Bulutsuzluk Özlemi’nin İzmir’deki Sold-Out konseri, Nejat Yavaşoğulları’nın 75 yaşında hâlâ freni patlamış kamyon gibi sahneyi dolduran enerjisiyle unutulmaz bir geceye dönüştü. Genç kadronun kattığı taze güç ve Sina Koloğlu’nun hem Procol Harum dokunuşları hem de sürpriz “brutal vokal” çıkışı geceye ayrı bir renk kattı. Yılların Rock ustası, salonu yine ustalıkla yönetip herkesi gençleştirdi.
İzmir yollarında…
Her şey birkaç telefon konuşmasıyla başladı. Zaten son yıllarda her şey telefon görüşmeleriyle başlıyor. Organizatörün (Bulutsuzluk’u) Nejat Abiyi ve (Kargo’yu) Selim’i aramasıyla başladığına eminim İzmir konseri planlarının ama kanıtlayamam elbette. Hatta bu organizatör, menajer bir sürü adamın, başka bir sürü kişiyi de aradığını söylememe gerek yok elbette. Her şeyin başı telefon, o yüzden telefonları hep açık tutmak lazım.
İki arkadaşım beni aradı, İzmir’e gelsene, iki konser var, izleriz diye. Gel, gelmem, derken kendimi Dudullu Kamil Koç Giden Yolcu Terminali’nde buldum. Uyudum, uyandım, molalarda sigara içtim, derken İzmir’e indik. Otobüs de güneye doğru yoluna devam ederken (burada Bulutsuzluk’tan “Güneye Giderken” şarkısını dinleyebilirsiniz) ben bir sigara daha yakıp Karşıyaka servisine bakınmaya başlamıştım bile.
Derken Karşıyaka’da Cami’nin etrafındaki mekânlardan birine oturup “Gevrek tostu” (Simidin içine kaşar, domates vs bir şey ekleyip tosta basıyorlar. Kesinlikle tavsiye ederim) yedikten sonra arkadaşlarla buluşmak için hazırdım, buluştuk da.
Akşam üstü Bulutsuzluk Özlemi konseri için tramvaya binip büyükçe bir AVM’ye doğru yola çıktık… Buraya kadar olan girizgâhtı. Artık sadece Bulutsuzluk (resmi adları Bulutsuzluk Özlemi, ama ben hep Bulutsuzluk diye kısaltarak kullanacağım, siz okurken zihninizden tam ismi geçirebilirsiniz) ve müzik üzerine konuşacağım.
Bu grubun klavyecisi var…
Yazının başlığı bence bu. Sonradan internete koyarken ne diye değiştirirler bilmiyorum. Çünkü hakikaten bir grubun klavyecisinin olmasının ne kadar önemli bir şey olduğunu fark ettim. Konser öncesinde “soundcheck” yapılırken biz de birkaç arkadaşla birlikte Sold Out adlı konserin olacağı yerin içinde geziniyorduk. Salonda bir görevli elinde küçük bir elektronik, dijital, mini laptop neyse onunla dolaşıp ses dağılımını vs kontrol ediyordu. Teknoloji çalışıyor, artık “bası kıs, gitara yüklen, onu kes bunu biç” bağrış çağrışları bitmiş, herkes sakince işini yapıyor.

O sırada Kargo’dan Selim de geldi, sahnede gitarıyla uğraşan Nejat Yavaşoğulları’yla (buradan sonrasında Nejat Abidiye geçecek) karşılıklı el sallayıp “Aaa, n’aber abi. Hoş geldin, nasılsın” şeklinde seslenmelerin ardından biz biraları alıp balkona geçtik. Hayatın garip bir cilvesi sonucunda artık kapalı mekânlarda müzik dinleyebiliyor, içki içebiliyor ama sigara içemiyorduk çünkü.

Sonra bir ara ben salonda gezinirken Procol Harum nağmeleri duydum ya da duyduğumu sanıyorum. Ama duydum, duydum, eminim. Baktım, sahnenin arka kısmında Sina Koloğlu (buradan sonrasında Sina Abi diye geçecek), soundcheck sürerken klavyesinde kendi halinde takılıyordu. Procol Harum’u kendi halimde pek bir severim, böylece yarım dakika içinde Sina Abiyle pek bir yakınlaştık. Canciğer kuzu sarması olduk.
Soundcheck sonrası herkes köşesine dönerken, salon da hızla dolmaya başlamıştı. Derken vakit geldi ve konser başladı. Nejat Abi hafiften cesur bir karar almış ve grubuna üç genç müzisyeni eklemiş. Genç dediğime bakmayın, ben yaşlı olduğum için bana herkes genç geliyor zaten. Benim bildiğim Bulutsuzluk’tan iki kişi kalmış geriye. Nejat ve Sinaabiler. Geri kalan bas, gitar, davul gencecik çocuklar. İsimlerini sonradan sorup öğrendim: Mert Alkaya (davul), Gökhan Büyükkara (gitar) ve Ahmet Pekmezci (bas, tüm o eğlencenin ve enerjinin arasında gördüğüm şey kolunda kelebek dövmesi vardı). Sürekli genç diyorum da eklemem lazım: Grubun müziğini ve enerjisini de gençleştirdikleri kesin. Hiçbir şekilde bunlar burada ne yapıyorlar dedirterek, kelimenin her anlamıyla çıkıp “cayır cayır” çaldılar. Yıllar önce gittiğim gibi, hatta daha da genç, daha da enerjik bir sound çıkardılar. Evet, kan değişikliği gruba çok iyi gelmiş, orası kesin.
Yetmiş beş yaşında ama sahnede otuzlara iniyor…
Bir iki derken “Güneşimden Kaç”ı bir girdiler, seyirciler de canlandı. Onlar da hızla grupla beraber sağa sola savrulup gençleşmeye başladılar. Bir ara dinleyicilerin yaşları yirmilere doğru düştü, ama Nejat Abim hemen toparladı durumu. Burada Nejat Abi meselesine biraz girmek lazım.
Adam 75 yaşında, yazıyla yetmiş beş. Dışarda konuşurken, gayet sakin, huzurlu, hatta biraz yorgun bir sesle konuşuyor ama sahneye çıkınca iki saat boyunca freni patlamış mavi bir Mack kamyonu gibi iki saat boyunca çalıyor. İnanmıyorum diyorsanız, bir Bulutsuzluk konserine gidin de görün. 1980’lerin ortalarında kurduğu grubuyla kırk senedir çalıyor. O sahnede kaç kez grubuyla çaldı, sayısını kendi bile unutmuştur. Ama işine, sahneye, sahnede şarkı söylemeye, sahnedeki Rock grubunu, sahnedeki müziği ve seyircileri yönetmeye o kadar alışmış ki sanki salonunda oturuyormuşçasına, kendinden ve yaptığı şeyden zerre kadar şüphe duymadan, tıkır tıkır götürdü konseri.
“Tamam, kırk yıldır yapıyor, bırak da bilsin işini” diyenler de çıkabilir, haklıdırlar belki. Yine de kimse kolay kolay bu performansı, Sultanahmet’te köftesinin keyfini çıkarır rahatlığında veremez. Gerçekten de o sahne, etrafından Bulutsuzluk elemanları olduğu sürece Nejat Abinin evi gibiydi; gibisi fazla, eviydi. Ben on beş yaş daha gencim ondan, ama sahneye çıktığında, en fazla otuzlarında kalıyor. Acayip bir şey, buraları okuyorsa, gülümseyerek bir kez daha söylüyorum ki, “Abi, çok iyiydi, buna emin olabilirsin”…
Grubun ikinci adamı Sina Abi. Belki de sahnenin yapısı gereği onu arkaya, davulcunun yanına koymuşlar ama en önde olsa bile hiç sırıtmayacağı kesin. Neyse, sahne arkasından bile hakimdi müziğe. Öndeki gitar yüklenmelerine arada sırada sinirlenip “ben de buradayım” diye klavyesini inlettiğini de belirtmeliyim. Hatta bir ara genç gitarist ile Nejat abi klasik birbirine dönüp yaklaşıp “gitar öpüştürmeli” sololara girdiklerinde, arkada sakin sakin takılan Sina Koloğlu, “laaann” diye klavyeye bir yüklendi acılı acılı. Ortada ne gitar solo kaldı ne bir şey; bu arada en az üç erkek de o anda sevgililerinden ayrılma kararı almıştır, o da apayrı bir acılı klavye sesi etkisi tabii.
Sina Abinin o geceki maceralarından bir detay daha eklemek istiyorum. Arkada zaman zaman sıkıldığını, hatta sinirlendiğini söylemiştim. Bir an geldi, klavyeyi bırakıp öne çıktı. Mikrofonu eline aldı ve “brutal vokal” denilen şeyden küçük bir örnek sundu. Hatta o birkaç dakikanın videosunu da ekliyorum, inşallah buralara bir yere koyarlar. Sonra sakin sakin yerine dönerken, bir daha kızdı ve dönüp bir tur daha bağırdı. Kim bilir belki bir gün onu “brutal vokal”in Türkiye şubesi diye anılan Hayko Cepkin ile omuz omuza haykırırken görebilirim. Görmesem bile bu sahneyi aklımda canlandırdım zaten. Siz de canlandırın.
Dediğim gibi geçen kırk yıl boyunca çeşitli isimlerin girip çıktığı Bulutsuzluk artık iki ayağının üstünde yükseliyor: Nejat ve Sina abiler… Diğer üç müzisyene kesinlikle haksızlık yapmak istemiyorum, ama Demirhan’ı, Akın Eldes’i filan görmüş, yaşlı başlı izleyicilerden biri olarak bence durum bu.
Evet, tüm sözlerin ardından anladığınız gibi Nejat Abim dinleyicisiyle gözü kapalı oynuyor. Bir noktada tansiyonu iyice düşürdü. Eee, bunca yıldır, bu ülkede hep birlikte yaşadığımız için onun da söyleyeceği bir şeyler elbette vardı. Hep Rock’N’Roll ile geçmez ki ömür. Konuştu biraz dinleyicileriyle, arkadaşlarıyla, derdini anlattı, böylece kendini birazcık olsun rahatlattı. Bu yaşanırken seyircide tansiyon kaybı da yaşandı elbette. Ama Nejat Abim, her şeyin farkındaydı. Girdi hemen “Güneye Giderken”e, ardından bir de “Yine Düştük Yollara” geldi… Hoop hemen eller kollar havaya kalktı, dans başladı, Rock’N’Roll geri döndü. Ustanın ezbere bildiği formül, çıtır çıtır çalışıyordu.
Nejat Abi, iyice yüklenmeye karar verdi ve “Sözlerimi Geri Alamam” ile salona aşk ve yanındakine sarılma hissi dalga dalga yayıldı. Müzik iyice cayırdamaya başladı; grup kapanışa hazırlanıyordu ve hep birlikte söylenen sözlerle “birazdan ışıklar yanmazsa ben de bir şey bilmiyorum” derken, yandı ışıklar…
Konser sonrasına ait şeyler bana kalsın ama şunu asla unutmayın:
“Eğer yakınlarınızda bir yerde Bulutsuzluk konseri varsa, işi gücü bırakıp gidin. En az bir yılınızı daha rahat geçireceğiniz kesin…”





Fotoğraflar: Recep Karaş
Videolar: Çetin Şan



