Psikiyatrist, radyocu ve vibrafoncu Can Tutuğ ile; cazın Türkiye’deki yalnızlığını, pandemi günlerinin “Huzursuzluk”unu, solo albüm cesareti ve sahnede kalma inadı üzerine samimi bir sohbet. Müzik, emek ve özgürlük arasında sıkışan bir hayatın iç sesi.
yerli üzerine yazılar:
Müzik ve müzisyenin mechul geleceğine ait fikir yürütmeler devam ediyor; Selim Öztürk düşündüklerini kaleme aldı. Müzisyen ve Prodüktör olarak anlattıklarını bereberce okuyalım.
Sokaktan çıkan ham ve filtresiz bir sesin, yıllara meydan okuyan sadakati… Kramp, 80’lerden bugüne uzanan hikâyesiyle yalnızca bir Rock grubu değil; bir mahallenin, bir kuşağın ve hâlâ sahne önünde bekleyenlerin ortak hafızası.
Sadık Gürbüz ile Mine Gürevin’in yaptığı bu söyleşi, Türkünün yalnızca bir müzik değil, bir onur ve direnç meselesi olduğunu hatırlatıyor. Muhsin Ertuğrul tiyatrosundan 12 Eylül’e, Ruhi Su’dan bugüne uzanan bu anlatı, susmayan bir sesin hafıza ve vicdanla kurduğu bağı görünür kılıyor.
Tibet Ağırtan, Kadıköy Sahne’de yeni dönem şarkılarıyla MaviSakal mirasını aynı potada eritiyor. Rock’n Roll ve Blues ağırlıklı şarkılar, konuklar ve Ankara ruhuyla şekillenen bu konser, bir gecelik bir buluşmadan fazlasını vadediyor.
The Ringo Jets, stüdyoda enerji kokan canlılıkla; sahnede ise bağımsızlığın inadına tutunarak ilerliyor.
1989’daki Stüdyoİmge’nin ikinci macerasının ilk sayısı için Cem abi’yi aradık ve “Bize röportaj verir misin?” dedik. 1985 yılındaki ilk macerada Almanya’daydı. Ama döndüğünde onunla tanışmış ve Cem abi’ye ilk macerayı anlatmıştık. O bizi sevdi, biz onu çok sevdik. O cesaretle istedik röportajı. Ve o koca yüreğiyle, “Hemen yapalım” dedi. İşte bu röportaj, o röportaj.
Anadolu Rock’ın efsane sesi Cem Karaca, aramızdan ayrılışının yıl dönümünde dostlarının tanıklıklarıyla anılıyor. Taner Öngür ve Vecdi Yücalan, usta sanatçının bilinmeyen tekne maceralarını, sahne disiplinini ve genç müzisyenlere bıraktığı mirası Stüdyoİmge için anlatıyor.
Müzik ve müzisyenin meçhul geleceğine ait fikir yürütmeler devam ediyor; Deniz Durukan düşüncelerini yazdı. Müzik yazarı olarak anlattıklarını kayda aldık.
Merih Akoğul’un bu yazısı, Cem Karaca’yı bir ikon olarak değil; bir semtin, bir kuşağın ve kişisel hafızanın içinden geçen canlı bir figür olarak ele alıyor. Anılar, mekânlar ve şarkılar arasında dolaşan anlatı, müziğin hayatla nasıl iç içe geçtiğini samimi bir tanıklık üzerinden kuruyor!
