Merih Akoğul’un bu yazısı, Cem Karaca’yı bir ikon olarak değil; bir semtin, bir kuşağın ve kişisel hafızanın içinden geçen canlı bir figür olarak ele alıyor. Anılar, mekânlar ve şarkılar arasında dolaşan anlatı, müziğin hayatla nasıl iç içe geçtiğini samimi bir tanıklık üzerinden kuruyor!
