Tabloide yakın bir boyut ve Tanita Tikaram kapağıyla çıkıyoruz. Yine çok acayip bir kadro. İnanılmaz isimler bir arada:
Burak Eldem, Orhan Kahyaoğlu, Halil Turhanlı, Sina Koloğlu, Ragıp Duran, Yavuz Baydar, Barbaros Devecioğlu, Mehmet Öznur, Merih Akoğul, Murat Ertel, Erkan Şimşek, Kubilay Tuncer ve Cem Berksoy. Çizimleriyle Nuri Kurtcebe ve Aptülika. Grafik dizaynı da Aqua’nın gitarcısı Cem Berksoy yaptı. Ayrıca Gaye Boralıoğlu’nun Ayşe Tütüncü ile röportajı da çok güzel olmuştu. Ekibe bakar mısınız, bugün bile hayal etmek zor!

Sonra yine tefeciler, tahsilatçılar, hacizler falan derken arkasından Birinci Körfez Savaşı sonucu ekonomik kriz, bilindik son. İkinci Stüdyoİmge macerasının finali.
1992. Bitimiz yeniden ufak ufak kanlanmaya başlamış. Ekibin kafasında tilkiler yeniden dolaşıyor. Bu sefer aramıza sevgili Vildan Bizer de ikinci defa dahil olmuş (bahtsız). Daha başına neler geleceğini bilmediği için bizim kadar heyecanlı. Burak kendini nispeten bizden kurtarmış. Topkapı Plak’ta çalışıyor galiba. Ama ruhen ve fikren işin içinde.

Kadro bu sefer daha da kalabalık ve inanılmaz. Tam anlamıyla herkes var. Gerçekten herkes. Laneth yazarlarından bazıları bile yazıyor Stüdyoİmge’ye. Bu sefer editörlüğe Burak Eldem’in önerisiyle Kadir Çöpdemir oturuyor (Bugün hâlâ eleştirilen mevzuya, Burak da dahil olunca biraz rahatlıyorum 🙂 ).
Ama bu sefer yazmayacağım ekibin tamamını. Okunamayacak kadar uzun. Daha önceki Stüdyoİmge ekibine ilaveten; Murat Beşer, Recep Karaş, Dost Körpe, Ceyhun Cambazoğlu. Ogan Güner, Serdar Ateşer, Bülent Somay, Yahya Madra, Çetin Şan, Zarife Öztürk, Özlem Gürel, Necati Tüfenk, Hilmi Tezgör, Kemal Aydemir, Cüneyt Barışsever, Esat Cavit ‘mondo trasho’ Başak, Suat Bilgi, Levent Varlık, Osman Çakmakçı ve Can Atacan eklendi. Ve tabii ki Hezarfen-i Ahval çizimleriyle Aptülika yine bizimle. Bütün bu insanların bizimle olması ne büyük saçmalık :)!
Üçüncü sayıdan, on birinci sayıya kadar Murat Beşer editördü. Gerçekten, tanıdığım en iyi editör, müzik yazarı ve müzik arşivcisidir. Hâlâ aklımın ermediği ve anlamadığım bir disiplini vardır. Ama asıl soru bizim gibilerle ne işi vardı? 34 yıldır bu sorunun cevabını bulamadım! On birinci sayıdan, kapandığı on beşinci sayıya kadar editör bendim. Bir de on beşinci sayıda Fatih Kaçan ufak bir bant çizdi. Sevgili Küçük İskender de yazmaya başladı. Puzzles In Pyre. Ama Kasım 93’de dergi kapandı.
Bu seri ile ilgili birkaç detay var aklımda. Kadir’in yollarımızı ayırma konusundaki hatalarına ilaveten Çetin Şan‘ın da derin kulisleriyle üçüncü sayıda editör koltuğuna Murat Beşer oturuyor. Ayrıca üçüncü sayının grafiğini de sevgili Hakan Akçura hazırlamış. Neden devam etmedik bu grafiğe hatırlamıyorum. Hakan söylerse öğreniriz vesileyle. Dilerim Gökhan’ı kırmamışızdır, çünkü tanıdığım en şahane ve nazik insanlardan biridir.
On dördüncü sayı için, Therapy? grubuyla tele röportaj yapacağız. Eylül 93… İnternet daha icat edilmemiş. Telefonun ahizesine huni yaptık, mikrofonu içine yerleştirdik, onu da teybe bağladık. Kemal Aydemir Punk döneminde Londra’da Punk takılmış ya, Therapy? de Punk’a yakın. Tabii ki Kemal yapacak. Şahane bir röportaj oldu.
Üçüncü Stüdyoİmge yıllarında bayıldığımız iki dergi var. Melody Maker ve New Musical Express (NME). Tabloid, üçüncü hamur kâğıda basılan ve en önemlisi haftalık. İngiltere’de müziğin nabzını elinde tutuyorlar. Grunge, Punk, Alternatif Dans gibi yeni olan her şey onlardan soruluyor. Geberiyoruz bu iki dergiye. Stüdyoİmge de kapanmış. sıkıntıdan öleceğiz. Kaşınıyoruz.
Çetin Şan beni ikna ediyor. Ben yolluyum zaten. Hâlâ anlamadığım şey ise Vildan’a n’oluyor? Deli mi ne! Üçüncü hamur, tabloid ve de Yay-Sat’ın, gazete bayilerine dağıtacağı bir dergi çıkartacağız. İsmi de MODERN ROCK POSTASI (Mr.P). İngiliz argosunda pipi sizin anlıyacağınız. Çetin, Hush’ın eski davulcusu Murat ‘Kobra’ Bozkurt‘u kandırıyor grafiker olarak. Ekipte Güven Erkin Erkal bile var.
Köşe yazılarının isimlerine ve yazarlarına bakın: Mother London – Ogan Güner, Rummenige – Yahya Madra, Hasta Ruhlar – Osman Çakmakçı, Annanemin En Sevdiği Tavuğu – Tolga Yeniyurt… Çetin Şan editörlüğünde manyaklığın sonu yok tabii ki. ‘Kobra’ Murat bacaklarıyla ritim tutup çalışıyor. Hayatımda bu kadar manyakla hiçbir iş yapmamıştım. Bir de aklıma geldiğinde güldüğüm bir şey var, bu arada. Muhasebecimiz de Manukyanın eski muhasebecisi Atilla abi. Ama sonuçta ortaya MANYAK bir dergi çıkarttı Çetin, Mr.P ile.

5 Nisan günü Kurt Cobain öldü. Osman Çakmakçı MTV’de dinlemiş, evden bizi arıyor. Ağlıyor, kardeşim öldü diye. Haberi öğrenince sarhoş olmuş. Hayır, ben de çok seviyorum oğlanı. İkimiz de 20 Şubatlıyız. Balığın ilk günü. Hatta In Utero albümü çıktığında, ben ilk dinlediğimde “bu çocuk intihar edecek” demiştim. Ruhdaşız herifle. İyi de Osman, sen ne ara kardeş oldun?
Ve tabii ki klasik kader: 5 Nisan kararları… 94 yılının 4 Nisan gecesi Tansu Çiller’in Türk ekonomisine hediyesi. Ülke durdu. Yaşı tutanlar hatırlar. Bildiğiniz ülke durdu. Belediye otobüslerinde bile insan yok! Kriz geçene kadar biraz sakin sakin oturuyoruz. Ama çare yok, 95 Şubat’ta bir Mr.P salvosu daha! Altıncı sayıdan devam. Bu sefer normal dergi boyutu, aylık ve 32 sayfa. Kadro aynı. Mart’ta çıkacak olan yedinci sayı Nisan’da çıkıyor. Olur öyle şeyler. Yine bir final! Bu benim kaderim mi acaba? Evren bana dergi çıkarmayı yasaklamış da, benim haberim mi yok?
Aradan 5 yıl geçti. Edebiyat ve müzik kitapları yayıncılığına devam. Ama tam o sıralarda internet yaygınlaşmaya başladı. Yaygınlaşmaya başladı diyorum da, normal ev telefonundan, hattı kullanarak ve dial-up denilen bir şekilde bağlanıyorsun. Bağlanmak da şu; aradığını yazıyorsun bilgisayara, enter’e basıyorsun, tuvalete gidiyorsun, geliyorsun ve bazen bağlanmış oluyor.
Tabii ki Stüdyoİmge orada. Murat Beşer işin başında, sonra Hilmi Tezgör geçiyor sitenin başına. Üniversiteli çocuklarla çalışıyor Beşer. Bu gençlerden biri de James Hakan Dedeoğlu. Şimdilerde Bant Mag’ı yayınlayan iki kişiden biri. Yeri gelmişken söyliyeyim. Bence; dünya çapında kaliteli bir portal. İlgi alanları, yazıları ve grafiği ile inanılmaz. Sanat ve haliyle müzik konularında bu kadar avangard bir ilgi, müthiş. Gerçekten tavsiye ederim.
Ve yine olan oldu ve bir sürü yıldız olamayacak bir beraberliğe girerek bizim web dergi hayalimizi sonlandırdı. 2002 yılında dot-com balonu patladı. Endeks Ekim 2002’de en düşük seviyesine ulaştığında, dot-com şirketlerinin çoğu iflas etmişti.
Sonuçta; hep ‘Hayal Takım’larıyla çalıştım. Ve Türkiye’nin en iyi müzik editörleriyle… Burak Eldem, Murat Beşer ve Çetin Şan. Ve bırakın müzik yazarlığını, ülkenin en iyi yazarlarıyla yolum kesişti Stüdyoİmge’de. Buradan hepsine, Stüdyoİmge’den yolu geçmiş herkese, tek tek teşekkür ediyorum. Bana şahane, kimsenin sahip olamayacağı bir hayat yaşattınız.
Geçen sene 18 Nisan’da yine eski ve yeni dostlarla web üstünde yayına başladık. Blog mantığında ve dizaynında. Fakat bu işi bilen dostlarımız, basit ve ucuz yöntemlerle iyi bir web sitesi yapabileceğimizi söylediler, bize yardım etmeye başladılar. Ve karşınızda şu an okumakta olduğunuz yeni, güzel, ferah ve daha aktif siteye vardık. Umarım beğenirsiniz. Bu sefer ekipte kimler mi var? Çok yoruldum isim saymaktan. Lütfen ‘Künye‘ye girip bakın. Biz morukların dışında gencecik yazarlarımız var. Yani yola devam.
Ne güzel anlatıyorum değil mi? Benim hiç bir suçum yok. Ekonomik krizler, ortaklar, Körfez Savaşı… Bunlar tabii ki benim bakış açım. Belki; Vildan, Beşer, Adnan ya da başka birileri farklı anlatır. Benim hatalarımı söyler. Ama klavye bende ve yine editör benim. Editörün dediği doğrudur. Siz onlara inanmayın!
Yeniden Merhaba.
















