Close Menu

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Facebook X (Twitter) Instagram
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Yazılar
      1. Güncel
      2. Konser & Etkinlik
      3. Albümler
      4. Biyografi
      5. Portre
      6. Eski Sayılar
      7. View All

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Ercan Birol: Solosu Yeniden Hayat Buluyor

      28.01.2026

      She Rocks!: Kadınların Davul Gücü Vuruşlarıyla, Sahneyi ve Ritmi Ele Geçirecek

      27.01.2026

      Engin: İki Kültür Tek Sound

      28.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Faun: Mitolojiden Modern Sahneye

      05.03.2026

      Kramp: Sokaktan sahneye, hafızadan bugüne

      20.02.2026

      Tibet Ağırtan: Kadıköy Sahne’de Bir Ankara Akşamı

      18.02.2026

      Fırtına Sonrası: Rainbow Rising

      13.03.2026

      Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

      11.03.2026

      The Velvet Underground and Nico (1967)

      06.02.2026

      The Stone Roses (1989)

      19.12.2025

      Sandy Denny: Eski Moda Bir Vals Gibi

      10.02.2026

      Tünay Akdeniz: Türk Punk’ın Babası

      21.01.2026

      Skip Spence: Kayıp Ruhun Yolculuğu

      17.11.2025

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026

      Big Big Train: Kocaman, Muazzam Bir Tren ile Çıkılan Müzikal Serüven

      20.02.2026

      Cem Karaca: Hiç Bitmeyecek Bir Sohbet

      09.02.2026

      Cem Karaca ile Bir Gün: Bir Rüzgardı, Bizi Ayırdığı Gibi Birleştiren de…

      08.02.2026

      Cem Karaca: Dervişan Yeniden Doğuyor

      10.02.2026

      Pearl Jam: Eski Müziğin Yeni Ruhu

      20.11.2025

      David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

      12.11.2025

      Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

      18.03.2026

      Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

      17.03.2026

      Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

      16.03.2026

      Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

      16.03.2026
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Künye
    • Podcast
      • Spotify
      • Apple Podcasts
      • YouTube
    StüdyoİmgeStüdyoİmge
    Home»Eski Sayılar»David Bowie: Dünyaya Düşen Adam
    Eski Sayılar

    David Bowie: Dünyaya Düşen Adam

    Kategori dışılar kategorisinin önde gelen isimlerinden olan David Bowie'nin esas itibarıyla ne "iş" yaptığı bir İngiliz gazetesinin müzik sayfasında tartışmaya konu olur ve en sonunda tartışanlar bir sonuca ulaşır: "Ne iş olsa yapar abi!" Gerçekten de öyle.
    Metin SolmazMetin Solmaz12.11.202517 Mins Read
    Paylaş
    Facebook Twitter WhatsApp Email Copy Link

    Bu kadar çeşitli ve birbirinden farklı işi çoğu zaman bir arada götürebilmek her babayiğidin harcı değildir. Şarkı yazmak/söylemek, aktörlük, saksafon çalmak, tiyatroculuk hatta mimcilik, prodüktörlük, ressamlık ve reklamcılık bugüne kadar yaptığı “iş”ler arasında akla ilk gelenler. Üstelik Bowie bütün bunları bir arada yaparken bizim şarkıcı bozması film artistleri gibi her şeyi yapıp da hiçbirini beceremeyen “komik insan” konumuna düşmez. Yaptığı her işe hakkından fazlasını verir. Ama yaptıklarının hakkını (ya da fazlasını) verirken kamuoyunun isteklerini de çöpe atmaz. Çünkü ona göre bir şeyin izleyeni yoksa bunu yapmanın da bir anlamı yoktur. Peki bu işi nasıl becerir Bowie? Yani istenenleri verirken farkını nasıl hissettirir?

    Stüdyoİmge. Temmuz 1992 2. sayı 42. sayfa
    43. sayfa

    David Bowie’siz geçmiş bir hayat hatadır

    eve döndüğünde babaannen namaza dururken

    neyi değiştirir David Bowie posteriyle çiftleşmen

    – Murathan Mungan

    Okuyacağınız yazı ilk olarak Stüdyoİmge’de 1993 senesinde yayınlanmış. Hem de kapaktan. Ben çıtır çıtır delikanlıyken. İnternet hayatımıza girmemişken. 

    David Bowie, yaratıcılıkla haşır neşir bir ölümlünün edinebileceği bütün güzelliklere kavuşmuş bir muhterem. Öyle çok fazla alana yayılmamış. Ama el attığı neredeyse her şeyi pek güzel yaptığı kesin. 5000 parçanın üzerinde plastik sanat eseri üretmişliği var örneğin. Üstelik öyle Kenan Evren resimleri değil. Aralarında hakikaten dahiyane eserler var. Keza Labirent’ten Dünyaya Düşen Adam’a onlarca filmde harikulade bir oyunculuğu var. 

    Ve biz, daha doğrusu ben ve yakın çevrem onu sanırım en çok Let’s Dance şarkısı ile tanıdık. 1983 tarihli albümle aynı adı taşıyan bu mükemmel şarkıyı beğenmeyerek başladık. Çünkü şarkı poptu. Bizler ise Rock dinleyen sert bireylerdik.

    Oysa şarkıda bütün punk unsurlar vardı. Kırmızı ayakkabılarını giy ve dans et diyordu daha ne desin? Keza henüz ünlü olmayan görkemli Stevie Ray Vaughan gitar çalıyordu. Bu ikisi bile yeterince muhteşem iken biz burun kıvırıyorduk. Derken ben bir barda bir huysuz abimin fırçalarıyla Bowie mucizesine uyanmış ve David Bowie arkeolojisine başlamıştım. Nitekim bu yazının hemen arkasından ilk kitabım “Rock Dünyasında Kenardaki Milyonerler” çıktı. Kitabımdaki beş kenardaki milyonerden birisi David Bowie idi. O zaman incelemeye değer bir durumdu bu. Çok şükür şimdi Bowie yurt sathında hak ettiği ilgiye kavuşmuş durumda.

    Bugün okuyacağınız yazının 1992’de yazılmış olması dışında ne anlamı var bilemiyorum. Çünkü yazılanlar bugünkü bilgi bombardımanı içerisinde biraz naif kaldı. Ama yazıldığı zaman bu bilgilere ulaşmak zordu. Çok zordu. Türkçe kaynak yoktu. Yabancı kaynaklar Amerikan ve İngiliz Kültürlerdeki birkaç kitap ve abilerimizin kütüphaneleri ile kısıtlıydı. Acımasız davranacaksanız bu bilgiler eşliğinde yapın bunu. 

    Metin Solmaz • Eylül 2025


    Tam bir bukalemundur; çevreye ve değişen zevklere göre renk değiştirir. Ama o bütün bu “uyum”una rağmen farklıdır. Zaman zaman ürkütür, bazen neşeyle dans ettirir ama sürekli şaşırtır. Kısacası yaptığı her şeyle herhangi birisi olmadığını tekrar kanıtlar gibidir. ’60’ların ortasında İngiltere’de yaşanan Rhythm and Blues çılgınlığı içerisinde Rhythm and Blues yapar, sonra Progresif Rock fırtınasının da dışında kalmaz, ’70’lerin başında o da herkes gibi tiyatral sahne şovlarına ağırlık verir, ’70’lerin sonunda Punk ve New Wave akımlarına yine ters düşmez. ’80’lerin ortalarına doğru insanlar dans etmek istiyordur, Bowie de onları dans ettirir. Ve her seferinde de (teen yaşlardaki Rhythm and Blues dönemi hariç) Rock sahnesinin “söz sahibi” isimlerinden birisidir. Bowie’nin “bukalemun”luğu sadece müziğiyle de bitmez. Görünümünden görüşlerine, tavırlarına kadar çok ilginç boyutlarda kendini gösterir. ’60’ların sonunda Budizm’le haşır neşirken 1974 yılında faşizme inandığını açıklar. ’80’lerde ise zaman zaman politikadan bahseden demokrat bir Bowie çıkar karşımıza. Saçları bir sarıdır, bir kırmızı, bir siyah, sahnede ve özel yaşamında kullandığı kostümleri hep tepeden tırnağa değişir.

    Genetik bir “Garip”

    David Bowie, daha doğrusu David Robert Jones; 8 Ocak 1947’de saat 9.00’da, Brixton/Londra’da Stansfield Road numara 40’ta evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelir. Birçoklarına göre Bowie’ye bütün gariplikler ailesinden geçmedir. Bowie’nin ailesinde tabiri caizse tek bir “normal” bile bulunmaz. Babası Haywood Stenton Jones önce yağlı bir mirasa konar, sonra bütün bu parayla gezgin bir tiyatro grubu kurar ve batar. Daha sonra da Soho’da içinde pankreas güreşi yapılan, daha çok gangsterlere ve sokak serserilerine yönelik bir kulüp açar. En son da kamu yararına “iyi insan” bir yayıncı olur. Bowie’nin annesi, ikinci karısı Margaret Mary Burns‘le bir restoranda tanışır. Mary bu restoranda garsondur.

    David bu evliliğin tek çocuğudur ama annesinin ve babasının önceki ilişkilerinden iki kardeşi daha vardır. Bunlardan Terry, David’den 8 yaş büyük ve sürekli ağlayan ilgisiz büyütülmüş, sürekli eziyet edilmiş, sonuçta da garipleşmiş bir çocuktur. Terry askere gidip döndüğünde tam bir “kaçık” haline gelmiştir. Kendini önce dış dünyaya kapatır ve sonra da ortadan tamamen kaybolur. Birkaç yıl sonra ise ortaya çıktığı yer bugüne kadar ikamet edeceği akıl hastanesidir. Aslında Terry, David’in ailesindeki tek belgeli kaçık değildir. Aile böyle ortadan kaybolan sonra da çeşitli akıl hastanelerinde ortaya çıkan teyzeler, kuzenlerle doludur. Bir milyarderle evlenmek üzere Mısır’a giden ve bir daha kendisinden haber alınamayan kız kardeşi Anette‘in yaşamı ise tam bir muammadır.

    David 16 yaşına geldiğinde geleneği bozmaz ve garipliklerine başlar. O da tıpkı ağabeyi Terry gibi kendini eve kapatmış ve dış dünyayla ilişkilerini neredeyse sıfıra indirmiştir. Zamanını sadece okuyarak geçirir. Okudukları ise çoğu ağabeyinin önerilerinden oluşan Kerouac, Kafka, Isherwood, Marcel Duchamp ve Jean Genet gibi gayet “kendi halinde”, mülayim isimlerdir. David’in sonradan defalarca kuracağı fantezi dünyalarının ilk izleri bu yıllarda, Kafka‘nın “Değişim”ini okuduktan sonra ortaya çıkar. Bu kitabı okuduktan sonra yavaş yavaş kendi düşüncelerinden rahatsız olmaya başlar. Yine kitaptan sonra sürekli görmeye başladığı kabuslar yaşamının ilk ciddi fantezilerini oluşturur. Bu kabuslarda insanlar çeşitli böcekler olurken kendisi de böceklerin tepesinde korkunç bir canavar haline gelir. David bu kabuslardan yavaş yavaş kurtulurken içindeki fırtınalaria paralel gelişen alternatif bir dünya yaratır kendine. Dünyasının içerisinde kendisini de yeni baştan yaratır.

    David Bowie. 1966 

    David Bowie‘nin hakkında yazılan çoğu “hikâye”nin aksine küçükken hiç de müzik konusunda “deha” bir görünümü yoktur. Aksine müziğe başladıktan sonra bile hiç kimse onun ileride bu hallere gelebileceğini hayal bile edemezmiş. Ama ciddi anlamda ilk müzik çalışmaları Bromley Teknik Okulunda kurduğu The KonRads‘la olur. En iyi arkadaşlarından birisi olan George Underwood, George And The Dragons isimli bir grup kurar, ama bu gruba David’i almaz. Daha sonra bir sokak kavgasında George, David’in yüzüne bir yumruk atar ve bu kavga sonrasında David hastanelik olur. Bu yüzden David bir yaz boyunca sol gözü sakat gezer. Bromley’i bitirdikten sonra 6 ay bir reklam şirketinde çalışır ve daha sonra ’63 yılında George Underwood‘la birlikte Davy Jones And the King Bees adlı grubu kurar. Çok önemli olmayan bu Rhythm and Blues grubuyla aynı yıl 5 Haziran 1964’te kaydedilmiş ilk şarkısı 45’lik olarak yayımlanır: “Liza Jane”. Bir siyah spritualinin Rhythm and Blues yapılmış halidir bu şarkı. 3500 basılan bu ilk 45’liğiyle küçük de olsa ilk başarısını kaydeder. David bu grupla fazla oyalanmaz ve ’64’ün sonunda önce Tom Jones And the Jonahs, hemen sonra da Mannish Boys adlı gruplara girer. Mannish Boys, David girdikten kısa süre sonra EMI çatısı altındaki Parlophoneplak şiketiyle bir kontrat yapar ve hemen ardından grubun ilk, David’in ikinci 45’liği yayımlanır: “I Pity the Fool*. Sonuç kesin bir hüsrandır, bu şarkı ilk şarkısının küçük başarısını bile yakalayamamıştır. Ama bu grubun Bowie’yi barındırmaktan başka çok önemli bir özelliği daha vardır, grupta gitarı ileride efsane Led Zeppelin‘i oluşturacak olan Jimmy Page çalmaktadır. Gerçi dönemin en faal “session”larından Page hiçbir zaman tam bir Mannish Boys elemanı olmamıştır ama kiralık müzisyen olarak gitarı genellikle o çalmıştır. David, Mannish Boys’tan sonra kurduğu Davy Jones and the Lower Third adlı grupla da bir single yapar ve yine başarılı olmaz.

    Bu yıllarda sıklıkla diğer Rock müzisyenlerini taklit etmektedir. James Brown ve The Who bu taklitlerin en belirginleridir. Hatta bir gün Lower Third provasına Pete Townshend gelir, şarkının birisi için “Bu kimin” diye sorar, David de gururla “Benim” deyince, “Benimkine çok benziyor, arak galiba” der.

    David Bowie. 1968

    David, Ocak 1966’da Monkees grubundan Davy Jones‘la isimlerinin karıştırılmaması için soyadını değiştirir. “Bowie”soyadını Alamo (Meksika-Teksas) savaşında ölen ve soyadı bir avcı bıçağına verilen Texaslı bir savaş kahramanından, Jim Bowie‘den alır. Soyadını değiştirdikten sonra kurduğu ilk grup olan David Bowie And the Buzz‘la Londra’nın en önemli underground radyo istasyonu “Radio London”da Elton John, Long John Baldry ve The Who gibi isimlerle beraber sürekli ve düzenli olarak boy göstermeye başlar, Bowie gruptan bağımsız olarak üç solo single kaydettikten sonra Decca çatısı altında progresif albümler yayımlamak üzere yeni kurulmuş olan Deram plak şirketiyle kontrat imzalar ve bu şirket için bir dizi popüler aşk şarkısı kaydeder. Kendisiyle aynı adı taşıyan ilk albümü (aynı albüm 1973’te “Images 66-67” adıyla tekrar yayımlanmıştır) ’67 yazında çıkar. Sonuç hâlâ felakettir. Bowie bu albümden sonra bir süre müzikten ayrılır ve Lindsay Kemp‘ten dans ve mim dersleri almaya başlar. Daha sonra aynı insanın mim grubuna girecektir. Bowie daha sonraları kendisiyle yapılan röportajlarda bu mim grubuyla geçen zamanının tam bir saçmalık ve can sıkıntısından ibaret olduğunu söyleyecektir. Ama bu derslerin ileride yaratacağı sahne kahramanlarının kişiliğine bürünerek vereceği tiyatral sahne şovları üzerinde etkili olduğunu da kabul eder.

    Temmuz 1992. 2. sayı

    “Önceki hayatlarında bukalemundu belki. Belki bir kralın renkli giysiler içindeki soytarısı.”

    Bowie bu mim grubundan sıkılıp ayrıldıktan sonra Budizmle yakından ilgilenmeye başlar. Yakın zamanda komünist Çin’den kaçmış Tibetli bir Budist rahibinin önderliğindeki bir Budist grubun içerisine girer. Bowie, Budizm işine kendini öyle kaptırır ki yaşamının geri kalanını bu grubun yanında İskoçya’da geçirmek üzere taşınacakken son anda karar değiştirir ve müziğe döner. Bu sefer Bob Dylanvari bir folk şarkıcısı olarak. 1968 yılında kız arkadaşı Hermione Farthingale ve basçı John Hutchinson‘la birlikte Feathers adında bir üçlü kurar. Bu üçlüyle çeşitli kayıtlar yapsalar da bunlar hiçbir zaman profesyonel olmamıştır. Grubun en ciddi işi kulüplerde çalmanın ötesine geçmez.

    Artık “ün” zamanıdır

    Bir yandan reklamlarda rol alıp bir yandan da yeni kurduğu Beckenham Arts Lab adlı şirketin işleriyle uğraşıyorken “Space Oddity” şarkısını yapar. Şarkı aya çıkışla aynı yıl (1969) yayımlanınca biraz da bu rastlantının faydasıyla büyük hit olur. Şarkının İngiltere listelerinde 5 numaraya kadar yükselmesinden güç alan Bowie hemen “David Bowie”albümünü çıkartır (1969). Albüm tanıtım hatalarından dolayı ticari olarak başarısız olur. Ama albüm Amerika piyasasına “Man of Words, Man of Music” (1970) ismi ile çıkar. 

    David Bowie. 1969 Avrupa versiyon albüm kapağı
    David Bowie. Man Of Words-Man Of Music. 1970 ABD baskısı albüm kapağı

    Bu albümün ardından çıktığı turda neyle karşılaşacağını, kimlere karşı müzik yapacağını bilmeyen Bowie yine Dylan‘ı andıran bir sahne sakinliğiyle insanların karşısına çıkar. Kendisi de eski bir Mod olan Bowie, bu konserlerde karşısında yine Modları bulur. Ancak Modlar biraz kılık değiştirmiş, vahşileşmiştir. Bowie’nin henüz ne tür insanlar olduğunu bilmediği bu topluluk skinhead’lerdir. Yerlere ve birbirlerine tüküren, birbiri üzerinde sigara söndürme pratikleri yapan bu insanlar doğal olarak sahnedeki sakin adamı pek sevmezler. Skinhead bulunmayan konserlerde ise tek fazlalık atılan şişelerin yerini alan zaman zaman “yuh”lar ve genel tepkisizliktir.

    Uzay Tuhaflığı – Space Oddity

    Yer Kontrolden Binbaşı Tom’a
    Yer Kontrolden Binbaşı Tom’a
    Protein haplarını al ve kaskını tak
    (On) Yer Kontrolden (Dokuz) Binbaşı Tom’a (Sekiz, yedi)
    (Altı) Başlıyor (Beş) motorlar çalıştı (Dört, üç, iki)
    Ateşlemeyi kontrol et (Bir) ve Tanrı’nın sevgisi (Kalkış) seninle olsun

    Burası Yer Kontrol, Binbaşı Tom
    Gerçekten sınıfı geçtin, sınavı verdin
    Ve gazeteler merak ediyor: Hangi markayı giyiyorsun?
    Şimdi kapsülden çıkma zamanı, eğer cesaretin varsa

    Burası Binbaşı Tom, Yer Kontrol
    Kapıdan geçiyorum
    Ve çok tuhaf bir şekilde süzülüyorum
    Ve yıldızlar bugün çok farklı görünüyor
    Çünkü burada, dünyanın çok üstünde,
    bir teneke kutunun içinde oturuyorum

    Dünya mavi bir gezegen
    ve yapabileceğim hiçbir şey yok

    Yüz bin milden fazla yol kat etmiş olsam da
    kendimi çok durgun hissediyorum
    Ve sanırım gemim hangi yöne gideceğini biliyor
    Karıma onu çok sevdiğimi söyle, o da biliyor.

    Yer Kontrol’den Binbaşı Tom’a
    Devrelerin çalışmıyor, bir sorun var
    Beni duyabiliyor musun, Binbaşı Tom?
    Beni duyabiliyor musun, Binbaşı Tom? Beni duyabiliyor musun?
    Binbaşı Tom? Beni duyabiliyor musun, Binbaşı Tom?

    Buradayım işte, teneke kutumda süzülüyorum
    Ay’ın çok çok üstünde
    Dünya mavi bir gezegen
    Ve yapabileceğim hiçbir şey yok

    44. sayfa
    45. sayfa

    Turne boyunca umduğunu bulamayan Bowie bunun üzerine kendine değişik kostümler bulur ve dönemin Rock dinleyicisine daha uygun şarkılar yapmaya başlar. Bir yandan insanlar üzerindeki imajını da değiştirir. Sürekli uyuşturucu tribindeki birisi gibi görünümüyle ve yazdığı ürkütücü şarkılarla insanların karşısına çıkar. Zaman zaman kendisindeki değişimi de konu aldığı bu “ürkünç” şarkılar “The Man Who Sold The World” (1970) albümünü oluşturur. Bowie bu albümle “şaşırtma” seanslarına başlamıştır. Albüm bir öncekine hiç benzemez. Hatta her şeyiyle tam tersidir. Akustik gitarlar yerine sert elektro gitarlar vardır. Plağın içeriği “gelecekte dünyanın hali ne olur” sorusu çevresinde odaklanır. Makinelerin yönettiği bir dünyada içerisine düşülen çaresizlik, yalnızlık, tıkanmışlık, seksin her şey üzerindeki hakimiyeti ve bütün bunların kendi aralarında bile çatışması anlatılır. Bunlar daha sonra sürdürülerek diğer albümlerin de konusunu oluşturacaktır. Ayrıca bu albümdeki “All the Madman” şarkısı ağabeyi Terry için yapılmıştır.

    Dünyayı Satan Adam – The Man Who Sold the World

    Merdivenlerden geçtik,
    ‘ne olmuştu’yu ve ‘ne zaman’daydı’yı konuştuk.
    Gerçi orada değildim,
    ama o beni dostu olarak tanıttı.
    Bu biraz şaşırtıcıydı
    Gözlerinin içine konuşarak söyledim.
    “Ben sanmıştım ki sen,
    Çok uzun zaman önce yalnız başına ölmüştün” dedim.

    Hayır, ben değilim
    Hiçbir zaman kontrolümü kaybetmedim
    Sen şu anda yüz yüzesin
    Dünyayı satan adamla

    Güldüm, elini sıktım
    Ve evimin yolunu tuttum

    Biçim ve toprak aradım
    Yıllarca dolaştım durdum

    Baktım boş bakışlarla
    Buradaki milyonlara

    Muhtemelen hepimiz yalnız başımıza öldük
    Çok, çok uzun zaman önce

    Kim bilebilir? Ben değil
    Biz asla kontrolümüzü kaybetmedik
    Sen şimdi yüz yüzesin Dünyayı satan adamla

    David Bowie. 1970

    Albüm çok fazla satmaz ama satın alanlar arasında ortak bir görüş vardır: “Mükemmel”. Plağın ardından büyük reklamlarla desteklenen başarılı bir Amerika turnesi gelir. Bu albümü yavaş ama iyi satan “Hunky Dory” izler. “Hunky Dory” daha yumuşak ritmlerle bezenmiş, nispeten kolay dinlenir olsa da hâlâ ürkütücüdür. Bowie 1972 yılının başında Melody Maker dergisiyle yaptığı bir röportajda ilk defa olarak biseksüel olduğundan bahseder. Daha sonra açıkladığına göre de ’70’te evlendiği karısı Angie bunu bilerek ve kabul ederek kendisiyle evlenmiştir. Ancak burada Bowie’de sık sık karşılaşılan bir başka durum ortaya çıkar. Yaratmak istediği imaj uğruna çoğu zaman (pek çok Rock starı gibi) yalan söylemekten kaçınmaz. Bowie’nin Playboy dergisine daha sonra yaptığı açıklamaya göre Bromley Art School‘da yapmış olması gereken “icraatlardan hiçbiri arkadaşlarınca doğrulanmamıştır. Hatta arkadaşlarının Bowie hakkındaki ortak kanısı onun sadece kızlarla ilgilendiği ama bu konuda da pek başarılı olamadığı yolundadır.

    Ziggy Played Guitar…

    1972’de Ziggy Stardust tipini yaratarak müzik yaşamının en önemli bölümüne girer. Bu tip “The Rise And Fall of Ziggy Stardust And the Spiders From Mars” albümüyle ortaya çıkmıştır. Ziggy hastalıklı bir Rockstardır. Popüler bir kurtarıcı, başka bir gezegenden gelen yarı robot yarı insan karışımı bir yaratıktır. Ziggy’nin grubu ise Mars’tan gelen örümceklerdir (The Spiders From Mars). Ziggy, Rock’ı sadece bir enerji aktarımı ya da alışverişi olarak görür. Bowie’nin sonradan söylediğine göre Ziggy de tıpkı daha önce yarattığı ve daha sonra yaratacağı karakterler gibi boyanmış bir “hiç’ten başka bir şey değildir.

    Ziggy Stardust albüm kapağı

    Bowie’nin bütün sahne şovları artık tiyatraldır. Önceki albümlerdeki konuların arasında yaşayan bir Rock süperstarı olan Ziggy ile birlikte Bowie, bir anda ’70’lerin en önemli Rock figürlerinin arasında bulur kendini. Birçok müzik kritiği Ziggy Stardust olayını Beatles‘tan sonra İngiltere’deki en etkili Rock olayı olarak değerlendirir.

    Bowie bu yıllarda prodüktörlüğe de soyunur “adam ve kurtaran adam” olarak bir hayli “hayır” işler. Örneğin Lou Reed‘in bitmiş müzik hayatını canlandırır. Sıkı bir Velvet Underground hayranı olan Bowie en az kendisi kadar önemli bir müzik adamı olan Lou Reed’le bu yıllarda birlikte de çalışmıştır. Reed’in kötü prodüksiyondan dolayı neredeyse hiç satmayan ilk solo plağından sonra Reed’i bulur ve sonraki plağı “Transformer”ın prodüktörlüğünü yapar ve geri vokalleri de üstlenir. Bu albüm sayesinde Reed hem plağını satar hem de tekrar gündeme gelir. Sürünen Mott The Hoople grubunun hayatını kurtarır, ün kazandırır. Hem söylemeleri için “All the Young Dudes” adlı bestesini hibe eder hem de prodüktörlüklerini yapar. Sonuç mükemmeldir, şarkı listelerin tepesine kadar çıkar ve grup canlanır.

    David Bowie ya da namı diğer Ziggy artık sürekli turnededir. Bu turnelerde biçimini oluşturduğu albüm “Aladdin Sane”ile Bowie’nin dışında bir isim daha öne çıkar: Gitarist Mick Ronson. Bu albümden sonra Bowie sürekli değişimini sürdürmeye devam eder. “David Live” ikili konser albümünün kayıtlarının yapıldığı turda Soul ve Rhythm and Blues türlerinin etkisi altında bir Bowie vardır. Bu etkilerin sonuçlarını ’75 albümü “Young Americans” da gözlemek mümkündür. Bu albümden çıkan iki hit şarkının biri albümle aynı adı taşıyan şarkı, diğeri de John Lennon‘la beraber yazdıkları “Fame”, en başarılı Bowie şarkılarından birisidir. Aynı yıl ’69 şarkısı “Space Oddity” yeniden yayımlanır ve ilk çıktığından tam 6 yıl sonra bir numara olur.

    Dawid Bowie ’75 yılının son aylarını “Dünyaya Düşen Adam” filminin çekimleriyle geçirir. Daha sonra ’76 yılında o güne kadar kazandığı başarının verdiği güvenle daha garip yollara uzanmada bir sakınca görmez ve “Station to Station”albümünü yapar. 6 uzun şarkıdan oluşan bu albümden sonra yayımlanan üç albüm yine çok iddialıdır. Bunların en başarılısı ’78 albümü “Heroes”, dönemin Rock müziğine tam uyduğu için birçok yeni Bowie fanatiği türemesini sağlar. Bu yıllarda birlikte çalıştığı elektronik ve elektronikli aletler dehası Brian Eno‘nun “Heroes”, “Low” ve “Lodger”albümlerine olan katkıları da Bowie’nin başarısının önemli bir bölümünü oluşturur.

    Ziggy Stardust albüm tanıtım afişi

    1980 yılında yayımlanan “Scary Monsters” albümünden sonra “bir sonraki albümümde dans edilebilir şarkılar olacak” sözü veren Bowie, bu sözünü tutar ve 1983’te “Let’s Dance” albümünü yayımlar. Albüm bir anda en çok satan Bowie albümü haline gelir. Nile Rodgers, Omar Hakim ve geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Stevie Ray Vaughan gibi isimlerden oluşan gerçekten “muhterem” ve yeni bir kadroyla yapılan bu albümde sadece şarkı söyleyen bir Bowie çıkar karşımıza. Birtakım eski Bowie hayranları albüm için “boşversene” şeklinde yorumlar yapsa da Bowie’nin bu albümü Atlantik’in iki yakasında da bir numara olur.

    David Bowie ’70’lerden sonra ’80’lerde de Rock sahnesinin önlerinde saf tutacağını açık seçik gösterirken değişik isimlerle birlikte “kazanmaya” da başlamıştı. ’81’de Queen‘le “Under Pressure”, ’82’de Bing Crosby‘le “Peace On Earth” ve ’85’te Mick Jagger‘la “Dancing In the Street”i yaptı.

    Ancak 1987 albümü “Never Let Me Down” Bowie’ye tehlike çanlarının çalmaya başladığını gösterdi. Acilen yeni bir şeyler üretmesi gerekliydi. Herkes Bowie’nin bir süre ortadan kaybolup sonra bomba gibi bir dönüş yapmasını beklerken o herkesi bir kere daha şaşırttı ve uzun yıllardan beri yalnız sürdürdüğü müzik yaşamını bir grupla birlikte devam etme kararı aldı: Tin Machine.

    David Bowie artık Tin Machine‘in bir üyesiydi. Üstelik grupta hiçbir şekilde kendini ön plana çıkarmayan bir Bowie vardı karşımızda. Grupta eski Bowie şarkıları çalınmadığı gibi bestelerin çoğunun Bowie’ye ait olmasına karşın Tin Machine sound’u Bowie sound’u da değildi. Tin Machine için her kafadan bir yorum çıktı. Kimi Bowie’nin bu sefer eski sound’ların peşinde koşturduğunu söyledi, kimi de Bowie’nin “ileri”sinin müziğini yaptığını. Oysa genelde unutulan “Bowie” eşittir “Tin Machine” olmadığıydı. Ayrıca grubun yaptığı zaman zaman yoğun Blues etkisi altında ama dönemin sound’una ters düşmeyen çizgisiyle sadece “kendi” müziğidir. Tabii Bowie’nin karıştığı her işte olduğu gibi bunda da ortaya çıkan marjinalliği unutmamak gerekir.

    46. sayfa
    47. sayfa

    Scary Monsters (and Super Creeps)

    26 Mayıs’ta İngiltere’de tekrar yayımlanan ’80 albümü “Scary Monsters” çok küçük bir gecikmeyle bugünlerde ülkemizde de yayımlanacak. 1980 yılında RCA plak şirketi tarafından yayımlanan albüm bu sefer İngiltere’nin en tutucu ve en fazla para kazanan plak şirketlerinden EMI tarafından yayımlandı. İlk çıktığı 1980 yılında Amerika listelerinde 12, İngiltere listelerinde de 1 numaraya kadar çıkan bu albüm kısa sürede en fazla gelir getiren Bowie albümlerinden birisi olmuştu.

    Scray Monsters albüm kapağı

    “Fashion”, “Ashes To Ashes”, “Scray Monsters” ve “Up the Hill Backwards” gibi unutulmaz şarkıları barındıran albümde dikkat çeken önemli bir ayrıntı da Bowie’nin kadrosu. King Crimson‘ın beyni Robert Fripp, The Who‘nun efsane gitarcısı Pete Townshend ve Bruce Springsteen‘in grubundan tanıdığımız Roy Bittan bu kadronun en önemli isimleri.

    Scray Monsters kapak orijinal fotoğrafı

    Albümde 4 tane de “hediye” şarkı var. Plağın RCA tarafından yayımlanan orijinalinde bulunmayan bu şarkılar EMI tarafından yapılan 1992 basımına eklenmiş. Hediyelerden “Space Oddity” ve “Alabama Song” ’79’da İngiltere’de yayımlanan ’45’liğin iki yüzünü oluşturuyor. Bunlardan “Space Oddity” yukarıda bahsettiğimiz, Bowie’yi ünlendiren şarkının akustik bir versiyonu. Diğeri “Alabama Song” ise ülkemizde daha çok The Doors‘tan tanınan ve sözleri Bertolt Brecht‘e, bestesi Kurt Weill‘e ait, ilk defa ’56’da ünlü olmuş neşeli bir şarkı. Diğer iki şarkıdan “Crystal Japyan” ’79’da Japonya’da, ’81’de İngiltere’de yayımlanan bir single’dan transfer. Albümün (yeni haliyle) hiç yayımlanmamış tek şarkısı “Aladdin Sane” albümünden tanıdığımız “Panic In Detroit”in ’79 yılında yeniden düzenlenmiş ve kaydedilmiş hali.

    Sonuçta – After All

    Lütfen onları nazikçe sendelet, düşmeyi sevmezler
    Oh, jingo tarafından
    Öfkeye yer yok, çünkü hepimiz çok küçüğüz
    Oh, jingo tarafından
    Yüzümüzü boyuyoruz ve gökten,
    cennetten gelen düşüncelere göre giyiniyoruz
    Ama onlar sanıyor ki gizli bir balo düzenliyoruz
    Biri onları da çağırsın, onlar sadece biraz daha uzun çocuklar
    Hepsi bu işte,
    Sonuçta

    İnsan bir engel, palyaço kadar hüzünlü (ah, aman tanrım!)
    Oh, jingo tarafından
    Hiçbir şeye tutunma, böylece seni hayal kırıklığına uğratamaz
    Oh, jingo
    Bazı insanlar birlikte yürüyor
    Bazıları ise yalnız
    Birkaçının hayatı kolayca akar
    Ama çoğu bocalar

    Bazıları ise yalnız Kimileri koşuyor, küçükleri sürünüyor
    Kimileri sessizce oturuyor, onlar sadece büyük çocuklar,
    Hepsi bu kadar,
    Sonuçta

    Sözlerimle, geçici akorları gölgeleyerek, küstahça şarkı söylüyorum

    Zamanını ödünç aldım ve aradığım için özür dilerim
    Ama bu düşünce yeni aklıma geldi
    Biz hiç kimsenin çocuğu değiliz
    Sonuçta

    Yeniden doğuşuna kadar yaşa ve istediğini yap
    Oh, jingo tarafından
    Söylediklerimin hepsini unut, lütfen bana kötülük yapma,
    jingo tarafından

    Sonuçta, sonuçta

    art rock david bowie glam rock rock stüdyoimge yabancı
    Previous ArticleMavi Sakal: 90’lar Plakla Buluştu
    Next Article Progressive Rock Ansiklopedisi: Rocker’ın Başucu Kitabı
    Metin Solmaz

    Siberalem.com, Idefix.com, Overteam Medya ve Collective Global'in kurucularından girişimci ve yazar. Çok yerde yaşadı ama Ankaralı.

    İlgili Yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026By Bülent Seyitdanlıoğlu

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026By Recep Karaş

    Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

    16.03.2026By Meral Akman

    Fırtına Sonrası: Rainbow Rising

    13.03.2026By Turgay Yalçın

    Değişen Pop Atmosferi ve Japan – Quiet Life (1979)

    11.03.2026By Sabahattin Bilgiç

    Mert Göçay (Nemrud) ile Kozmik/Progresif Anlatı

    09.03.2026By Bülent Seyitdanlıoğlu
    En son yazılar
    Konser & Etkinlik

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    By Bülent Seyitdanlıoğlu18.03.2026

    BaBa ZuLa, 30. yılını hipnotik performanslarla kutluyor. Geleneksel tınıları, Saykedelik Rock ve doğaçlamayla harmanlayan grubun İstanbul’da gerçekleşen bu özel gecesini, tesadüflerle örülü bir yolculuğun izlenimleriyle Stüdyoİmge’de keşfedin.

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Phil Campbell: Motör Hâlâ Çalışıyör

    16.03.2026
    Öne çıkanlar

    Görkem Karabudak: Oyun Alanından Derinliğe ve Müziğin Akışına Teslim Olmak

    28.01.2026

    Can Tutuğ: Gündüz Psikiyatrist, Gece Vibrafoncu

    24.02.2026

    Mert Göçay (Nemrud) ile Kozmik/Progresif Anlatı

    09.03.2026

    Killing Will: Modern Metal Sahnesinde Kendine Yer Açan Grup

    12.03.2026
    Etiketler
    aleister crowley alternative rock anadolu pop armageddon turk art rock blues bobby beausoleil bulutsuzluk özlemi caz cem karaca derleme devil duman elektronik ercan birol folk rock graham bond grunge görkem karabudak hakan türkoğlu hard rock hayko cepkin heavy metal indie iron maiden kargo led zeppelin maiden turkey mavi sakal müzik basını orkun tunç pop progressive rock psychedelic rock punk rock stüdyoimge tarih teoman tiyatro tünay akdeniz vecdi yücalan yabancı yerli çilekeş
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • Bluesky

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Hakkımızda

    Stüdyoİmge: Türkiye’de Rock kültürünün sesi, sözü ve belleği…

    1985, 1989 ve 1992-1993 yıllarında basılı dergi olarak okurlarıyla buluşan Stüdyoİmge, günümüzde yayın hayatını online bir dergi olarak sürdürüyor. Günümüzün Stüdyoİmge yayınında, basılı dönemden bugüne uzanan ekip üyelerinin yanı sıra, yeni katılan (görece) genç kalemlerin enerjisiyle dinamik bir bütün ortaya çıkıyor.

    Son yazılar

    Baba Zula: 30. Yıl Gecesi’nde Bir Tesadüfler Zinciri

    18.03.2026

    Demir Demirkan: Pentagram Bir Gruptan Fazla, Bir Pakt

    17.03.2026

    Dinleme Biçimi Değişirken: Eray Düzgünsoy ile Müzik Üzerine

    16.03.2026

    Bültenimize abone olun

    Stüdyoİmge'de yayınlanan yazıları çıktığı anda e-posta gelen kutunuzda görün.

    Stüdyoİmge
    Facebook X (Twitter) Instagram Bluesky
    • Anasahne
    • Künye
    • Dosyalar
    • Röportajlar
    • Eski Sayılar
    © 2026 Stüdyoİmge. Sitedeki bütün yazılar yazarlarına, fikirler ise söyleyenlerine aittir.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.