Motörhead hiçbir zaman yalnızca bir grup olmadı; bir tavırdı, bir gürültüydü, bir hayat biçimiydi. Heavy Metal için fazla Punk, Punk için fazla Metal. Phil Campbell’ın ardından Motörhead’in gürültülü ama dürüst mirasına kısa bir selam.
Portre üzerine yazılar:
Kocaman bir trenle başlayan bir hayranlık hikâyesi: Big Big Train’in, Longdon sonrası dönüşümünden “Woodcut”ın kolektif ruhuna uzanan bu yazı, Prog Rock’ın kalp, hafıza ve kabullenişle nasıl yeniden doğduğunu anlatıyor.
Anadolu Rock’ın efsane sesi Cem Karaca, aramızdan ayrılışının yıl dönümünde dostlarının tanıklıklarıyla anılıyor. Taner Öngür ve Vecdi Yücalan, usta sanatçının bilinmeyen tekne maceralarını, sahne disiplinini ve genç müzisyenlere bıraktığı mirası Stüdyoİmge için anlatıyor.
Merih Akoğul’un bu yazısı, Cem Karaca’yı bir ikon olarak değil; bir semtin, bir kuşağın ve kişisel hafızanın içinden geçen canlı bir figür olarak ele alıyor. Anılar, mekânlar ve şarkılar arasında dolaşan anlatı, müziğin hayatla nasıl iç içe geçtiğini samimi bir tanıklık üzerinden kuruyor!
Gerçekle hayalin arasında salınan; Caz’ın gölgesiyle ya da Rock’ın uğultusuyla beslenen efsanevi bar. Murakami’nin romanlarındaki melodilerle var olup, yok olan “Peter Cat” efsanesine bir yolculuk yaptırıyor Meral Akman.
70’lerin romantik gençlik şarkılarından 80’lerin mistik ve felsefi evrenine uzanan benzersiz bir dönüşümün mimarı. Müziği; yalnızca duygulara değil, varoluşun en derin sorularına dokunan bir içsel seyahat alanı açtı. Her dönemi, kendi içinde bir manifestoydu.
