Caz’dan Rock’a, sahnenin en disiplinli köşelerinden en ham ve doğrudan duygulara doğru yürüyen üç müzisyen… Ediz Hafızoğlu, Murat Çopur ve Ozan Doğan Ariz. İçlerinde biriken her şeyi maskesiz, filtresiz, çekincesiz bir Punk diliyle söylüyor. Strah, bir müzik grubundan çok, memleketin nabzına tutulmuş bir çığlık gibi.
Türkiye’nin karanlık dönemlerinin içinden geçerken insan bazen kelimelerle yetinemiyor. Kimi zaman çaldığı notalar yetmiyor, kimi zaman sahnede dökülen ter bile içteki sıkışmayı söküp atmaya yetmiyor. Ediz Hafızoğlu, Murat Çopurve Ozan Doğan Ariz’in yolları böyle bir eşikte kesişti: Her biri yıllardır sahnede, stüdyoda, farklı türlerde ve sayısız müzikal projede derinleşmiş üç isim… Ama tüm bu birikim, ülkede olup bitene karşı içlerinde yükselen öfkeyi anlatmaya yetmiyordu artık.
Strah tam da bu ihtiyaçtan doğdu. Bir müzik türünden, bir estetik tercihten ya da iyi bir fikrin peşinden değil; içlerinden taşan bir şeyin sonunda mutlaka bir yol bulup kendini dışarı atmasından…
Üçlünün sesinde Punk’ın isyanı, Rock’ın enerjisi, Metal’in sertliği ve Caz kökenli müzisyenliğin keskin disiplini aynı kapta kaynıyor. Ortaya çıkan şey ne klasik bir Punk ne alışıldık bir Füzyon… Daha çok, yıllardır içlerine atılmış cümlelerin sonunda patlayan bir nabız gibi.
Strah’ın müziği, yalnızca duyulan değil, hissedilen bir çağrı:
“Kafanı kuma gömerek yaşayamazsın. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

•Mine Gürevin: Strah nasıl doğdu? Bu üçlüyü bir araya getiren ilk kıvılcım neydi? Bir şaka mı, bir ihtiyaç mı yoksa kendiliğinden gelişen bir enerji mi?
•Ediz Hafızoğlu: Keşke şaka olsaydı. Kendi adıma, ülke gündeminin içinde o kadar sıkışmıştım ki bu durum özel hayatıma da çokça yansıdı. 2008’den itibaren yaşadıklarımız ortada; buna olabildiğince ses çıkardığımı düşünüyorum ama derdimi en iyi bildiğim şey olan müzikle de tam olarak anlatamadım. Çaldığımız müzikler çok değerli, çok özel müzisyenlerle çalıyoruz ama buna rağmen bir şeylerin yetmediğini düşünerek geçti yıllar. Bir gün bir Ceylan Ertemkonseri sonrası kuliste, kafaları da çekmişken, Çopur’a dönüp “Biz neden Punk gibi daha sert bir şey çalmıyoruz, bizi ne tutuyor?” demiştim. Sonra oturup besteler yapmaya başladım ve bu yaptığım şeyleri onlarla paylaştım. Artık zamanı gelmişti. İlk yayınladığımız parçada grubun adı belliydi, Murat Çopur da belliydi ama gitarist olarak “Nasılsa konser çalmayacağız, kervan yolda düzülür” deyip o parçayı Onur Taşkan’a dinletmiştim. “Ben çalmak isterim” dedi ve ona yolladım. İkinci parçada gitaristimiz değişsin istediğim için parçayı Ozan Doğan Ariz’e attım; bir sürü fikirle geldi. Aslında gitgide sertleştiğimizi görüp “Tamam, Ozan’la ne varsa kaydedelim” dedik ve bu üçlü ortaya çıktı.
•Caz, Pop, Rock sahnesinde tanınan müzisyenler olarak Punk’a yönelme fikri nasıl ortaya çıktı? Böyle bir yaklaşımı sizin için çekici kılan şey neydi?
•Murat Çopur: Müziğe Rock–Metal dinleyerek başladım/başladık. İlk çaldığımız müzikler de yine sevdiğimiz Rock/Metal gruplarının şarkılarıydı. Zamanla çok farklı müziklerle bugüne geldik. Birçok tarz müzik dinledik, yaptık ve ürettik. Punk, benim adıma gençliğimde çok çok dinlediğim, ama bir türlü gruplarımla icra etme fırsatı bulamadığım bir müzikti. O zamanlar dünyaya bakış açımız daha çok kişisel veya kuşaksal sorunlar üzerinden yapılanıyordu. Bugünlerde ise varoluşsal sorunlar, hayatta kalma çabamız, gelecek kaygımız müziğin sesini açmamızın ve sözlerimizi sivriltmemizin yolunu açtı. Punk, bu dilin ve sound’un dünyada önde gelen janralarından biri. Hislerimizi özgürce haykırmak için ideal bir tarz. Demek ki neymiş: Punk is not dead!
•Ozan Doğan Ariz: Benim için Strah sanırım Füzyon. Birine “Füzyon” desem bana güler ama Punk ruhu taşıyan, Metal esintili, Grunge’a göz kırpan, hatta hiç beklemediğiniz anda başka tarzlardan esintiler duyabileceğiniz bir füzyon mutfağı bence.
•Üçünüz ilk kez bir araya gelip çaldığınızda ortaya nasıl bir enerji çıktı? İlk Jam Session ya da ilk deneme parçası nasıldı?
•Ediz Hafızoğlu: Henüz bir araya gelip herhangi bir parçamızı çalmadık, ama en büyük avantajımız hepimizin evinde şahane kayıtlar yapabiliyor olması; bu da bizi şimdilik idare ediyor. İlk prova denememizden bir hafta önce, biz Çopur’la sahnedeyken, son parçada zıplayıp ters basıp bağlarını koparmıştı; ameliyat oldu, neredeyse iyileşti sayılır. Buluşmalarımız bu günlere kaldı. Bir araya gelince neler olduğunu mutlaka kaydederiz.
•Ozan Doğan Ariz: Henüz üçlü olarak aynı ortamda çalamadık ama kayıtlar bittiğinde evde açıp açıp şarkıları dinledim; sözlere dikkat kesildim ve “Abi, sonunda ‘Bu tarz dinlenir mi, kim ne der?’ kaygısı olmadan müzik yapıyoruz, oh be!” dedim. Şu anda da “Ne zaman buluşup çalıyoruz, jam yapıyoruz?” diye konuşuyoruz ama hem diğer projeler hem de hepimizin ayrı şehirlerde olması o süreci biraz uzattı. Yine de online olarak çalışmaya ve üretmeye devam ediyoruz.
•“Strah” adının arkasında nasıl bir hikâye var? Sadece Balkan dillerindeki anlamı mı hoşunuza gitti, yoksa kelimenin daha derin bir çağrışımı var mı?
•Ediz Hafızoğlu: İlk parçayı kaydettiğimde “Grup olacağız ve bir adı olacak” diye düşünmeye başladım. Aklımdan geçen, gözümün önüne gelen tek şey Bulgaristan’ın Şaman döneminden kalan geleneklere bağlı olan Pomaklar’ın “Kukeri” hikâyesiydi. Onu en iyi anlatan kelime de Strah’tı bence. “Korku” anlamına geliyor. Ama bu bir tarafın ya da bir kişinin korkusu değil; herkesin içinde olan korku ya da karşıya saldığı korku. Kapaklarla ilgili de net fikrim vardı: Hepimiz bir Kuker olacaktık, o maske ve kıyafetlere bürünecektik. Bunu da Gülce Yılmaz görselleştirdi ve tam kafamdaki gibi oldu. Hepimiz bu konuda hemfikir olunca zaten o taraftan yürüdük ve yürüyoruz. Olay artık benden çıktı, bizim oldu.
•Ediz’in aynı anda davul ve vokal üstlenmesi Strah’ın kimliğini nasıl şekillendiriyor? Bu iki rolün birlikte taşınması size nasıl bir ifade alanı açıyor?
•Ediz Hafızoğlu: Sorunun muhatabı olarak ben cevap vereyim. Daha önce ara ara back vocal yapmam hariç, böyle bir şey yapmak aklımda yoktu açıkçası; ama hem üç kişi olmamız önemliydi, hem de parçaların sözünü ve müziğini yazarken vokalleri de kaydedince, bunu öyle ya da böyle kıvırmam gerektiğini düşünerek arkama bakmadan olaya daldım. Ne olursa olsun, her türlü bunu olduracağız diye düşünüyorum. Ben de yavaş yavaş bu yeni duruma alışacağım. Bakalım sahnede neler olacak; en büyük merakım o.
•2025’te yayımladığınız üç single’ın (“Eller Kilit”, “Takke Sakal Peştamal”, “Barikat Yıkılınca”) yaratım süreçleri nasıldı? Her bir parçanın arkasındaki duygu ya da hikâye nedir?
•Ediz Hafızoğlu: İlk önce “Barikat Yıkılınca” geldi. Bu parçayı, İmamoğlu’nu tutukladıktan hemen sonra İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin polis barikatını yıkıp Saraçhane’ye giden yolu açmalarına ithafen yazdım. Sözler onların ağzından yazılmıştı; bir teşekkür ve bu döneme ait unutmayacağımız bir hafıza. Hemen ardından “Takke, Sakal, Peştamal” geldi; ülkemizdeki din tüccarlarına yazdığım sözler ve Punk/Rock–Metal ruhuna uygun bir müzik. Bu iki parçadan çok daha önce yazdığım “Eller Kilit” ise geçen yıl teröristlerin bir karakol baskını yaptığında orada kaybettiğimiz gencecik askerlerimize yazılmıştı. “Oturup bir şey yazayım” diye başlamıyor hikâye; her gün en az üç kabus gibi olay yaşadığımız için beynimde sürekli uyarılan bir taraf var ve bunlar o şekilde akıp gidiyor. Keşke bu tür şeyler yaşamasak ve daha huzurlu bir ülke olsak…
•Strah’ın kapak estetiği oldukça güçlü ve belirgin. Bu görsel dünyanın oluşumunda nasıl bir süreç var? Çizimlerin ve tavrın arkasındaki yaklaşım nedir?
•Ediz Hafızoğlu: Kafamdaki hikâyeleri ben anlatsam da anlatmasam da anlayan veya hemen görsele çeviren çok değerli bir tasarımcımız var: Gülce Yılmaz. Ona yazdığım parçaları demo aşamasında yolluyorum; varsa notlarımı ekliyorum, yoksa o zaten bir fikirle geliyor ve bu tasarımlar ortaya çıkıyor. Genelde kafamdakileri görsellerle ve yazarak toparlayıp öyle iletiyorum ama dediğim gibi, sanatsal olarak üç kişinin yanında grubun dördüncü bir ismi var ve bizde işler bu şekilde yürüyor.
•Kendi müzikal kimliğinizi nasıl tarif edersiniz? Punk, Post-Punk, Garage… Sizce Strah bu tanımların neresinde duruyor?
•Ediz Hafızoğlu: Arabesk ya da pop janrında hiç yer almayacağımız kesin. Onun dışında gerek müzikle gerek sözlerle içinde Punk–Rock–Metal öğeleri olacağını garanti edebiliriz. Müziğe bir tür veya tarz ismi koymak bizim işimiz değil; ne çıkarsa, bizi ne iyi anlatırsa oradan hareketle müzikleri bir hâle getiriyoruz. Zaten başlama sebebimiz sert olmak; sözler ve seslerle çizginin sert tarafında durmak.
•Caz kökenli müzisyenlik disiplini Punk’ın ham ve doğrudan tavrıyla nasıl buluşuyor? Bu iki enerjinin arasında çatışma mı yoksa tamamlayıcılık mı var?
•Murat Çopur: Rock/Metal ile başlayan müzik serüveni, müziğe karşı olan doyumsuz bir dinleme ve icra isteğiyle birçok tarzda müzik yapmayı zorunlu kıldı bize. Müzik eğitimi almak istediğimizde armonik ve ritmik anlamda uç seviyeleri zorlayan Caz tarzına yönelmek elzemdi. Temel eğitimlerden sonra profesyonel hayatta icra etmeye ve üretmeye başladığımızda yine doyumsuz iştahımızla birçok tarzda çalışmalar yaptık. Ve anladık ki birçok tarzın birbirinden beslendiğini, zaman zaman aynı hizada yürüdüğünü, zaman zaman deneysel füzyonlarla yeni janralara dönüştüğünü keyifle deneyimledik. Punk ve Caz geçmişte de birçok kez buluşmuş. Bizim şimdilik böyle bir kaygımız yok ama müziğimizde birden fazla tarzın duyulabileceğini garanti edebiliriz.
•Türkçe sözlerle Punk yapmak sizin için ne ifade ediyor? Dilin ritmi, öfkesi, mizahı veya sertliği Strah’ın müziğine nasıl yansıyor?
•Ediz Hafızoğlu: Türkçe söz yazmak hiç kolay değil. Kendi adıma seçim olarak önce en doğrudan, şiirsellik katmadan “bam güm” hikâyeyi nasıl anlatırım konusuna taktım. Yavaş yavaş bu başka bir duruma evrilecektir; sonuçta insanların hayal kurmasına da zemin hazırlamak gerekecek. Her şeyi doğrudan verdiğimizde bu çok didaktik oluyor; şimdi değil ama bundan az sonra bundan kaçınmaya başlarım diye düşünüyorum. Bulgarca veya İngilizce söz yazmak ve bunları müziğe oturtmak çok daha kolay geliyor bana; o yüzden biraz daha Türkçe’den devam ediyorum. Ama bir iki karışık parça da bitmek üzere. Önce Türkçe ile diğer dilleri karıştırarak, sonra başka dillerde parçalar yazılacak ve yayınlanacak.

•Strah’ın yakın dönem hedefleri neler? Yeni kayıtlar, sahne planları, EP veya albüm hazırlıkları… Neler gündeminizde?
•Murat Çopur: Strah henüz kapalı kutusunun içinden üretimlerini kişisel ve analog hislerle oluşturuyor; ardından dijital olarak dinleyiciye sunuyor. En kısa zamanda grup üyeleri bir araya gelip ürettiklerini sahneye taşımak için hazırlık yapmaya başlayacak. Bu esnada yeni şarkılar üretmeye devam edecek. Gelecekte belki fiziki kayıtlar yayınlayabilecek. 2026 ile birlikte konser, turne ve festivaller için girişimlerde bulunacak.
•Ozan Doğan Ariz: Beraber daha çok prova ve müzik yapabilmek. İlk albümü bitirip hemen ikinci albüme girişmek… Bu arada konser olursa ve çalarsak harika olur.
•Ediz Hafızoğlu: Bugün sekizinci parçamızı da Ozan’a yolladım; aslında bir tane daha var. Albümün kaç parçadan oluşacağına karar verirsek o kadarını yayınlayacağız. Planlarda bir tekli daha yayınlamak var, sonra albüm. O da 2026 başında gelir. İkinci albüm için de parçalar yazıyorum; evde her hafta bir iki demo yapıyorum aslında. Çok gecikmeden ikinci albümü de yayınlayıp konserlerde çalacak kadar parçamızın olması hedefimiz. Buna da çok yakınız.
•Uzun vadede Strah’ı nerede görmek istersiniz? Yerel Punk sahnesinde mi, Avrupa’da mı, yoksa türler arası özgün bir kulvarda mı?
•Murat Çopur: Bu sorunun cevabı: D) Hepsi.
•Ozan Doğan Ariz: Festivallerde, kalabalıkla enerjimizi ve içimizdekileri paylaşmayı isterim. Çünkü bizde müzik önem olarak en üstte ama bunun yanında sözlerin de önemi ve mesajı var.
•Ediz Hafızoğlu: Önce olabildiğince fazla insana ulaşmamız ve bir dinleyici kitlesi yaratmamız gerekiyor. Ana hedefimiz, kan ter içinde kalacağımız performanslar yapmak ve seyircilerle sık sık buluşmak. Ne olursa ve nerede olursa çalıp tırnaklarımızla kazıya kazıya sıfırdan bir kitle yaratacağız. Bu devirde çok kolay değil, ama zaten ne kolay ki hayatımızda?
•Üç kişilik bir grup olmanın avantajları ve zorlukları neler? Sahne enerjisi, prova süreçleri, iş bölümü… Üçlü formu sizin için nasıl işliyor?
•Ozan Doğan Ariz: Ediz abi genel hatlarıyla demoyu veya bitirdiği kaydı yolluyor. Ben onun üzerine hem demoyu baz alıp hem de aklıma gelen bazı fikirleri çalıyorum. Son olarak Murat abiye atıyoruz baslar için ve sonra da mix–mastering’e, Hakan Kurşun’a gidiyor şarkılarımız. Bizde görev dağılımı bu şekilde.
•Ediz Hafızoğlu: Ne kadar az insan, o kadar az dert. Yaşlarımız da artık yeterince büyük; Çopur’la 45 üstüyüz. Konserler için de daha kolay olacak; hem sahne düzeni hem lojistik olarak. Bakalım… Biraz konser çalıp yol yapmamız gerekiyor; neyin avantaj neyin dezavantaj olduğunu görmek için. Müzikal olarak zaten aynı yerdeyiz hepimiz.
•Strah’ın tek bir manifesto cümlesi olsa ne olurdu? Grubun ruhunu ve tavrını nasıl özetlersiniz?
•Ediz Hafızoğlu: “Yapacağınız işi s…m!” Kendi adıma bu olurdu.
•Bu üç single ile dinleyiciye ne söylemek, ne hissettirmek istediniz? Strah’ın müziğini ilk kez duyan birine ne söylemek istersiniz?
•Ozan Doğan Ariz: Bizimle aynı heyecanı paylaşan, bize destek olan herkese çok teşekkürler. Daha çok şarkı ve bizi rahatsız eden düzene çıkarabildiğimiz ses ile karşınızda olacağız.
•Ediz Hafızoğlu: Çıkardığımız ses hepimizin ortak sesi, buna kayıtsız kalmayın. Kafamızı kuma gömerek sorunları çözemeyiz. Bilinçli yurttaşlar, gençler veya yaşlılar olarak buralardan çıkmak için sesimizi daha gür çıkarmak zorundayız. Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.
Not: Murat Çopur ve Ediz Hafızoğlu fotoğrafları Pelinsu Duman tarafından çekilmiştir…








